Asya
İktisatçı Rogoff: Yuan beş yıl içerisinde rezerv para olacak

Harvardlı iktisatçı Kenneth Rogoff, kripto para birimlerinin yeraltı ekonomilerinde popüler olmalarına rağmen neden hiçbir zaman doların yerini alamayacağını söylerken, yuanın da önümüzdeki beş yıl içerisinde rezerv para olacağını öne sürdü.
Rogoff, doların bir “meşruiyet krizine” doğru yaklaştığı konusunda defalarca uyarıda bulunmuştudu. 2000’lerin sonundaki küresel resesyon hakkında kapsamlı çalışmalar yazan Rogoff, dikkatini dünya finans hiyerarşisinin tepesinde yer alan ABD para biriminin giderek istikrarsızlaşan konumuna çevirdi.
Uluslararası Para Fonu’nun eski baş ekonomisti ve satranç büyükustası olan Rogoff, geçen yılın mayıs ayında Our Dollar, Your Problem [Bizim Dolarımız, Sizin Sorununuz] adlı kitabını yayınlamıştı.
South China Morning Post’a (SCMP) konuşan Rogoff, doların yuan ve avro ile rekabeti, küresel politika yapıcılar arasında ABD para birimine olan bağımlılığı azaltma yarışı ve kripto para birimlerinin yükselişinin gelecekteki gelişmelere nasıl etki edeceği konularını ayrıntılı olarak ele aldı.
Çin lideri Xi Jinping’in yakın zamanda yuanı küresel bir rezerv para birimi haline getirilmesi çağrısında bulunmasının “son derece önemli bir gelişme” olarak nitelendiren iktisatçı, Çinli teknokratların uzun zamandır yuanı ABD dolarından daha bağımsız hale getirmek istediklerini savunuyor.
Çin’in büyük bir ülke olduğu göz önüne alındığında, kendi bağımsız para politikasına sahip olması gerektiğini uzun zamandır savunduklarına işaret eden Rogoff, yuanın küresel rezerv para olması için atılacak adımların, sermaye piyasalarını tamamen serbestleştirmeyi gerektirmediğini ileri sürüyor:
“Atılması gereken bir dizi adım var, fakat bu, sermaye piyasalarının tamamen açılmasını gerektirmiyor. Önemli olan, Çin’in devlet tahvili piyasalarını yabancı yatırımcılara açması ve makul derecede gelişmiş bir vadeli işlem piyasası, faiz oranı swapları vb. yapısına sahip olması.”
Rezerv para birimi olmak için tüm piyasaların açık olmasının gerekmediğini savunan iktisatçı, ABD’nin 1940’lı, 50’li, 60’lı yıllarda ve 70’li yılların büyük bir bölümünde yabancı yatırımlara birçok kısıtlama getirdiğini ama yine de bir rezerv para birimi olmaya devam ettiğini hatırlatıyor.
Rogoff, “Bununla birlikte, finansal sistemin ABD dolarından bağımsız olarak uluslararası işlemleri aracılık etme kapasitesini genişletmek gibi nispeten basit adımların atılması gerekiyor,” diyor.
Rogoff’a göre yuan, Çin hükümetinin borcunun önemli bir kısmının yabancı yatırımcılar tarafından tutulduğu bir rezerv para birimi olma yolunda ilerlerse, Xi’nin rezerv para birimi olma çağrısına yanıt vermek için yabancı yatırımcıların büyük bir ilgisi olacak.
İktisatçı, “Bu, önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşecek. Yatırımcılar, ABD dolarından uzaklaşarak portföylerini çeşitlendirmek için fırsatlara aç durumda,” iddiasında bulunuyor.
Yuanın uluslararasılaşmasının önündeki en büyük engelin “dalgalı kur”un yavaş gelişmesi olduğunu belirten Rogoff, Çin’in para biriminin ABD doları karşısında daha fazla dalgalanmasına izin vermesi şeklindeki ilk adımın halihazırda atıldığını ama sürecin yavaş ilerlediğini kabul ediyor.
“Çin’in Avustralya tarzı esnekliğin uç noktasına gitmesine gerek yok,” diyen iktisatçı, Carmen Reinhart ve kendisinin “yönetilen dalgalanma” olarak adlandırdığı, daha çok Kanada’ya benzeyen bir sisteme sahip olmasının yeterli olacağını ileri sürüyor.
Çin’in döviz işlemleri için “arka ofisini” iyileştirmesi de önemine işaret eden Rogoff, modern blok zinciri teknolojisi sayesinde SWIFT benzeri ödeme altyapılarının artık çok daha kolay işleyebileceğine inanıyor:
“Çin, avro gibi daha fazla esneklik sağlarsa, Çin’in o kadar çok döviz rezervine ihtiyacı kalmaz – rezervlerin temel amacı döviz kurunu istikrara kavuşturmaktır. Fakat kendi daha serbest dalgalanan döviz kuruna sahip dünyanın en büyük ülkelerinden biri olarak Çin, artık bu konuda endişelenmek zorunda kalmaz. Bunun yerine, diğer ülkeler döviz rezervlerinde Çin para birimini tutma konusunda endişelenmek zorunda kalır.”
Rogoff’a göre, diğer ülkelerin şu anda bu konuda endişelenmemelerinin bir nedeni de Çin’in para birimini ABD dolarına çok sıkı bir şekilde sabitlemiş olması.
Diğer ülkelerdeki döviz yöneticileri için doları elde tutmak, yuanı elde tutmaya göre oldukça iyi bir alternatif olageldi. Fakat yuan daha serbest dalgalanır hale gelirse, durum artık böyle olmayacak.
Avrupa’nın da, özellikle Grönland krizinden sonra alternatif arayışlara gireceğini savunan Harvard iktisatçısı, Kıtanın finansal bağımsızlığa öncelik vermesi gerektiğini fark etmeye başladığını düşünüyor.
Ona göre sonuç, ABD dolarının artık tek hakim olmadığı, daha çok kutuplu bir sistem olacak:
“Bir yerine üç veya dört kredi kartına sahip olmak gibi bir şey. Dolar hala zirvede olacak, ama daha küçük bir tepenin kralı olacak.”
Rogoff’a göre Çin için en önemli şey Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), yani SWIFT’in Çin versiyonu. Dolayısıyla, Çin’in bir numaralı önceliği bunu güçlendirmek ve SWIFT’e daha fazla rakip haline getirmek.
Bu kapsamda Çin Merkz Bankasının dijital para olarak geliştirdiği mBridge projesinin, uluslararası işlemler için altyapı oluşturmak için çok önemli olduğuna işaret eden Rogoff, “Eğer başarılı olursa, bir şekilde Çin’in kendi finansal sistemine entegre edileceğini tahmin ediyorum,” diyor.
Uzun vadede, özel olarak çıkarılan ve genellikle dolara bağlı olan stabilcoinlerin avroya veya yuana bağlanabileceğine inandığını söyleyen iktisatçı, stabilcoinlerin ve merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) uzun vadede düzenleme ve yönetişim açısından birbirine benzeyeceğini savunuyor.
Kripto para birimlerinin, bir zamanlar doların tartışmasız kralı olduğu yasadışı işlemler için şimdiden oldukça rekabetçi bir konumda olduğunun altını çizen Rogoff, kripto para birimlerinin “yeraltı ekonomisinde” ABD dolarından önemli pazar payları aldığına işaret ediyor.
Fakat yasal ekonomi söz konusu olduğunda, “distopik bir Üçüncü Dünya Savaşı sonrası gelecekte” yaşamadığımız sürece, kripto para birimlerinin asla ABD dolarının yerini almayacağını düşünüyor:
“Bir hükümetin, kripto para biriminin kendi para biriminin yerini almasına izin vermesi aptalca olur ve hükümetler, kendi para birimlerinin kripto para birimleriyle toptan ikame edilmesini önlemek için fazlasıyla yeterli düzenleyici ve yasal yetkiye sahiptir.”
2010 yılında yuan cinsinden yapılan uluslararası ticaretin neredeyse hiç olmadığını, bugünse Çin’in uluslararası ticaretinin yarısının yuan cinsinden olduğunu hatırlatan Rogoff, kakim para birimindeki değişimden söz etmek için on yılların, en az yarım yüzyılın gerektiğini ve bunun da genellikle ancak bir savaşın ardından gerçekleştiğini söyleyerek şöyle devam ediyor:
“Fakat yuanın çok daha önemli bir uluslararası para birimi haline gelmesi o kadar uzun sürmeyecek. Avronun halihazırda önemli olan rolünden daha büyük bir role yükselmesi de o kadar uzun sürmeyecek. Dijital yuan, uluslararası işlemleri kolaylaştırmanın bir yoludur. Ayrıca yurt içi işlemler için de yararlıdır. Bu sadece dijital para birimi yaratmakla ilgili değildir. İşlemleri gerçekleştirmek için bütün bir bankacılık mimarisi, finansal mimari yaratmakla ilgilidir. Ve muhtemelen daha da önemli hale gelecek.”
Stabilcoinlerin sadece kağıt paranın ikamesi değil, banka kartlarının, kredi kartlarının, elektronik transferlerin de ikamesi olduğunu düşünen Rogoff, hükümetlerin de nihayetinde stabilcoinlerin bu geleneksel alternatifler kadar kolay denetlenebilmesini sağlaması gerektiğini söylüyor.
Ona göre bu gerçekleştiğinde, merkez bankası dijital para birimlerine karşı olan büyük avantaj ortadan kalkar.
ABD doları stabilcoinlere şimdilik hakim olsa da, Rogoff bunun “Çin’in kazanmak istediği bir yarış olmadığını” savunuyor.
Rogoff, “Çin, sağlam temellere sahip olmak, kendi finansal mimarisini inşa etmek ve baskıcı olmayan bir sisteme sahip olmak suretiyle kazanmak istiyor,” diyor.
ABD hükümetine güvendiklerini, fakat Çin hükümetine güvenmediklerini söyleyenler olduğunu hatırlatan Rogoff, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki işletmelerle ve hatta hükümetlerle konuştuğunuzda “mutlaka bu cevabı almayabileceğinizin” altını çiziyor:
“ABD hükümetinin her türlü düzenleme ve kısıtlamayı dayatmada çok sert olduğunu, Çin hükümetinin ise daha az sert olduğunu düşündükleri birçok yer var. Dolayısıyla her iki para birimi için de bir pazar var. Çin’in kazanacağını söylemeyeceğim, fakat önemli bir oyuncu haline geleceğini söyleyebilirim.”
Asya
Çin’le 110 milyar dolarlık ilaç anlaşmaları ABD’nin hedefinde

ABD Hazine Bakanlığı Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yatırımı kısıtlamayı önerirken Pekin de hücre ve gen tedavisi gibi teknolojilerin yabancılara satışını yasaklamaya hazırlanıyor. Çinli şirketlerin yalnızca 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 110 milyar dolarlık 81 lisans anlaşması imzaladığı sektörde, Mart 2027’ye kadar netleşmesi beklenen kurallar ilaç devlerinin tepkisini çekti.
ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette biyoteknoloji yatırımları yeni cephe haline geldi.
Politico’nun ABD kural taslağına ve sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine dayandırdığı haberine göre Washington, Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yapılacak yatırımları kısıtlamayı önerirken Pekin de teknolojilerin yurt dışına satışını sınırlamaya hazırlanıyor.
ABD Hazine Bakanlığının hazırladığı taslak; biyoüretim, biyolojik tasarım ve dizileme teknolojileri, beyin-bilgisayar arayüzleri ile otomatikleştirilmiş bilimsel araştırmalara yönelik belirli yatırımların yasaklanmasını öngörüyor.
Nihai kuralların Mart 2027’ye kadar kabul edilmesi gerekiyor.
Hazine Bakanlığı yetkilisi, lisans anlaşmalarının taslak kapsamına girmediğini belirtti ancak kısıtlamaların ilaçların ortak geliştirilmesini ve tanıtımını etkileyip etkilemeyeceğine açıklık getirmedi.
Haberde, ilaç üreticileri Pfizer, Bristol Myers Squibb ve Roche’un bu yıl Çinli geliştiricilerle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzaladığı hatırlatıldı.
İlaç şirketleri kısıtlamalara karşı çıkıyor, Pekin karşı adım hazırlıyor
ABD’li ilaç şirketleri, gelecek vaat eden ilaçlara erişimin tehlikeye gireceği endişesiyle kısıtlamalara itiraz ediyor.
Biotechnology Innovation Organization Başkanı John Crowley, “Çin’deki bir laboratuvar çocuklarda görülen nadir bir kanser türüne ilaç geliştirirse, ABD vatandaşlarına ve şirketlerine buna dokunamayacaklarını nasıl açıklayacağız?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
PhRMA Başkan Yardımcısı Jocelyn Ulrich ise ilaçlar ABD’de geliştirildiği, test edildiği ve tescil edildiği sürece Çin kaynaklı bir ulusal güvenlik tehdidi görmediğini vurguladı.
ABD Kongresinde kısıtlamaları savunanlar ise Amerikan sermayesinin Çin’deki sektörü güçlendirmesinden endişe duyuyor.
Temsilciler Meclisi Çin Özel Komisyonu Başkanı John Moolenaar, biyoteknoloji yatırımlarının sınırlandırılması ve lisans anlaşmalarının denetlenmesi çağrısı yapmıştı. Pekin cephesinde de benzer bir kısıtlama hazırlığı var.
Politico’nun aktardığına göre Çin yönetimi, hücre ve gen tedavisi dahil bir dizi biyofarmasötik teknolojinin yabancılara satışını yasaklamayı, erişimi yalnızca lisanslar üzerinden sürdürmeyi önerdi.
Çin sağlık sistemi uzmanı Yanzhong Huang, bu adımla temel fikri mülkiyetin ülke içinde tutulmasının ve şirketlerin bundan gelir elde etmesinin hedeflendiğini değerlendirdi.
Adı açıklanmayan ABD’li bir sektör temsilcisi ise söz konusu önlemlerin Washington’a karşı koz oluşturduğunu ileri sürdü.
Reuters’ın temmuz ayında Çin ilaç piyasası düzenleyici kurumunun verilerine dayandırdığı haberine göre, Çinli şirketler 2026’nın ilk yarısında yenilikçi ilaçların yurt dışında lisanslanması için toplam değeri yaklaşık 110 milyar doları bulan 81 anlaşma imzaladı; hakları satın alanlar arasında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan şirketler de yer aldı.
Washington, Çin’in diğer teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları halihazırda sınırlandırıyor. ABD Hazine Bakanlığı; yarı iletkenleri, mikroelektroniği, kuantum teknolojilerini ve belirli yapay zeka sistemlerini kapsayan kuralları Ekim 2024’te onaylamıştı.
2 Ocak 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemelere gerekçe olarak, söz konusu teknolojilerin askeri alanda, istihbaratta ve siber operasyonlarda kullanılma riski gösterilmişti.
Asya
Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.
Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.
Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.
Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.
Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.
Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.
Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.
Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.
Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.
Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü
Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.
O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.
Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.
Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.
Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.
Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.
Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor
Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.
Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.
Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.
Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.
Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.
Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.
Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.
Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.
Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor
Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.
Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.
Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.
Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.
Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.
Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.
Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.
Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.
Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.
Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.
Asya
Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.
Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.
Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.
Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.
Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.
Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.
Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.
Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.
Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.
Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.
Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.
Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.
Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.
Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.
Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.
Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.
Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.
SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.
Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.
Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu











