Bizi Takip Edin

Asya

Çin’in petrol devi PetroChina faaliyetlerinin istikrarlı olduğunu açıkladı

Yayınlanma

İran transit ücretlerine ilişkin yasayı kabul ederken, üç Çin gemisi Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yaptı. PetroChina başkanı ise yıllık sonuçlar konferansında istikrar vurgusu yaptı.

İran savaşının Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını aksatması nedeniyle küresel enerji arzı baskı altına girerken, Çin’in devlet petrol devi PetroChina, ithalatının büyük bir kısmının bu boğazdan geçmediği için genel faaliyetlerinin istikrarlı seyrini sürdürdüğünü açıkladı.

Ancak PetroChina Başkanı Dai Houliang, pazartesi günü Hong Kong’da düzenlenen yıllık sonuç konferansında, boğazdan ithal edilen ham petrol ve doğal gazın toplam faaliyet hacminin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğu için şirketin Orta Doğu’daki yatırım faaliyetlerinin “değişik derecelerde etkilendiğini” söyledi.

“Şubat sonundan bu yana Orta Doğu’daki durum birçok kişinin beklentilerini aştı” diyen Dai, PetroChina’nın petrol ve gaz hacminin yüzde 90’ından fazlasının kendi ürettiği kaynaklar, Orta Doğu dışından yapılan ithalat ve uzun vadeli sözleşmeli tedariklerden oluştuğunu belirtti.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, salı günü Pekin’de düzenlediği olağan basın toplantısında, “ilgili taraflarla” yapılan koordinasyonun ardından, isimlerini vermediği üç Çin gemisinin yakın zamanda Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyledi.

Mao, “ilgili taraflarca sağlanan” yardıma teşekkürlerini dile getirerek, Körfez bölgesinde “mümkün olan en kısa sürede” ateşkes çağrısında bulundu.

Gemi takip verileri, iki Çin konteyner gemisinin pazartesi günü boğazı geçtiğini gösterirken, İran ise geçiş ücretlerini yasallaştırarak stratejik boğaz üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı.

Dai pazartesi günü yaptığı açıklamada, hammadde kaynaklarını çeşitlendirmiş olmasının PetroChina’nın endüstriyel zincirinin faaliyetlerini uzun vadede istikrarlı tutmasını sağladığını söyledi.

Şirketin geçen yıl endüstriyel ve tedarik zincirlerinin güvenliğini ve istikrarını korumak için acil durum planları hazırladığını belirten Dai, bu planların şu anda uygulanmakta olduğunu ve uygulamada sürekli olarak test edilip iyileştirileceğini ekledi.

ABD ve İsrail’in şubat ayı sonlarında İran’a karşı savaş başlatmasından bu yana, Hürmüz Boğazı İran ordusunun kontrolü altına girdi.

İran parlamentosu oazartesi günü, boğazdan geçen ticari gemiler için transit ücretlerini resmileştiren bir yasa kabul etti ve ülkenin bu ayın başından beri geçici olarak uyguladığı geçiş ücreti sistemini yasallaştırdı.

Çin devlet televizyonu China Central Television’ın salı günü bildirdiğine göre, ilgili yasa, geçiş ücretlerinin İran riyali cinsinden ödenmesini zorunlu kıldı ve ABD ile İsrail’e ait gemilerin boğazdan geçmesini yasakladı.

Körfez’deki uluslararası deniz taşımacılığının büyük çoğunluğu hâlâ durma noktasında olsa da, Çin, Tayland ve Hindistan gibi ülkelerden gelen birkaç gemi yavaş yavaş çıkmaya başladı.

Gemi takip platformu MyVessel’in verilerine göre, pazartesi günü Körfez’den çıkan ve her ikisi de Çinli denizcilik devi Cosco Shipping’e ait olan CSCL Indian Ocean ve CSCL Arctic Ocean adlı iki Çin gemisi, cuma günü yaptıkları denemede başarısız olduktan sonra bu sefer başarılı oldu.

Platform, salı itibarıyla 2.000 geminin fiilen Körfez’de mahsur kaldığını tahmin ediyor.

Denizcilik haberlerine odaklanan medya kuruluşları, bazı gemilerin geçiş için sefer başına 2 milyon ABD doları kadar ödediğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü, boğazın kapalı kalması halinde ABD’nin İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılarını yoğunlaştıracağı tehdidinde bulundu.

Ancak The Wall Street Journal pazartesi günü, Trump’ın yardımcılarına boğazın büyük ölçüde kapalı kalması durumunda bile savaşı sona erdirmeye hazır olduğunu söylediğini bildirdi.

Asya

Singapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor

Yayınlanma

Financial Times gazetesi, Singapur’un nitelikli kadroları devlette tutmak ve yolsuzluğun önüne geçmek amacıyla siyasetçilere milyon dolarlık maaşlar ödediğini yazdı. Son artışla birlikte Başbakan Lawrence Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara çıkarken, kıdemsiz bakanların gelirleri de en çok kazanan bin vatandaşın gelirine endeksleniyor.

Singapur’da siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların maaşları, özel sektördeki en başarılı bankacılar ve hukukçularla rekabet edebilmek amacıyla milyon dolarlık seviyelerde belirleniyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, gelirlerin piyasa koşullarına endekslendiği bu formül, liyakatli kadroları devlete çekme ve yolsuzluğu önleme stratejisine dayanıyor.

Ülkede bu hafta Başbakan Lawrence Wong’un maaşına 1 milyon dolarlık artış yapıldı. Yeni düzenlemeyle birlikte Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı yıllık başkanlık maaşının yedi katına denk geliyor.

Formül yolsuzluğu önlemeyi ve liyakati korumayı hedefliyor

Singapur, siyasetçilerine piyasa normlarına göre ödeme yapma modelini 1994 yılında benimsedi.

Dönemin Başbakanı Lee Kuan Yew tarafından hayata geçirilen bu düzenleme, kamu yönetiminin en yetenekli uzmanları bünyesine katarken büyük şirketler ve küresel hukuk bürolarıyla rekabet edebilmesini amaçlıyor.

Yüksek maaş politikası aynı zamanda tecrübeli siyasetçilerin karlı özel sektör teklifleri karşısında görevlerini terk etmelerini önlüyor. İyi gelir elde eden bakanların rüşvete yönelme ihtimalinin düşeceği varsayımıyla sistem, yolsuzluğa karşı kurumsal bir kalkan görevi de görüyor.

Financial Times, bu yaklaşım sayesinde Singapurlu siyasi liderlerin dünyanın en çok kazanan yöneticileri arasına girdiğine dikkat çekiyor.

Ülkedeki barem sistemine göre kıdemsiz bir bakanın geliri, Singapur’un en yüksek kazanca sahip bin vatandaşının medyan gelirine endeksleniyor.

Siyasete adım atmanın getirdiği bir “özveri payı” sayılarak bu tutardan yüzde 40 kesinti yapılıyor. Son endekslemenin ardından kıdemsiz bir bakanın yıllık maaşı yaklaşık 941 bin dolar düzeyine çıktı.

Siyasetçilere yapılan toplam ödemelerin yüzde 65’i sabit maaştan, yüzde 35’i ise gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi, istihdam oranları ve devletin reel gelir artışına bağlı performans primlerinden oluşuyor.

Başbakan Wong, kendi maaşına yapılan zammı beş yıl boyunca hayır kurumlarına bağışlayacağını duyururken ülkedeki maaş mimarisini savundu.

Wong, “Hiç kimse siyasete para için girmemelidir. Rekabetçi maaşlar devlete hizmet motivasyonu üretmez. Ancak bu motivasyona zaten sahip olanların öne çıkıp adım atmasını mümkün kılar” dedi.

Küresel yetenekleri çekmek için yeni adımlar atılıyor

Singapur yönetimi, yüksek maaş uygulamasının yanı sıra ülkeye küresel sermaye ve beyin gücü çekme adımlarını sürdürüyor.

Hükümet ağustos ayında, dünyanın önde gelen fon yöneticilerini ülkeye çekmek amacıyla uygulanan üst düzey ONE Pass vize programını genişleteceğini duyurdu. Program, ülkenin kalkınmasına somut katkı sunabilecek uluslararası liderleri ve kıdemli yatırım uzmanlarını hedef alıyor.

2023 yılında yürürlüğe giren ONE Pass, geleneksel çalışma vizelerinden farklı olarak yabancı uzmanlara birden fazla işveren bünyesinde eş zamanlı faaliyet gösterme hakkı tanıyor.

Singapur, haziran ayında dünyanın en rekabetçi ekonomileri sıralamasında ilk kez İsviçre’yi geride bırakarak zirveye yerleşti.

Hong Kong’un ikinci sırada yer aldığı endekste üçüncü sıraya gerileyen İsviçre ise Avrupa’nın en rekabetçi ekonomisi olma unvanını koruyor.

Bu sırada bölgedeki diğer ülkeler farklı gündemlerle öne çıkıyor.

Irak Başbakanı, ülkedeki nakit yetersizliğine esprili bir dille yaklaşarak para yokluğu sayesinde yolsuzluğun da yaşanmayacağını savundu.

Okumaya Devam Et

Asya

“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesi, İran’ın temmuz ayında Ürdün’deki Amerikan üssüne düzenlediği ve üç askerin öldüğü füze saldırısı öncesinde Çin’den yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri aldığını yazdı. Pekin iddiaları kötü niyetli suçlamalar olarak nitelendirip reddetti.

İran’ın temmuz ayında Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği ve üç ABD askerinin ölümüyle sonuçlanan füze saldırısı öncesinde ve sonrasında Çin’den yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri aldığı öne sürüldü.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran, 17 Temmuz’da Ürdün’ün kuzeydoğusundaki Muvaffak el-Salti Hava Üssü’ne balistik füzelerle saldırı düzenledi. Füzelerin doğrudan Amerikan askerlerinin uyuduğu kışlayı vurması sonucu üç asker hayatını kaybetti, dört asker de yaralandı.

Haberde, Donald Trump yönetiminin saldırıdan önceki aylarda Çinli şirketlerin Tahran’a uydu görüntüsü sağlayabileceği yönünde Pekin’i defalarca uyardığı aktarıldı. ABD, mayıs ayında Çin merkezli MizarVision, Earth Eye ve Chang Guang adlı şirketlere yaptırım uyguladı.

Pekin iddiaları kabul etmiyor

Yetkililer, saldırının ardından Tahran yönetiminin üste meydana gelen hasarı gösteren yüksek çözünürlüklü görüntüler yayımladığını kaydetti. Amerikan tarafının Ürdün’deki saldırıyla bağlantıyı ortaya koyan belgeleri Çinli muhataplarına sunduğu, ancak Pekin’in bu tezleri reddederek somut kanıt talep ettiği belirtildi.

Haberde görüşlerine yer verilen yetkililer, Çinli şirketlerin Tahran’a destek verdiği iddiasını Pekin’in kabul etmediğini dile getirdi. Habere göre yetkililer, uydu görüntülerini sağlayan şirketlerin isimlerini açıklamazken doğrudan Pekin yönetiminin olaya dahil olduğunu da öne sürmedi.

Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Liu Pengyu, suçlamaların “kötü niyetli” olduğunu belirterek Çin ile İran arasındaki işbirliğinin uluslararası hukuka bütünüyle uygun yürüdüğünü savundu.

Haberde bu iddiaların, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 24 Eylül’de yapılması planlanan zirve öncesinde iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırabileceği değerlendirildi.

Trump’ın çalışma ekibine Pekin ve Şi ile iyi ilişkileri korumanın öncelik olduğunu söylediği, bu nedenle üst düzey Amerikalı yetkililerin zirveyi gölgeleyebilecek açık çatışmalardan kaçındığı aktarıldı. Habere göre yetkililer, Çin’in İran’a sağlayabileceği desteğin boyutunu kamuoyu önünde özellikle önemsiz gösteriyor.

Washington deniz kuvvetleri için endişeli

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, temmuz ayındaki üs saldırısından birkaç gün sonra Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile bir araya geldi. Rubio, Çin’in Tahran’a istihbarat verisi sağlayıp sağlamadığına yönelik soruya net yanıt vermekten kaçınarak, “Çin’in hiçbir eylemi çatışmanın gidişatını hiçbir şekilde değiştirmedi” dedi.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Amerikan yönetiminin Pekin’in Tahran’a ABD’nin deniz kuvvetlerini izlemesi konusunda da yardım edebileceğinden kaygı duyduğunu aktardı. İran son günlerde bir Amerikan uçak gemisine ve başka askeri gemilere balistik füzeler fırlattı.

Reuters haber ajansı yaz aylarında yayımladığı bir haberde, Çin’in Pakistan üzerinden İran’a büyük bir taşınabilir hava savunma sistemi (MANPADS) sevkiyatı yapmayı planladığını öne sürmüş, Çin Dışişleri Bakanlığı ile Pakistan Silahlı Kuvvetleri bu iddiayı yalanlamıştı.

Donald Trump ise Pekin’deki yüz yüze görüşmede Xi Jinping’in, Çin devletinin ve şirketlerinin hiçbir koşulda Tahran’a askeri destek vermeyeceği güvencesini bizzat kendisine ilettiğini açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English