Bizi Takip Edin

Görüş

Hindistan için Şili neden önemli?

Avatar photo

Yayınlanma

Güney Amerika’nın sosyoekonomik açıdan en istikrarlı ve refah ülkelerinden biri olan Şili’nin 2022’den beri Cumhurbaşkanı olan 39 yaşındaki Gabriel Boric Font, 5 günlük uzun bir ziyaret için 1 Nisan’da Delhi’ye ulaştı. Hindistan Başbakanı Narendra Modi bunu X hesabında şöyle bildirdi: “Hindistan özel bir dostu ağırlıyor! Delhi’de Cumhurbaşkanı Gabriel Boric Font’u ağırlamak büyük bir mutluluk. Şili, Latin Amerika’da bizim için önemli bir dost. Bugünkü görüşmelerimiz Hindistan-Şili ikili dostluğuna önemli bir ivme kazandıracak.”

Hindistan’ın medya ve politik çevrelerindeki genel eğilim, büyük güçlerin liderleri Hindistan’ı ziyaret ettiğinde bir heyecan yaratıyor. Amerika, Japonya, Avrupa Birliği, Çin ve Rusya’dan liderler kamuoyunun büyük ilgisini çekiyor. Rusya Devlet Başkanı Putin’in önerilen ziyareti halihazırda büyük bir heyecan konusu, örneğin. Ancak bununla birlikte Başbakan Modi bu eğilimden uzaklaşıyor gibi ve küçük ve orta güçteki ülke liderlerini davet ediyor ve artık bu noktada da bir trend yakalamaya çalışıyor gibi gözüküyor.

İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 76. yıldönümünü kutlamak üzere Narendra Modi’nin daveti üzerine Hindistan’a varışının ilerleyen günlerinde Hint medyasına röportaj veren ve çeşitli mecralarda konuşma yapan Gabriel Boric, Modi’nin “herkesle ilişki kurma” biçimine hayranlığını dile getirerek, “Şili’yi Hindistan için bölgede bir merkez haline getirmek istiyorum” dedi. Hindistan’ın demokratik değerlerine övgüde bulunarak, ülkesinin bağları güçlendirme arzusunu dile getirdi ve “Başbakan Modi’nin günümüzde tuhaf bir statüsü var; dünyadaki her liderle, Bay Putin, Bay Trump, Bay Zelensky ile ve Avrupa Birliği ile ve BRICS’teki Latin Amerika liderleri ile veya İran ile konuşabiliyor. Bu, şu anda başka hiçbir liderin yapamayacağı bir şey. Siz (Başbakan Modi) günümüzün jeopolitik atmosferinde kilit bir oyuncusunuz,” diye ekledi. İlk kez Hindistan’a resmi ziyarette bulunan Boric ayrıca “Şili, dünyaya bağlı bir ülkedir. Tek bir ülkeye bağımlı değiliz; ancak Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, bölgemizdeki ülkeler, Latin Amerika, Asya Pasifik ülkeleri, Japonya, Endonezya, Avustralya ile ilişkilerimiz var ve şimdi Hindistan ile ilişkilerimizde daha derin çalışmak istiyoruz ve bugün bazı önemli adımlar attık,” ifadelerini kullandı.

1-5 Nisan tarihleri arasında Hindistan’da bulunan Şili Cumhurbaşkanı, Delhi’nin yanı sıra Şili ile iş yapmak isteyen şirketler, yerel politikacılar ve diğerleri ile görüşmek üzere Agra, Mumbai ve Bengaluru’yu da ziyaret etti. İkili ilişkilerin geliştirilmesinin ana hatları Delhi’de Başbakan ve Kabine meslektaşları ile görüşüldü. Ziyareti sırasında iki ülke çok sayıda Mutabakat Zaptı imzaladı. Ekonomik, politik ve kültürel bağları, Delhi ile hemen her alanda ikili bağları güçlendirmeyi amaçlayan Boric’in bu ziyaretinde kendisine bakanlar, parlamento üyeleri, üst düzey yetkililer, iş liderleri, medya temsilcileri ve Hindistan-Şili değişimlerine katılan kültürel figürlerden oluşan üst düzey kocaman bir heyet eşlik etti. “Son 16 yıldır Şili’den kimse buraya gelmedi ve bu 16 yılda Hindistan çok değişti” diyen Boric, “kültürel değişim, Antarktik keşfi, Şili’nin dünyanın Antarktik kıtasına açılan kapısı olması gibi önemli konularda bazı anlaşmalar ve mutabakat zaptları imzaladık” diye konuştu.

Delhi için Boric’in ziyareti birçok açıdan önemli: Birincisi, kendisi Şili’de öğrenci siyasetinden ülkenin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığına yükselen yeni nesil bir politikacı. İkincisi, Boric’in ziyareti Modi’nin Küresel Güney’i birleştirme planına oldukça uygun. Modi, Küresel Güney’in Sesi zirvelerinin üç edisyonuna katılımından dolayı Şili’yi takdir ederken bunu özellikle vurguladı. Ayrıca, üçüncüsü, Şili 1956’da Hindistan ile ticaret anlaşması imzalayan ilk Latin Amerika ülkelerinden biriydi. Daha da önemlisi, dördüncüsü, Hindistan ve Şili, tarihi olarak güçlü diplomatik ilişkilere sahip ve Şili, 1947’de Hindistan’ın Bağımsızlık Günü kutlamalarına özel elçi gönderen tek Latin Amerika ülkesiydi. Ki Her iki ülke de BM Güvenlik Konseyi reformları ve terörle mücadele gibi konularda birbirlerini destekleyerek çok taraflı forumlarda yakın bir şekilde işbirliği yapıyor. Şili, 2003’ten beri Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nde kalıcı bir koltuk için teklifini destekliyor.

1949’dan beri ılımlı ikili ilişkilere sahip iki ülke bağlarında başlıca bileşen ticaretti. İkili ticaret için bir çerçeve anlaşması 2005’te başlatıldı. Bu, Kısmi/Tercihli Kapsam/Ticaret Anlaşması’nın (belirli bir mal grubu üzerinde tarife indirimleri içeren temel bir ticaret anlaşması) bir ön koşulu olarak öngörülen her iki ülke arasında yaygın ekonomik işbirliğini teşvik etmeyi amaçlıyordu. Bir yıl sonra, her iki ülke arasında Mart 2006’da Tercihli Ticaret Anlaşması imzalandı ve Eylül 2007’de yürürlüğe girdi. Ve Tercihli Ticaret Anlaşması kapsamında, bu anlaşmanın işleyişini gözden geçirmek ve genişlemesini sağlamak için sürekli olarak hizmet eden bir Ortak İdari Komite oluşturuldu. 2016’da, her iki ülke de imtiyazlı oranlarda ticareti yapılacak ürün sayısında on katlık bir artışa işaret eden yeni bir Hindistan-Şili Tercihli Ticaret Anlaşması imzaladı. Hindistan’ın Şili ile ikili ticareti o yıl 2,6 milyar dolardı; 2024’te 3,8 milyar dolar. İlerleme kaplumbağa hızı ile olsa da Şili, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde Hindistan’ın beşinci büyük ticaret ortağı. Ve 2024 yılının ilk çeyreği itibarıyla Hindistan, Şili ihracatında altıncı büyük pazar konumuna geldi. Şili’deki Hint yatırımının yaklaşık 620 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Hint şirketleri Şili şirketlerini satın alarak veya ortak girişimler kurarak Şili pazarına girdi. Şili’nin Hindistan’daki yatırımı 118 milyon dolara ulaştı. Ancak Dışişleri Bakanlığı, doğrulanmamış kaynaklara dayanarak, Şili finans kuruluşlarının Hindistan finans sektörüne 3,2 milyar dolardan fazla yatırım yaptığını belirtiyor. Şimdi hem Boric hem de Modi, Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması hakkında görüşmeleri başlatma konusunda anlaştılar.

Günümüzde Şili, Hindistan’ın en hızlı büyüyen ithalat ürünleri arasında yer alan fındık, taze meyve, hazır gıda ve süt ürünleri dikkate alınırsa, fındık, elma, armut, kivi ve kirazın en büyük üç tedarikçisi arasında yer alıyor. Daha da önemlisi Şili, Hindistan’ın elektrik ve endüstriyel sektörleri için önemli bir hammadde olan bakırın dünyadaki en büyük üreticisi. Ayrıca, Delhi’nin elektrikli araçlara ve yenilenebilir enerjiye odağının artması ile birlikte Şili’nin geniş lityum rezervleri Hindistan’ın temiz enerji geçişi için potansiyel bir ortaklık sunuyor. Bakır, molibden ve iyot konusunda dünyanın (Hindistan’ın da) bir numaralı tedarikçisi olmasına karşın lityum konusunda henüz somut bir adımı görülmedi. Ki diğer ülkeler gibi Delhi’nin de lityum tedarik etmesi gerekiyor ve diğer alternatiflere kıyasla Şili kendisini birincil tedarikçi olarak konumlandırma niyetinde.

Bu ziyaret sırasında ikili ilişkilerin tüm yelpazesi gözden geçirildi ve birçok yeni girişimde bulunuldu. Şili Cumhurbaşkanı’nın, ikili ilişkilerin tamamını kapsayacak şekilde çeşitli sektörlerden büyük bir heyetle birlikte olduğunu belirtmiştik. Ki bu heyetin; bakanlar, akademisyenler, yöneticiler, girişimciler, kültürel aktörler, savunma personeli vb. gibi hemen her alandan üst düzey temsilcileri içerdiğini de ifade etmiştik. Ki heyetin büyüklüğü ve çeşitliliği, Başbakan Modi’nin de dikkatinden kaçmamıştı. Şili’nin Latin Amerika’daki diğer ülkelere kıyasla Hindistan’a daha fazla odaklanan bir stratejiye sahip olduğu söylenebilir Kİ ayrıca diğer hususların yanı sıra bölgede başka hiçbir ülkenin imzalamadığı Kısmi Kapsam Anlaşması’nın yürürlükte olduğunu da söylemiştik…

Bu ziyarette birçok Hint’i ilgilendiren önemli bir gelişme vize ile ilgili yaşandı. Şili Cumhurbaşkanı, Hint iş insanlarına çoklu giriş vizeleri duyurdu. Doğrusu diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında Şili’deki Hint diasporası oldukça küçük; binin biraz üzerinde. Yeni Delhi, Şili’ye e-vize olanağını zaten genişletmişti. Herhangi bir ikili ilişkide olduğu gibi bu ziyarette de halklar arası temaslara öncelik verildi; değişim ve kültürel programlar da görüşüldü. Özellikle, Şili üniversitelerinden herhangi birinde bir “Hindistan Kültürel İlişkiler Konseyi (ICCR) Hint Çalışmaları Kürsüsü” kurulmasına karar verildi. Ki bu karar, Delhi’nin gelişmiş global yumuşak gücünde artı bir adım.

Bunun yanısıra her iki ülkeden mineral ticareti büyük bir rol oynuyor Ki bu, her iki ülkedeki endüstrileri canlandırmak için gerekli. Her iki ülke arasında geleneksel ilaçlar konusunda bir Mutabakat Zaptı imzalandı. Hindistan, Yoga ve doğal sağlık (Ayurveda veya Ayurvedik tıp) ile birlikte geleneksel ilaçlar konusunda zengin bir geleneğe ve uygulamaya sahip. Bununla beraber Şili, Delhi’nin dikkatini demiryolları gibi altyapı inşa etmeye ve savunma hazırlığına destek vermeye çekti. Ki Hindistan da Şili’nin savunma personelini önde gelen enstitülerinde eğitmeyi teklif etti.

Delhi ayrıca Şili’ye dijital kamu altyapısını inşa etme yardımı teklif etti. Ki Hindistan’ın, dijital platformlar inşa etmede öncü olduğunu belirtmek gerek. Küçük bir çay tezgahında veya meyve satıcısında dahi dijital olarak ödeme yapılabilir, örneğin. Şili’nin, dijital sektörü geliştirmek için Hint teknolojisi ve bilgi birikiminden yararlanmak istediği açık. Ve diğer ilgi alanı ise ilaç endüstrisi; Cumhurbaşkanı, Hint ilaç üreticilerini ülkesinde ticaret yapmaya davet etti.

Latin Amerika ülkelerinden özellikle Şili’nin Hindistan’a özel bir eğilimi var..

Bu, Şili Cumhurbaşkanı’nın 5 gündür yanında kocaman bir heyetle Hindistan’da oluşundan rahatlıkla anlaşılıyor.

Son 20 yıldır yıllık ortalama yüzde 6’ya yakın bir oranda büyüyen (son 3 yıldır yüzde 7 civarı) ve 3,5 trilyon doların üzerinde bir GSYİH’ye sahip, giderek daha dinamik ve çeşitlendirilmiş bir ekonomi ile dikkat çeken ve 220 milyondan fazla insanın yeni deneyimler ve ürünler arayışında olduğu yükselen bir orta sınıfa sahip olması ile Şili ihracatına eşsiz bir fırsat sunan Delhi’nin daha iddialı bir ticaret ve yatırım çekme politikası sayesinde giderek dünyaya açılıyor oluşu, küresel tedarik zincirlerinin yer değiştirmesinden en çok yararlanan ülkelerden biri olarak yalnızca son on yılda nitelik ve kapsam bakımından birbirinden çok farklı 14 serbest ticaret anlaşması imza etmesi ve doğrudan yabancı yatırım açısından dikkat çekici rakamlar gösteriyor oluşu, diğerleri gibi Şili’yi de cezbediyor..

Delhi de Latin Amerika’da Şili’ye ayrı bir önem veriyor, özellikle Antarktik planları çerçevesinde..

“Bizi ayıran engin okyanuslara karşın doğa bizi eşsiz benzerlikler ile birbirine bağladı,” diyerek iki ülkenin Hint ve Pasifik Okyanusları aracılığı ile paylaştığı derin bağlantıyı vurgulamak adına, “Okyanuslar ile ayrılmış olabiliriz ama Himalayalar ve And Dağları, Hint Okyanusu ve Pasifik arasında paralellikler var” diyor Başbakan Modi.

Dışişleri Bakanlığı (Doğu) Sekreteri Periasamy Kumaran ise Hindistan-Şili ikili görüşmelerinin ardından medyaya brifing verirken “Şili, Antarktika’yı ve kutup bölgeleri ile ilişkili zorlukları daha iyi anlamamız için doğal bir ortak olarak kendini sunuyor. Açıkçası, Antarktik araştırmaları alanında Şili ile çalışmaya çok istekliyiz” diye konuştu.

ANTARKTİKA’YA AÇILAN KAPI

İki ülke 1 Nisan’da Delhi’de Modi ve Boric başkanlığında gerçekleşen heyet düzeyindeki görüşmelerin ardından bir Niyet Mektubu imzaladı. Görüşmelerin ardından ortak bir basın brifinginde Modi, “Şili’yi Antarktika’ya açılan kapı olarak görüyoruz,” dedi ve devam etti: “Bu hayati bölgede işbirliğini güçlendirmek için Niyet Mektubu konusunda bugün varılan anlaşmayı memnuniyetle karşılıyoruz.” İki tarafça yayımlanan ortak bildiriye göre, Niyet Mektubu’nun, Antarktik Deniz Canlı Kaynaklarının Korunması gündeminde ortaklığı, ikili diyalogları, ortak girişimleri ve Antarktika ve Antarktik politikaları ile ilgili akademik değişimleri daha da kolaylaştıracak mevcut Antarktik işbirliğini güçlendirmesi öngörülüyor.

“Ömürlük Rüya” olarak nitelenen Hindistan’ın Antarktik Programı, Yer Bilimleri Bakanlığı’na bağlı Ulusal Kutup ve Okyanus Araştırmaları Merkezi’nin denetimi altında multidisipliner ve çok kurumlu bir program. 1981’de Antarktika’ya ilk Hint seferi ile başlatılan Program, Hindistan’ın Antarktik Antlaşması’nı imzalaması ve ardından 1983’te Dakshin Gangotri Antarktik araştırma üssünün inşa edilmesi ile küresel kabul gördü. İki başarılı Hint gezisinin ardından 1983 yılındaki üçüncü gezisi sırasında kurduğu Antarktika’daki ilk bilimsel baz istasyonu Dakshin Gangotri, buza battığı için tedarik üssü olarak kullanılmaya başlanırken bu üs 1989’dan itibaren Maitri üssü ile değiştirildi. 2012’de hizmete giren en yeni üs ise 134 nakliye konteynerinden inşa edilen Bharati. Program kapsamında 43 bilimsel Antarktik keşif gezisi gerçekleştiren Hindistan tarafından atmosferik, biyolojik, toprak, kimyasal ve tıbbi bilimler inceleniyor.

Delhi, bilimsel araştırma ve stratejik çıkarlar için Antarktika’daki varlığını güçlendirirken Şili, Hindistan’ın kutup misyonlarında önemli bir kolaylaştırıcı rolü üstleniyor. Antarktika’ya coğrafi yakınlığı ve iyi gelişmiş lojistik altyapısı ile Şili, Hindistan’a buzlu kıtaya hayati bir erişim noktası sağlıyor. Şili’nin özellikle güneydeki Punta Arenas şehri, Antarktika’ya en yakın ve en erişilebilir noktalardan biri olarak hizmet veriyor. Magellan Boğazı’nın yakınında bulunan Punta Arenas, uluslararası Antarktik misyonları için kritik bir geçiş merkezi. Delhi için bu, personel, ekipman ve malzemeleri Antarktik araştırma istasyonları Maitri ve Bharati’ye taşımak için daha verimli bir rota sunuyor.

Şimdiye kadar Delhi’nin Antarktika seferlerinin başlangıç noktası, tüm programı Ulusal Kutup ve Okyanus Araştırmaları Merkezi’nin yönetmesi ile Hindistan’daki Goa veya Güney Afrika’daki Cape Town arasında değişti. Delhi’nin Antarktik programının çeşitli faaliyetlerine lojistik destek, Hindistan silahlı kuvvetlerinin ilgili kolları tarafından sağlanıyor. Delhi, Şili’nin gelişmiş Antarktik lojistik altyapısından yararlanarak Antarktik seferlerinin verimliliğini ve maliyet etkinliğini artırabilmeyi düşünüyor.

Antarktik Antlaşması Sistemi kapsamında bilimsel ilerlemelerde ve uluslararası işbirliklerinde önemli bir rol üstlenen Hindistan, 1981’den bu yana Antarktika’da aktif olarak araştırma yürütüyor. Kendi Antarktik araştırma programı aracılığı ile iklim değişikliği çalışmaları, buzul bilimi, deniz biyolojisi ve uzay hava durumu araştırmalarına katkıda bulunuyor. Hem Hindistan hem de Şili, Antarktika’da barışçıl bilimsel araştırmaları ve çevre korumayı teşvik eden Antarktik Antlaşması’nın imzacıları. Şili’nin Antarktik operasyonlarındaki yakınlığı ve kapsamlı deneyimi göz önüne alınırsa, iklim değişikliği ile iklim değişikliğinin küresel hava modelleri üzerindeki etkisi, deniz biyoçeşitliliği ile ekolojik çalışmalar ve kutup bölgelerinde sürdürülebilir kaynak yönetimi gibi araştırma alanlarında artan işbirliğinden faydalanabilir. Ve Şili kurumları ile yakın işbirliği yaparak çevre koruma protokollerine uyarken Antarktik araştırma yeteneklerini güçlendirebilir.

Hindistan’ın Antarktik araştırma faaliyetlerinin bilimsel keşiflerin ötesinde stratejik önemi de var. Hindistan, Antarktika’da araştırma istasyonları bulundurarak, Antarktik Antlaşması Sistemi kapsamında Antarktik yönetiminde aktif bir katılımcı olarak rolünü güvence altına alır. Antarktika’da güçlü bir varlık, Hindistan’ın Güney Yarıküre’deki veya Güney Okyanusu’ndaki deniz çıkarları ve uzun vadeli jeopolitik özlemleri ile uyumlu. Şili ile bağların güçlendirilmesi, Hindistan’ın Latin Amerika’da daha güçlü bir yer edinmesini sağlarken aynı zamanda Antarktik meselelerine katılımını da artırır. Şili’nin Antarktik yönetimindeki liderliği dikkate alınınca, iki ülke arasındaki daha yakın işbirliği, Hindistan’ın kutup jeopolitiğinde aktif bir oyuncu olmaya devam etmesini sağlar. Daha güçlü bir Hindistan-Şili ortaklığı, özellikle Güney Okyanusu bölgesinde deniz işbirliğini genişletmek için yollar açar. Hindistan’ın deniz ticaret rotalarını güvence altına alma ve yeni nakliye koridorları keşfetme konusundaki ilgisi hesaba katılırsa, Şili ile artan etkileşim Delhi için aynı zamanda Antarktik bölgesinde artan deniz ve ticari erişim anlamına gelir.

Şili’nin stratejik konumu, lojistik uzmanlığı ve Antarktik deneyimi onu Hindistan’ın kutup hedefleri için paha biçilmez bir ortak haline getiriyor. Şili ile bağları derinleştirerek Delhi yalnızca Antarktik araştırma programlarını güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Güney Yarımküre’deki jeopolitik varlığını da artırmayı planlıyor. Antarktika’daki bilimsel ve stratejik ayak izini genişletirken Hindistan-Şili işbirliği, Delhi’nin buzlu kıtadaki gelecek çabalarını şekillendirmede önemli bir rol oynayacak gibi gözüküyor…

Görüş

Fotoğraf altı yazısı ve davetli listesi: Batı’nın ŞİÖ haberlerinin açıklayamadığı Türkiye

Yayınlanma

Thomas Karat, davranış analisti

Batılı ajansların Bişkek’ten geçtiği fotoğraf, anlamı baştan tayin edilmiş bir paket halinde ulaştı. Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın tören kıtası önünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e refakat ettiği karenin üzerinde, fotoğraf altı yazısı ABD GÜCÜNE KARŞI KOYMAK şeklindeydi. Karenin kendisi bildik bir diplomatik seremoniyi, kırmızı halıda yürüyen iki devlet başkanını gösteriyordu yalnızca. Fotoğraf altı yazısı ise karenin sunmadığı unsurları tamamlıyordu: bir hasım, bir amaç ve Batılı okurun endişesini yöneltmesi gereken istikamet. Tarafsız görüntü ile peşin hükümlü sözcükler arasındaki bu açı, söze başlamak için elverişli bir zemin; zira henüz tek bir analiz satırı kaleme alınmadan önce, zirvenin çerçevesi tam da burada belirlendi.

Şanghay İşbirliği Örgütü, 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkentinde on üye devlet, bir düzineden fazla hükümet başkanı ve davetliler arasında yer alan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile birlikte yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yayın organlarının çoğu, örgütü Batı’ya denge unsuru olmayı amaçlayan bir blok olarak niteleyen tek bir Agence France-Presse bültenini sayfalarına taşıdı. France 24, Rus ve Çinli liderlerin Orta Asya’ya Batı nüfuzuna karşı koymak üzere gittiğini bildirdi. Aynı yapının daha önceki bir oturumuna dair İngiliz basını, toplantıyı bir “kargaşa ekseninin” kapalı kapılar ardındaki zirvesi olarak andı. Bu kurguların her birinde Batı, katılmadığı bir toplantının dilbilgisel merkezine yerleşiyor. Örgüte, Washington ve Brüksel’e atıfta bulunmadan ifade edilebilecek hiçbir bağımsız gaye tanınmıyor; varlığı bütünüyle onlara verilen bir tepkiden ibaret sayılıyor.

Fotoğraf altı yazısındaki gedik: Türkiye

Bu anlatı kurgusu, ilk ve en büyük engeline davetli listesinde, bilhassa masadaki bir NATO üyesinin varlığında tosluyor. Türkiye, örgüt bünyesinde diyalog ortağı statüsünü koruyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvelere bizzat katılıyor. ŞİÖ’nün kendi ittifakına karşı kurulmuş bir eksen olduğu söylenen Batılı okur, o ittifakın kurucu bir üyesinin neden o masada yer tuttuğunu sorgulamaya teşvik edilmiyor. Örgütü Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak adlandıran aynı AFP bülteni, giriş paragrafının birkaç satır altında, örgütün Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dahil on beş diyalog ortağı bulunduğunu kaydediyor. Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ve Katar ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın ileri karargâhına ve bölgedeki en büyük Amerikan hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Batı’ya karşı durmak üzere kurulan bir örgüt böylesi bir katılımcı profilini bir araya getiremez; örgütü bu şekilde yaftalayan bir fotoğraf altı yazısı da ancak kendi iddiasını yalanlayan paragrafa kadar inmeyen okurlar nezdinde ayakta kalabilir.

Türkiye’nin konumu, Batı basınının anlamlandırmakta en yetersiz kaldığı parçayı oluşturuyor; zira zihinlerdeki hâkim harita yalnızca iki takıma izin veriyor. Ankara, ŞİÖ’yü NATO’ya tercih ediyor değil. Bu iki takımlı modelin kavrayamayacağı bir tutum sergiliyor: Örgüte ne tam üye olarak katılıyor ne de ona bütünüyle sırt çeviriyor; burayı işlenecek, değerlendirilecek bir zemin olarak görüyor. Bir yandan Atlantik’teki ahdi yükümlülüklerini korurken diğer yandan Avrasya güvenlik platformunda ağırlık kazanan bir devlet, Atlantik düzeninin kuralları artık tek başına koyamayacağı bir geleceğe karşı risklerini dağıtıyor. Bu hamle İstanbul’dan bakıldığında gayet berrak görünürken, Bişkek fotoğrafına o yazıyı iliştiren yayın merkezlerinden bakıldığında büyük ölçüde okunaksız kalıyor. Tam da bu yüzden, o merkezlerin zirveye dair aktardıkları, buradan bakıldığında çoktan geride kalmaya yüz tutmuş bir dünyanın tasviri gibi duruyor.

Söz dağarcığı ve ele verdikleri

Haberlerde tercih edilen dil, yakından incelenmeyi hak ediyor. Sürekli yinelenen terimler şunlar: “karşı”, “aleyhinde”, “Batı karşıtı” ve “eksen”… Örgüte kendine ait hiçbir muhteva tanımayan bir karşıtlık söz dağarcığı. Buradaki en ağır yükü “eksen” sözcüğü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, yakın dönemde ise “şer ekseni” retoriğinin ahlaki mimarisini devralıp üyeleri arasında bir NATO hükümetinin de bulunduğu bir ticaret ve güvenlik platformunun üzerine boca ediyor. Bu kavramsal aktarım, bizzat kendisini temelsiz kılan olguların birkaç satır ötesinde gerçekleşiyor; aradaki bu yakınlıksa niyetin asıl ele vereni niteliğinde.

Adını koymaya değer yapısal bir alışkanlık daha var. AFP metni, örgütün kuruluş bildirgesinde kendisini başka devletleri hedef alan bir ittifak olmadığını ilan ettiğini belirtiyor; fakat hemen ardından gelen cümlede, Rus ve Çinli liderlerin geçmiş zirvelerde Batı karşıtı konuşmalar yaptığını aktarıyor. Yapının kendi öz tanımı kayda geçirildiği an, hemen geri alınıyor. Burada sergilenen şüphecilik son derece seçici. Bir NATO bildirisi ittifakı “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiğinde, aynı ajanslar geçmişteki taarruz harekâtlarını hatırlatmayı akıllarına getirmiyor. Kuşku, hasımlar için hemen devreye girerken ortaklar söz konusu olduğunda devreden çıkıyor; kanıta değil, peşin kabullere yaslanan bir ayrım bu. Batılı ajans ağının dışındaki yayın organları ise aynı malzemeyi çok daha soğukkanlı ele alıyor. Al Jazeera’nin görüşüne başvurduğu bölge uzmanı, ŞİÖ’yü yalın bir ifadeyle tutarlı bir yapı oluşturmayan bir Batı karşıtı ittifak olarak niteledi; hiçbir Batı manşetinde kendine yer bulamayan bu sade ve isabetli tespit, o meşhur fotoğraf altı yazısına uymadığı için dışarıda bırakıldı.

Baskıyla doğru orantılı büyüyen bir blok

Örgütün tarihi, kendi retoriğinden çok daha fazlasını açıklıyor. 1996’da Çin, Rusya ve üç Orta Asya cumhuriyeti arasında sınır hatlarının belirlenmesiyle ilgilenen teknik bir uzlaşma olarak başladı. Batı’nın üyelerine uyguladığı baskıyla doğru orantılı biçimde ivme kazandı. Hindistan ve Pakistan 2017’de örgüte katıldı. Yıllar süren yaptırımların tam üyeliği hem Tahran hem de örgüt için cazip kılmasının ardından İran kabul edildi. ABD’nin ikincil yaptırımları ve gümrük tarifeleri, giderek genişleyen bir hükümetler halkasına Washington’ın erişim alanı dışındaki bir platformun kıymetini gösterdikçe, diyalog ortaklarının sayısı on beşe dayandı. Bişkek’te dönem başkanlığı, Amerika’nın bir diğer köklü güvenlik ortağı olan Pakistan’a devredildi. Manzara gayet tutarlı: Örgüt, yeni üye kazanmaktan ziyade, Batı politikalarının çıkış kapısına doğru ittiği devletlerin istikrarlı yönelimiyle büyüdü.

En çarpıcı örneği İran sunuyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek’teki yerine Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan bir savaşın altıncı ayında oturdu. Zirveden bir hafta önce ABD Hazine Bakanlığı, Ekonomik Tecrit Operasyonu adını verdiği bir yaptırım harekâtı ilan ederek ikincil yaptırımları İran ekonomisinin beş sektörüne daha (havacılık, dijital varlıklar, altın, deniz taşımacılığı ve teknoloji) genişletti; ayrıca yayımladığı ayrı bir uyarıda, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için İran’a ödeme yapan herhangi bir ülke vatandaşının veya kuruluşunun Amerikan cezalarına maruz kalacağını duyurdu. İkincil yaptırımlar yalnızca hedefi vurmakla kalmaz; o hedefle ticaret yürüten her hükümeti veya şirketi de kapsar. Bu durum, dolar sisteminden dışlanma tehdidiyle dayatılan, diğer devletlerin egemenlik kararlarına yöneltilmiş açık bir talimattır. İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, çıkarlarını kararlılıkla savunacağını belirterek karşılık verdi. Tahran’a yönelen bir tedbir, pratikte Pekin’e iletilen bir dayatma işlevi gördü; Pekin de heyetini toplayıp Bişkek’in yolunu tuttu. İkinci örneği Hindistan veriyor. Başbakan Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları gerekçe gösterilerek Washington’ın Hint mallarına yüzde 50 gümrük vergisi getirmesinden birkaç gün sonra Devlet Başkanı Vladimir Putin ile önceden planlanmış ikili bir görüşme yaptı. Hindistan’ı terbiye etmesi amaçlanan araç, onu uzak tutmaya çalıştığı masanın tam ortasına kadar eşlik etti.

Görüş ayrılıkları gerçek ve asıl mesele de bu

Zirveyi hakkıyla değerlendirmek, örgütün sınırları konusunda da aynı açıklıkta olmayı gerektiriyor; zira buradaki dürüstlük, sahici bir analizi eleştirilen kalıpların bir ayna yansıması olmaktan ayıran yegâne unsurdur. ŞİÖ yekpare bir blok değil. Rusya ve Çin, aynı Orta Asya coğrafyasında nüfuz rekabeti yürütüyor. Hindistan ile Çin, ihtilaflı ve zaman zaman şiddete sahne olan bir sınırı paylaşıyor; Modi ve Şi’nin aynı platformda yer alıp resmi bir ikili görüşme yapmamasının nedeni de bu. Hindistan ve Pakistan, hasımlıklarını korurken aynı çatının altında üyelik sürdürüyor. Kurulması önerilen kalkınma bankası, yıllardır tartışılmasına rağmen işler bir kuruma dönüşebilmiş değil. Örgütün temsil ettiğini ileri sürdüğü insanlığın yüzde 40’ı, ortak bir gayenin değil, yalnızca fiziki bir cüsseliğin göstergesi.

Ne var ki bu derin ayrılıklar, Batı’nın çizdiği çerçeveyi kurtarmaya yetmiyor; bilakis o çerçevenin üzerini örttüğü hakikati daha da berraklaştırıyor. Bu hükümetler arasında mutlak bir uzlaşı yok ve zirveyi kayda değer kılan da bu tür bir uzlaşma değil. Asıl dikkat çekici olan, birbirine güvenmeyen devletlerin anlaşmazlıklarını ABD’nin kontrol etmediği bir çatı altında yönetmeyi tercih etmesidir. Reddettikleri seçenek ise Washington’ın denetimindeki bir yapının hakemliğidir. Bu tercih, Amerikan öncülüğündeki düzenin konumuna dair hiçbir ortak bildirinin üretemeyeceği ağırlıkta bir tespittir. Bunun için resmi bir ittifaka veya ortak bir ideolojiye gerek yok; gereken tek şey, kritik bir devletler toplamının Batı düzenini artık çevresinden dolaşılması gereken bir unsur olarak görmesi. Üstelik bu etrafından dolanma süreci, Batılı okurlara risklerini dağıtmaya çalışan bir yapının durduğu yerde hasım bir eksen görmelerini buyuran fotoğraf altı yazısının tam gölgesinde, artık devlet başkanları düzeyinde ve alenen işliyor.

Daralan merkez

Batılı yetkililer dünya kamuoyuna atıfta bulunduklarında dillerinden düşürmedikleri bir ifade var: “Uluslararası toplum.” Bişkek, bu ifadenin nelerin üstünü örttüğünü bir kez daha hatırlattı. Bahsi geçen “toplum”, 1991 sonrasındaki tartışmasız Amerikan üstünlüğünün hüküm sürdüğü kısa dönemde kendi uzlaşısını insanlığın ortak mutabakatı sanmaya alışmış, giderek daralan muayyen bir başkentler zümresinden ibaret. Kırgızistan’ın başkentindeki zirve; bir NATO üyesini, Batı’nın yakın markajındaki ortak Hindistan’ı, ABD’nin Körfez’deki güvenlik himayesinde bulunan müttefiklerini ve yeryüzünün en ağır yaptırımlarına maruz kalan iki devletini, üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin nezaretinde bir araya getirdi. O salondaki tabloyu “Batı karşıtı bir eksen” olarak tarif etmek, odadaki bileşimin çıplak gerçeğiyle asla bağdaşmıyor. Bu nitelemenin ısrarla sürdürülmesi ise yalnızca seslendiği kitleye hizmet etmesinden kaynaklanıyor; daralan bir merkeze, dünyanın hâlâ etrafında döndüğü sabit nokta olduğu tesellisini fısıldıyor.

Ankara’dan ve 1991 sonrası kurulan düzenin tekelini yitirişine tanıklık eden devletlerin daha geniş ufkundan bakıldığında, bu teselli ancak geriden gelen bir göstergeden ibaret kalıyor. Fotoğraftaki iki adam öğle yemeğine yürüyordu. O yemeğin yenmesini engelleyemeyen, Hintli ortağını Moskova’dan mesafeli tutamayan, bilfiil savaştığı devleti tecrit edemeyen ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımının önüne geçemeyen güç, kendi basını marifetiyle bu zirvenin sırf kendisine karşı kurulmuş bir cephe olduğu yanılsamasıyla avutuluyor. Oysa daha isabetli okuma, Türkiye’nin kendi tutumunda çoktan karşılık bulmuş olanıdır: Dünya kendisini Batı’ya karşı konumlandırmaktan ziyade, artık onu beklemeden kendi nizamını kuruyor. Fotoğrafın üzerine iliştirilen o meşhur başlık ise bu hakikatin kabullenileceği en son yerdir.

Okumaya Devam Et

Görüş

Bişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor

Avatar photo

Yayınlanma

Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü

On devlet ve hükümet başkanı ile Avrasya coğrafyasının yarısına yayılan geniş bir ortaklar heyeti, Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya vaadiyle Kırgızistan’ın başkentinde bir araya geliyor. Zirvenin paraya, medyaya ve kulübün kendi iç çelişkilerine dair sessiz mücadeleleri, yayımlanacak nihai bildiriden çok daha belirleyici olacak.

BİŞKEK, Kırgızistan: Burası büyük güçleri yakından tanıyan bir şehir. Sokak planını Sovyet mühendisleri çizdi; ekonomisi ise büyük ölçüde Rusya’daki Kırgız işçilerin gönderdiği parayla dönüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yıllık zirvesini 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde burada topladığında, dağlarla çevrili bu başkent, 48 saatliğine çağımızın en hayati açık sorusuna ev sahipliği yapacak: Batı hâkimiyetinin ardından dünya nasıl görünecek?

Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya nasıl görünecek?

Yalnızca katılımcı listesi dahi bahsin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; insanlığın yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden on asil üyeye liderlik edecek. Bu halkada Hindistan, Pakistan, Belarus ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev önderliğindeki Kazakistan başta olmak üzere dört Orta Asya cumhuriyeti yer alırken, Kahire’den Körfez’e ve Ankara’ya kadar uzanan diyalog ortakları da heyete eşlik ediyor.

Hiçbir Batılı kurum bugüne kadar böylesi bir topluluğu aynı çatı altında ağırlamak zorunda kalmadı. Hiçbir Amerikan yönetimi de bu manzarayı dışarıdan izleme durumunda bırakılmadı.

Kâğıt üzerinde gündem, bilinçli olarak sıradan tutulmuş: Örgütün Taşkent merkezli koordinasyon organı aracılığıyla terörle mücadele iş birliği, Afganistan’daki istikrarsızlık, ticaretin kolaylaştırılması, enerji, dijital kalkınma ve “Şanghay Ruhu”nun -karşılıklı güven, ortak fayda ve medeniyetler arası saygı- alışılagelmiş tekrarı. Temel ilke her zamanki gibi oydaşma; bu da genel kurul salonunda dile getirilen hiçbir sözün kimseyi incitmeyeceği anlamına geliyor.

Asıl zirve ise satır aralarında, sonuç bildirisinde yer bulamayacak üç ayrı temasta gerçekleşecek.

İlk temas: Para ve onu Washington’ın erişemeyeceği yerlerde dolaştırmanın yolları

Yayımlanacak hiçbir bildiride “yaptırım” kelimesi geçmeyecek. Yine de hazırlık müzakerelerini aktaran üç üye devlet diplomatı, gizlilik kaydıyla yaptıkları açıklamalarda, finans dosyasının diğer tüm başlıklardan daha fazla mesai tükettiğini belirtti: Geçtiğimiz yılki Tientsin Zirvesi’nde yeniden ivme kazanan ve uzun süredir ertelenen ŞİÖ Kalkınma Bankası projesi, yerel para birimleriyle ticaretin genişletilmesi ve üyelerin Belçika merkezli SWIFT ağına -dolayısıyla ABD finans hukukuna- temas etmeden hesaplaşmasını sağlayacak ulusal ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması.

Bu arayışın aciliyeti soyut bir heves değil. Rusya Merkez Bankası kapsamlı kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor; İran ise neredeyse bir kuşaktır dolar sisteminin dışına itilmiş durumda. Batı’nın ortağı konumundaki Hindistan bile seçeneklerini çoğaltmak adına Rus petrolünü dolar dışı para birimleriyle alıyor. Gümrük tarifeleri ve ikincil yaptırımlar, örgütün diplomatik dilindeki “finansal kapsayıcılık” ifadesini bu yazın örtük parolasına dönüştürdü.

Karşılaşılan engeller de bir o kadar somut. Kalkınma bankası, kurulmaksızın on yılı aşkın süredir tartışılıyor; zira kurucu üyelerin her biri sermaye yapısının, genel merkezinin ve kullanılacak para biriminin kendi şartlarına göre belirlenmesini istiyor. Üye devletlerden birinin hükümetine danışmanlık yapan bir iktisatçı durumu şöyle özetledi: “O salondaki hiç kimse dolarsızlaşmaya karşı değil; fakat herkes Çin’in kontrol edeceği bir bankaya karşı.”

İkinci temas: Masada olmayan ama varlığı her köşede hissedilen ABD

Zirve öncesindeki aylarda, büyük ölçüde aracılar üzerinden yürütülen yoğun bir Amerikan diplomasisi trafiği gözlendi: CIA Direktörü ile Rus istihbaratı arasındaki temas haberleri, Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Tahran ziyaretleri, Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının ve bir yoruma göre Ürdün Kralı’nın Pekin’e ilettiği mesajlar. Washington bu hareketliliği karmaşık bir dünyanın olağan yönetimi olarak nitelendirirken, Bişkek’te toplanan başkentlerde bu durum farklı okunuyor; süper gücün bir uzlaşma arayışında olduğunun işareti olarak görülüyor.

Pekin’de görev yapan ve diğerleri gibi ismini vermek istemeyen Avrupalı bir büyükelçi, “Aracılar eliyle yürütülen diplomasi ya yüksek bir maharetin ya da tükenmişliğin göstergesidir” dedi. “Amerikalılar bunun ilk seçenek olduğunu söylüyor. Bu zirve ise iki gün boyunca ikincisini sahneleyecek.”

Zamanlama dramatik gerilimi daha da tırmandırıyor. Liderlerin Bişkek’ten ayrılmasından on hafta sonra ABD ara seçimleri yapılacak; siyasi kimliğini savaşları bitirmek ve ticaret ihtilaflarını kazanmak üzerine kuran bir başkan ise henüz iki alanda da kalıcı bir netice alabilmiş değil. Danışmanlar, Temsilciler Meclisi’nin kaybedilmesinin muhalefete soruşturma yetkisi ve azil mekanizmasını işletme imkânı vereceğinden açıkça endişe duyuyor. Uzmanlar, zirvenin koreografisinin buna göre ayarlanacağını öngörüyor: Alternatif bir düzeni yansıtan el sıkışmalar ve aile fotoğrafları sergilenecek, ancak Washington’a en kırılgan anında açık bir cephe açmayacak bir dikkat gözetilecek.

Fakat zirvenin kendi kurgusu, “gerileyen Amerika” anlatısının sınırlarını da ortaya koyuyor. Hindistan, örgütün yalnızca bir Çin-Rusya aracına dönüşmesini engellemek gayesiyle masada yer alıyor; nitekim daha önce Batı karşıtı ifadelere set çekmişti ve bunu tekrarlaması bekleniyor. Orta Asya devletleri ise Rusya’nın sunduğu güvenlik, Çin finansmanı ve Batı pazarları arasında denge gözetiyor. Kaldı ki her üyenin yaptırımlara direnç geliştirme çabası, en nihayetinde dolar merkezli dünyanın hâlâ ne denli ağırlık taşıdığının bir göstergesi.

Üçüncü temas: Bir Mısırlının başlattığı tartışma

Tientsin’de masaya gelen en somut önerilerden biri bir devlet başkanından değil; Asya ve Avrasya meseleleri uzmanı, Kahire merkezli Asya Araştırma ve Çeviri Merkezi Direktörü Mısırlı akademisyen Dr. Ahmed Moustafa’dan geldi. Ülkesi ŞİÖ diyalog ortağı olarak örgütün dış çeperini yoklamayı sürdürürken toplantıya katılan Moustafa’nın tespiti şu: Teşkilatın en derin açığı askeri ya da mali değil, enformasyonel nitelikte.

Batı’nın asıl üstünlüğü, örgütün sözcülüğünü üstlendiğini iddia ettiği gençliğin hedeflerini biçimlendiren medya platformlarından ve profesyonel ağlardan kaynaklanıyor. Moustafa’nın sunduğu teklif -üye ülkelerin düşünce kuruluşları ile medyasını birbirine bağlayan daimi ve kurumsal bir mekanizmanın teşkil edilmesi, bölge gençliği için de “LinkedIn ayarında ya da ondan daha güçlü” profesyonel bir sosyal ağ kurulması- bu yaz zirve çalışma gruplarında elden ele dolaştı.

Bu fikir, bir iş planı olmasından ziyade Pekin ve Moskova’nın daha çetin yollardan ulaştığı bir teşhisi yansıtması bakımından önem taşıyor. Örgüt üyesi ülkelerin vatandaşları, sahip olunan tüm demografik ağırlığa rağmen, fiilen Batı platformlarının ve Batı dillerinin hâkimiyetindeki bir bilgi evreninde yaşıyor. Üye devletlerin buna yanıtı ise güvenlik duvarları, taklit uygulamalar ve her yıl düzenlenen bir medya forumuyla sınırlı kaldı; henüz kimsenin kendi tercihiyle yöneleceği bir dijital ekosistem inşa edilemedi.

Kuşkucular bu durumu yapısal bir nedene bağlıyor: Profesyonel ağlar değerini serbest bilgi akışından üretir; oysa kimi üye hükümetler tam da bu akışı kısıtlama ilkesine bağlı. Bir diplomatın kinayeli ifadesiyle: “Şanghay Ruhu için bir LinkedIn kurabilirsiniz; fakat insanları orada birbiriyle temas kurmaya ikna etmekte başarılar dilerim.”

Son temas: Örgütün kendi iç çelişkileriyle yüzleşmesi

Aile fotoğrafı, perde arkasındaki çekişmeleri yansıtmayacak: Hindistan ile Çin, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler; İsrail ile yaşadığı savaşın ardından Tientsin’den somut bir güvenlik garantisi alamadan yalnızca taziye ve destek sözleriyle ayrılan İran ve aynı anda tüm taraflarca el üstünde tutulmayı ulusal bir stratejiye dönüştüren ev sahibi yönetim. Kuruluşunun üzerinden geçen çeyrek asrın ardından örgütün en belirgin başarısı, zirvenin bizzat toplanabilmiş olması: Rakiplerin bir araya gelebildiğinin kanıtı, fakat henüz birlikte inşa edebildiklerinin değil.

Avrasya kurumlarını yakından izleyen kıdemli bir analist, “Bişkek kusursuzca sahnelenecek” dedi. “Asıl soru, araç konvoyları dağıldıktan sonra geriye bir şey kalıp kalmayacağı.”

Liderler 1 Eylül’de uçaklarıyla Bişkek semalarından ülkelerine dönerken arkalarında flamalar, yayımlanmış bir bildiri ve bir iddia bırakacak: Yeni bir düzenin yalnızca arzu edilmekle kalmayıp işlerlik kazandığı iddiası.

Bu zirvenin fısıldadığı daha yalın gerçek ise şu: Bir düzen, varlığı ilan edilerek kurulamaz. Ödeme sistemi ödeme sistemiyle, platform platformla ve Şanghay Ruhu’nun rakamların katılığıyla sınandığı, kameraların girmediği odalarda adım adım inşa edilmek zorundadır.

Okumaya Devam Et

Görüş

Hindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası

Yayınlanma

Gurjit Singh, Hindistan’ın eski Almanya, Endonezya, Etiyopya Büyükelçisi; ASEAN ve Afrika Birliği Misyonları Temsilcisi

Uzaydaki rekabetin kızışması, Hindistan’a uzay araştırmalarını çatışma yerine iş birliğinin yönlendirdiği yeni bir anlayış geliştirme fırsatı sunuyor. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay gücü olarak kabul gören Hindistan; teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürebilecek yetkinliğe sahip.

Hindistan’ın uzay serüveni kendine has bir rota izledi. Soğuk Savaş çekişmelerinden doğan birçok uzay programının aksine, Hindistan’ın hamlesi ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlandı. Dr. Vikram Sarabhai, ülkenin uzay vizyonunu sıradan insanların hayatını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine kurdu. Sarabhai’nin öncülüğünde geliştirilen uydular haberleşmeyi, hava tahminini, afet yönetimini, sağlık hizmetlerini, tarımı ve eğitimi güçlendirmeye odaklandı. Kalkınma eksenli bu felsefe, bugün de Hindistan’ın uzay programının merkezinde yer alıyor; sadece prestij peşinde koşmayıp uzay teknolojisinin somut faydalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla da birebir örtüşüyor.

Günümüzde Hindistan’ın başarıları kalkınma odaklı uygulamaların çok ötesine geçiyor. Chandrayaan görevleri, Mars Yörünge Görevi, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında icra edilecek insanlı uzay uçuşu programı Gaganyaan; Hindistan’ı karmaşık ve güvenilir uzay görevlerini başarıyla yürüten bir ülke konumuna taşıdı. Chandrayaan-3’ün Ay’ın güney kutbu yakınına gerçekleştirdiği yumuşak iniş, Hindistan’ı seçkin uzay güçleri arasına sokarken dünya çapında bir inovasyonun görece mütevazı bütçelerle de başarılabileceğini kanıtladı.

Hindistan’ın pekişen saygınlığı, küresel uzay ekonomisinin hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor. Bugün 600 milyar doları aşan ve 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara yaklaşması öngörülen sektör; uydu haberleşmesi, Dünya gözlemi, seyrüsefer, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay araştırmaları gibi yeni alanlardaki ticari faaliyetlerin ivmesiyle genişliyor. Birçok ülke bu ekosistemde yer almak istese de yerli imkânlardan yoksun. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sunan sağlayıcılar değil, uzun vadeli ve güvenilir ortaklar arıyor.

Hindistan bu talepleri karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Uzay sektörünün 2020 yılında serbestleştirilmesi, kapıları özel sektöre açarak tüm ekosistemi dönüştürdü. Hindistan Ulusal Uzay Geliştirme ve Yetkilendirme Merkezinin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited’in genişleyen ticari rolü ve özel teşebbüslerin büyümesi, dünyanın en dinamik uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkardı. Hint girişimleri küresel yatırımları ve müşterileri cezbeden fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi bilgi sistemleri ve itki teknolojileri geliştiriyor. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistan özel sektörünün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası ölçekte rekabet edebileceğini sahada gösterdi.

Sıradaki adım, bu ekosistemi uluslararası alana taşımak.

Hindistan, kendini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma merkezi olarak konumlandırmak yerine; uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, görev operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliğine yönelik veri uygulamalarını kapsayan bütüncül ortaklıklar sunmayı hedefliyor. Bu tür entegre iş birlikleri, kalkınma önceliklerini karşılamak adına uygun maliyetli, amaca özel ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için kıymetli imkânlar barındırıyor.

Hindistan, bu tür bir iş birliğinin diplomatik değerini daha önce de ortaya koydu. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere haberleşme ve kalkınma desteği sağladı. Hint fırlatma araçları, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, üniversiteler ve ticari işletmeler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirdi. Hindistan’ın Artemis Anlaşmalarına katılma kararı, Ay’ın uluslararası iş birliğiyle barışçıl amaçlarla keşfedilmesine katkı sunma iradesini yansıtıyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen ortaklıklar da Hindistan’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini tahkim etti.

Bu ortaklıklar Hindistan’ın Küresel Güney’in güçlü sesi olma konumunu pekiştiriyor. Ülke, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygı temeline dayanan kalkınma iş birlikleri öneriyor. Bu sayede uzay alanındaki iş birlikleri, bir yandan ikili ilişkileri güçlendirirken diğer yandan somut kalkınma çıktıları üreterek Hindistan diplomasisinin etkili araçlarından birine dönüşüyor.

Hindistan, potansiyelini bütünüyle hayata geçirmek için reform sürecini kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyor. Yasal onay süreçlerinin hızlandırılması, risk sermayesine erişimin artırılması, fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunması; araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasındaki bağların sıkılaştırılması bu süreçte belirleyici olacak. Kamu alım politikaları da Hint girişimlerini desteklemeye devam ederek onların ölçek kazanmalarına, yenilik üretmelerine ve küresel tedarik zincirine entegre olmalarına zemin hazırlayacak.

Hindistan, uzayın yönetişimine yön vermede daha etkin bir rol üstlenecek konumda bulunuyor. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, kaynakların sorumlu kullanımı ve gelişen uzay fırsatlarına adil erişim gibi meseleler giderek daha acil uluslararası gündem maddeleri haline geliyor. Uzay faaliyetleri çeşitlendikçe, sorumlu ilke ve teamüller üzerinde uzlaşı tesis edebilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacak. Hindistan’ın uzayın barışçıl kullanımına yönelik köklü taahhüdü, gelişen teknolojik kabiliyetleriyle birleştiğinde; şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi gözeten kuralların oluşturulmasına anlamlı katkılar sunmasını sağlayacak güçte.

Gelecek on yıl, yalnızca uzayda hangi ülkelerin öne çıkacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecek. Bilimsel birikimi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan; yerleşik uzay güçleri ile sektöre yeni adım atan ülkeler arasındaki mesafeyi kapatabilecek müstesna bir konumda duruyor. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon üzerine inşa edilen iş birlikleri sayesinde Hindistan, uzay programını küresel angajmanının ana sütunlarından birine dönüştürebilir.

Kutuplaşmanın derinleştiği bir dünyada Hindistan’ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getiren adımlar olduğunu güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Hindistan’ın insanlığın yeni sınırına yapacağı en kalıcı katkı olabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English