Asya
İktisatçı Rogoff: Yuan beş yıl içerisinde rezerv para olacak

Harvardlı iktisatçı Kenneth Rogoff, kripto para birimlerinin yeraltı ekonomilerinde popüler olmalarına rağmen neden hiçbir zaman doların yerini alamayacağını söylerken, yuanın da önümüzdeki beş yıl içerisinde rezerv para olacağını öne sürdü.
Rogoff, doların bir “meşruiyet krizine” doğru yaklaştığı konusunda defalarca uyarıda bulunmuştudu. 2000’lerin sonundaki küresel resesyon hakkında kapsamlı çalışmalar yazan Rogoff, dikkatini dünya finans hiyerarşisinin tepesinde yer alan ABD para biriminin giderek istikrarsızlaşan konumuna çevirdi.
Uluslararası Para Fonu’nun eski baş ekonomisti ve satranç büyükustası olan Rogoff, geçen yılın mayıs ayında Our Dollar, Your Problem [Bizim Dolarımız, Sizin Sorununuz] adlı kitabını yayınlamıştı.
South China Morning Post’a (SCMP) konuşan Rogoff, doların yuan ve avro ile rekabeti, küresel politika yapıcılar arasında ABD para birimine olan bağımlılığı azaltma yarışı ve kripto para birimlerinin yükselişinin gelecekteki gelişmelere nasıl etki edeceği konularını ayrıntılı olarak ele aldı.
Çin lideri Xi Jinping’in yakın zamanda yuanı küresel bir rezerv para birimi haline getirilmesi çağrısında bulunmasının “son derece önemli bir gelişme” olarak nitelendiren iktisatçı, Çinli teknokratların uzun zamandır yuanı ABD dolarından daha bağımsız hale getirmek istediklerini savunuyor.
Çin’in büyük bir ülke olduğu göz önüne alındığında, kendi bağımsız para politikasına sahip olması gerektiğini uzun zamandır savunduklarına işaret eden Rogoff, yuanın küresel rezerv para olması için atılacak adımların, sermaye piyasalarını tamamen serbestleştirmeyi gerektirmediğini ileri sürüyor:
“Atılması gereken bir dizi adım var, fakat bu, sermaye piyasalarının tamamen açılmasını gerektirmiyor. Önemli olan, Çin’in devlet tahvili piyasalarını yabancı yatırımcılara açması ve makul derecede gelişmiş bir vadeli işlem piyasası, faiz oranı swapları vb. yapısına sahip olması.”
Rezerv para birimi olmak için tüm piyasaların açık olmasının gerekmediğini savunan iktisatçı, ABD’nin 1940’lı, 50’li, 60’lı yıllarda ve 70’li yılların büyük bir bölümünde yabancı yatırımlara birçok kısıtlama getirdiğini ama yine de bir rezerv para birimi olmaya devam ettiğini hatırlatıyor.
Rogoff, “Bununla birlikte, finansal sistemin ABD dolarından bağımsız olarak uluslararası işlemleri aracılık etme kapasitesini genişletmek gibi nispeten basit adımların atılması gerekiyor,” diyor.
Rogoff’a göre yuan, Çin hükümetinin borcunun önemli bir kısmının yabancı yatırımcılar tarafından tutulduğu bir rezerv para birimi olma yolunda ilerlerse, Xi’nin rezerv para birimi olma çağrısına yanıt vermek için yabancı yatırımcıların büyük bir ilgisi olacak.
İktisatçı, “Bu, önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşecek. Yatırımcılar, ABD dolarından uzaklaşarak portföylerini çeşitlendirmek için fırsatlara aç durumda,” iddiasında bulunuyor.
Yuanın uluslararasılaşmasının önündeki en büyük engelin “dalgalı kur”un yavaş gelişmesi olduğunu belirten Rogoff, Çin’in para biriminin ABD doları karşısında daha fazla dalgalanmasına izin vermesi şeklindeki ilk adımın halihazırda atıldığını ama sürecin yavaş ilerlediğini kabul ediyor.
“Çin’in Avustralya tarzı esnekliğin uç noktasına gitmesine gerek yok,” diyen iktisatçı, Carmen Reinhart ve kendisinin “yönetilen dalgalanma” olarak adlandırdığı, daha çok Kanada’ya benzeyen bir sisteme sahip olmasının yeterli olacağını ileri sürüyor.
Çin’in döviz işlemleri için “arka ofisini” iyileştirmesi de önemine işaret eden Rogoff, modern blok zinciri teknolojisi sayesinde SWIFT benzeri ödeme altyapılarının artık çok daha kolay işleyebileceğine inanıyor:
“Çin, avro gibi daha fazla esneklik sağlarsa, Çin’in o kadar çok döviz rezervine ihtiyacı kalmaz – rezervlerin temel amacı döviz kurunu istikrara kavuşturmaktır. Fakat kendi daha serbest dalgalanan döviz kuruna sahip dünyanın en büyük ülkelerinden biri olarak Çin, artık bu konuda endişelenmek zorunda kalmaz. Bunun yerine, diğer ülkeler döviz rezervlerinde Çin para birimini tutma konusunda endişelenmek zorunda kalır.”
Rogoff’a göre, diğer ülkelerin şu anda bu konuda endişelenmemelerinin bir nedeni de Çin’in para birimini ABD dolarına çok sıkı bir şekilde sabitlemiş olması.
Diğer ülkelerdeki döviz yöneticileri için doları elde tutmak, yuanı elde tutmaya göre oldukça iyi bir alternatif olageldi. Fakat yuan daha serbest dalgalanır hale gelirse, durum artık böyle olmayacak.
Avrupa’nın da, özellikle Grönland krizinden sonra alternatif arayışlara gireceğini savunan Harvard iktisatçısı, Kıtanın finansal bağımsızlığa öncelik vermesi gerektiğini fark etmeye başladığını düşünüyor.
Ona göre sonuç, ABD dolarının artık tek hakim olmadığı, daha çok kutuplu bir sistem olacak:
“Bir yerine üç veya dört kredi kartına sahip olmak gibi bir şey. Dolar hala zirvede olacak, ama daha küçük bir tepenin kralı olacak.”
Rogoff’a göre Çin için en önemli şey Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), yani SWIFT’in Çin versiyonu. Dolayısıyla, Çin’in bir numaralı önceliği bunu güçlendirmek ve SWIFT’e daha fazla rakip haline getirmek.
Bu kapsamda Çin Merkz Bankasının dijital para olarak geliştirdiği mBridge projesinin, uluslararası işlemler için altyapı oluşturmak için çok önemli olduğuna işaret eden Rogoff, “Eğer başarılı olursa, bir şekilde Çin’in kendi finansal sistemine entegre edileceğini tahmin ediyorum,” diyor.
Uzun vadede, özel olarak çıkarılan ve genellikle dolara bağlı olan stabilcoinlerin avroya veya yuana bağlanabileceğine inandığını söyleyen iktisatçı, stabilcoinlerin ve merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) uzun vadede düzenleme ve yönetişim açısından birbirine benzeyeceğini savunuyor.
Kripto para birimlerinin, bir zamanlar doların tartışmasız kralı olduğu yasadışı işlemler için şimdiden oldukça rekabetçi bir konumda olduğunun altını çizen Rogoff, kripto para birimlerinin “yeraltı ekonomisinde” ABD dolarından önemli pazar payları aldığına işaret ediyor.
Fakat yasal ekonomi söz konusu olduğunda, “distopik bir Üçüncü Dünya Savaşı sonrası gelecekte” yaşamadığımız sürece, kripto para birimlerinin asla ABD dolarının yerini almayacağını düşünüyor:
“Bir hükümetin, kripto para biriminin kendi para biriminin yerini almasına izin vermesi aptalca olur ve hükümetler, kendi para birimlerinin kripto para birimleriyle toptan ikame edilmesini önlemek için fazlasıyla yeterli düzenleyici ve yasal yetkiye sahiptir.”
2010 yılında yuan cinsinden yapılan uluslararası ticaretin neredeyse hiç olmadığını, bugünse Çin’in uluslararası ticaretinin yarısının yuan cinsinden olduğunu hatırlatan Rogoff, kakim para birimindeki değişimden söz etmek için on yılların, en az yarım yüzyılın gerektiğini ve bunun da genellikle ancak bir savaşın ardından gerçekleştiğini söyleyerek şöyle devam ediyor:
“Fakat yuanın çok daha önemli bir uluslararası para birimi haline gelmesi o kadar uzun sürmeyecek. Avronun halihazırda önemli olan rolünden daha büyük bir role yükselmesi de o kadar uzun sürmeyecek. Dijital yuan, uluslararası işlemleri kolaylaştırmanın bir yoludur. Ayrıca yurt içi işlemler için de yararlıdır. Bu sadece dijital para birimi yaratmakla ilgili değildir. İşlemleri gerçekleştirmek için bütün bir bankacılık mimarisi, finansal mimari yaratmakla ilgilidir. Ve muhtemelen daha da önemli hale gelecek.”
Stabilcoinlerin sadece kağıt paranın ikamesi değil, banka kartlarının, kredi kartlarının, elektronik transferlerin de ikamesi olduğunu düşünen Rogoff, hükümetlerin de nihayetinde stabilcoinlerin bu geleneksel alternatifler kadar kolay denetlenebilmesini sağlaması gerektiğini söylüyor.
Ona göre bu gerçekleştiğinde, merkez bankası dijital para birimlerine karşı olan büyük avantaj ortadan kalkar.
ABD doları stabilcoinlere şimdilik hakim olsa da, Rogoff bunun “Çin’in kazanmak istediği bir yarış olmadığını” savunuyor.
Rogoff, “Çin, sağlam temellere sahip olmak, kendi finansal mimarisini inşa etmek ve baskıcı olmayan bir sisteme sahip olmak suretiyle kazanmak istiyor,” diyor.
ABD hükümetine güvendiklerini, fakat Çin hükümetine güvenmediklerini söyleyenler olduğunu hatırlatan Rogoff, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki işletmelerle ve hatta hükümetlerle konuştuğunuzda “mutlaka bu cevabı almayabileceğinizin” altını çiziyor:
“ABD hükümetinin her türlü düzenleme ve kısıtlamayı dayatmada çok sert olduğunu, Çin hükümetinin ise daha az sert olduğunu düşündükleri birçok yer var. Dolayısıyla her iki para birimi için de bir pazar var. Çin’in kazanacağını söylemeyeceğim, fakat önemli bir oyuncu haline geleceğini söyleyebilirim.”
Asya
Samsung, Kore tarihinin en büyük hissedar ödeme planını açıkladı

Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında ödeme yapmayı planladığını duyurdu. Bloomberg verilerine göre bu adım Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma niteliği taşırken, rakip SK Hynix’in hisse geri alımı sonrasında devreye alındı.
Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında kaynak aktarmayı planladığını bildirdi.
Bloomberg verilerine göre bu tutar, Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma özelliği taşıyor.
Samsung’un duyurduğu bu plan, dünya genelinde bugüne kadar açıklanan en büyük sermaye getirisi programları arasında da yer alıyor.
ABD tarihinde ise Apple, 2024 yılında 110 milyar dolarlık hisse geri alımını onaylamış ve bu işlem ülkenin en büyük hisse geri alımı olarak kayda geçmişti.
Samsung, serbest nakit akışının yaklaşık yarısını hissedarlara yönlendireceğini açıkladı. Şirket, bu tutarın yaklaşık 30 trilyon wonluk (yaklaşık 21,4 milyar dolar) kısmını üçüncü çeyrek temettüsü olarak ödeyecek.
Şirket ayrıca çalışan tazminatlarını karşılamak amacıyla yaklaşık 15 trilyon won (10,73 milyar dolar) tutarında hisse geri alımı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık Samsung, yaptığı açıklamada hedeflenen toplam tutarın kalan kısmının tam olarak nasıl ödeneceğini belirtmedi.
Şirket, kalan ödeme miktarının ve dağıtım şeklinin ocak ayındaki yönetim kurulu toplantısında kesinleştirileceğini kaydetti.
Samsung, rakibi SK Hynix gibi, yapay zeka alanındaki yükselişin etkisiyle rekor seviyeye ulaşan çip satışlarından elde edilen kârın bir bölümünü geri almak isteyen hissedarların baskısı altında.
SK Hynix, daha önce 40 trilyon won (28,5 trilyon dolar) tutarında kendi hisselerini geri alacağını duyurmuştu.
Financial Times’ın aktardığına göre, JPMorgan analistleri SK Hynix’in hissedarlarına en az 130 milyar dolar tutarında ek ödeme açıklamasını bekliyor.
Hissedarlara yönelik sermaye getirisi programını 2024 yılında başlatan Samsung, bu kapsamda yıllık 9,8 trilyon wonluk (7 milyar dolar) düzenli temettü ödemelerini korurken, 2024-2026 döneminde oluşacak serbest nakit akışının yüzde 50’sini hissedarlara aktarmayı taahhüt etmişti.
Samsung’un mart ayında yayımladığı kurumsal değer artırma planına göre şirket, 2024 ve 2025 yıllarında 20,9 trilyon won (14,9 milyar dolar) nakit temettü ödedi ve ardından iptal edilmek üzere hisse geri alımlarına 8,4 trilyon won (6 milyar dolar) harcadı.
Asya
Kuzey Kore’de lüks tüketim ve inşaat patlaması yaşanıyor

Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da Rusya ile derinleşen ilişkilerin ve ekonomik büyümenin etkisiyle lüks tüketime talep arttı. Ülke genelinde inşaat hamlesi hız kazanırken mağazalarda Batılı lüks markalar ve kayıt dışı IKEA ürünleri satılıyor. Ancak Financial Times gazetesine konuşan analistler, gelir artışına rağmen yapısal sorunların ve gıda yetersizliğinin sürdüğüne dikkat çekiyor.
Financial Times’ın haberine göre Kuzey Kore, analistlerin öncelikle Rusya ile derinleşen işbirliğine bağladığı belirgin bir inşaat ve tüketim patlaması yaşıyor.
Başkent Pyongyang’da son yıllarda yeni yerleşim bölgeleri, mağazalar ve eğlence merkezleri kuruldu. Büyük mağazalarda Omega marka saatler ve Chanel kozmetik ürünleri dahil olmak üzere lüks markalar satılırken alışveriş merkezlerinden birinde resmi olmayan bir IKEA mağazası faaliyet gösteriyor.
Şehirde ayrıca taksi çağırma ve QR kodla ödeme yapma imkanı sunan yaklaşık 500 dolar değerinde akıllı telefonlar bulunuyor.
Pyongyang’da altyapı alanında da gelişmeler yaşanıyor. Taksi çağırma hizmetleri, yeni mağazalar ve QR kodlu ödeme sistemlerinin yanı sıra internet kafeler ile BMW marka araçların da satın alınabildiği otomobil galerileri açıldı.
Güney Kore merkezli Kore Bankası (Bank of Korea), 1965 yılından bu yana düzenli resmi ekonomik veri açıklamayan Kuzey Kore’nin reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) 2025 yılında yüzde 3,5 büyüdüğünü tahmin etti. Bu veriyle birlikte ülke ekonomisi üst üste üçüncü yılı da yüzde 3’ün üzerinde büyümeyle tamamladı.
Dış ticaret verileri de toparlanmaya işaret ediyor. Kore Bankası verilerine göre 2025 yılında ülkenin ithalatı yüzde 14 artışla 2,66 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 30 yükselişle 470 milyon dolara ulaştı.
Stimson Center düşünce kuruluşunun verileri de ocak-mayıs döneminde Çin’e yapılan ihracatın yüzde 68 artarak 287 milyon dolara çıktığını gösterdi. Bu artıştaki temel payı volfram sevkiyatı oluşturdu.
Ülkenin bir diğer gelir kaynağı ise kripto para hırsızlıkları oldu. TRM Labs’in değerlendirmesine göre Kuzey Kore yönetimiyle bağlantılı korsanlar, 2026 yılının ilk yarısında 643 milyon dolarlık kripto para çaldı.
Buna karşın analistler, yaşanan ekonomik büyümenin Kuzey Kore ekonomisinde henüz köklü ve yapısal bir dönüşüm anlamına gelmediğini savunuyor.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü’nün tahminlerine göre ülke, Rusya ile yürüttüğü işbirliği kapsamında Ağustos 2023 ile Aralık 2025 döneminde nakit para ve mal olarak 7,7 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar arasında kaynak elde etti.
Ekonomik hareketlilik sürerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ekonomi üzerindeki devlet denetimini artırıyor. Salgın sonrasında devlet dağıtım sistemini güçlendirmeyi hedefleyen yönetim, kayıt dışı piyasalar ile özel ticaret üzerindeki kontrolleri genişletti.
Wall Street Journal haziran ayı başında yayımladığı haberde, uluslararası yaptırımlara rağmen yönetici elit tabakanın zenginleşmesini “dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi” olarak nitelendirmişti.
Gazete, ekonomik büyümeyi Pyongyang’ın enerji ve malzeme ithalatını artırmasını ve yaptırımların bir kısmını aşmasını sağlayan Rusya ve Çin desteğiyle ilişkilendirmişti.
Kuzey Kore’nin 2006 yılındaki ilk nükleer denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ve sonrasında defalarca genişletilen yaptırımlar; finansal varlıkları, ülkeye takım tezgahı, mineral, çelik ve demir sevkiyatını ve bazı malların ihracatını kısıtlıyor.
Kuzey Kore, uygulanan yaptırımları paravan şirketler, dost ülkelerdeki aracılar, korsanlar ve kripto paralar vasıtasıyla aşmayı öğrendi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 2023 yılında, yaptırımların farklı bir jeopolitik ortamda alındığını belirterek Moskova ve Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlardan vazgeçeceğini açıklamıştı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rus tarafının Pyongyang ile askeri-teknik işbirliğine ilişkin yürürlükteki BM kısıtlamalarına uymayı sürdüreceğini ifade etmişti.
Bloomberg, 2025 yılındaki haberinde Kuzey Kore ekonomisinin 2024 yılında ağır sanayi, kimya sanayisi ve inşaat sektöründeki üretim artışının etkisiyle yüzde 3,7 büyüyerek 2016’dan bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştığını bildirmişti.
Bununla birlikte Bloomberg, Kuzey Kore’nin yoksul bir ülke olmayı sürdürdüğünü vurgulamıştı. Ülkenin 2024 yılı gayrisafi milli geliri (GSMG) Güney Kore’nin yüzde 1,7’sine denk gelerek yaklaşık 33,3 milyar dolar, kişi başına düşen geliri ise Güney Kore seviyesinin yüzde 3,4’ü düzeyinde kalarak yaklaşık 1,24 bin dolar oldu.
Birleşmiş Milletler verilerine göre ise 26 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yaklaşık yarısı yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.
Asya
Çin ve Endonezya savunma ilişkilerini derinleştirme konusunda anlaştı

Çin ve Endonezya, üst düzey görüşmelerde ikili savunma bağlarını derinleştirme konusunda anlaştı.
Çin ve Endonezya, cuma günü Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde askeri, denizcilik ve teknoloji alanlarındaki işbirliğini derinleştirme konusunda anlaşmaya vardı. Bu gelişme, ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliğin yeniden arttığı bir dönemde Pekin’in bölgedeki etkisinin arttığına işaret ediyor.
Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, Çinli mevkidaşı Dong Jun ile yaptığı görüşmenin ardından, iki ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla personel değişimlerini ve savunma sanayii işbirliğini artıracağını söyledi. Saatler sonra Dışişleri Bakanı Sugiono ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Endonezya’nın önemli ihraç ürünleri için pazara erişimin genişletilmesi olanaklarını araştırma ve yapay zekâ, haberleşme uyduları, enerji ve mineraller alanındaki işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.
Wang, iki ülkenin balıkçılık alanındaki işbirliğini yeniden başlatacağını, Güney Çin Denizi’nde ortak kalkınmayı teşvik edeceğini ve bölgesel bir davranış kurallarına ilişkin müzakerelerin sonuçlandırılması için çalışacağını söyledi. Sugiono ise tarafların, sürdürülebilir finansman yöntemlerinden yararlanarak ve yolcu sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek Cakarta-Bandung yüksek hızlı demiryolu projesini sürdürme konusunda da anlaştığını belirtti.
Görüşmeler, cuma günü ilerleyen saatlerde yapılması planlanan ikinci dışişleri ve savunma bakanları toplantısı, yani “2+2” diyaloğu öncesinde gerçekleşti. Bu temaslar, geçen yıl yaklaşık 155 milyar dolarlık ikili ticarete dayanan ilişkilere yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. Aynı zamanda, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun bölgede nüfuz için rekabet eden hem Pekin hem de Washington ile ilişkileri derinleştirme çabasını da ortaya koyuyor.
Endonezya ile ABD, nisan ayında askeri modernizasyon, eğitim, tatbikatlar ve operasyonel işbirliğini kapsayan “Büyük Savunma İşbirliği Ortaklığı”nı kurmuştu. Buna rağmen Asya’da birçok kişi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yapılan tatbikatları ani bir kararla kısıtlamasının ardından Washington’ın bölgeye bağlılığını sorguluyor.
Endonezya’nın Çin ile yakınlaşması, Cakarta ile Pekin’in güvenlik ve denizcilik işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştığı Nisan 2025’te Pekin’de gerçekleştirilen ilk 2+2 diyaloğunun da devamı niteliğinde. O görüşmelerde istihbarat paylaşımı, koordineli operasyonlar ve sahil güvenlik güçleri arasındaki bağların güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmaya varılmıştı.
Dışişleri bakanları cuma günü ayrıca ilk Endonezya-Çin Kapsamlı Stratejik Diyaloğu’nu başlattı ve 2027-2031 dönemini kapsayacak beş yıllık bir eylem planına ilişkin görüşmeleri memnuniyetle karşıladı.
Çin, iki ülke arasındaki ortaklığın daha geniş bir stratejik rol üstlenmesini istiyor. Dong, ülkelerin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) çerçeveleri üzerinden güvenlik işbirliğini derinleştirmesi ve Küresel Güney ülkeleri arasındaki savunma ilişkilerine örnek teşkil etmesi gerektiğini söyledi. Eş zamanlı çeviriye göre Dong ayrıca taraflara “dış güçlerin kötü niyetlerini” boşa çıkarma çağrısında bulundu.
Çin ve Endonezya Tayvan’ın doğusunda deniz tatbikatı gerçekleştirecek
Güvenlik alanındaki yakınlaşma, Güney Çin Denizi konusunda iki ülke arasında uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarına rağmen ilerliyor. Prabowo ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 2024 yılında yayımlanan ortak bildiride “örtüşen hak iddialarının bulunduğu bölgelerde ortak kalkınma” ifadesine yer verilmesi, Cakarta’nın Pekin’in geniş kapsamlı deniz yetki alanı iddialarına yönelik muhalefetini yumuşattığı yönünde yorumlanmıştı.
Savunma ilişkileri, silah tedariki alanına da daha fazla yayılabilir. Endonezya, Çin yapımı Chengdu J-10 savaş uçaklarını satın almayı değerlendiriyor ancak henüz herhangi bir sözleşme sonuçlandırılmış değil.
Ekonomik işbirliği ise ilişkilerin merkezindeki yerini koruyor. Sugiono, iki ülkenin yerel para birimleriyle yapılan işlemleri ve finansal işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığını söyledi. Wang ise Endonezya’nın Çinli şirketler için adil, şeffaf ve elverişli bir iş ortamı sağlamayı taahhüt ettiğini belirtti.
Bununla birlikte şirketler düzeyinde bazı gerilimler de yaşanıyor. Çinli şirketler, Endonezya’nın nikel sektöründeki daha sıkı politikalarının maliyetleri artırdığından ve yatırımları tehdit ettiğinden şikâyet ederken, Çin Büyükelçiliği söz konusu politika değişikliklerinin mevcut ve planlanan yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırımı riske atabileceği uyarısında bulundu.
Malezya, ABD destekli Filipin askeri üssü konusunda endişeli
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









