Bizi Takip Edin

Avrupa

Hollanda’da sandıktan Geert Wilders çıktı

Yayınlanma

Çarşamba günü yapılan Hollanda parlamento seçimleri, 150 sandalyeden 37’sini alan sağcı Özgürlük Partisi’nin (PVV) büyük zaferiyle sonuçlanırken, onu 25 sandalye kazanan eski Avrupa Komisyonu Üyesi Frans Timmermans’ın sosyalist ve yeşil parti koalisyonu takip etti.

Sonuçlar üzerine açıklama yapan Geert Wilders PVV’nin ‘artık görmezden gelinemeyeceğini’ söyledi ve “Biz yöneteceğiz. Böylesine büyük bir zafere saygı duyulmalıdır. Seçmenler bunu söylüyor, farklı olmasını istiyorlar. Seçmenlerin dışarıda bırakılması çok antidemokratik olur,” dedi.

Timmermans ise sonuçlardan dolayı ‘hayal kırıklığına uğradığını’ ve ‘daha fazlasını umduğunu’ kabul ederken ‘yeterince insanı ikna edemediğini’ söyledi.

Timmermans’tan ‘sol yumruk’ çağrısı

Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak için ‘sol bir yumruk’ çağrısında bulunan Timmermans, PVV’nin göç karşıtı söylemini sert bir dille eleştirdi.

“Beşiğinizin nerede olduğu bizim için önemli değil,” diyen Timmermans, “Savaştan ve şiddetten kaçıyorsanız Hollanda’ya hoş geldiniz, bu bizim için asla değişmeyecek,” dedi.

Sonuçlara bakılırsa Hollanda’nın önünde iki seçenek var. İlk seçenek, liberal Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD), ‘merkez sağ’ Yeni Toplumsal Sözleşme (NSC, 20 vekil kazandı) ve ‘aşırı sağ’ PVV’nin çiftçi partisi BBB (7 sandalye kazandı) gibi daha küçük partilerin desteğiyle sağcı bir koalisyon kurması. İkinci seçenekte ise Timmermans’ın PvdA/GL bloğu, liberal D66’nın (9 sandalye elde etti) yanı sıra NSC ve VVD ile hükümet etmeye çalışacak.

Bir hafta içinde, seçim sonuçlarını tartışmak üzere yeni sandalye dağılımıyla birlikte bir parlamento görüşmesi yapılacak ve tüm partiler uygulanabilir koalisyonları araştırmak üzere bir arabulucu atayacak.

Daha sonra, arabulucu bir koalisyon önerecek ve meclis parti liderlerinden birini yeni başbakan olarak seçip atayacak ve ardından koalisyonu kurması gerekecek. Bu sürecin aylar sürebileceği biliniyor.

VVD-PVV ittifakı mümkün mü?

VVD, PVV ile işbirliğine açık olduğunu söylese de parti lideri Dilan Yeşilgöz Salı günü yaptığı açıklamada Wilders’in ‘aşırı görüşleri’ nedeniyle başbakan olmasını desteklemeyeceğini söylemişti.

Yeşilgöz seçim gecesi yaptığı açıklamada, “Wilders’in başbakan olacağını düşünmüyorum çünkü çoğunluğu oluşturabileceğini düşünmüyorum. Şimdi bunu yapıp yapamayacağını gösterme sırası onda,” dedi.

Yeşilgöz’ün tutumunun değiştiğine dair bir işaret de Financial Times’a (FT) verdiği demeçte görüldü. VVD lideri Yeşilgöz, Wilders ile çalışabileceğini söyleyerek ‘kimseyi dışlamadıklarına’ işaret etti. Fakat Yeşilgöz Pazar günü, anket sonuçları açıklandıktan sonra, Wilders ile aralarında ‘büyük farklılıklar’ olduğunu da kabul etti.

NSC lideri Peter Otmzigt, kampanya sırasında defalarca partisinin PVV ile işbirliği yapmayacağını söyleyerek bu partinin Hollanda anayasasına aykırı olduğunu söylediği ‘İslam ve göçmen karşıtı’ duruşuna işaret etmişti. Omtzigt yeni kabinede yer almak istediğini söylüyor fakat bunun ‘kolay olmayacağını’ da kabul ediyor. Bu demecin, PVV’ye kapıların tamamen kapatılmadığı anlamına geldiği düşünülüyor.

Omtzigt kısa süre önce FT’ye ‘ekonomi konusunda solcu, sosyal değerler ve göç konusunda ise sağcı’ olduğunu söylemişti. Amsterdam ve Lahey’den uzakta, Almanya sınırındaki Enschede’de yaşayan ve ‘dışarıdan biri’ olarak algılanan Omtzigt, daha önce tarım hareketlerini destekleyen seçmenleri topladığı kırsal kesimin yeni odağı haline geldi.

Wilders ‘yumuşamaya’ açık

VVD ve NSC’nin müzakereye açık kapı bırakmasının yanı sıra Wilders, en tartışmalı politika önerileri konusunda taviz vermeye hazır olduğunu söyledi. Wilders, “Partilerin anayasaya aykırı tedbirler isteyen bir parti ile hükümette yer almak istemediklerini çok iyi anlıyorum. Camiler, Kuranlar ve İslami okullar hakkında konuşmayacağız,” dedi.

PVV’nin tartışmalı AB ve İslam karşıtlığı ile iklim değişikliği konusundaki şüpheciliğine rağmen, NSC ve VVD ile koalisyon hükümetine girmesinin söylemlerini yumuşatacağı tahmin ediliyor.

Örneğin, PVV’nin AB karşıtı duruşuna rağmen, sağcı bir koalisyon muhtemelen VVD ve NSC’nin seçim programlarında savunduğu gibi küresel ticaret, savunma işbirliği ve stratejik özerklik de dahil olmak üzere bloğun dış siyasetinde birleşik bir cepheyi desteklemeye devam edecek.

Diğer koalisyon seçeneği de zorlu

Potansiyel bir merkez koalisyon için görüşmeler de muhtemelen çetin geçecek. Timmermans’ın PvdA/G’si ile VVD tarihsel olarak birbirlerine rakip olagelmişti. VVD, Avrupa liberal parti ailesinin ‘Avrupa şüpheci’ ve mali açıdan muhafazakâr ucuna eğilim gösteriyor. Bunun yanı sıra, yeşil-sosyalist ittifak, VVD’yi hükümetten atmak için kurulmuştu.

Bazı yorumcular, sert siyasi manzara göz önüne alındığında erken seçimlerin gerçekçi bir senaryo olduğunu öne sürüyor.

Avrupa sağı PVV’nin başarısından memnun

Bu arada Wilders’in zaferi AB genelinde sağcı parti ve liderleri memnun etmiş görünüyor.

Bu partilerin çoğu eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’daki müttefikleri olarak görülüyor ve Trump’ın yeniden iktidara gelme ihtimalinin AB siyasetini sarsması bekleniyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) X’te yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın her yerinde vatandaşlar siyasi değişim istiyor!” yorumunu yaptı.

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ise “Değişim rüzgârları burada! Hollanda seçimlerini kazanan Geert Wilders’i tebrik ediyoruz,” dedi.

İspanya’daki Vox’un lideri Santiago Abascal da Wilders’i tebrik etti ve ‘giderek daha fazla Avrupalının sokaklarda ve sandıkta uluslarının, sınırlarının ve haklarının savunulmasını talep etmesini’ kutladı.

İtalya’daki sağcı hükümetin küçük ortağı Lega’nın lideri ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini de Wilders’i tebrik ederek onu ‘Lega’nın tarihi bir müttefiki’ olarak tanımladı ve “Yeni bir Avrupa mümkün,” dedi.

Fransa’da ise Rassemblement National (Ulusal Birlik – RN) lideri Marine Le Pen, “Geert Wilders ve PVV’yi, ulusal kimliklerin savunulmasına yönelik artan desteği teyit eden yasama seçimlerindeki muhteşem performansları için tebrik ediyorum,” açıklamasını yaptı.

Seçim döneminde konut sorunu baş gündemdi

Seçim kampanyaları sırasında özellikle uluslararası medyada partilerin göç ve göçmen meselesine ilişkin tutumları gündeme gelse de Hollanda’daki konut ve kira sorunu hayli ön sıralardaydı.

Ipsos’un Hollandalı seçmenlerin kaygılarına ilişkin yaptığı son ankete göre sağlık hizmetleri, hayat pahalılığı ve konut sorunu vatandaşların ilk üç sorunu arasında yer alıyor.

Gençler, Hollanda konut piyasasından en açık şekilde etkilenen grup. I&O araştırmasına göre, Hollandalıların %86’sı bir konut krizi olduğuna inanıyor. Hükümetin 2030 yılına kadar 900.000 konut inşa etme hedefine rağmen, inşaatlar şimdiden programın gerisinde kalmış durumda ve ev arayanların sayısı ev arayanların sayısından 390.000 daha fazla.

CBS’e göre, geçen yıl Hollanda’da yaklaşık 4,5 milyonu ev sahibi tarafından kullanılan (%57) sekiz milyonun biraz üzerinde ev vardı.  Her yedi evden biri (%14) özel kiralama ve iki milyondan fazlası (%29) konut şirketleri tarafından kiralandı ve bunlar büyük ölçüde kira kontrollü.

IMF, Hollanda’daki konut fiyatlarının pandemi sırasında Avrupa’daki tüm ülkeler arasında en fazla yükseldiğini (ve düzeltilmediğini) ve ülkenin Avrupa’nın en yüksek ortalama ipotek borcuna sahip olduğunu aktarıyor.

NOS’a göre ise sosyal bir ev için tipik bekleme süresi yedi yıl ancak 19 yıla kadar çıkabiliyor. Serbest piyasada ise kiralar hızla artıyor.

Bazı siyasi partiler, Mark Rutte liderliğindeki dört hükümetin, savaştan sonra olduğu gibi konut sağlamayı temel bir hükümet görevi olarak görmek yerine piyasayı hevesle benimsemesini suçluyor.

Konut şirketi stoklarının satışını serbestleştiren yeni kurallar 2013 yılında yürürlüğe girdi ve iki yıl sonra konut bakanı Stef Blok Münih’teki Expo Real ticaret fuarında yatırımcıları teşvik etmiş ve emlak spekülasyonu konusunda ‘endişelenmek için bir neden olmadığını’ söylemişti.

Beş yıl önce bile hükümet ‘Hollanda konutlarına yatırım’ sitesiyle yabancı yatırımcıları ve fonları piyasaya girmeye teşvik ediyordu. Tüm bunlar olurken, konut şirketlerine uygulanan ve ancak şimdi kaldırılmakta olan olağanüstü bir kâr vergisi de vardı.

Partilerin konut krizine çözümleri

Tüm partiler daha fazla konut inşa edilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Fakat bunu başarmak için planları büyük farklılıklar gösteriyor.

VVD bu işi piyasaya bırakmak istiyor. Sol partiler devletin kontrolü ele almasını istiyor. Sosyalist Parti bunun için yeni bir bakanlık kurmak istiyor. GroenLinks/PvdA özel bir konut fonu istiyor. D66 ise özellikle mevcut evlerin tamamlanması ya da bölünmesi için bir fon istiyor.

BBB, ‘kamu yararı’ lehine azot düzenlemelerinin bir kenara bırakılması da dahil olmak üzere izin kurallarını gevşetmek istiyor. PVV de ‘engelleyici kuralları’ basitleştirmek istiyor. İki sağcı parti ayrıca sosyal konutlar için Hollandalılara öncelik verilmesini istiyor.

Çok yüksek kiralarla mücadele, tüm büyük partilerin seçim programlarında yer alan bir diğer konu. SP ve PVV önümüzdeki yıllarda kiraları düşürmek istiyor. PVV kira yardımının artırılmasını öneriyor. Diğer partiler kiraları düşürmek istemiyor fakat VVD, D66 ve GroenLinks-PvdA daha fazla artışı sınırlamayı planlıyor. GroenLinks-PvdA ayrıca tüm kiralık mülkleri düzenlemek niyetinde.

‘Hollanda’yı toplum gibi değil, şirket gibi yönettiler’

Seçimlerden önce Fortune’da yayınlanan bir değerlendirme, Avrupa’nın beşinci büyük ekonomisinin ana akım partilerine yönelik tepkileri de yansıtıyor.

Örneğin personel alım şirketi yöneten Maurice van Uden isimli bir işletmeci, son 20 yılın koalisyon hükümetlerinin Hollanda’yı ‘bir toplumdan çok bir şirket gibi’ yönettiğine işaret ediyor.

Uden, oyunu VVD’ye vermek yerine Omtzigt’in liderliğindeki NSC’ye vereceğini vurguluyor.

Dış politikada ‘bağımsızlık’ ve İsrail yanlılığı

PVV’nin dış politikası, Avrupa’daki ‘AB şüphecisi’ sağcı partilerin standart tutumunu yansıtıyor.

AB’nin genişlemesine karşı çıkan, Hollanda’nın AB üyeliği için referandum isteyen ve ‘Önce Hollanda’ diyen PVV, ülkenin kendi para birimine sahip olması gerektiğini de düşünüyor.

PVV, AB bayrağını, “Biz Hollanda’dayız. Burada sadece ulusal bayrak dalgalanır,” diyerek hükümet binalarından indirmek istiyor.

Yol gösterici ilkelerini, ‘Hollanda’nın ve Hollandalıların çıkarları doğrultusunda hareket etmek’ olarak tanımlayan parti, “Ortadoğu’daki tek gerçek demokrasi’nin, yani İsrail’in büyük bir dostu olduğunu ilan ederek, büyükelçiliği Kudüs’e taşıyarak bu ülke ile olan ilişkileri güçlendireceğini ilan ediyor.

Wilders, ‘yozlaşmış Filistin Yönetimi’ne ev sahipliği yapan Ramallah’taki Hollanda temsilciliğini kapatma sözü veriyor. PVV, ‘şeriat yasalarının uygulandığı’ ve Hollandalı milletvekillerinin ölüm tehditleri aldığı ülkelerle diplomatik ilişkilerin derhal kesileceğini söylüyor.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English