Diplomasi
İran savaşı ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 65’ini tüketti

Associated Press ajansı, ABD ordusunun Avrupa’daki Patriot hava savunma füzelerinde kritik seviyenin ötesinde ciddi bir eksiklik yaşadığını yazdı. Stoklardaki daralmanın temel nedeninin Başkan Donald Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü savaş olduğu belirtilirken, NATO yetkilileri iddiaları reddetti.
ABD ordusunun Avrupa’daki birliklerinde Patriot hava savunma füzelerinin kritik eşiğin de ötesine geçen ciddi bir yetersizlik içinde olduğu bildirildi.
Hassas askeri konular nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen bir ABD savunma yetkilisi ile bir NATO temsilcisi, Associated Press haber ajansına yaptıkları değerlendirmede füze stoklarındaki kritik açığı aktardı.
Yetkililere göre mühimmat açığının temel sebebini ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaş oluşturuyor.
ABD’li yetkili, bir karargaha veya bir enerji santraline yönelik olası bir Rus saldırısında ittifakın Ukrayna’dakine benzer bir tabloyla karşılaşabileceğini ve “arka arkaya darbeler almaya” mecbur kalabileceğini söyledi.
Yetkili, Avrupa’daki Amerikan ordusunun süregelen bir saldırı dalgasına karşı kesinlikle yeterli Patriot füzesine sahip olmadığını, tekil bir isabete veya rotasından sapmış bir Rus füzesine karşı dahi imkanların son derece sınırlı kaldığını kaydetti.
İran’a yönelik savaşın cuma günü itibarıyla altıncı ayını dolduracağı belirtilirken, Avrupa’daki ABD füze stoklarının Ortadoğu’ya sevk edildiği bildirildi.
Bölgede konuşlu Amerikan kuvvetleri ile Körfez müttefiklerinin, İran’a ait insansız hava araçları ve füzelere karşı çok yüksek miktarda önleme füzesi kullandığı aktarıldı.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) verilerine göre İran savaşı, 2 bin 330 adetlik Amerikan Patriot füze stokunun yaklaşık 1500’ünü, yani yüzde 65’ini tüketti.
Eski ABD Deniz Piyadesi Albayı ve güncel CSIS Danışmanı Mark Cancian, önceki ABD Başkanı Joe Biden döneminde de Ukrayna’ya yaklaşık 600 önleme füzesi verildiğini belirtti.
Londra merkezli düşünce kuruluşu RUSI bünyesinde çalışan askeri uzman Ed Arnold ise Kiev’e yapılan tedariklerin planlı ve kontrollü olduğunu, kırılma noktasını ise İran savaşının oluşturduğunu vurguladı.
Pentagon, güvenlik gerekçeleriyle mühimmat stokları hakkında yorum yapmayacağını açıkladı.
NATO’nun üst düzey askeri sözcüsü Albay Martin O’Donnell ise Avrupa’daki Patriot füzelerinin sayısının kritik seviyenin ötesinde bulunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını savundu.
İttifakın gelen darbeleri engelleyebileceğini dile getiren O’Donnell, NATO’nun hem kendisini savunacak hem de Ukrayna’ya ikmal sağlayacak miktarda hava savunma mühimmatına sahip olduğunu söyledi.
Almanya Savunma Bakanlığı da stoklar konusunda açıklama yapmaktan kaçındı.
NATO üyesi ülkelere yönelik doğrudan ve anlık bir Rus saldırısı beklenmese de The Wall Street Journal gazetesine göre CIA Direktörü John Ratcliffe bu hafta Moskova’ya giderek Rusya’yı olası bir saldırıya karşı uyardı.
Trump ise gizli tutulan bu olağan dışı seyahatin önemini önemsiz göstererek ziyaretin “yarı rutin gibi bir şey” olduğunu savundu.
Hava savunma sistemleri alanında alternatiflerin son derece kısıtlı olduğu kaydediliyor. Bu kapsamda Fransa’nın Ukrayna’ya sevkiyatını hızlandırmak istediği yeni Fransız-İtalyan ortak yapımı SAMP/T NG sistemi öne çıkıyor. Ancak bu yeni versiyonun henüz muharebe sahasında denenmediği, mevcut sürümün ise Patriot’a kıyasla daha kısa menzilli olduğu belirtiliyor.
Ayrıca her iki yetkilinin aktardığına göre ABD ordusu Avrupa’da Taktik Füze Sistemi (ATACMS) stoklarında da kritik darboğazlar bildiriyor.
Avrupa ordularının elinde Taurus ve Storm Shadow gibi seyir füzeleri bulunması sebebiyle taarruz silahlarındaki tablonun daha az gergin olduğu aktarılıyor.
Bu yıl yaklaşık 600 adet Patriot füzesi üretilmesi, 2030 yılından itibaren ise yıllık üretimin 2 bine çıkarılması hedefleniyor. NATO verilerine göre eylül ayında Almanya’da ilk Avrupa Patriot füzesi üretim tesisinin açılması, ilk teslimatların ise gelecek yılın başında yapılması planlanıyor.
Üretilen mühimmatın öncelikle aralarında Almanya, Hollanda, Romanya ve İspanya’nın yer aldığı sipariş vermiş ülkelere gitmesi öngörülüyor.
Alman Welt gazetesine konuşan RUSI uzmanı Arnold, o zamana kadar Almanya gibi ülkelerin pahalı hava savunma sistemleri satın aldıklarını ancak bunlara koyacak mühimmat bulamadıkları “gülünç” bir konumda kaldıklarını ifade etti.
Arnold, Rusya’nın hemen her gece Ukrayna’yı vururken bir NATO hedefine karşı kesintisiz bir hava harekatı yürütmesinin pek olası görünmediğini değerlendirdi.
Ukrayna’nın Rus topraklarına yönelik saldırılarının Rus hava savunmasındaki zafiyetleri ortaya çıkardığını belirten Arnold, “Rahatsız edici gerçek şu ki sahip olduğumuz muhtemelen en iyi hava savunması, Rusya’nın kendi sınırılıkları ve yetersizlikleridir” değerlendirmesinde bulundu.
Diplomasi
Üst düzey NATO rolü için Almanya ve Kanada yarışıyor

19 Eylül’de Danimarka’da yapılacak oylamada NATO Askeri Komitesi liderliği için Almanya ve Kanada temsilcileri yarışacak.
32 müttefik ülkenin savunma kuvvetleri komutanlarının, mevcut başkan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin halefini seçmesi bekleniyor. Kazanan kişinin Ocak 2028’de göreve başlaması öngörülüyor.
Berlin, Almanya’nın savunma kuvvetleri komutanı Carsten Breuer için aktif bir kampanya yürütüyor ve Avrupalı müttefiklerini onun adaylığını desteklemeye çağırırken, Kanada ise General Jennie Carignan’ı aday gösterdi.
Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde (DGAP) güvenlik uzmanı olan Aylin Matlé, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Başkan seçilmek, NATO içindeki herhangi bir ülke için bir ilerleme anlamına gelir,” dedi.
Matlé, Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın NATO içindeki savunma duruşunu güçlendirme ihtiyacından dolayı Breuer’in seçilmesinin daha büyük bir öneme ve ağırlığa sahip olacağını da sözlerine ekledi.
Başkan, NATO’nun siyasi ve askeri kademeleri arasında kilit bir bağlantı görevi görür; ittifakın en üst düzey siyasi organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ne ve Nükleer Planlama Grubu’na danışmanlık yapar.
ABD’nin Avrupalı müttefiklerine kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı uyguladığı bir dönemde, Berlin’in kendisini Avrupa güvenliğinin önde gelen sağlayıcısı olarak konumlandırma çabaları, Almanya’nın bu konudaki girişimlerine ivme kazandırdı.
Almanya ayrıca Washington’a güvenilir bir ortak olabileceği konusunda güvence vermeye çalıştı.
Bir NATO diplomatının aktardığına göre Ankara’daki NATO zirvesinde Berlin, ABD’nin Avrupa’dan geri çekmeyi planladığı askeri kapasitelerin yerine geçme sorumluluğunun büyük bir kısmını üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.
Diplomat, Avrupa savunmasında Almanya’nın rolünü artırmaya yönelik bu daha geniş çaplı çabanın, NATO başkanlığı için yürüttüğü kampanyaya da katkı sağladığını belirtti.
Almanya, Şubat 2026’da Breuer’in adaylığını açıklayarak, adayını nispeten erken bir aşamada ortaya koydu.
Matlé şöyle konuştu:
“Almanya, en azından o dönemde müttefiklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Breuer’i desteklediğini bilmiyor olsaydı, adaylığını bu kadar erken açıklamazdı. NATO diplomatlarına göre, ABD’nin bu yılın başında Almanya lehine tavır alması da kesinlikle onun lehine bir faktör.”
Kanada ile Almanya arasındaki güvenlik ilişkilerinin yakın zamanda imzalanan denizaltı anlaşmasıyla daha da güçlenmesine rağmen, Ottawa Mayıs ayında kendi adayını ortaya koydu.
Ottawa ile Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir ortamda, Kanada’nın Carignan’ı destekleme kampanyası daha karmaşık bir siyasi ortamla karşı karşıya.
ABD yönetiminin Avrupa’nın yük paylaşımını artırması yönünde baskı yapması nedeniyle, bu durum destek kazanmayı zorlaştırabilir.
Kanada Savunma Bakanlığı’ndan bir sözcü, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Onun adaylığı, Kanada’nın NATO’ya ve kolektif savunma ile transatlantik güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kalıcı taahhüdünü yansıtıyor,” dedi.
Kanada ile karşılaştırıldığında, Almanya savunma harcamalarında önemli ölçüde daha fazla para harcamış ve son dönemde NATO’da çok daha belirgin bir rol oynamış durumda.
Matlé, bunun Breuer’in şansını önemli ölçüde artırdığını belirtti.
Fakat başka bir NATO yetkilisi, şu anda açık ara önde giden bir aday olmadığını ve tahminlerde bulunmanın zor olduğunu belirtti.
Bununla birlikte, söz konusu yetkili, Kanadalı adayın şu ana kadar Alman adaydan daha aktif olduğunu vurguladı.
İkinci NATO yetkilisi, “O, adaylığını desteklemek için birkaç mektup gönderirken, Alman aday ise kampanyasının başlangıcından bu yana sadece bir mektup gönderdi,” dedi.
Aynı yetkiliye göre, Carignan NATO’nun askeri yapısı için daha geniş kapsamlı bir vizyon ortaya koyarken, Breuer daha çok Ukrayna konusuna odaklandı.
Bununla birlikte, Breuer siyasi açıdan daha elverişli bir ortamla karşı karşıya kalabilir.
Yetkili, “Kanada ile ABD arasında tırmanan siyasi gerilimler, nihayetinde Alman adayın lehine işleyebilir,” dedi.
Seçim üç hafta sonra yapılacak olsa da, seçilen adayın, görev süresi 2028’in başına kadar sürecek olan Cavo Dragone’nin yerini hemen alması beklenmiyor.
Diplomasi
AIDA Direktörü Rayburn: Barış Kurulu Gazze’de sivilleri koruyamıyor

Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Trump’ın Gazze için oluşturduğu Barış Kurulu’nun sivilleri koruyamadığını ve görevinde başarısız olduğunu açıkladı. Rayburn, BM oturumunda yaptığı konuşmada tıbbi malzemelerden temel gıdalara kadar birçok insani yardımın keyfi gerekçelerle engellendiğini ve İsrail saldırılarının devam ettiğini bildirdi.
Yüzden fazla sivil toplum kuruluşunun çatı örgütü olan Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği’nin (AIDA) Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze için kurduğu Barış Kurulu’nu görevini yerine getirememekle suçladı.
Rayburn, 26 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’de düzenlenen bir oturumda yaptığı konuşmada, soykırımın devam ettiği Gazze’de abluka altındaki Filistinlilerin son derece ağır şartlarla mücadele ettiğini dile getirdi.
Gazze’nin kasıtlı olarak yol açılan kıtlık ortamından büyük güçlüklerle çıktığını belirten Rayburn, insani yardımlara uygulanan ağır kısıtlamalar ve kesintisiz süren İsrail saldırıları nedeniyle sivillerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin sürdüğünü vurguladı. Rayburn, “Artık açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olmayan bir çocuğun bombardımanda öldürülebilmesi son derece rahatsız edici” değerlendirmesinde bulundu.
Rapor edilen hiçbir kısmi iyileşmenin salonda bulunan aktörlerin sorumluluğunu hafifletmeyeceğini ifade eden Rayburn, şu ifadeleri kullandı:
“Bu başarı değildir. Bildirilen hiçbir iyileşme, bu salonda bulunanların hâlâ taşıdığı sorumluluğu azaltmaz. Başarı; Barış Kurulu, ISF ve NCAG’nin sivillere derhal koruma sağlayıp sağlamadığıyla, uzun vadede ise Gazze’yi hukuken ulaşılması gereken sonuca taşıyıp taşımadığıyla ölçülür. Bu sonuç, İsrail’in hukuka aykırı varlığının sona ermesi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesidir. Bu temel ölçütlere göre Barış Kurulu başarısız oluyor.”
Ateşkes planına aykırı şekilde Filistinlilere yönelik insani yardım engellerinin sürdüğüne dikkat çeken Rayburn, sahada karşılaşılan somut uygulamaları şu örneklerle aktardı:
“Koltuk değneği ve tekerlekli sandalye gibi tıbbi malzemelerin Gazze’ye girişine, hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabileceği gerekçesiyle defalarca izin verilmedi. Motor yağına keyfi kısıtlamalar getirildi ve bu durum fiyatların yüzde 45 artmasına yol açtı. Karpuz ve soğanlar da hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmayan ‘insani yardım politikası’ kapsamına girmediği gerekçesiyle defalarca geri çevrildi.”
Rayburn’ün bu değerlendirmeleri, Gazze Şeridi genelinde soykırımın ve hastanelerdeki can kayıplarının sürdüğü bir süreçte yapıldı. Sağlık yetkilileri, İsrail’in soykırım savaşı sonucunda büyük ölçüde çökertilen sağlık altyapısı nedeniyle kriz ortamını yönetmekte zorlanıyor.
Süreç kapsamında 7 Ekim 2023 ile Trump’ın sözde barış planını başlattığı Ekim 2025 tarihleri arasında onlarca hastane İsrail saldırılarında hedef alındı, hasar gördü veya tamamen yıkıldı.
Trump’ın planının devreye sokulmasından bu yana 1300’den fazla Filistinli öldürüldü, 4 bin 300’den fazla kişi yaralandı. Tıpkı Lübnan’ın güneyinde uygulandığı gibi binlerce bina patlayıcılarla havaya uçurularak imha edildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne dönük hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları aralıksız sürerken kara güçleri de alandaki hakimiyetini genişletti. İsrail birlikleri halihazırda Gazze Şeridi’nin en az yüzde 70’lik bölümünü kontrolü altında tutuyor.
Diplomasi
ABD, Avrupa’daki Filistin yanlısı gruplara yaptırım uyguladı

ABD, İngiliz aktivist grubu Palestine Action ve Filistin yanlısı uluslararası hareket Masar Badil’e yaptırımlar uyguladı.
ABD Hazine Bakanlığı ayrıca, Filistin yanlısı gruplar da dahil olmak üzere sol görüşlü örgütlere dijital hizmetler sunan İtalya merkezli Autistici Inventati grubuna da mali yaptırımlar uyguladı.
İngiliz hükümeti tarafından “terör örgütü” olarak yasaklanmasının ardından Birleşik Krallık ile hukuki bir mücadele içinde olan Palestine Action, ABD’nin yaptırımlarını reddetti.
Palestine Action’ın kurucu ortağı Huda Ammori, ABD’nin aldığı önlemleri Birleşik Krallık’ın bu kararıyla ilişkilendirdi ve Başbakan Andy Burnham’dan, selefi Keir Starmer tarafından örgüte uygulanan yasağı kaldırmasını istedi.
Ammori, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, “Trump’ın şu anda Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden harekete yönelik Birleşik Krallık’ın baskısından ilham alması, bu yasağın ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor ve ifade özgürlüğü ile sivil özgürlükleri önemseyen herkes için bir uyarı olmalı,” dedi ve şöyle devam etti:
“İngiliz tarihinde ilk kez bir doğrudan eylem protesto grubunu terörle mücadele yasası kapsamında yasaklayarak, Keir Starmer hükümeti, dünyanın dört bir yanındaki otoriter hükümetlere siyasi muhalefeti bastırmak ve yurtdışına seyahat eden ya da yurtdışında yaşayan İngiliz vatandaşla”rını suçlu ilan etmek için bir şablon oluşturdu.”
Palestine Action, “İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü soykırım savaşına suç ortağı olduğunu düşündüğü” duruma son vermek için vandalizm de dahil olmak üzere doğrudan eylem taktikleri kullandığını belirtiyor.
Bu tür protestolar yasalara aykırı olsa da, insan hakları savunucuları “terör” tanımlamasının orantısız olduğunu ve ifade özgürlüğünü kısıtlama riski taşıdığını öne sürüyor.
Birleşik Krallık, geçen yıl yasaklanan Palestine Action grubuna destek verdikleri gerekçesiyle binlerce kişiyi gözaltına aldı.
Bir İngiliz mahkemesi Şubat ayında bu yasağı kaldırdı fakat karar Haziran ayında temyiz sonucunda bozuldu.
Palestine Action, yasağa itiraz etmeye devam ederek davayı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesine taşıdı.
Trump yönetimi, Çarşamba günü uygulanan yaptırımları, “aşırı sol terörist gruplar” olarak nitelendirdiği oluşumlara karşı yürütülen mücadelenin bir parçası olarak sundu.
Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Aşırı solcu ekstremistler, paravan örgütleri ve onlara destek verenler şunu bilsin: İktisadi araçlarımızın tüm gücünü kullanacağız. Siyasi terörizmin toplumumuzda yeri yoktur ve bu gruplar ortadan kaldırılana kadar finansal kaynaklarını kesmeye devam edeceğiz.”
Yaptırımlar, grupların ABD’deki varlıklarını donduruyor ve Amerikan vatandaşlarının bu gruplarla finansal işlem yapmasını genel olarak yasadışı hale getiriyor.
Fakat Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, Masar Badil yürütme kurulu üyesi Khaled Barakat, hareketinin yaptırımlara rağmen çalışmalarına devam edeceğini taahhüt etti.
Hareket, ekonomik yaptırımları “Filistin halkına karşı sürmekte olan soykırım savaşının ayrılmaz bir parçası” olarak nitelendirdi.
Barakat, “Filistin’de devam eden soykırımda ve Siyonist sömürge projesinde ABD’nin suçlu rolünü bir kez daha ortaya koyan bu eylemle ne sindirileceğiz ne de susturulacağız,” dedi ve şöyle devam etti:
“Mücadelemizin meşruiyetini bize Washington tanımıyor; bu nedenle bu meşruiyeti bizden alamaz. Filistin için adalet, geri dönüş ve kurtuluş yolunda ilerlemeye kararlıyız. Hiçbir kurtuluş hareketi yaptırımlar ve yasaklarla yenilgiye uğratılamamıştır.”
ABD, Masar Badil’i Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) bir örgütü olmakla suçluyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında









