Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran ve ABD nükleer görüşmelerde ‘ilerleme’ kaydedildiğini bildirdi

Yayınlanma

İran ve ABD, salı günü Cenevre’de, Donald Trump’ın, Tahran’ın bir anlaşmaya varmaması halinde bunun “sonuçlar” doğacağı yönündeki tehdidini yinelemesinin ardından nükleer görüşmeler için bir kez daha bir araya geldi.

Umman’ın kolaylaştırıcılığında gerçekleşen müzakereler, bu ayın başlarında Maskat’ta yapılan bir tur dolaylı görüşmenin devamı niteliğindeydi ve ABD’nin bölgedeki askeri yığınağını sürdürdüğü bir döneme denk geldi.

ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner Washington’ı temsil ederken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Tahran’ı temsil etti.

Geçtiğimiz hafta Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi grubu göndereceğini açıklayan Trump, pazartesi akşamı görüşmelere “dolaylı olarak” dahil olacağını ve bu görüşmelerin “çok önemli” olduğunu söylemişti.

Trump, Air Force One’da gazetecilere verdiği demeçte, “Bence bir anlaşma yapmak istiyorlar. Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istediklerini sanmıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

ABD, geçtiğimiz ay içinde Ortadoğu’ya ek savaş gemileri, savaş uçakları ve hava savunma sistemleri sevk etti.

İranlı yetkililer ise bir anlaşma istediklerini bancak savaşa da hazır olduklarını söylediler.

Arakçi: İkinci tur, ilkinden daha ciddi geçti

İran Dışişleri Bakanı, müzakerelerde henüz bir atılım olmadığını ve bir anlaşma için ‘belirli bir yol haritası’ bulunmadığını söylese de “Önceki tura kıyasla daha yapıcı bir şekilde yürütüldü” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran ile Washington arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılan ikinci tur dolaylı nükleer müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, “yol gösterici ilkeler” konusunda “genel bir anlayışa” varıldığını söyledi. Arakçi, bunun kısa süre içinde bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini ancak sürecin başladığını belirtti.

“Görüşmeler ciddi bir atmosferde ve önceki tura kıyasla daha yapıcı bir şekilde yürütüldü” diyen Arakçi, “Teknik meselelere ilişkin istişareler bir gün önce başlamıştı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Rafael Grossi ile de verimli görüşmeler yapıldı” dedi.

Arakçi, “Metin taslağı hazırlamaya yönelik çabalar kapsamında görüşmeler sırasında çeşitli fikirler önerildi ve incelendi. Yol gösterici ilkeler konusunda genel bir anlayışa vardık ve bundan sonra metni yazma aşamasına geçmek için bu ilkeleri tartışacağız” derken, “Yol daha yeni başladı” vurgusu yaptı.

“Metnin taslağını hazırlamak daha zor olacak ve ayrıntılı çalışma gerektirecek. Önceki tura kıyasla daha iyi ilerleme kaydedildi” diyen Arakçi, “Bu aşamada belirli bir yol haritası yok, ancak ilerleme yolu daha net ve umut verici görünüyor. Bir sonraki görüşme turunun zamanlaması henüz belirlenmedi” ifadelerini kullandı.

Vance: İlerleme var ama Trump’ın kırmızı çizgileri kabul edilmedi

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise Arakçi gibi “dolaylı nükleer görüşmelerin ikinci turunda bazı ilerlemeler sağlandığını” söylese de, “Tahran’ın Donald Trump yönetiminin belirlediği kırmızı çizgileri henüz kabul etmediğini” belirterek dayatma politikasından geri adım atmadı.

Fox News’e konuşan Vance, “Bazı açılardan iyi geçti, yeniden görüşme konusunda mutabık kalındı. Ancak başkanın belirlediği ve İran’ın henüz kabul etmeye hazır olmadığı kırmızı çizgiler var” dedi.

Vance bu kırmızı çizgilerin başında “İran’ın nükleer silah edinmemesinin geldiğini” belirtti. ABD Başkan Yardımcısı, Tahran’ın nükleer silah istemediğini söylemesine rağmen “bu yönde niyet taşıdığına işaret eden unsurlar bulunduğunu” iddia etti. ABD’nin diplomasi yoluyla çözüm aradığını savunan Vance, “Diplomasi bir noktada tükenirse başkanın başka seçeneklere yönelme yetkisi var” dedi.

Pezeşkiyan: Nükleer silah istemediğimizi hangi dilde söylemeliyiz?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer silah arayışısında olmadığını ama uluslararası anlaşmalarla garanti edilen barışçı nükleer enerji hakkından vazgeçmeyeceğini yineledi.

“Nükleer silah istemediğimizi hangi dilde söylemeliyiz? Bu konuda her türlü doğrulamaya hazırız” diyen Pezeşkiyan, “Dini liderin fetvasına dayanarak, ideolojik açıdan kesinlikle nükleer silah peşinde değiliz ve bunu nasıl doğrulamak isterlerse istesinler, biz hazırız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, İran’ın tıbbi, tarımsal ve endüstriyel amaçlarla kullanılan barışçıl nükleer programından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Hürmüz’de tatbikat

Devrim Muhafızları bu hafta, dünyadaki deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir deniz ticaret yolu olan Hürmüz Boğazı’nda bir deniz tatbikatına başladı.

Devlet televizyonu dalı günü, muhafızların deniz kuvvetlerinin, gemi savar seyir füzelerini test etmek ve stratejik su yolunun olası kapatılmasını prova etmek için boğazın bazı kısımlarını birkaç saatliğine trafiğe kapatacağını bildirdi.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri, kuvvetlerinin, İran liderleri ne zaman emrederse, su yolunu kapatmaya hazır olduğunu söyledi.

Hamaney’den Trump’a yanıt: Öyle bir darbe alırsınız ki…

İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, salı günü yaptığı bir konuşmada ABD’nin askeri tehditlerini reddederek, İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin güçlü misilleme saldırıları düzenleme kapasitesine sahip olduğunu ima etti.

Hamaney, “Dünyanın en güçlü orduları bile öyle bir darbe alabilir ki bir daha ayağa kalkamazlar” dedi.

Hamaney, tıpkı önceki ABD yönetimlerinin İran’da rejim değişikliği sağlayamaması gibi, Trump’ın da bunu başarma girişiminin başarısız olacağını ekledi. “Ona söylüyorum: Sen de bunu yapamayacaksın” dedi.

Anlaşmanın önündeki engeller

Bu ayki görüşmeler, ABD’nin haziran ayında İsrail’in İran’ın ana nükleer tesislerini hedef aldığı 12 günlük savaşa katılmasından bu yana yapılan ilk görüşmeler.

Trump, saldırıların İran’ın nükleer programını “paramparça ettiğini” söyledi ancak son haftalarda İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını garanti altına alacak bir anlaşma istediğini yineledi.

Diplomatlar, hasımlar arasındaki derin güvensizlik ve tarafların görüşmelerden beklentileri arasındaki uçurum göz önüne alındığında, bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük zorluklar olduğu uyarısında bulundu.

Kritik bir engel, ABD’nin İran’ın hem nükleer yakıt hem de silah yapımında kullanılabilecek malzeme üretebilen bir süreç olan uranyum zenginleştirme kabiliyetinden kalıcı olarak vazgeçmesi yönündeki uzun süredir devam eden talebi oldu.

Tahran bu talebi reddederek, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasına imza atan bir ülke olarak zenginleştirme hakkına sahip olduğunda ısrar ediyor ve nükleer silah geliştirmeye çalıştığını reddediyor.

Hamaney, İran’ın nükleer enerjiden tamamen vazgeçmesi yönündeki taleplerin kabul edilemez olduğunu söyledi. “Müzakerelerin sonucunu önceden belirlemek aptallıktır” dedi.

Arabuluculuk çabalarında yer alan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta FT’ye verdiği demeçte, “Amerikalılar, İran’ın belirlenen sınırlar içinde zenginleştirme yapmasına tolerans göstermeye istekli görünüyor” dedi.

Washington ayrıca görüşmelerde İran’ın balistik füze programına ve bölgesel militanlara verdiği desteğe yönelik kısıtlamaların da yer almasını isterken, Tahran yalnızca nükleer konuya odaklanılmasında ısrar ediyor.

Ancak Trump’ın mesajları karmaşıktı; başkan yalnızca İran’ın nükleer programını kapsayan bir anlaşmanın “kabul edilebilir” olabileceğini öne sürdü.

Arakçi pazartesi günü, haziran ayında ABD ve İsrail tarafından bombalanan üç tesise erişim sağlamaya çalışan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile görüşmelerde bulundu.

Geçen hafta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın nükleer silah yapmaya çalışmadığını kanıtlamak için nükleer tesislerini “her türlü doğrulamaya” açmaya hazır olduğunu söylemişti.

Arakçi pazartesi günü, “Adil ve hakkaniyetli bir anlaşmaya varmak için gerçekçi fikirlerle Cenevre’deyim” dedi.

X’teki bir paylaşımında ise “Masada olmayan şey: tehditler karşısında boyun eğmektir” ifadelerini kullandı.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English