Görüş
Hindistan’ın Laos’la etkileşimi iş dolandırıcılığı gölgesinden kurtulamıyor

Son zamanlarda Hint uyrukluların sahte işler için Tayland üzerinden yasadışı yollarla sınırdan Laos’a getirilip mağdur bırakıldığına dair bazı olaylar Hindistan-Laos ilişkilerine yön veriyor. Yalnızca bu yıl başından bu yana 30’dan fazla Hint’in Laos İnsan Ticaretiyle Mücadele Ofisi’ne başvurduğu bildiriliyor. Hindistan Dışişleri Bakanlığı kısa süre içinde Hindistan vatandaşlarına bu tür dolandırıcılık planları konusunda uyarılarda bulunan çok sayıda uyarı yayınladı. Hindistan’ın Laos Büyükelçiliği de yakın zaman önce internet sitesinde Hint gençlere Laos’tan gelen sahte iş tekliflerine karşı dikkatli olmaları yönünde bir uyarı yayınladı.
Laos’taki Altın Üçgen Özel Ekonomik Bölgesi’nde çağrı merkezi dolandırıcılığı ve kripto para dolandırıcılığına karışan şüpheli şirketler tarafından dijital satış ve pazarlama yöneticisi veya müşteri destek hizmetleri gibi pozisyonlar üzerine açılan sahte iş ilanlarıyla Hindistan uyrukluların Tayland veya Laos’ta istihdam edileceğine yönelik kandırıldığını bildiriliyor. Dubai, Bangkok, Singapur ve Hindistan gibi yerlerdeki bu firmalara bağlı acentelerin, basit mülakatlar ve testler uygulayarak Hintleri işe aldığı, başvuranların Tayland’a ulaştıktan sonra pasaport ve telefonlarının alındığı ve mağdurların Tayland’dan yasadışı yollarla sınırdan Laos’a getirilip, suç merkezi Altın Üçgen Bölgesi’nde sert ve kısıtlayıcı koşullar altında çalıştırılmak üzere esir tutulduğu, hatta bazen yasadışı faaliyetlerde bulunan suç örgütleri tarafından rehin alınıp sürekli fiziksel ve ruhsal işkence altında ağır koşullarda çalışmaya zorlandıkları belirtiliyor. Siber suça zorlanan mağdurlara müşterileri kripto para birimine yatırım yapmaya kandırmak amacıyla Batı ülkelerindeki insanları hedef almak için sahte sosyal medya hesapları oluşturmaları talimatı verildiği; koşullara itiraz etme girişimi dayak ve daha fazla korkutmayla sonuçlandığı söyleniyor.
Son birkaç aydır bölgenin medyasına yansıyan son haberlere göre, çok sayıda Hint genç, Tayland’da yüksek maaşlı işler vaat eden bir dolandırıcılığın kurbanı oldu ve kendilerini Laos’ta yasadışı çalışmaya zorlanmış halde buldular. Bir suç örgütü tarafından tuzağa düşürüldüler ve Avrupa, Amerika ve Kanada genelinde bireyleri dolandıran bir çağrı merkezinde çalışmaya zorlandılar. Üstelik bu, Hint gençleri hedef alan bu tür aldatmacaların ilk örnekleri değil; Ekim 2022’de benzer bir olayda, Tayland’da istihdam fırsatları vaat eden ancak bunun yerine Myanmar, Laos ve Kamboçya’da Batı ülkelerini hedef alan siber suç faaliyetlerine zorlanan sahte bir iş planının kurbanı olan toplam 130 Hint yetkililer tarafından kurtarıldı.
Mayıs sonlarında yaptığı açıklamada Laos’taki Hindistan Büyükelçiliği şimdiye kadar başarılı operasyonlar aracılığıyla Çin yönetimindeki Altın Üçgen Özel Ekonomik Bölgesi’nden dolandırıcılık amaçlı iş tekliflerinin kurbanı olan 500’e yakın Hint’i kurtardığını belirtti. Laos’un Bokeo eyaletinin kuzeybatısındaki Mekong Nehri kıyısında yer alan Altın Üçgen Özel Ekonomik Bölgesi, Çinli turistlere yönelik bir kumar ve turizm merkezi olup, de-facto Çin kolonisi olarak tanımlanıyor. Siber dolandırıcılık, fuhuş, kara para aklama, uyuşturucu kaçakçılığı, organize suç şebekeleri tarafından yapılan insan ve yaban hayatı kaçakçılığı gibi faaliyetlerin cenneti olarak biliniyor.
Laos çok az dikkat çekiyor, peki nasıl bir ülke Laos?
Laos, Güneydoğu Asya’nın denize kıyısı olmayan tek ülkesidir; yaklaşık dörtte üçü, üzerinde yaşanamayacak kadar dik olan dağlar ve ormanlık tepelerle kaplıdır. Kuzey komşusu Çin ile karayla çevrilidir, Vietnam ülkenin kuzeydoğusunda ve doğusunda yer alır. Laos’un güneyinde Kamboçya, batısında Tayland ve kuzeybatısında Myanmar yer alır.
Altın, bakır ve kömür gibi önemli mineral yataklarına ve ormanlar ve su kaynakları gibi bol miktarda doğal kaynaklara sahip kaynak açısından zengin bir ülke. Dahası, Güneydoğu Asya’yı Çin’e bağlayan önemli bir ticaret yolu sağlayan Mekong Nehri boyunca stratejik bir konumda.
Başkenti Vientiane (yerel ismi Viangchan) Mekong Nehri kıyısında, iki ülkeyi birbirine bağlayan dört köprüden birinde bulunan Laos, kalan birkaç komünist devletten biridir. Resmi ismi Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti olan Laos, 1953’te Fransa’dan bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra kargaşaya düştü; 1975’te komünist Pathet Lao grubu, Kuzey Vietnam’ın yardımıyla ülkeyi ele geçirdi.
Laos küçük bir ülke. Nüfusu 7,8 milyon ve yüzde 2,4’lük doğurganlık oranıyla özellikle 100 bin doğumda 185 olan nispeten yüksek bebek ölüm oranı göz önüne alınırsa, mütevazı bir büyümeye sahip. Nüfusun %38’i şehirli. Çoğunluğu nehir yakınlarındaki küçük kırsal topluluklarda yaşayan Lao halkının yiyecek dışında pek bir şeyi olmasa da Budist inançları onların basit bir yaşamla mutluluğu bulmalarına yardımcı olur.
Dünya’nın en fakir ülkelerinden biri; kişi başına düşen GSYİH’nın hala 2.800 doların altında olduğu çok fakir bir ülke olmaya devam ediyor. 18 milyar dolarlık ekonomi hala pandemiden kurtulamadı. Başbakan Sonexay Siphandone, salgının sektörü yok etmesinin ardından turizmin geri dönmesine ve Çin’den gelen yüksek hızlı demir yolunun açılmasına karşın ekonomiyi büyütemedi. Enflasyon yüzde 25, savaştan zarar görmüş Myanmar’ın ardından ASEAN’daki en yüksek ikinci oran. Lao kipi 2023’te değerinin yüzde 30’unu kaybetti ve hala kaybediyor.
Özellikle madencilik ve hidroelektrik enerji alanlarında sermaye yoğun sektörlere yapılan büyük ölçekli yatırımlar çok sayıda istihdam yaratmayı başaramadı ve muazzam bir çevresel hasara yol açtı. Daha da önemlisi, bu yatırımlar ülkeyi boyundan büyük borç yükü altına soktu: Dünya Bankası, elektrik sektöründeki kamu yatırımlarının çoğunlukla ticari şartlarda dış borçla finanse edildiğini ve bu durumun makroekonomik istikrarı giderek tehlikeye attığını söylüyor. Borç GSYİH’nın yüzde 112’sidir; böylesine fakir bir ülke için inanılmaz derecede yüksek. Ve bunun yarısından fazlası Çin’e ait; Tayland yaklaşık yüzde 6’sına sahipken Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası sırasıyla yüzde 7 ve yüzde 8’ine sahip. Kip değerindeki keskin düşüş, Laos’un 14 milyar dolarlık borcunun ödenmesini zorlaştırıyor.
Ne yazık ki ekonominin reel büyüme gösteren tek sektörü, özellikle Çin’e ait özel ekonomik bölgelerde, siber dolandırıcılık merkezlerinin, kumarhanelerin ve insan kaçakçılığının yaygınlaşması. Yukarıda anlattığımız Hindistan uyrukluların durumu olayın yalnızca mercek tuttuğumuz kısmı: Laos ayrıca son dönemde dolandırıcılık merkezlerinde çalışan binden fazla Çin vatandaşının da geri dönmesine yardımcı oldu ancak bu da buzdağının yalnızca görünen kısmı. Laos, Myanmar’ın Shan eyaletinden akan onlarca milyar dolar değerindeki yasadışı uyuşturucu için giderek daha fazla bir geçiş merkezi haline geliyor. Suç çeteleri, yetersiz kaynaklara sahip kolluk kuvvetleriyle çatışmaya giriyor; yetersiz bütçe yetersiz güvenlik getiriyor.
Ekonomisi devlet tarafından aşırı kontrol edilen ve bağımsız bir medyası olmayan, hesap vermeyen tek partili bir sistem olarak Laos, yolsuzlukla boğuşuyor; yükselen enflasyon, değer kaybeden bir kip ve yetersiz maaşlar, bürokratlar arasında yolsuzluğu teşvik etmekten başka bir işe yaramıyor. Lao siyaseti elitist ve opaktır; iktidardaki Lao Devrimci Halk Partisi’nin 13 üyeli Politbürosu ve 81 üyeli Merkez Komitesi küçük, kayırmacı ve hesap vermeyen bir yapıda.
Lao liderliğinin Vietnam yanlısı mı yoksa Çin yanlısı mı olduğu sık sık tartışma konusu oluyor: Birincisi için, güçlü tarihi bağlara ve Vietnam’ın Lao liderliğinin çoğunu eğitmeye devam ettiği gerçeğine işaret edilirken ikincisi için, Çin’in 1998’de kipi kurtarmasına, ülke üzerindeki ekonomik hakimiyetine ve son çare olarak borç veren rolüne atıfta bulunuluyor. Ancak Komünist Pathet Lao’nun 1975’te ülkeyi ele geçirmesinin ardından tecrit edilmiş yeniden ıslah kamplarında ölen Kraliyet Ailesi’nin tasfiyesi, Tayland kraliyet ailesinin vekil olarak hizmet etmesi anlamına geldi.
Hindistan-Laos ilişkilerinin ana sütunları
Hindistan’ın Laos’la ilişkileri çoğunlukla ASEAN üzerinden ilerliyor. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Güneydoğu Asya’daki Brunei Sultanlığı, Burma, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Filipinler, Singapur, Tayland ve Vietnam’dan oluşan 10 devletin siyasi ve ekonomik bir birliğidir. Laos 2024 yılında ASEAN bloğunun başkanlığını üstleniyor. Temmuz başlarında Hindistan’ın Lao Büyükelçisi Prashant Agrawal’ın yaptığı açıklamada Hindistan’ın, Laos’un 2024 yılındaki ASEAN başkanlığındaki tema olan bağlantıyı ve dayanıklılığı artırmaya yüksek öncelik verdiğini; bağlantıyı çeşitli boyutlarda teşvik etmek için ASEAN ile sıkı çalıştığını ifade etti.
Bu noktada Hindistan bir yandan bölgedeki bağlantıyı iyileştirmek için Hindistan-Myanmar-Tayland Üçlü Otoyolunun erken tamamlanması ve genişletilmesi için baskı yaparken bir yandan da Hindistan Başbakanı Narendra Modi ayrıca otoyolun Kamboçya, Laos ve Vietnam’a genişletilmesi gerektiğini ve güzergahın mevcut 1.400 km’den 3.200 km’ye çıkarılması gerektiğini öne sürüyor. Üçlü Otoyolun tamamlayıcısı, Hindistan’ın kuzeydoğudaki Mizoram devletini Myanmar’daki -2021’de operasyona hazır hale getirilen- Sittwe limanına bağlayan Kaladan Çok-Modlu Ulaşım projesidir. Hindistan, karayla çevrili Mizoram’a malların taşınması için maliyetleri azaltmayı amaçlayan derin su limanını inşa etti: Örneğin, Kolkata’dan gelen mallar deniz yoluyla Sittwe’ye taşınabilir ve daha sonra Myanmar’ın Chin eyaletindeki Paletwa Kaladan nehri boyunca aktarılır; buradan mallar karayoluyla Mizoram’a taşınır.
Kamboçya, Laos ve Vietnam’a bağlantı, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı bir karşıtlık olarak da görülüyor ancak otoyoldaki çalışmalar çoğunlukla nitelikli insan kaynakları, teknoloji, fon ve danışmanlık hizmetlerinin eksikliğinden kaynaklanan çeşitli kısıtlamalar nedeniyle yavaş ilerliyor. Üçlü Otoyol’un getirdiği artan bağlantı, Hindistan’ın Kuzey Doğu Bölgesi’nin ticaret ve alışveriş fırsatlarını, özellikle doğal kaynakların ASEAN’a ihracatı için genişletebilir. Hindistan’ın Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Tripura, Assam, Manipur ve Sikkim devletlerinden oluşan Kuzey Doğu Bölgesi, önemli doğal gaz, hidroelektrik ve petrol kaynaklarına sahip; bu bölge Hindistan’ın hidroelektrik potansiyelinin yaklaşık yüzde 40’ını veya yaklaşık 58.356 MW’ını oluşturuyor; ayrıca buradaki tarımsal iklim koşulları, kauçuk ve çay gibi Hindistan’ın en iyi tarımsal ormancılık ürünlerinden bazılarını üretir.
Ticaret
Hindistan’ın güçlü bir ekonomiye sahip olması ve Laos malları için önemli bir pazar sağlayabilmesi göz önüne alınırsa, daha çok Laos ile Hindistan arasındaki ticarette gelişme ve yatırım üzerine çalışmalara ağırlık veriliyor. Laos-Hindistan İş Forumu, iş ve yatırımı teşvik ederek Hindistan-ASEAN işbirliğini derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu yılın başlarında Laos-Hindistan İş Forumu’nda konuşan Laos Sanayi ve Ticaret Bakanı Malaythong Kommasith’in ifadelerinden hareketle Laos ile Hindistan arasındaki ticaretin değeri 2023 yılında 108 milyon doları aştı ve 2022’ye kıyasla yüzde 15,57 düşüş yaşandı; Laos, Hindistan’dan 25,5 milyon dolar değerinde mal ithal etti ve Hindistan’a 82 milyon dolar değerinde mal sattı; 2008-2022 yılları arasında Hint şirketler yaklaşık 314 milyon dolar tutarında yatırım sermayesi kaydetti ve Laos’ta 311 işletme kurdu. Burada ironik olan, ticaret dengesi büyük ölçüde Laos lehine…
Hindistan, iletim hattı, hidroelektrik santrali, dizel yakıtlı pompa setlerinin elektrikle çalışan pompa setlerine dönüştürülmesi ve sulama projeleri alanlarındaki altyapı projeleri için kredi olanakları sunarak Laos’un kalkınmasını destekliyor. Bu arada Laos, önemli bir hidroelektrik kapasitesine sahip ve kendisini bölge içinde büyük bir elektrik ihracatçısı olarak konumlandırıyor. Hindistan, Laos’un zengin doğal kaynaklarından ve Mekong Nehri kıyısındaki konumundan, iki ülke arasındaki bağlantıyı ve ticareti iyileştirmek amacıyla yollar, limanlar ve demiryolları gibi altyapı projelerine yatırım yaparak yararlanmayı amaçlıyor. Laos’un zayıf yol ağları ve sınırlı elektrik tedariki gibi karşılaştığı lojistik ve altyapı zorluklarının bazılarının üstesinden gelmesine de yardımcı olmaya çalışarak, özellikle enerji, ulaşım ve iletişim olmak üzere altyapı geliştirmeye yatırım yapmayı ve Laos’un büyüme potansiyelinden yararlanmayı amaçlıyor.
Turizm
Hindistan’ın küresel turizm pazarındaki önemli varlığını kabul eden Laos Turizm ve Kültür Bakanlığı Genel Müdürü Khom Douang Chanta’nın temmuz başında yaptığı açıklamada Hindistan’ın yalnızca küresel olarak değil, aynı zamanda ASEAN içinde de önemli bir pazar olduğunu ve 2023’te yaklaşık 14 bin Hint ziyaretçiyi ağırladıklarını, yalnızca 2024’ün ilk çeyreğinde 4 binden fazla Hint’in Laos’u ziyaret ettiğini söyledi.
Kültürel
Kutsal alanların korunması Hindistan’ın Laos’a yönelik (ayrıca Myanmar, Kamboçya, Vietnam’a yönelik) diplomasisinin önemli bir yönüdür. Geç Orta Çağ’da Güneydoğu Asya’nın çoğu Güney Asya devletleriyle çok aktif ilişkilere sahipti ve gelişen ticaretten güçlü dini bağlantılara bu süreç birçok yönü içeriyordu: Budizm ve Hinduizm, rahipler ve keşişler tarafından Hindistan’dan bölgeye aktı, seçkin ve popüler kültürün önemli bir parçası haline geldi, yerel geleneklerle birleşti ve tapınaklar, stupalar, pagodalar gibi birçok dini yapının inşasına yol açtı.
Yumuşak güç, Hindistan’ın diplomasisinin önemli bir parçasıdır. Tarihi Hindu ve Budist alanların korunması, Hindistan Arkeoloji Araştırması tarafından yürütülüyor ve Yeni Delhi hükümeti tarafından finanse ediliyor. Laos’ta UNESCO Dünya Mirası Alanı Hindu Shiva tapınağı olan Vat Phou Tapınak Kompleksi’nin restorasyonu, 2007’de imzalanan bir muhtıradan sonra 2009’da başladı; 2017’de birinci aşama tamamlandı ancak ikinci aşama şu anda devam ediyor.
Savunma
1994 yılından bu yana, Hindistan Teknik ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamında, iki üyeli bir Hindistan Ordusu Eğitim Ekibi, Laos savunma personeline İngilizce, Bilgisayar ve Temel Taktikler konularında eğitim veriyor.
Hindistan Takımı, Vietnam ve Çin takımlarının dışında Laos’ta eğitim veren tek yabancı takım.
Stratejik
Laos’un geleneksel olarak Vietnam ile yakın ilişkileri bulunuyor ve bu durum Hindistan’ın Çin ile jeopolitik çekişmesinde önemli bir potansiyel ortak olan Vietnam ile ilişkilerini derinleştirme çabalarında da avantaj sağlayabilir. Laos ile beraber nispeten istikrarlı ve tarafsız Vietnam, Kamboçya ve Tayland devletleri, çatışma risklerini azaltan bir siyasi tampon sağlar. Paylaşılan hayati bir nehir havzası, Çin’in müdahale, saldırı veya sabotaj girişimleri riskini daha da azaltır. Laos geleneksel olarak tarafsız bir dış politika izliyor ve bu da onu Hindistan için bölgedeki Çin ve Amerika gibi diğer ülkelerle ilişkilerini dengeleme arayışında değerli bir ortak haline getiriyor.
Bölgenin geri kalanından nispeten izole olması, engebeli arazisi ve küçük nüfusu nedeniyle Güneydoğu Asya ülkeleri arasında benzersiz bir niteliğe sahip Laos aynı zamanda belirgin bir kültürel kimliğe sahiptir; tarihsel olarak tarafsız ve uluslararası ilişkilerinde nispeten hareketsiz olmuştur ve bu da daha büyük bölgesel güçler arasındaki çatışmalardan kaçınmasını sağlıyor. Ancak küçük bir ülke olmasına karşın özellikle ASEAN üyesi olması nedeniyle bölgesel diplomaside aktif rol oynamıştır.
Vietnam, Tayland ve Kamboçya da Hindistan için Güneydoğu Asya’da önemli ortaklar olsa da Laos’un bu ülkelere göre birkaç avantajı var: Birincisi, Laos bölgenin kalbinde yer alır ve Hindistan’a varlığını genişletme arayışında Güneydoğu Asya’da stratejik bir dayanak noktası sağlar. İkincisi, Laos tarihi boyunca neredeyse her zaman tarafsız bir dış politika izlemiş ve bugüne kadar dış etkilerden nispeten yalıtılmış bir durumda kalmıştır; bu da onun Hindistan ile hızlı bir şekilde uyumlu bir yaklaşım içine girebilmesini sağlar. Ve üçüncüsü, Laos’un Hindistan’a ekonomik olarak önemli ölçüde fayda sağlayabilecek mineraller ve su kaynakları da dahil bol miktarda doğal kaynağı var; Laos artan enflasyon ve yavaşlayan büyümeyle mücadele ederken Hindistan yatırımları ülkenin kapalı ekonomisini canlandırmak için kullanılabilir.
Son sözler
Geçen yıl sonunda Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti Yatırım ve Planlama Bakanı Khamjane Vongphosy, ülkesinin BRICS’e katılmak istediğini ve üye olmak için gereken şartları inceleyeceğini söyledi. Hindistan ile Laos’un ikili ilişkileri belki kendisine bu noktada da bir çalışma alanı bulabilir.
Görüş
Fotoğraf altı yazısı ve davetli listesi: Batı’nın ŞİÖ haberlerinin açıklayamadığı Türkiye

Thomas Karat, davranış analisti
Batılı ajansların Bişkek’ten geçtiği fotoğraf, anlamı baştan tayin edilmiş bir paket halinde ulaştı. Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın tören kıtası önünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e refakat ettiği karenin üzerinde, fotoğraf altı yazısı ABD GÜCÜNE KARŞI KOYMAK şeklindeydi. Karenin kendisi bildik bir diplomatik seremoniyi, kırmızı halıda yürüyen iki devlet başkanını gösteriyordu yalnızca. Fotoğraf altı yazısı ise karenin sunmadığı unsurları tamamlıyordu: bir hasım, bir amaç ve Batılı okurun endişesini yöneltmesi gereken istikamet. Tarafsız görüntü ile peşin hükümlü sözcükler arasındaki bu açı, söze başlamak için elverişli bir zemin; zira henüz tek bir analiz satırı kaleme alınmadan önce, zirvenin çerçevesi tam da burada belirlendi.
Şanghay İşbirliği Örgütü, 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkentinde on üye devlet, bir düzineden fazla hükümet başkanı ve davetliler arasında yer alan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile birlikte yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yayın organlarının çoğu, örgütü Batı’ya denge unsuru olmayı amaçlayan bir blok olarak niteleyen tek bir Agence France-Presse bültenini sayfalarına taşıdı. France 24, Rus ve Çinli liderlerin Orta Asya’ya Batı nüfuzuna karşı koymak üzere gittiğini bildirdi. Aynı yapının daha önceki bir oturumuna dair İngiliz basını, toplantıyı bir “kargaşa ekseninin” kapalı kapılar ardındaki zirvesi olarak andı. Bu kurguların her birinde Batı, katılmadığı bir toplantının dilbilgisel merkezine yerleşiyor. Örgüte, Washington ve Brüksel’e atıfta bulunmadan ifade edilebilecek hiçbir bağımsız gaye tanınmıyor; varlığı bütünüyle onlara verilen bir tepkiden ibaret sayılıyor.
Fotoğraf altı yazısındaki gedik: Türkiye
Bu anlatı kurgusu, ilk ve en büyük engeline davetli listesinde, bilhassa masadaki bir NATO üyesinin varlığında tosluyor. Türkiye, örgüt bünyesinde diyalog ortağı statüsünü koruyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvelere bizzat katılıyor. ŞİÖ’nün kendi ittifakına karşı kurulmuş bir eksen olduğu söylenen Batılı okur, o ittifakın kurucu bir üyesinin neden o masada yer tuttuğunu sorgulamaya teşvik edilmiyor. Örgütü Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak adlandıran aynı AFP bülteni, giriş paragrafının birkaç satır altında, örgütün Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dahil on beş diyalog ortağı bulunduğunu kaydediyor. Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ve Katar ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın ileri karargâhına ve bölgedeki en büyük Amerikan hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Batı’ya karşı durmak üzere kurulan bir örgüt böylesi bir katılımcı profilini bir araya getiremez; örgütü bu şekilde yaftalayan bir fotoğraf altı yazısı da ancak kendi iddiasını yalanlayan paragrafa kadar inmeyen okurlar nezdinde ayakta kalabilir.
Türkiye’nin konumu, Batı basınının anlamlandırmakta en yetersiz kaldığı parçayı oluşturuyor; zira zihinlerdeki hâkim harita yalnızca iki takıma izin veriyor. Ankara, ŞİÖ’yü NATO’ya tercih ediyor değil. Bu iki takımlı modelin kavrayamayacağı bir tutum sergiliyor: Örgüte ne tam üye olarak katılıyor ne de ona bütünüyle sırt çeviriyor; burayı işlenecek, değerlendirilecek bir zemin olarak görüyor. Bir yandan Atlantik’teki ahdi yükümlülüklerini korurken diğer yandan Avrasya güvenlik platformunda ağırlık kazanan bir devlet, Atlantik düzeninin kuralları artık tek başına koyamayacağı bir geleceğe karşı risklerini dağıtıyor. Bu hamle İstanbul’dan bakıldığında gayet berrak görünürken, Bişkek fotoğrafına o yazıyı iliştiren yayın merkezlerinden bakıldığında büyük ölçüde okunaksız kalıyor. Tam da bu yüzden, o merkezlerin zirveye dair aktardıkları, buradan bakıldığında çoktan geride kalmaya yüz tutmuş bir dünyanın tasviri gibi duruyor.
Söz dağarcığı ve ele verdikleri
Haberlerde tercih edilen dil, yakından incelenmeyi hak ediyor. Sürekli yinelenen terimler şunlar: “karşı”, “aleyhinde”, “Batı karşıtı” ve “eksen”… Örgüte kendine ait hiçbir muhteva tanımayan bir karşıtlık söz dağarcığı. Buradaki en ağır yükü “eksen” sözcüğü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, yakın dönemde ise “şer ekseni” retoriğinin ahlaki mimarisini devralıp üyeleri arasında bir NATO hükümetinin de bulunduğu bir ticaret ve güvenlik platformunun üzerine boca ediyor. Bu kavramsal aktarım, bizzat kendisini temelsiz kılan olguların birkaç satır ötesinde gerçekleşiyor; aradaki bu yakınlıksa niyetin asıl ele vereni niteliğinde.
Adını koymaya değer yapısal bir alışkanlık daha var. AFP metni, örgütün kuruluş bildirgesinde kendisini başka devletleri hedef alan bir ittifak olmadığını ilan ettiğini belirtiyor; fakat hemen ardından gelen cümlede, Rus ve Çinli liderlerin geçmiş zirvelerde Batı karşıtı konuşmalar yaptığını aktarıyor. Yapının kendi öz tanımı kayda geçirildiği an, hemen geri alınıyor. Burada sergilenen şüphecilik son derece seçici. Bir NATO bildirisi ittifakı “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiğinde, aynı ajanslar geçmişteki taarruz harekâtlarını hatırlatmayı akıllarına getirmiyor. Kuşku, hasımlar için hemen devreye girerken ortaklar söz konusu olduğunda devreden çıkıyor; kanıta değil, peşin kabullere yaslanan bir ayrım bu. Batılı ajans ağının dışındaki yayın organları ise aynı malzemeyi çok daha soğukkanlı ele alıyor. Al Jazeera’nin görüşüne başvurduğu bölge uzmanı, ŞİÖ’yü yalın bir ifadeyle tutarlı bir yapı oluşturmayan bir Batı karşıtı ittifak olarak niteledi; hiçbir Batı manşetinde kendine yer bulamayan bu sade ve isabetli tespit, o meşhur fotoğraf altı yazısına uymadığı için dışarıda bırakıldı.
Baskıyla doğru orantılı büyüyen bir blok
Örgütün tarihi, kendi retoriğinden çok daha fazlasını açıklıyor. 1996’da Çin, Rusya ve üç Orta Asya cumhuriyeti arasında sınır hatlarının belirlenmesiyle ilgilenen teknik bir uzlaşma olarak başladı. Batı’nın üyelerine uyguladığı baskıyla doğru orantılı biçimde ivme kazandı. Hindistan ve Pakistan 2017’de örgüte katıldı. Yıllar süren yaptırımların tam üyeliği hem Tahran hem de örgüt için cazip kılmasının ardından İran kabul edildi. ABD’nin ikincil yaptırımları ve gümrük tarifeleri, giderek genişleyen bir hükümetler halkasına Washington’ın erişim alanı dışındaki bir platformun kıymetini gösterdikçe, diyalog ortaklarının sayısı on beşe dayandı. Bişkek’te dönem başkanlığı, Amerika’nın bir diğer köklü güvenlik ortağı olan Pakistan’a devredildi. Manzara gayet tutarlı: Örgüt, yeni üye kazanmaktan ziyade, Batı politikalarının çıkış kapısına doğru ittiği devletlerin istikrarlı yönelimiyle büyüdü.
En çarpıcı örneği İran sunuyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek’teki yerine Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan bir savaşın altıncı ayında oturdu. Zirveden bir hafta önce ABD Hazine Bakanlığı, Ekonomik Tecrit Operasyonu adını verdiği bir yaptırım harekâtı ilan ederek ikincil yaptırımları İran ekonomisinin beş sektörüne daha (havacılık, dijital varlıklar, altın, deniz taşımacılığı ve teknoloji) genişletti; ayrıca yayımladığı ayrı bir uyarıda, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için İran’a ödeme yapan herhangi bir ülke vatandaşının veya kuruluşunun Amerikan cezalarına maruz kalacağını duyurdu. İkincil yaptırımlar yalnızca hedefi vurmakla kalmaz; o hedefle ticaret yürüten her hükümeti veya şirketi de kapsar. Bu durum, dolar sisteminden dışlanma tehdidiyle dayatılan, diğer devletlerin egemenlik kararlarına yöneltilmiş açık bir talimattır. İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, çıkarlarını kararlılıkla savunacağını belirterek karşılık verdi. Tahran’a yönelen bir tedbir, pratikte Pekin’e iletilen bir dayatma işlevi gördü; Pekin de heyetini toplayıp Bişkek’in yolunu tuttu. İkinci örneği Hindistan veriyor. Başbakan Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları gerekçe gösterilerek Washington’ın Hint mallarına yüzde 50 gümrük vergisi getirmesinden birkaç gün sonra Devlet Başkanı Vladimir Putin ile önceden planlanmış ikili bir görüşme yaptı. Hindistan’ı terbiye etmesi amaçlanan araç, onu uzak tutmaya çalıştığı masanın tam ortasına kadar eşlik etti.
Görüş ayrılıkları gerçek ve asıl mesele de bu
Zirveyi hakkıyla değerlendirmek, örgütün sınırları konusunda da aynı açıklıkta olmayı gerektiriyor; zira buradaki dürüstlük, sahici bir analizi eleştirilen kalıpların bir ayna yansıması olmaktan ayıran yegâne unsurdur. ŞİÖ yekpare bir blok değil. Rusya ve Çin, aynı Orta Asya coğrafyasında nüfuz rekabeti yürütüyor. Hindistan ile Çin, ihtilaflı ve zaman zaman şiddete sahne olan bir sınırı paylaşıyor; Modi ve Şi’nin aynı platformda yer alıp resmi bir ikili görüşme yapmamasının nedeni de bu. Hindistan ve Pakistan, hasımlıklarını korurken aynı çatının altında üyelik sürdürüyor. Kurulması önerilen kalkınma bankası, yıllardır tartışılmasına rağmen işler bir kuruma dönüşebilmiş değil. Örgütün temsil ettiğini ileri sürdüğü insanlığın yüzde 40’ı, ortak bir gayenin değil, yalnızca fiziki bir cüsseliğin göstergesi.
Ne var ki bu derin ayrılıklar, Batı’nın çizdiği çerçeveyi kurtarmaya yetmiyor; bilakis o çerçevenin üzerini örttüğü hakikati daha da berraklaştırıyor. Bu hükümetler arasında mutlak bir uzlaşı yok ve zirveyi kayda değer kılan da bu tür bir uzlaşma değil. Asıl dikkat çekici olan, birbirine güvenmeyen devletlerin anlaşmazlıklarını ABD’nin kontrol etmediği bir çatı altında yönetmeyi tercih etmesidir. Reddettikleri seçenek ise Washington’ın denetimindeki bir yapının hakemliğidir. Bu tercih, Amerikan öncülüğündeki düzenin konumuna dair hiçbir ortak bildirinin üretemeyeceği ağırlıkta bir tespittir. Bunun için resmi bir ittifaka veya ortak bir ideolojiye gerek yok; gereken tek şey, kritik bir devletler toplamının Batı düzenini artık çevresinden dolaşılması gereken bir unsur olarak görmesi. Üstelik bu etrafından dolanma süreci, Batılı okurlara risklerini dağıtmaya çalışan bir yapının durduğu yerde hasım bir eksen görmelerini buyuran fotoğraf altı yazısının tam gölgesinde, artık devlet başkanları düzeyinde ve alenen işliyor.
Daralan merkez
Batılı yetkililer dünya kamuoyuna atıfta bulunduklarında dillerinden düşürmedikleri bir ifade var: “Uluslararası toplum.” Bişkek, bu ifadenin nelerin üstünü örttüğünü bir kez daha hatırlattı. Bahsi geçen “toplum”, 1991 sonrasındaki tartışmasız Amerikan üstünlüğünün hüküm sürdüğü kısa dönemde kendi uzlaşısını insanlığın ortak mutabakatı sanmaya alışmış, giderek daralan muayyen bir başkentler zümresinden ibaret. Kırgızistan’ın başkentindeki zirve; bir NATO üyesini, Batı’nın yakın markajındaki ortak Hindistan’ı, ABD’nin Körfez’deki güvenlik himayesinde bulunan müttefiklerini ve yeryüzünün en ağır yaptırımlarına maruz kalan iki devletini, üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin nezaretinde bir araya getirdi. O salondaki tabloyu “Batı karşıtı bir eksen” olarak tarif etmek, odadaki bileşimin çıplak gerçeğiyle asla bağdaşmıyor. Bu nitelemenin ısrarla sürdürülmesi ise yalnızca seslendiği kitleye hizmet etmesinden kaynaklanıyor; daralan bir merkeze, dünyanın hâlâ etrafında döndüğü sabit nokta olduğu tesellisini fısıldıyor.
Ankara’dan ve 1991 sonrası kurulan düzenin tekelini yitirişine tanıklık eden devletlerin daha geniş ufkundan bakıldığında, bu teselli ancak geriden gelen bir göstergeden ibaret kalıyor. Fotoğraftaki iki adam öğle yemeğine yürüyordu. O yemeğin yenmesini engelleyemeyen, Hintli ortağını Moskova’dan mesafeli tutamayan, bilfiil savaştığı devleti tecrit edemeyen ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımının önüne geçemeyen güç, kendi basını marifetiyle bu zirvenin sırf kendisine karşı kurulmuş bir cephe olduğu yanılsamasıyla avutuluyor. Oysa daha isabetli okuma, Türkiye’nin kendi tutumunda çoktan karşılık bulmuş olanıdır: Dünya kendisini Batı’ya karşı konumlandırmaktan ziyade, artık onu beklemeden kendi nizamını kuruyor. Fotoğrafın üzerine iliştirilen o meşhur başlık ise bu hakikatin kabullenileceği en son yerdir.
Görüş
Bişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor

Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü
On devlet ve hükümet başkanı ile Avrasya coğrafyasının yarısına yayılan geniş bir ortaklar heyeti, Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya vaadiyle Kırgızistan’ın başkentinde bir araya geliyor. Zirvenin paraya, medyaya ve kulübün kendi iç çelişkilerine dair sessiz mücadeleleri, yayımlanacak nihai bildiriden çok daha belirleyici olacak.
BİŞKEK, Kırgızistan: Burası büyük güçleri yakından tanıyan bir şehir. Sokak planını Sovyet mühendisleri çizdi; ekonomisi ise büyük ölçüde Rusya’daki Kırgız işçilerin gönderdiği parayla dönüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yıllık zirvesini 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde burada topladığında, dağlarla çevrili bu başkent, 48 saatliğine çağımızın en hayati açık sorusuna ev sahipliği yapacak: Batı hâkimiyetinin ardından dünya nasıl görünecek?
Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya nasıl görünecek?
Yalnızca katılımcı listesi dahi bahsin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; insanlığın yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden on asil üyeye liderlik edecek. Bu halkada Hindistan, Pakistan, Belarus ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev önderliğindeki Kazakistan başta olmak üzere dört Orta Asya cumhuriyeti yer alırken, Kahire’den Körfez’e ve Ankara’ya kadar uzanan diyalog ortakları da heyete eşlik ediyor.
Hiçbir Batılı kurum bugüne kadar böylesi bir topluluğu aynı çatı altında ağırlamak zorunda kalmadı. Hiçbir Amerikan yönetimi de bu manzarayı dışarıdan izleme durumunda bırakılmadı.
Kâğıt üzerinde gündem, bilinçli olarak sıradan tutulmuş: Örgütün Taşkent merkezli koordinasyon organı aracılığıyla terörle mücadele iş birliği, Afganistan’daki istikrarsızlık, ticaretin kolaylaştırılması, enerji, dijital kalkınma ve “Şanghay Ruhu”nun -karşılıklı güven, ortak fayda ve medeniyetler arası saygı- alışılagelmiş tekrarı. Temel ilke her zamanki gibi oydaşma; bu da genel kurul salonunda dile getirilen hiçbir sözün kimseyi incitmeyeceği anlamına geliyor.
Asıl zirve ise satır aralarında, sonuç bildirisinde yer bulamayacak üç ayrı temasta gerçekleşecek.
İlk temas: Para ve onu Washington’ın erişemeyeceği yerlerde dolaştırmanın yolları
Yayımlanacak hiçbir bildiride “yaptırım” kelimesi geçmeyecek. Yine de hazırlık müzakerelerini aktaran üç üye devlet diplomatı, gizlilik kaydıyla yaptıkları açıklamalarda, finans dosyasının diğer tüm başlıklardan daha fazla mesai tükettiğini belirtti: Geçtiğimiz yılki Tientsin Zirvesi’nde yeniden ivme kazanan ve uzun süredir ertelenen ŞİÖ Kalkınma Bankası projesi, yerel para birimleriyle ticaretin genişletilmesi ve üyelerin Belçika merkezli SWIFT ağına -dolayısıyla ABD finans hukukuna- temas etmeden hesaplaşmasını sağlayacak ulusal ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması.
Bu arayışın aciliyeti soyut bir heves değil. Rusya Merkez Bankası kapsamlı kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor; İran ise neredeyse bir kuşaktır dolar sisteminin dışına itilmiş durumda. Batı’nın ortağı konumundaki Hindistan bile seçeneklerini çoğaltmak adına Rus petrolünü dolar dışı para birimleriyle alıyor. Gümrük tarifeleri ve ikincil yaptırımlar, örgütün diplomatik dilindeki “finansal kapsayıcılık” ifadesini bu yazın örtük parolasına dönüştürdü.
Karşılaşılan engeller de bir o kadar somut. Kalkınma bankası, kurulmaksızın on yılı aşkın süredir tartışılıyor; zira kurucu üyelerin her biri sermaye yapısının, genel merkezinin ve kullanılacak para biriminin kendi şartlarına göre belirlenmesini istiyor. Üye devletlerden birinin hükümetine danışmanlık yapan bir iktisatçı durumu şöyle özetledi: “O salondaki hiç kimse dolarsızlaşmaya karşı değil; fakat herkes Çin’in kontrol edeceği bir bankaya karşı.”
İkinci temas: Masada olmayan ama varlığı her köşede hissedilen ABD
Zirve öncesindeki aylarda, büyük ölçüde aracılar üzerinden yürütülen yoğun bir Amerikan diplomasisi trafiği gözlendi: CIA Direktörü ile Rus istihbaratı arasındaki temas haberleri, Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Tahran ziyaretleri, Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının ve bir yoruma göre Ürdün Kralı’nın Pekin’e ilettiği mesajlar. Washington bu hareketliliği karmaşık bir dünyanın olağan yönetimi olarak nitelendirirken, Bişkek’te toplanan başkentlerde bu durum farklı okunuyor; süper gücün bir uzlaşma arayışında olduğunun işareti olarak görülüyor.
Pekin’de görev yapan ve diğerleri gibi ismini vermek istemeyen Avrupalı bir büyükelçi, “Aracılar eliyle yürütülen diplomasi ya yüksek bir maharetin ya da tükenmişliğin göstergesidir” dedi. “Amerikalılar bunun ilk seçenek olduğunu söylüyor. Bu zirve ise iki gün boyunca ikincisini sahneleyecek.”
Zamanlama dramatik gerilimi daha da tırmandırıyor. Liderlerin Bişkek’ten ayrılmasından on hafta sonra ABD ara seçimleri yapılacak; siyasi kimliğini savaşları bitirmek ve ticaret ihtilaflarını kazanmak üzerine kuran bir başkan ise henüz iki alanda da kalıcı bir netice alabilmiş değil. Danışmanlar, Temsilciler Meclisi’nin kaybedilmesinin muhalefete soruşturma yetkisi ve azil mekanizmasını işletme imkânı vereceğinden açıkça endişe duyuyor. Uzmanlar, zirvenin koreografisinin buna göre ayarlanacağını öngörüyor: Alternatif bir düzeni yansıtan el sıkışmalar ve aile fotoğrafları sergilenecek, ancak Washington’a en kırılgan anında açık bir cephe açmayacak bir dikkat gözetilecek.
Fakat zirvenin kendi kurgusu, “gerileyen Amerika” anlatısının sınırlarını da ortaya koyuyor. Hindistan, örgütün yalnızca bir Çin-Rusya aracına dönüşmesini engellemek gayesiyle masada yer alıyor; nitekim daha önce Batı karşıtı ifadelere set çekmişti ve bunu tekrarlaması bekleniyor. Orta Asya devletleri ise Rusya’nın sunduğu güvenlik, Çin finansmanı ve Batı pazarları arasında denge gözetiyor. Kaldı ki her üyenin yaptırımlara direnç geliştirme çabası, en nihayetinde dolar merkezli dünyanın hâlâ ne denli ağırlık taşıdığının bir göstergesi.
Üçüncü temas: Bir Mısırlının başlattığı tartışma
Tientsin’de masaya gelen en somut önerilerden biri bir devlet başkanından değil; Asya ve Avrasya meseleleri uzmanı, Kahire merkezli Asya Araştırma ve Çeviri Merkezi Direktörü Mısırlı akademisyen Dr. Ahmed Moustafa’dan geldi. Ülkesi ŞİÖ diyalog ortağı olarak örgütün dış çeperini yoklamayı sürdürürken toplantıya katılan Moustafa’nın tespiti şu: Teşkilatın en derin açığı askeri ya da mali değil, enformasyonel nitelikte.
Batı’nın asıl üstünlüğü, örgütün sözcülüğünü üstlendiğini iddia ettiği gençliğin hedeflerini biçimlendiren medya platformlarından ve profesyonel ağlardan kaynaklanıyor. Moustafa’nın sunduğu teklif -üye ülkelerin düşünce kuruluşları ile medyasını birbirine bağlayan daimi ve kurumsal bir mekanizmanın teşkil edilmesi, bölge gençliği için de “LinkedIn ayarında ya da ondan daha güçlü” profesyonel bir sosyal ağ kurulması- bu yaz zirve çalışma gruplarında elden ele dolaştı.
Bu fikir, bir iş planı olmasından ziyade Pekin ve Moskova’nın daha çetin yollardan ulaştığı bir teşhisi yansıtması bakımından önem taşıyor. Örgüt üyesi ülkelerin vatandaşları, sahip olunan tüm demografik ağırlığa rağmen, fiilen Batı platformlarının ve Batı dillerinin hâkimiyetindeki bir bilgi evreninde yaşıyor. Üye devletlerin buna yanıtı ise güvenlik duvarları, taklit uygulamalar ve her yıl düzenlenen bir medya forumuyla sınırlı kaldı; henüz kimsenin kendi tercihiyle yöneleceği bir dijital ekosistem inşa edilemedi.
Kuşkucular bu durumu yapısal bir nedene bağlıyor: Profesyonel ağlar değerini serbest bilgi akışından üretir; oysa kimi üye hükümetler tam da bu akışı kısıtlama ilkesine bağlı. Bir diplomatın kinayeli ifadesiyle: “Şanghay Ruhu için bir LinkedIn kurabilirsiniz; fakat insanları orada birbiriyle temas kurmaya ikna etmekte başarılar dilerim.”
Son temas: Örgütün kendi iç çelişkileriyle yüzleşmesi
Aile fotoğrafı, perde arkasındaki çekişmeleri yansıtmayacak: Hindistan ile Çin, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler; İsrail ile yaşadığı savaşın ardından Tientsin’den somut bir güvenlik garantisi alamadan yalnızca taziye ve destek sözleriyle ayrılan İran ve aynı anda tüm taraflarca el üstünde tutulmayı ulusal bir stratejiye dönüştüren ev sahibi yönetim. Kuruluşunun üzerinden geçen çeyrek asrın ardından örgütün en belirgin başarısı, zirvenin bizzat toplanabilmiş olması: Rakiplerin bir araya gelebildiğinin kanıtı, fakat henüz birlikte inşa edebildiklerinin değil.
Avrasya kurumlarını yakından izleyen kıdemli bir analist, “Bişkek kusursuzca sahnelenecek” dedi. “Asıl soru, araç konvoyları dağıldıktan sonra geriye bir şey kalıp kalmayacağı.”
Liderler 1 Eylül’de uçaklarıyla Bişkek semalarından ülkelerine dönerken arkalarında flamalar, yayımlanmış bir bildiri ve bir iddia bırakacak: Yeni bir düzenin yalnızca arzu edilmekle kalmayıp işlerlik kazandığı iddiası.
Bu zirvenin fısıldadığı daha yalın gerçek ise şu: Bir düzen, varlığı ilan edilerek kurulamaz. Ödeme sistemi ödeme sistemiyle, platform platformla ve Şanghay Ruhu’nun rakamların katılığıyla sınandığı, kameraların girmediği odalarda adım adım inşa edilmek zorundadır.
Görüş
Hindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası

Gurjit Singh, Hindistan’ın eski Almanya, Endonezya, Etiyopya Büyükelçisi; ASEAN ve Afrika Birliği Misyonları Temsilcisi

Uzaydaki rekabetin kızışması, Hindistan’a uzay araştırmalarını çatışma yerine iş birliğinin yönlendirdiği yeni bir anlayış geliştirme fırsatı sunuyor. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay gücü olarak kabul gören Hindistan; teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürebilecek yetkinliğe sahip.
Hindistan’ın uzay serüveni kendine has bir rota izledi. Soğuk Savaş çekişmelerinden doğan birçok uzay programının aksine, Hindistan’ın hamlesi ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlandı. Dr. Vikram Sarabhai, ülkenin uzay vizyonunu sıradan insanların hayatını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine kurdu. Sarabhai’nin öncülüğünde geliştirilen uydular haberleşmeyi, hava tahminini, afet yönetimini, sağlık hizmetlerini, tarımı ve eğitimi güçlendirmeye odaklandı. Kalkınma eksenli bu felsefe, bugün de Hindistan’ın uzay programının merkezinde yer alıyor; sadece prestij peşinde koşmayıp uzay teknolojisinin somut faydalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla da birebir örtüşüyor.
Günümüzde Hindistan’ın başarıları kalkınma odaklı uygulamaların çok ötesine geçiyor. Chandrayaan görevleri, Mars Yörünge Görevi, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında icra edilecek insanlı uzay uçuşu programı Gaganyaan; Hindistan’ı karmaşık ve güvenilir uzay görevlerini başarıyla yürüten bir ülke konumuna taşıdı. Chandrayaan-3’ün Ay’ın güney kutbu yakınına gerçekleştirdiği yumuşak iniş, Hindistan’ı seçkin uzay güçleri arasına sokarken dünya çapında bir inovasyonun görece mütevazı bütçelerle de başarılabileceğini kanıtladı.
Hindistan’ın pekişen saygınlığı, küresel uzay ekonomisinin hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor. Bugün 600 milyar doları aşan ve 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara yaklaşması öngörülen sektör; uydu haberleşmesi, Dünya gözlemi, seyrüsefer, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay araştırmaları gibi yeni alanlardaki ticari faaliyetlerin ivmesiyle genişliyor. Birçok ülke bu ekosistemde yer almak istese de yerli imkânlardan yoksun. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sunan sağlayıcılar değil, uzun vadeli ve güvenilir ortaklar arıyor.
Hindistan bu talepleri karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Uzay sektörünün 2020 yılında serbestleştirilmesi, kapıları özel sektöre açarak tüm ekosistemi dönüştürdü. Hindistan Ulusal Uzay Geliştirme ve Yetkilendirme Merkezinin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited’in genişleyen ticari rolü ve özel teşebbüslerin büyümesi, dünyanın en dinamik uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkardı. Hint girişimleri küresel yatırımları ve müşterileri cezbeden fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi bilgi sistemleri ve itki teknolojileri geliştiriyor. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistan özel sektörünün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası ölçekte rekabet edebileceğini sahada gösterdi.
Sıradaki adım, bu ekosistemi uluslararası alana taşımak.
Hindistan, kendini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma merkezi olarak konumlandırmak yerine; uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, görev operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliğine yönelik veri uygulamalarını kapsayan bütüncül ortaklıklar sunmayı hedefliyor. Bu tür entegre iş birlikleri, kalkınma önceliklerini karşılamak adına uygun maliyetli, amaca özel ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için kıymetli imkânlar barındırıyor.
Hindistan, bu tür bir iş birliğinin diplomatik değerini daha önce de ortaya koydu. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere haberleşme ve kalkınma desteği sağladı. Hint fırlatma araçları, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, üniversiteler ve ticari işletmeler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirdi. Hindistan’ın Artemis Anlaşmalarına katılma kararı, Ay’ın uluslararası iş birliğiyle barışçıl amaçlarla keşfedilmesine katkı sunma iradesini yansıtıyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen ortaklıklar da Hindistan’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini tahkim etti.
Bu ortaklıklar Hindistan’ın Küresel Güney’in güçlü sesi olma konumunu pekiştiriyor. Ülke, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygı temeline dayanan kalkınma iş birlikleri öneriyor. Bu sayede uzay alanındaki iş birlikleri, bir yandan ikili ilişkileri güçlendirirken diğer yandan somut kalkınma çıktıları üreterek Hindistan diplomasisinin etkili araçlarından birine dönüşüyor.
Hindistan, potansiyelini bütünüyle hayata geçirmek için reform sürecini kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyor. Yasal onay süreçlerinin hızlandırılması, risk sermayesine erişimin artırılması, fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunması; araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasındaki bağların sıkılaştırılması bu süreçte belirleyici olacak. Kamu alım politikaları da Hint girişimlerini desteklemeye devam ederek onların ölçek kazanmalarına, yenilik üretmelerine ve küresel tedarik zincirine entegre olmalarına zemin hazırlayacak.
Hindistan, uzayın yönetişimine yön vermede daha etkin bir rol üstlenecek konumda bulunuyor. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, kaynakların sorumlu kullanımı ve gelişen uzay fırsatlarına adil erişim gibi meseleler giderek daha acil uluslararası gündem maddeleri haline geliyor. Uzay faaliyetleri çeşitlendikçe, sorumlu ilke ve teamüller üzerinde uzlaşı tesis edebilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacak. Hindistan’ın uzayın barışçıl kullanımına yönelik köklü taahhüdü, gelişen teknolojik kabiliyetleriyle birleştiğinde; şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi gözeten kuralların oluşturulmasına anlamlı katkılar sunmasını sağlayacak güçte.
Gelecek on yıl, yalnızca uzayda hangi ülkelerin öne çıkacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecek. Bilimsel birikimi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan; yerleşik uzay güçleri ile sektöre yeni adım atan ülkeler arasındaki mesafeyi kapatabilecek müstesna bir konumda duruyor. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon üzerine inşa edilen iş birlikleri sayesinde Hindistan, uzay programını küresel angajmanının ana sütunlarından birine dönüştürebilir.
Kutuplaşmanın derinleştiği bir dünyada Hindistan’ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getiren adımlar olduğunu güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Hindistan’ın insanlığın yeni sınırına yapacağı en kalıcı katkı olabilir.
Avrupa6 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









