Avrupa
Nükleer silah yarışı Avrupa’da yayılıyor

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Avrupa nükleer şemsiyesinin kurulması için bu yıl ilk somut adımların atılmasını istiyor.
Merz, Foreign Affairs’te yayınlanan bir makalede, Fransa ile gizli görüşmelerin başladığını duyurdu.
Şansölye, Avrupa’nın kendi güvenlik politikasıyla küresel bir siyasi aktör haline gelmesini isterken, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7. maddesinde, “Üyeler silahlı saldırı durumunda birbirlerine yardım etmeyi taahhüt ederler,” dendiğini hatırlattı.
Bunu AB düzeyinde ve “NATO’nun yerine değil, ittifakın kendi kendine yeten, güçlü bir ayağı olarak” nasıl organize edebileceklerini açıkça belirtmek isteyen Merz şunları yazdı:
“Bu çabaların bir parçası olarak, Avrupa’da nükleer caydırıcılık konusunda Fransa ile gizli görüşmelere başladık. Bu konudaki yol haritamız açıktır: Bu girişim, NATO’nun nükleer paylaşım çerçevelerine sıkı sıkıya bağlıdır; Almanya, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine uymaya devam edecektir; ve Avrupa’da farklı güvenlik bölgelerinin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğiz. Bu yıl ilk somut adımlar üzerinde anlaşmaya varmayı umuyoruz.”
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Nükleer şemsiye genişleyecek mi?
Fransa daha önce nükleer kuvvetleri ile Britanya’nın nükleer kuvvetleri arasında yakın işbirliği başlatmıştı.
Paris, yıllardır nükleer şemsiyesini tüm AB’ye genişletmeyi teklif ediyor, fakat Almanya, Fransız nükleer silahları ve bunların olası kullanımı konusunda söz sahibi olmak istediği için bu girişim şu ana kadar başarısız oldu.
Yeniden alevlenen mevcut tartışmada, olası bir Alman bombası konusu da yeniden gündeme geldi.
Münih Güvenlik Konferansı’nın, Avrupa’nın nükleer güçlere karşı caydırıcılığı için beş seçeneği ele alan yeni bir çalışması ise tartışmayı hızlandırdı.
En azından geçici olarak, ABD’nin nükleer şemsiyesi gerekli olmaya devam edecek. Nükleer silahsızlanmayı şiddetle sürdürme seçeneği ise ciddi olarak değerlendirilmiyor.
Münih’ten çıkan beş nükleer seçenek
Avrupa ülkelerinin nükleer caydırıcılık konusunda sahip olduğu seçenekleri ele alan çalışma, Şubat 2024’te, yani mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim zaferinden dokuz ay önce başlayan ön çalışmalara dayanıyor.
Çalışma, Münih Güvenlik Konferansı (MSC), Berlin’deki Hertie Okulu Uluslararası Güvenlik Merkezi ve St. Gallen Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü’nün ortak girişimi olan Avrupa Nükleer Çalışma Grubu (ENSG) tarafından hazırlandı.
Çalışmanın yazarları, prensip olarak beş farklı yaklaşımın düşünülebileceğini belirtiyor.
Bunlardan ilkinde, Avrupa’nın ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam edebileceğini söylüyorlar.
İkinci seçenek, Fransız ve İngiliz nükleer silahlarını kullanarak bir Avrupa caydırıcılığı oluşturmak.
Üçüncü sırada, Avrupa’nın ortak bir Avrupa nükleer silahı tedarik etmesi yer alıyor. Dördüncü olarak, ulusal tek taraflı nükleer silahlanmaya güvenilebilir.
ENSG, son çare olarak, Avrupa’daki NATO ülkeleri tarafından konvansiyonel silahların hızla artırılmasını düşünüyor.
Makaleye göre, Avrupa hükümetleri artık “derhal ve gecikmeden” hangi seçeneği seçecekleri sorusunu ele almalı ve gerekli mali kaynakları sağlamalı.
Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması
Geçici bir çözüm olarak ABD’nin nükleer şemsiyesi
ENSG’ye göre, bahsedilen seçeneklerden üçünün önemli zayıflıkları var.
Bu öncelikle ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam etme seçeneği için geçerli: bu seçenek, Washington’dan daha fazla bağımsızlık hedefine ulaşamıyor.
Çalışmaya göre, konvansiyonel silahlarla nükleer silaha sahip güçleri caydırma fikri de yetersiz. Bunun için finansmanı zor olacak, benzeri görülmemiş bir silah alımı gerekecek.
Ayrıca Avrupa’nın ortak nükleer bomba tedariki seçeneği de gerçekçi bulunmuyor. Rapora göre Avrupa ülkeleri her türlü konuda o kadar bölünmüş durumda ki, nükleer silahlanma konusunda sağlam bir ortak yaklaşım söz konusu olamaz.
ENSG’ye göre, diğer iki seçenek için bir çözüme ulaşılsa bile, bu hiçbir şekilde bir gecede gerçekleştirilemez.
Yazarlara göre anahtar soru, seçilen çözümü uygularken, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığında ABD’nin mevcut rolünü, bir nevi geçici çözüm olarak nasıl sürdüreceği.
ENSG’ye göre hiçbir koşulda Washington’a, gelecekte artık ihtiyaç duyulmayacağı “izlenimi” verilmemeli.
Böyle bir durumda, ABD’nin caydırıcılığının aniden sona ermesi ve bir kırılganlık döneminin başlaması korkusu ortaya çıkabilir.
En olası seçenek: Fransız-İngiliz işbirliği
En olası çözüm, Fransa’nın ve belirli koşullar altında İngiltere’nin nükleer güçlerini kullanarak bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmaya çalışmak.
Bunu yaparken, iki ülke arasındaki mevcut nükleer işbirliği de dikkate alınmak zorunda. Bu işbirliği, en son 10 Temmuz 2025 tarihli Northwood Deklarasyonu ile yoğunlaştırılmıştı.
Deklarasyonda Paris ve Londra, bir tarafın “hayati çıkarlarının” tehdit altında olduğu, diğer tarafınkilerin ise tehdit altında olmadığı bir durumun mümkün olmadığı tespit ediyor.
Bu nedenle Birleşik Krallık ve Fransa, Avrupa’ya yönelik “aşırı bir tehdit” bulunması halinde iki ülkenin de tepki vermesi konusunda hemfikir olduklarını belirtiyorlar.
Bildiride, “Fransa ve Birleşik Krallık bu nedenle nükleer işbirliği ve koordinasyonlarını derinleştirmeye karar verdiler,” deniyor.
Bildirildiği üzere, Fransa ilk adımı atarak üst düzey İngiliz askeri yetkilileri Paris yakınlarındaki Taverny’de bulunan Base aérienne 921’deki Forces Aériennes Stratégiques (FAS) kontrol merkezine davet ederek Fransız Rafale savaş uçaklarıyla yapılan bir nükleer savaş tatbikatını izlemelerini sağladı.
Aralık ayında, yeni bir Fransız-İngiliz nükleer yönlendirme grubunun ilk ortak toplantısı Paris’te gerçekleşti.
AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı
Almanya-Fransa görüşmeleri: Berlin “karar hakkı” istiyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yıllardır Fransa’nın nükleer şemsiyesini AB’ye genişletmeyi teklif ediyor.
Ocak 2024’te Stockholm Askeri Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada gerekçesini şöyle açıklamıştı:
“Bugün hayati çıkarlarımız büyük ölçüde Avrupa’ya ait, bu da bize nükleer caydırıcılık açısından özel bir sorumluluk yüklüyor.”
Bu, somut olarak, Almanya ve diğer AB ülkelerinin, düzenli olarak gerçekleştirilen Fransız nükleer manevralarına katılabilecekleri anlamına geliyor.
Örneğin, konvansiyonel savaş uçakları, nükleer bombalarla donatılmış Fransız Rafale savaş uçaklarını koruyabilir.
Bazen, Fransız nükleer silahlarının diğer AB ülkelerindeki askeri üslerde konuşlandırılması da tartışılmıştı.
Fakat Paris, olası konuşlandırmalar konusunda herhangi bir ortak karar almayı kategorik olarak reddediyor, bu nedenle Berlin ile bir anlaşma görünmüyor.
Çünkü şu ana kadar Alman hükümeti, nükleer silahların kullanımı konusunda karar sürecine dahil olmakta ısrarcı.
Alman altyapısı ne alemde?
Herhangi bir ilerleme sağlanamazsa, “Alman bombası”nın kullanılması olasılığı devam ediyor.
Örneğin, CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn, geçen yaz “Almanya’nın liderliğinde” bir Avrupa nükleer şemsiyesi kurulmasını savunmuştu.
Şimdi Spahn, böyle bir seçeneğin “refleksler olmadan” değerlendirilmesini tekrar ısrarla talep ediyor.
Fransız veya İngiliz nükleer silahlarına güvenme seçeneği ile ilgili olarak ise, “Yarın seçimler yapılsaydı, Farage İngiltere’de, Le Pen ise Fransa’da kazanırdı. Her ikisine de güvenmek isteyip istemediğimi bilmiyorum,” diyor.
Uluslararası hukukun getirdiği sorunların yanı sıra uzmanlar, sadece nükleer silahların değil, “ikinci bir saldırı için tüm kurumsal altyapının” da oluşturulması gerektiğini belirtiyorlar.
St. Gallen Üniversitesi’nde siyaset bilimci ve ENSG üyesi James Davis, “komuta ve kontrol yapıları”ndan “erken uyarı sistemleri”ne ve nükleer silahlı “ilk saldırıdan kurtulabilecek denizaltılar gibi platformlara” kadar her şeyin oluşturulması gerektiğini açıklıyor.
Davis, bunun “yıllar süren karmaşık bir güvenlik mimarisi ve politikası” gerektireceğini ve milyarlarca avroya mal olacağını soğukkanlılıkla özetliyor.
Nükleer silah yarışı Avrupa’ya yayılıyor
Son olarak, diğer çeşitli devletler de Almanya’nın nükleer bomba sahibi olmasını, kendilerinin de nükleer silah edinmek için bir fırsat olarak değerlendirebilir.
Kısa bir süre önce, Danimarka Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Rasmus Jarlov, “İskandinav ülkeleri için bir nükleer bomba”yı “memnuniyetle karşılayacağını” belirtti.
Bundan kısa bir süre önce, İsveç’in en etkili günlük gazetelerinden biri olan Dagens Nyheter, “İsveç nükleer silahları” konusunda bir tartışma çağrısı yapmıştı.
İsveç, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kendi nükleer silah programına sahipti, fakat bu program 1970’lerin başında sonlandırıldı.
Münih Güvenlik Konferansı’nda, Baltık devletlerinden politikacılar nükleer silahlara açık olduklarını ifade ettiler.
Letonya Başbakanı Evika Siliņa’nın “Neden olmasın?” dediği aktarılırken, Estonya Savunma Bakan Yardımcısı Tuuli Duneton, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda görüşmelere açık olduğunu söyledi.
Pazar günü, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki de Polonya’nın güvenlik stratejisini “nükleer potansiyele” dayandırmasından yana olduğunu açıkladı.
ABD’li siyaset bilimci Anne-Marie Slaughter, öngörülebilir gelecekte yaklaşık 30 ülkenin nükleer silaha sahip olabileceğini öngörüyor.
Merz, ABD’nin boşalttığı yere Almanya’yı yerleştirmek istiyor
Foreign Affairs makalesinde Avrupa savunma sanayisinin “daha hızlı, daha ucuz ve daha rekabetçi” hale gelmek için silah sistemlerini standartlaştırmasını, ölçeklendirmesini ve basitleştirmesini isteyen Merz, “Avrupa genelinde savunma sanayi işbirliğini başlatmak için Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) gibi AB programlarını kullanacağız. Bu, Avrupa’nın kademeli askeri entegrasyonunu da teşvik edecektir,” dedi.
Avrupa’nın en büyük ikilemlerinden birinin, “büyük güçlerin yönlendirdiği küresel yeniden düzenlenmenin, bizim hazır olabileceğimizden daha hızlı gerçekleşiyor olması” olduğunu savunan Şansölye, sadece bu nedenle, “Avrupa’nın ABD’yi bir ortak olarak silmesi yönündeki çağrılara ikna olmadığının” altını çizdi ve şöyle devam etti:
“Bu tür taleplerin ortaya çıkmasına neden olan tedirginlik ve şüpheleri anlıyorum. Aslında, bunların bir kısmını ben de paylaşıyorum. Fakat bu talepler, böyle bir eylemin olası sonuçlarını yeterince hesaba katmıyor. Avrupa’nın Rusya ile olan gergin komşuluk ilişkisinin sert jeopolitik gerçeklerini görmezden geliyorlar. Ve tüm zorluklara rağmen, ABD ile olan ortaklığımızın hâlâ sahip olduğu güçlü potansiyeli hafife alıyorlar.”
ABD yönetimine, Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmayla paralel biçimde, açıkça eleştirilerde bulunan Merz, NATO’da olmanın yalnızca Almanya’ya değil, ABD’ye de “rekabetçi avantaj” sağladığını vurgulayarak, “transatlantik ittifakı yeniden kurma” çağrısı yaptı:
“Almanya bu nedenle yeni bir transatlantik ortaklık kurmak istiyor. Rahatsız edici gerçek şu ki, Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir uçurum açıldı. MAGA hareketinin yürüttüğü kültür savaşı bizim savaşımız değil. Gümrük vergileri ve korumacılığa değil, serbest ticarete inanıyoruz. Küresel iklim anlaşmalarına ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlıyız, çünkü küresel sorunları ancak birlikte çözebileceğimize inanıyoruz. Transatlantik ortaklık artık kendiliğinden anlaşılır bir şey değil, bu nedenle bir geleceği olması için onu yeniden kurmalıyız. Yeni temelleri ezoterik olmamalı, Avrupa ve ABD’nin birlikte daha güçlü oldukları konusunda karşılıklı bir kabul üzerine kurulmalıdır.”
AB ve Almanya’nın bu kapsamda ortaklıklarını genişlettiğini vurgulayan Merz, Japonya, Kanada, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Körfez ülkelerinin önemli roller oynadığını, “karşılıklı saygı çerçevesinde” bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek










