Bizi Takip Edin

Amerika

Hegseth’in yıllara yayılan İran düşmanlığı

Yayınlanma

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, yıllardır kitaplarında, Fox News yayınlarında, eğitim videolarında ve 2018’de Kudüs’te düzenlenen bir İsrail medya konferansında yaptığı konuşmada İran düşmanlığını şiddetli şekillerde ifade etti.

The Guardian, Pentagon şefinin İran hakkında yaptığı yorumları derledi.

Örneğin, Hegseth 2020 yılında yayınlanan bir kitabında, İran liderlerinin “Batıya diz çöktürmek için aktif olarak askeri araçlar, özellikle de nükleer silahlar aradıklarını” yazıyordu.

Hegseth, aşırı sağcı medya platformu PragerU için 2017 yılında hazırlanan bir videoda İran’ı “Amerika’nın ölümcül düşmanı” olarak nitelendirmişti.

Hegseth, 2018’de bakanların da aralarında bulunduğu İsrailli bir dinleyici kitlesine İran’ı “ahtapot” olarak nitelendirmiş ve “İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için kötü niyetli birçok kolu olduğunu” ve “Amerika’nın varlığını tehdit eden bir nükleer kapasite” inşa etmekle meşgul olduğunu söylemişti.

“Amerika’yı seviyorsanız, İsrail’i de sevmelisiniz”

Hegseth, 2020 tarihli kitabında şöyle yazıyordu:

“İsrail’i sevmeden Amerika’yı sevebilirsiniz – ama bu bana, İncil ve Batı medeniyeti hakkındaki bilginizin ne yazık ki eksik olduğunu gösterir.

(…)

“Amerika’yı seviyorsanız, İsrail’i de sevmelisiniz. Tarihimizi, inancımızı ve özgürlüğümüzü paylaşıyoruz.”

(…)

“İsrail, hem İslamcılar hem de uluslararası solcular için bir numaralı düşmandır – bu tek başına onu sevmek için bir neden.”

2020 yılında yayınlanan American Crusade (Amerikan Haçlı Seferi) kitabında Hegseth, İran’ı El Kaide ve İslam Devleti ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri için varoluşsal bir tehdit olarak gösteriyor.

Aynı kitabın “İslamcılık: En Tehlikeli ‘izm’” başlıklı bölümünde Hegseth, İslamın farklı kollarına bağlı olan ve birbirleriyle çatışan grupları ve devletleri bir araya getirerek şöyle yazıyor:

“Amerika İslam’la savaşta değil, ama İslamcılarla her zaman savaş halindeyiz. El Kaide, İslam Devleti, Taliban, İran ve benzerleri, ‘birlikte yaşama’ planı olmayan İslamcı hareketin en son tezahürleri. Toprak, güç, demografik ve siyasi avantajlar peşindeler ve Batıya diz çöktürmek için aktif olarak askeri araçlar, özellikle nükleer silahlar arıyorlar.”

Bazı ABD’li komutanlara göre İran savaşı “Tanrının planı”

“Irak’ta siyasi boşluğu İran, güvenlik boşluğunu IŞİD doldurdu”

Aynı pasajda Hegseth, mevcut çatışma sırasında İran füzeleriyle vurulan ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan’a da vuruyor ve Krallığın “petrol parasıyla Müslüman dünyasında, Avrupa’da ve hatta burada, ABD’de radikal, Batı karşıtı İslam okulları (medreseler) ve camileri finanse ettiğini” yazıyor.

Kitabın başka bir bölümünde Hegseth, İran’ı “Irak’ı işgal eden kötü niyetli bir güç” olarak gösteren bir pasaj eklemiş. Bu pasaj, Hegseth’in sadece “Texas Omar” olarak tanımladığı Iraklı bir kaynağa atfediliyor.

Hegseth, Omar’ın sözlerini aktarıyor

“İran’ın bu durumdan nasıl yararlanmak istediğini de gördük ve onların etkisine karşı durmamız gerekiyordu. Bu kötülüğe karşı savaşmak için ölmeye hazırdık. Diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmeye hazırdık.”

Hegseth, 2020’lerde muhafazakâr hareketin propagandasında uzman bir ses olarak ortaya çıktığında da benzer bir retorik kullandı.

2017 Prager U videosunda, İran’ı ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle oluşan boşluğu dolduran bir ülke olarak tasvir ederek şöyle diyordu:

“Irak’ın doğusundaki komşusu ve Amerika’nın ölümcül düşmanı İran, siyasi boşluğu doldururken, IŞİD güvenlik boşluğunu acımasızca sömürdü.”

Fox News günleri: “Ilımlı İran yöneticileri diye bir şey yok”

Fox News’te konuk, katkıcı ve sunucu olarak geçirdiği on yıl boyunca Hegseth, İran’a karşı savaşçı bir tutum sergileme konusunda tutarlı bir tavır sergiledi.

14 Ocak 2014 tarihinde, Nexis’in bölüm transkriptine göre, Hegseth The Kelly File programına gazilerin savunucusu olarak katıldı ve İran’ın o dönemki dışişleri bakanı Cevad Zarif’in, 2008 yılında bir araba bombasında öldürülen eski Hizbullah 2 numarası İmad Muğniye’nin mezarına çelenk bıraktığını söyledi.

Hegseth, bu olayı, Obama yönetiminin rejimle o dönemde yaptığı geçici nükleer anlaşmayı eleştirmek için kullandı ve çelenk koyma olayının izleyicilere “bu rejimin gerçek niyetleri hakkında bilmemiz gereken her şeyi” gösterdiğini söyledi ve “bu yönetimin, İran’da artık ılımlılarla muhatap olduğumuza inanmak için kasıtlı olarak gözlerini kapattığını” eleştirdi.

Zarif ve o dönem sık sık ılımlı olarak nitelendirilen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin “Kudüs Gücü ve Hizbullah ile aynı kişiler” olduğunu ve “aynı insanları, aynı kontrolü, aynı ideolojiyi” temsil ettiklerini söylüyordu.

2020 yılında Hegseth, Fox News’te bir dizi programa katılarak Trump’ın emriyle Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesini de kutlamıştı.

3 Ocak’ta Hegseth, Fox Business’ta ortaya çıkarak suikastı övdü ve İran liderliğinin diğer üyelerine yönelik bir tehdit niteliğinde açıklamalarda bulundu:

“İran bugün, belki de tekrar bir şey yapacağımızdan endişelenmeli. Amerikalıları öldürmeye devam ederseniz, belki de sıradaki ikinci generalinizdir. Biz en üstteyiz. Siz bize cevap verirsiniz, tersi değil.”

Birkaç gün sonra, 8 Ocak 2020’de, İran’ın ABD güçlerinin bulunduğu Irak üslerine misilleme füze saldırıları düzenlemesinin ardından, Hegseth Fox & Friends programına çıkarak İran’ın nükleer programına karşı askeri harekat için doğru zamanın geldiğini ima etti:

“Irak’tan ayrılıp ayrılmamamız, bizim şartlarımıza göre ve İran’ı nasıl kontrol altına alacağımıza ve onların nükleer bomba elde etme yeteneklerine göre belirlenmeli… Şu anda, onların bu yeteneklerini ortadan kaldırmak için doğru zaman olabilir.”

Eski ABD ordusu mensubu Krapivnik: İran’da intihar görevi peşindeyiz

Kudüs konuşması: Harem’üş Şerif’te yeni Yahudi tapınağı inşasına destek

2018’de Hegseth, Arutz Sheva (Israel National News olarak da bilinen İsrail medya kuruluşu) tarafından Kudüs’te düzenlenen konferansta konuşma yaptı.

Hegseth konuşmasında, Obama yönetimi tarafından müzakere edilen İran nükleer anlaşmasını “ihanet” olarak nitelendiriyordu:

“Obama yönetimi, nükleer silahlara kaçınılmaz bir yol açan korkunç bir anlaşma imzalamak için elinden gelen her şeyi yaptı ve milyarlarca dolarlık fon sağladı. Nefret dolu terörist İran rejimi, Amerika’nın ve İsrail’in yok olmasını istiyor.”

Hegseth daha sonra, İsrail-Filistin çatışmasıyla ilgili, ABD’nin ana akım politikasından oldukça uzak bir dizi açıklamaya geçti.

Hegseth, “bugün Amerika’daki entelektüellerin ağzından hâlâ damlayan sözde iki devletli çözüm”ü eleştirdi ve “Bugün sahaya bakarsanız, iki devletli çözümün sonucu diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Burada tek bir devlet var,” diye ekledi.

Dinleyicilerini, İsrail yerleşimci hareketinin dilini kullanarak “Yahudiye ve Samiriye”, ya da Batı Şeria’nın ilhakı konusunda harekete geçmeye çağırdı:

“Bilet alın, harekete geçin, İsrail’de yapılması gerekeni yapın, çünkü Amerika’nın sizi destekleyeceği bir an olduğuna gerçekten inanıyorum.”

Hegseth ayrıca Harem’üş Şerif’te Yahudi tapınağının yeniden inşasını savundu. Bu, Orta Doğu siyasetinde en tartışmalı konulardan biri, çünkü bu bölge İslamın üçüncü kutsal mekanı olan Aksa Camii’ne ev sahipliği yapıyor.

Bunu, 1917’deki Balfour Deklarasyonu, İsrail’in 1948’deki bağımsızlığı, 1967’deki Altı Gün Savaşı ve Trump’ın 2017’de Kudüs’ü ülkenin başkenti olarak tanıması gibi bir dizi Siyonist “mucize”nin bir parçası olarak nitelendiren Hegseth, dinleyicilere “Tapınak Dağı’nda Tapınağın yeniden kurulmasının mucizesinin gerçekleşmemesi için hiçbir neden yok. Nasıl olacağını bilmiyorum. Siz de nasıl olacağını bilmiyorsunuz, ama ben bunun olabileceğini biliyorum,” diyordu.

Aynı konuşmada, Avrupa’yı “radikal İslam tarafından yakında boğulacak bir müze” olarak nitelendirdi.

“Tanrı da İsrail halkının yanındadır”

Hegseth’in ABD-İsrail ilişkilerine bakışı, sık sık Amerikan dış politikası ile İncildeki yükümlülükler arasındaki her türlü ayrımı ortadan kaldıran teolojik terimlerle ifade ediliyor.

Örneğin Amerikan Haçlı Seferi adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Tanrı da İsrail halkının düşmanlarına karşı yanında durur ve İsrail’i kutsayanları kutsar. Amerika, Tanrıyı onurlandırdığımız ve özgürlüğü sevdiğimiz için İsrail’in yanında durmalı.”

2018’de İsrail’de yaptığı konuşmada, İsrail’in sınırlarının genişletilmesini savunurken, dinleyicilere “vatansever Amerikalılar, evanjelik Hıristiyanlar ve inananlar arasında sahip olduğunuz desteği” dikkate almalarını söyledi.

The Guardian’ın önceki haberlerinde, Hegseth’in komutasındaki askerlere çatışma kurallarını görmezden gelmeleri tavsiyesinde bulunduğu, ABD ordusunun olası bir iç savaşta “taraf tutması” gerekebileceği görüşünü dile getirdiği ve bir podcast’te “alan egemenliği” adlı teokratik vizyonu desteklediği ortaya çıkmıştı.

Hegseth’in yayınlanmış eserlerinde Müslüman göçmenlerin Avrupa’ya göçüyle ilgili komplo teorileri ve İslam tarihi hakkında yanlış iddialar da dahil olmak üzere Müslüman karşıtı söylemler yer aldığı da ortaya çıktı.

Aynı kitap, ortaçağ haçlı seferlerini çağdaş çatışmalar için bir model olarak tasvir ediyor ve Hegseth’in koluna dövme olarak kazınmış “deus vult” (“Tanrı istiyor”) sloganını taşıyor.

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.

ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.

Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.

Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”

Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.

Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.

Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.

Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.

İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.

Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.

Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor

Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.

Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.

Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.

Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.

Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.

Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.

WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.

Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English