Ortadoğu
İran, ABD’nin iki haftalık askeri kaybını hesapladı

İran merkezli Tasnim haber ajansı, Devrim Muhafızları Ordusunun verilerine dayandırdığı analizinde ABD ordusunun İran ile yaşanan savaşın son iki haftasındaki toplam zararının 20,6 milyar dolara ulaşabileceğini duyurdu. Ajans, hesaplamalarını Pentagon’un bütçe belgeleri ile savunma sözleşmelerindeki ekipman değişim maliyetlerini esas alarak yaptı.
İran merkezli Tasnim haber ajansı, Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) imha edilen ve hasar gören ABD Silahlı Kuvvetleri teçhizatına ilişkin veri analizine dayandırdığı haberinde, ABD ordusunun İran ile yaşanan savaşın son iki haftasındaki toplam zararının 20,6 milyar dolara ulaşabileceğini bildirdi.
Ajans, hesaplamalarında savunma sözleşmelerinde ve Pentagon’un bütçe belgelerinde yer alan muadil teçhizatın yenileme maliyetlerini esas aldığını kaydetti.
Tasnim’in aktardığı verilere göre en büyük kayıp kalemini yaklaşık 7,5 milyar dolar ile ABD hava savunma sistemleri ve radarları oluşturdu. Lojistik, depolar ve altyapı tesisleri 6,8 milyar dolarlık zararla ikinci sırada yer aldı.
Uçaklar, insansız hava araçları ve helikopterleri içeren hava filosundaki zarar ajans tarafından 3,5 milyar dolar olarak hesaplanırken, komuta ve iletişim merkezlerindeki kayıpların 2,8 milyar dolar düzeyinde olduğu aktarıldı.
Devrim Muhafızları Ordusunun verilerine dayandırılan listede dört adet Patriot hava savunma sistemi, altı adet Patriot radarı, iki adet F-15 savaş uçağı, bir adet P-8 uçağı, bir adet C-17 nakliye uçağı, sekiz adet tanker uçak, 17 insansız hava aracı, 17 mühimmat deposu ve altı füze deposunun yanı sıra onlarca komuta, radar ve lojistik merkezinin yer aldığı kaydedildi.
Daha önce ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin İran ile savaştaki toplam harcamasının 37,5 milyar dolar olduğunu açıklamıştı.
Geçen ay Donald Trump yönetimi, Kongre’den büyük bölümü Ortadoğu’daki çatışmalarla bağlantılı yaklaşık 90 milyar dolarlık ek finansman talebinde bulunmuştu.
Devrim Muhafızları Ordusu Tuğgenerali Hüseyin Muhibbi, 25 Temmuz’da yaptığı açıklamada ateşkesin bozulmasının ardından ölen ABD askerlerinin sayısının 200’ü geçtiğini öne sürdü.
Muhibbi, ABD tarafından açıklanan kayıp verilerinin gerçeği yansıtmadığını savundu. CNN de Pentagon’un internet sitesinin İran’da ölen asker sayısını düşürerek yayımladığını yazdı. Washington yönetimi ise daha önce resmi olarak 18 ABD askerinin öldüğünü duyurmuştu.
Axios’un konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün İran’a yönelik yeni saldırıların askıya alınması talimatını vererek 13 gündür kesintisiz süren günlük saldırı dizisini durdurdu.
The New York Times’ın haberinde ise Washington’ın, azalan hava savunma mühimmatı stokları nedeniyle İran ile gerilimi tırmandırmaktan vazgeçtiği kaydedildi.
Tahran ve Washington hükümetleri 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak kısa süre sonra karşılıklı saldırılar yeniden başlamıştı. İran, ateşkesin bozulmasının ardından ABD’nin bölgedeki müdahalesi sona erene kadar Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığını ilan etmişti.
Ortadoğu
Körfez, İran savaşı konusunda bölündü

Körfez ülkelerinde, Hürmüz Boğazı’nı açık tutma konusunda ortak bir hedef olsa da, bu hedefe ulaşma konusundaki farklı öncelikler ilerleme kaydetmeyi zorlaştırıyor
POLITICO’da yer alan habere göre bu durum, kimin su yolu üzerinden nakliyeye alternatifleri olduğu, kimin altyapısının İran’ınkiyle en çok iç içe olduğu ve kriz sırasında hangi ülkenin ekonomisinin en çok zarar gördüğüne dayanan bir dizi çelişen menfaati de içeriyor.
Bir Iraklı yetkili, “[Arap ülkeleri] Mesajlarını koordine etmek için Kongre ve Dışişleri Bakanlığı’nı ziyaret etmek üzere birlikte çalışıyorlar. Fakat aynı görüşte değiller,” dedi.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK – Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman) 1981’de İran-Irak Savaşı’nın gölgesinde kuruldu ve mevcut çatışmaya girerken zaten aralarında anlaşmazlıklar vardı. İran Savaşı, bu anlaşmazlıkları ön plana çıkarıyor.
İlk Trump yönetimi döneminde Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Doğu işlerinden sorumlu olan David Schenker, “Aşmaları gereken pek çok sorun var ve savaş, Körfez’deki mevcut bölünmeleri daha da şiddetlendirdi,” dedi.
Son aylarda iç bölünmelerin en belirgin işaretlerinden biri, BAE’nin nisan ayında Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kartelinden çekilmesiydi. Bu karar, en azından kısmen İran savaşı konusundaki görüş ayrılıklarıyla ilgiliydi.
Körfez dışındaki bir Arap ülkesinden bir diplomat, BAE’nin çekilmesinin “diğer ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan’ı gerçekten öfkelendirdiğini” savundu ve “Körfez artık eskisi gibi olmayacak. KİK işlevsiz hale geldi,” dedi.
İran’ın komşuları arasındaki ayrılıklar, savaşa yönelik herhangi bir diplomatik çözümün bulunmasını veya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik çabaları önemli ölçüde zorlaştırıyor.
Bazıları İran’a karşı daha sert bir tutum sergilemek isterken, diğerleri boğazın açılmasına öncelik verilmesini istiyor.
İlk Trump yönetimi döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yemen ve Umman direktörlüğü görevini yürüten Allison Minor, “Savaşı sona erdirebileceklerini sanmıyorum ama savaşın sonuçlarını yönetme konusunda daha verimli olabilirler,” dedi.
Minor, Körfez ülkelerinin, Hürmüz Boğazı’nı izlemek için Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapabileceğini ve Pekin’i, İran’ı su yolunu açmaya zorlamak için sahip olduğu nüfuzu sessizce kullanmaya ikna etmeye yardımcı olabileceğini belirtti.
Son iki haftadır devam eden ABD bombardımanı, Körfez ülkelerinin işbirliği yapmanın bir yolunu bulması için aciliyet yaratıyor.
İran, Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yönelik saldırılarla misilleme yaptı ve Yemen’deki Husi direnişi, Kızıldeniz’de Suudi tankerlerine saldırdı.
Cuma günü itibarıyla, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki koalisyon, misilleme olarak Husilere ait hedefleri vurduğunu açıkladı.
Daha önce Bahreyn’de ABD Beşinci Filosuna komuta etmiş olan emekli Donanma Koramiral John “Fozzie” Miller, güçlü ve birleşik bir Körfez İşbirliği Konseyi’nin gelen saldırıları birlikte daha iyi püskürtebileceğini ve muhtemelen gelecekteki ateşkes görüşmelerinde daha fazla söz sahibi olabileceğini söyledi.
Miller, “Onlar, bu sorunun kendilerine yük kalmayacak şekilde çözülmesi gerektiğini görüyorlar,” dedi.
KİK’in gücü sorulduğunda, Beyaz Saray sözcüsü Olivia Wales, “ABD, tüm KİK ülkeleriyle mükemmel ilişkiler sürdürmektedir ve Başkan Trump, bu ülkelerin liderlerinin her biriyle güçlü ortaklıklar kurmuştur,” dedi.
Bahreyn yaptığı açıklamada, “KİK devletlerinin güvenliği bölünmez bir bütündür; birine yönelik tehdit, hepsine yönelik bir tehdittir. Bu ortak anlayış, koordinasyonumuzun temelini oluşturmaktadır,” dedi.
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, “Ummanlılar İran’a karşı en uzlaşmacı tutumu sergilediler. Katarlılar biraz daha az uzlaşmacıydı ama yine de diyalog kurmaya ve arabuluculuk yapmaya devam ettiler. BAE, sert bir şekilde müdahil olmaya en hazır olan ülkeydi. Suudi Arabistan ise ortada kaldı,” dedi.
Umman başlangıçta İran’la boğazda geçiş ücreti alınması konusunda bir anlaşma müzakere ediyor gibi görünüyordu fakat Trump bu girişimi mayıs ayında durdurdu.
Başkan gazetecilere, “Umman da diğer herkes gibi davranacak, yoksa onları havaya uçurmak zorunda kalacağız,” diye konuşmuştu.
Öte yandan, BAE ve Suudi Arabistan’ın her ikisinin de İran’a hava saldırıları ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği bildirildi.
Ayrıca BAE’nin İsrail ile savunma ilişkilerini derinleştirdiği ileri sürüldü.
Körfez ülkelerinin farklı öncelikleri, kısmen farklı kırılganlıklarından kaynaklanıyor. Suudi Arabistan, BAE ve Umman, petrol ve gaz ihracatında Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan da yol alabilirken Katar, Kuveyt ve Bahreyn bunu yapamıyor.
Üst düzey bir Cumhuriyetçi danışman, geçtiğimiz günlerde Körfez ülkeleri ve Ürdün’ün katıldığı Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi yuvarlak masa toplantısına katıldı.
Gizli bir toplantıyı anlatmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan danışman, ülkelerin hepsinin İran’ın hedefi olmaktan endişe duyduğunu ve ek silah sevkiyatı talep ettiğini söyledi.
Fakat danışman, “Bazıları ABD’nin misyonuyla diğerlerine göre daha fazla aynı görüşteydi,” dedi.
Savaş konusundaki anlaşmazlık, tarihsel yaraların bol olduğu bir ortamda ortaya çıktı. Geçen yılın sonlarında, BAE’den gelen bir silah sevkiyatının ülkeye ulaşmasının ardından Suudi Arabistan Yemen’i bombalamıştı.
Ratney’e göre, 15 Haziran’da ABD ve İran’ın imzaladığı mutabakat zaptı, bölge ülkelerini yeni bir şekilde bir araya getirmiş gibi görünüyordu.
Ratney, “Bir noktada, çeşitli savaş hedeflerinin gerçekleşmeyeceği sonucuna vardıkları için hepsi sadece petrol ve gazın akışının devam etmesini istiyordu,” dedi.
Fakat Minor, bölgenin topyekûn bir savaşa doğru daha da kayarken güvensizliğin hâlâ yüksek olduğunu belirtti.
Biden ve Trump yönetimleri adına İran ile müzakereler yürüten Nate Swanson, “KİK’te bir birlik yok. En iyi ihtimalle koordinasyon sağlanabilir,” dedi.
İlk Trump yönetimi döneminde Pentagon’a küresel savunma stratejisi konusunda danışmanlık yapan Matthew Kroenig’e göre, durumun daha da karmaşık hale gelmesinin bir nedeni de ABD’nin bölgedeki ülkelerle nasıl ilişki kurulacağı konusunda bölünmüş olması.
Buna göre Beyaz Saray ile Pentagon arasında bir anlaşmazlık var. Pentagon, “sonsuz bir savaşa” girilmesine daha şiddetle karşıydı. Onların mantığına göre, “zararımızı sınırlayıp bölgedeki ülkelerin bu sorunu kendileri halletmesine izin vermek kötü bir sonuç olmaz.”
Pentagon bu nitelemeyi “yanlış” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray ise yönetimin Trump’ın kararlarını uygulamaya “uyum sağladığını” belirtti.
Körfez ülkeleri, en azından müzakere masasında yer almak için ısrar ediyor. KİK’in haziran ayında Bahreyn’de düzenlenen konsey toplantısında Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu ağırlamasının ardından, Genel Sekreter Casim Muhammed el-Budeyvi bu hususu vurguladı.
El-Budeyvi, “Toplantı sırasında, KİK ülkelerinin çıkarlarını korumak için gelecekteki her türlü mutabakat veya düzenlemenin bu ülkelerin taleplerini içermesi gerektiği vurgulandı,” dedi. Fakat bu yorumu, toplantıya ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı özetinde yer almadı.
Körfez ülkeleri ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın güvenilir bir şekilde açık olmadığı yeni bir gerçekliğe uyum sağlamak için yeni altyapı inşa etmeye çalışıyor.
BAE, Hint Okyanusu’ndaki liman kenti Fuceyre’ye yeni bir boru hattı inşa ediyor. Kuveyt’in devlet şirketi KPC, ham petrolünü ve petrol ürünlerini bu ülkelerin boru hatları üzerinden taşımak için Suudi Arabistan ve BAE ile görüşmeler yürütüyor.
Fakat savaş sona erdirilmezse, bu yeni projelerin herhangi biri İran’ın saldırılarına maruz kalacak.
Perşembe günü Husilerin Suudi tankerlerine düzenlediği saldırı, Riyad’ın halihazırda Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatını başka yönlere aktarmak için kullandığı karayolu boru hattının güvenilirliğine gölge düşürdü.
Savaşın sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor. Beyaz Saray sözcüsü Wales, “Başkan aksini kararlaştırana kadar bu yıkıcı saldırılar devam edecek,” dedi.
Ortadoğu
Kızıldeniz’de daralan koridor Suudi petrol ihracatını zorluyor

ABD ile İran arasındaki savaş ve Yemenli Husilerin tehditleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen dar bir rotaya bağladı. Wall Street Journal’ın haberine göre Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Kızıldeniz limanlarına yönlendirilen sevkiyatlar, Babülmendep Boğazı’ndaki Husi saldırıları nedeniyle daha uzun ve maliyetli yollara kaydı.
ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ve Yemenli Husilerin eylemleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen “dar” bir rotaya bağladı.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, yaşanan gelişmeler küresel petrol tedarik zincirini yeni bir baskı altına soktu.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Suudi Arabistan, ihracatını Kızıldeniz kıyısındaki terminallerine yönlendirmiş ve buradan Babülmendep Boğazı üzerinden Asyalı alıcılara ulaştırmaya başlamıştı. Ancak son günlerde Husilerin Suudi gemilerini hedef alan saldırıları bu güzergahı tehlikeye soktu.
Haberde, bu durumun petrolü Süveyş Kanalı üzerinden veya Afrika’nın etrafını dolaşan daha uzun ve pahalı rotalardan göndermeyi zorunlu kıldığı aktarıldı.
Tesislerde geçiş yoğunluğu artıyor
Gemi takip ve analiz şirketi Vortexa verilerine dayandırılan habere göre, Suudi petrolü taşıyan en az dört tanker Babülmendep Boğazı’ndan geri dönerek kuzeye, Süveyş’e doğru yöneldi. Suudi Arabistan ayrıca Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki limanlarından yüklenecek petrol partilerinin satışını artırmaya başladı.
Temmuz ayının ilk üç haftasında Süveyş Kanalı üzerinden yapılan deniz yolu petrol transit geçişi son 2,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Kanala paralel uzanan Sumed boru hattı üzerinden yapılan sevkiyatlar ise bir önceki aya kıyasla yüzde 50 artış gösterdi.
Arap Yarımadası’nın güneybatı ucu ile Afrika’nın kuzeydoğusu arasında yer alan Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Umman Denizi’ndeki Aden Körfezi’ne bağlayan stratejik bir deniz yolu konumunda.
Dünya deniz yolu petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si ve küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’i bu boğazdan geçiyor.
Savaşın başlamasının ardından Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattı üzerinden gerçekleştirdiği pompalama miktarını günlük 4,9 milyon varile çıkararak normal seviyesinin beş katına ulaştırdı.
Bu miktar, küresel arzın yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor. Haberde, bu hacmin yaklaşık günlük 3,5 milyon varillik kısmının Babülmendep Boğazı’ndan geçtiği kaydedildi.
Süveyş Kanalı teknik kapasite sınırlarına dayanıyor
Süveyş Kanalı mevcut rotanın yerini tamamen doldurma imkanına sahip değil. Suezmax tipi tankerler yaklaşık 1 milyon varil taşıyabilirken, çok büyük ham petrol taşıyıcıları (VLCC) 2 milyon varile kadar yük alabiliyor.
Ancak VLCC tipi tankerler tam yüklü durumdayken su çekimi derinliği nedeniyle Süveyş Kanalı’ndan geçemiyor. Bu durumdaki bir tanker, yükünün yaklaşık yarısını Süveyş Körfezi’nde boşaltmak zorunda kalıyor.
Boşaltılan petrol Mısır üzerinden Akdeniz’e uzanan Sumed boru hattıyla taşınıyor. WSJ, Asya’ya giden kargolar için bu sürecin teslimat süresine 20 ila 30 günlük bir gecikme ekleyebileceğini bildirdi.
Yemenli Husiler 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a karşı “kısasa kısas” ilkesi çerçevesinde deniz ablukası uyguladıklarını duyurdu.
Husiler bu kararı, ülkelerinin kaynaklarının yağmalandığı, port ve havalimanlarının kapatıldığı “yaklaşık 12 yıldır süren adaletsiz ve baskıcı kuşatmaya” bir yanıt olarak niteledi.
Bu gelişmenin öncesinde, 2022 yılından bu yana yürürlükte olan ateşkes bozulmuş ve Husiler, Suudi hava kuvvetlerinin Sana Havalimanı’na düzenlediği saldırıya karşılık Abha Havalimanı’nı hedef almıştı.
WSJ mart ayında yayımladığı bir başka haberde, Suudi Arabistan ve ABD’nin Husilerin İran’ın yanında savaşa girmesini engellemeye çalıştığını yazmıştı.
New America isimli düşünce kuruluşunda araştırmacı olan Adam Baron, Husilerin savaşa dahil olması halinde Süveyş Kanalı ile Mısır’ın çatışmanın içine çekileceğini ve Suudi Arabistan’ın da bu duruma daha çok yaklaşacağını ifade etmişti.
Aynı dönemde Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’nın kapanması üzerine depolama tesislerinin dolmasıyla birlikte petrol üretimini azaltmaya başlamıştı.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Saudi Aramco şirketi, tedarikte yaşanan zorluklar nedeniyle nadir görülen bir adımla bir dizi ihale yoluyla petrol satışı teklifinde bulunmuştu.
Ortadoğu
NYP: ABD İran’ın uranyumunu ele geçirmeyi planlıyor

New York Post gazetesinin haberine göre ABD ordusu, İran’ın nükleer tesislerindeki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek amacıyla askeri tarihin en karmaşık operasyonunu gerçekleştirmeye hazır durumda. Birliklerin mayınları temizlemesini ve nükleer malzemeleri özel kuvvetlerle tahliye etmesini öngören plana binlerce asker dahil edilebilir.
ABD Silahlı Kuvvetleri, İran’ın nükleer tesislerinde bulunan zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmeye yönelik “askeri tarihin en karmaşık operasyonuna” hazır durumda bekliyor.
The New York Post gazetesinin askeri planlamaya vakıf bir kaynağa dayandırdığı haberinde, söz konusu harekatın hazırlık safhasının tamamlandığı aktarıldı.
Gazeteye konuşan kaynak, operasyonun binlerce askerin katılımını gerektirebileceğini söyledi.
Plan kapsamında birliklerin döşenmiş mayınları aşması, inşaat birimlerini devreye sokması ve diğer tesisleri koruma altına almak amacıyla geniş çaplı güç konuşlandırması gerekeceği ifade edildi.
Plan doğrultusunda uranyumun doğrudan tesisten çıkarılması işlemini ise küçük bir özel kuvvetler grubunun yürüteceği kaydedildi.
NYP’nin aktardığı ve The High Side yayınına dayandırılan bilgilere göre operasyona ABD Deniz Kuvvetlerinin seçkin özel harekat birimi SEAL Team 6, 2. Ranger Taburu ve Kara Kuvvetleri 21. Mühimmat Bölüğü katılabilir.
Olası hedefler arasında İsfahan ve Fordo’daki tesisler ile Kolang Dağı’ndaki yeraltı kompleksinin yer aldığı bildirildi.
İran tesis çevresinde güvenlik önlemlerini artırdı
Eski ABD Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Richard Goldberg, İran’ın olası bir saldırıya karşı tedbir aldığını kaydetti.
Goldberg, “İran’ın İsfahan’daki tesisi tahkim ettiğine, tuzaklar kurduğuna ve çevre hattı boyunca askeri unsurlar yerleştirdiğine dair raporlar gördük” ifadelerini kullandı.
Hafta başında açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, İran’da nükleer silah geliştirme amacıyla kullanılabilecek bir tesise yönelik saldırı düzenleme planlarının olduğunu söyledi.
ABD lideri, Washington’ın temel odak noktasının nükleer malzemelerin olası sevkiyatı olduğunu belirterek, bu hareketliliğin takip edildiğini ve yakın zamanda ilgili bölgeye bir hava harekatı düzenlenebileceğini dile getirdi.
Trump’ın bu açıklaması, The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan ve İsrail’in ABD’ye sunduğu istihbarat raporuna dayanan haberin ardından geldi.
İlgili raporda, İran’ın santrifüjleri Kolang Dağı’nda bulunan ve Washington ile Tel Aviv tarafından “Kazma” (Pickaxe) olarak adlandırılan yeraltı tünellerine taşıdığı bilgisi yer almıştı.
ABD Başkanı Trump daha önce de bu tesisi imha etme niyetinde olduğunu beyan etmişti. Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde bulunan dağ, son çatışmalar sırasında hedef alınan Natanz nükleer tesisine 2 kilometre mesafede yer alıyor. Trump, İran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha ulaşmaması gerektiğini yineleyerek, Tahran ile yapılabilecek muhtemel bir anlaşmanın hem bu tür silahların geliştirilmesini hem de tedarik edilmesini tamamen engellemesi gerektiğini açıkladı.
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu










