Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Hürmüz Boğazı geçiş ücretleri için Umman ile görüşüyor

Yayınlanma

İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki deniz trafiği kontrolünü resmileştirmek amacıyla Umman ile kalıcı bir geçiş ücreti sistemi kurulmasını ele alıyor. Bölgedeki beş Körfez ülkesi ise Tahran’ın tek taraflı rota ve yönetim dairesi oluşturma girişimlerini egemenlik iddiası olarak niteleyerek reddettiğini duyurdu. ABD de boğazdan ücret tahsil edilmesine karşı çıkarak yaptırım tehdidinde bulundu.

İran, Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen deniz trafiğindeki kontrolünü resmileştirmek amacıyla Umman ile kalıcı bir geçiş ücreti sistemi kurma konusunu ele alıyor.

Bloomberg, taraflar arasında deniz seyrüseferinin denetimine yönelik bir tarife sisteminin kurulması yönünde görüşmeler yapıldığını yazdı.

İran’ın Fransa Büyükelçisi Muhammed Emin Nejad, Bloomberg ajansına verdiği mülakatta, hem güvenliğin sağlanması hem de deniz taşımacılığının en etkin şekilde yönetilmesi için iki ülkenin tüm kaynaklarını seferber etmesi gerektiğini belirtti.

Büyükelçi, bu sürecin belirli maliyetleri beraberinde getireceğine işaret ederek, bu seyrüsefer imkanından yararlanmak isteyenlerin kendi paylarına düşen maliyete katlanmasının son derece doğal olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump ise Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti alınması planına kesin bir dille karşı çıkıyor.

Trump konuya dair açıklamasında, bu yolun açık kalmasını istediklerini ve herhangi bir geçiş ücreti ödenmesini istemediklerini belirterek, burasının uluslararası bir su yolu olduğunu savundu.

ABD yönetimi, nisan ayında yaptığı açıklamada da Hürmüz Boğazı üzerinden ücret tahsil edilmesine izin vermektense bu ücreti bizzat ABD’nin toplamayı tercih edeceğini bildirmişti.

Trump daha sonra Tahran yönetimine geçiş ücreti uygulamasına derhal son verilmesi çağrısında bulunmuştu.

ABD hükümeti ayrıca mayıs ayının başında, Hürmüz Boğazı’ndan transit geçiş için İran’a ödeme yapacak taraflara yönelik yaptırım tehdidinde bulundu.

Washington, yapılacak ödemelerin ABD vatandaşları veya finansal kuruluşları tarafından yaptırımların ihlal edilmesine yol açması durumunda, yabancı ülke vatandaşlarının da cezai sorumlulukla karşı karşıya kalabileceği uyarısını yaptı.

Hürmüz Boğazı, İran’da savaşın başlamasının ardından fiili olarak ulaşıma kapandı. Savaştan önce küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’si bu güzergahtan gerçekleştiriliyordu.

İran, 13 Nisan tarihinden bu yana boğazdan yalnızca belirli gemilerin geçişine izin verirken, ABD Deniz Kuvvetleri de İran limanlarını abluka altında tutuyor. Boğazdaki seyrüsefer kısıtlamaları küresel enerji piyasalarında ciddi bir krize yol açtı.

İranlı büyükelçi, deniz trafiğinin tamamen durmadığını, 19 ve 20 Mayıs tarihlerinde boğazdan 26 tanker ve diğer sınıflarda geminin geçtiğini kaydetti.

Bloomberg ise çatışma döneminden önce boğazdan günde ortalama 135 geminin geçiş yaptığını hatırlattı. Büyükelçi Emin Nejad trafik hacmindeki düşüşü yüksek sigorta primlerine bağlarken, armatörlük şirketleri en büyük sorunun füze ve insansız hava aracı saldırısı riskleri ile deniz mayınları olduğunu belirtiyor.

Çok sayıda taşımacılık firması, savaş sona erene kadar boğazı kullanmayı planlamadıklarını ifade ediyor.

İran yönetimi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kurumsallaştırmak için bir dizi adım attı. Tahran, 18 Mayıs tarihinde Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere yeni bir devlet dairesi kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, su yolundaki operasyonlara dair gerçek zamanlı güncellemeler sunacağı bildirildi. İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi de 17 Mayıs günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın boğazdaki seyrüseferi kendi belirlediği rota üzerinden idare edecek profesyonel bir mekanizma geliştirdiğini duyurdu.

Bu adımlardan önce, 12 Mayıs tarihinde Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik kontrol alanını 500 kilometre genişlettiğini ve boğazın giriş ile çıkış sularını denetim altına almayı planladığını açıklamıştı.

İran’ın bu hamlelerine bölgedeki komşu ülkelerden doğrudan itiraz geldi. Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ticari gemilerin İran’ın belirlediği rotayı kullanmaması gerektiğini ortak bir bildiriyle beyan etti.

Bloomberg, beş ülkenin Uluslararası Denizcilik Örgütüne sunduğu mektuba atıfta bulunarak, bu ülkelerin Tahran’ın girişimlerini gemi trafiğini kontrol etme çabası olarak değerlendirdiğini aktardı.

Körfez ülkeleri ortak mektuplarında, ticari gemilerin Basra Körfezi Su Yolları Dairesi (PGSA) ile herhangi bir temasa geçmemesini ve İran’ın belirlediği rotayı kullanmamasını istedi.

Mektupta, İran’ın önerdiği rotanın, gemileri kendi kara sularındaki bir güzergahı kullanmaya zorlayarak Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği kontrol etme girişimi olarak görülmesi gerektiği ifade edildi.

Körfez ülkeleri bu durumun, geçiş ücreti alınarak mali kazanç elde edilmesi amacıyla kullanılabileceğini ve İran’ın önerdiği rotanın ve PGSA’nın bir alternatif olarak kabul edilmesinin tehlikeli bir emsal oluşturacağını kaydetti.

Haber ajansı, mektuba imza atan ülkelerin enerji ihracatçısı olduğunu belirterek, İran ile işbirliği yapmayı seçen gemi sahiplerinin bölgedeki diğer büyük üreticilerin tepkisini çekebileceğini yazdı.

CNN kanalı, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen denizaltı internet kabloları için de kullanım ücreti almayı değerlendirdiğini bildirdi.

Kanal, bu önlemlerin Google, Microsoft, Meta ve Amazon gibi küresel teknoloji devlerini doğrudan etkileyebileceğini kaydetti.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English