Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiliz polisi, Mandelson yazışmalarının yayınlanmamasını istedi

Yayınlanma

Polis, Peter Mandelson ile Jeffrey Epstein arasındaki bağlantılarla ilgili önemli bir yazışmanın yayınlanmaması için Birleşik Krallık hükümetinden talepte bulundu.

POLITICO’ya göre o dönemki Başbakanlık genel sekreteri Morgan McSweeney, Mandelson’a, Aralık 2024’te Birleşik Krallık’ın ABD büyükelçisi olarak atanmadan önce, Epstein ile bağlantıları hakkında üç soru içeren bir e-posta gönderdi.

Başbakan Keir Starmer adına gönderilen e-postalar ilk olarak geçen eylül ayında BBC tarafından haberleştirildi.

Bu e-postalarda Mandelson’un, 2008’deki mahkumiyetinden sonra neden Epstein’le iletişimi sürdürdüğü ve hapisteyken neden Epstein’in evlerinden birinde kaldığı da bu e-postalarda yer alıyordu.

POLITICO’ya konuşan iki kaynak, bu yazışmaların, Mandelson’un atanmasıyla ilgili birkaç belgeden biri olduğunu ve Londra Emniyet Müdürlüğü’nün, Mandelson’a yönelik ayrı bir ceza soruşturmasını baltalamamak için hükümetten bu belgelerin şu anda yayınlanmamasını istediğini söyledi.

Ceza soruşturması, yayınlanmayı bekleyen 2024 ve 2025 yıllarına ait güvenlik soruşturması belgeleri ve özel mesajlardan ayrı olsa da, Mandelson’a atama sürecinin bir parçası olarak geçmişi hakkında sorular soruldu.

Keir Starmer topun ağzında

Metropolitan Polis Şefi Ella Marriott, 4 Aralık’ta polisin hükümetten “şu anda belirli belgeleri yayınlamamasını” istediğini söyledi.

Polis sözcüsü, POLITICO’nun yorum talebine yanıt verirken ayrıntıları doğrulamayı reddetti, fakat polisin “zamanında ve kapsamlı bir sürece odaklandığını” söyledi.

Sözcü şunları ekledi:

“Kamu görevinde suistimal iddiasıyla ilgili soruşturma devam ediyor ve ceza soruşturmamızın ve olası kovuşturmanın tehlikeye atılmaması için gerekli yasal süreçlerin izlenmesi hayati önem taşıyor.

Soruşturmamızın bir parçası olarak, Kabine Ofisi tarafından tespit edilen ve bize sağlanan materyalleri inceleyerek, bunların yayınlanmasının soruşturmamıza veya sonraki kovuşturmalara zararlı bir etkisi olup olmayacağını değerlendireceğiz.

Önümüzdeki haftalarda Kabine Ofisi ile birlikte çalışarak ilgili belgeleri inceleyeceğiz. Hangi belgelerin nihai olarak yayınlanacağına karar verme süreci, hükümet ve parlamentonun yetkisi dahilinde olmaya devam ediyor.”

Starmer, Mandelson’un, Epstein ile olan dostluğunun boyutu hakkında Başbakanlığa “defalarca yalan söylediğini” belirtti, fakat Başbakanlığın neyi ne zaman bildiğini gösteren belgeler, polis ve hükümet arasındaki çekişmenin ortasında gizli kalmaya devam ediyor.

Skandal, Starmer’ın en önemli müttefiklerinden biri olan McSweeney’in, Mandelson’un atanmasını desteklemesi nedeniyle görevinden ayrılmasına neden oldu.

Epstein skandalı Starmer hükümetini sarsıyor

Milletvekilleri, bu ayın başlarında Mandelson’un büyükelçi olarak atanmasıyla ilgili belgelerin yanı sıra, Mandelson ile iktidardaki İşçi Partisi’nin bakanları ve siyasi danışmanları arasında geçen çok daha geniş kapsamlı e-posta ve metin mesajlarının yayınlanmasını oyladı.

Toplamda on binlerce belge bulunsa da, yukarıda bahsedilen iki kişi, sürecin şu anda Mandelson’un atanmasıyla doğrudan ilgili çok daha az sayıda dosyaya öncelik verdiğini söyledi.

Kaynaklardan biri, atamasıyla ilgili dosyalardan daha küçük bir kısmının, Mandelson hakkındaki soruşturma devam ederken saklanmasını polisin talep ettiğini söyledi.

McSweeney ile yapılan yazışmalar, Mandelson’un atanması kapsamında geçirdiği daha geniş kapsamlı bir güvenlik soruşturmasının parçasıydı.

Mandelson, Kabine Ofisi tarafından da incelemeye tabi tutuldu ve ataması açıklandıktan sonra derinlemesine bir güvenlik soruşturmasından geçti.

Metropolitan Polisi, Epstein dosyalarında yayınlanan 2009 tarihli bir e-posta yazışmasında Mandelson’un hükümetin mali görüşmelerinin ayrıntılarını Epstein’e ilettiğini gösteren bir kanıt ortaya çıkması üzerine, Mandelson’un kamu görevinde suistimalde bulunup bulunmadığını soruşturuyor.

Polis memurları henüz Mandelson ile görüşmedi ve Mandelson suistimalde bulunduğu iddialarını reddediyor.

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, ABD teknolojisinin yerine başka bir teknoloji kullanabilir

Yayınlanma

Personelin gizlilik konusundaki endişelerini dile getirmesinin ardından, AB yürütme organı yeni bir dijital işe alım aracı için Avrupa menşeli bulut ve yapay zeka alternatiflerini değerlendiriyor.

“İş Eşleştirme Uygulaması” olarak bilinen bu araç, geliştirme sürecinin son aşamalarında bulunuyor.

Euractiv daha önce, uygulamanın Amazon Web Services (AWS) üzerinde barındırılacağını ve ABD merkezli Anthropic şirketinin Claude büyük dil modelini (LLM) kullanacağını bildirmişti.

Bu karar, Euractiv tarafından görülen Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) personel komitesinin hazırladığı bir iç memoranduma, adayların hassas kişisel verilerinin işlenmesinde ABD’li bir bulut sağlayıcısının kullanılmasının sorgulanmasının ardından geldi.

Euractiv’in sorusu üzerine bir Avrupa Komisyonu sözcüsü, yürütme organının temel ABD dijital hizmetlerini Avrupa alternatifleriyle değiştirmeyi değerlendirdiğini doğruladı.

Sözcü, “Egemen bulut ihale sürecinin sonucu şimdi yeni fırsatlar sunuyor,” diyerek, AB kurum ve organlarının egemen Avrupa bulut hizmetleri satın almasını desteklemek üzere nisan ayında ihale edilen Komisyon’un 180 milyon avroluk bulut çerçevesine atıfta bulundu.

Sözcü, bunun İş Eşleştirme Uygulaması’nın “dört Avrupa egemen alternatifinden birine” taşınması anlamına gelebileceğini de ekledi.

Çerçeve kapsamında ihaleyi kazanan dört tedarikçi, Almanya’dan StackIT ile Fransa’dan OVHcloud, Scaleway ve S3NS.

Euractiv, dört tedarikçiye da Komisyon’un İş Eşleştirme Uygulaması’nı barındırma konusunda kendileriyle iletişime geçip geçmediğini sordu ama şirketler yorum yapmaktan kaçındı.

Komisyon ayrıca Anthropic’in yapay zeka modelini Avrupa menşeli bir alternatifle değiştirmeyi de değerlendiriyor.

Sözcü şunları söyledi:

“Şu anda Anthropic Claude, kullanılan büyük dil modeli (LLM) konumunda. Fakat Komisyon, Avrupa menşeli LLM alternatiflerini test etmeyi planlıyor… Önümüzdeki aylarda mevcut LLM’nin daha egemen bir çözümle değiştirilmesi mümkün olabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English