Diplomasi
İran ve ABD nükleer görüşmelerde ‘ilerleme’ kaydedildiğini bildirdi

İran ve ABD, salı günü Cenevre’de, Donald Trump’ın, Tahran’ın bir anlaşmaya varmaması halinde bunun “sonuçlar” doğacağı yönündeki tehdidini yinelemesinin ardından nükleer görüşmeler için bir kez daha bir araya geldi.
Umman’ın kolaylaştırıcılığında gerçekleşen müzakereler, bu ayın başlarında Maskat’ta yapılan bir tur dolaylı görüşmenin devamı niteliğindeydi ve ABD’nin bölgedeki askeri yığınağını sürdürdüğü bir döneme denk geldi.
ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner Washington’ı temsil ederken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Tahran’ı temsil etti.
Geçtiğimiz hafta Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi grubu göndereceğini açıklayan Trump, pazartesi akşamı görüşmelere “dolaylı olarak” dahil olacağını ve bu görüşmelerin “çok önemli” olduğunu söylemişti.
Trump, Air Force One’da gazetecilere verdiği demeçte, “Bence bir anlaşma yapmak istiyorlar. Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istediklerini sanmıyorum” ifadelerini kullanmıştı.
ABD, geçtiğimiz ay içinde Ortadoğu’ya ek savaş gemileri, savaş uçakları ve hava savunma sistemleri sevk etti.
İranlı yetkililer ise bir anlaşma istediklerini bancak savaşa da hazır olduklarını söylediler.
Arakçi: İkinci tur, ilkinden daha ciddi geçti
İran Dışişleri Bakanı, müzakerelerde henüz bir atılım olmadığını ve bir anlaşma için ‘belirli bir yol haritası’ bulunmadığını söylese de “Önceki tura kıyasla daha yapıcı bir şekilde yürütüldü” dedi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran ile Washington arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılan ikinci tur dolaylı nükleer müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, “yol gösterici ilkeler” konusunda “genel bir anlayışa” varıldığını söyledi. Arakçi, bunun kısa süre içinde bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini ancak sürecin başladığını belirtti.
“Görüşmeler ciddi bir atmosferde ve önceki tura kıyasla daha yapıcı bir şekilde yürütüldü” diyen Arakçi, “Teknik meselelere ilişkin istişareler bir gün önce başlamıştı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Rafael Grossi ile de verimli görüşmeler yapıldı” dedi.
Arakçi, “Metin taslağı hazırlamaya yönelik çabalar kapsamında görüşmeler sırasında çeşitli fikirler önerildi ve incelendi. Yol gösterici ilkeler konusunda genel bir anlayışa vardık ve bundan sonra metni yazma aşamasına geçmek için bu ilkeleri tartışacağız” derken, “Yol daha yeni başladı” vurgusu yaptı.
“Metnin taslağını hazırlamak daha zor olacak ve ayrıntılı çalışma gerektirecek. Önceki tura kıyasla daha iyi ilerleme kaydedildi” diyen Arakçi, “Bu aşamada belirli bir yol haritası yok, ancak ilerleme yolu daha net ve umut verici görünüyor. Bir sonraki görüşme turunun zamanlaması henüz belirlenmedi” ifadelerini kullandı.
Vance: İlerleme var ama Trump’ın kırmızı çizgileri kabul edilmedi
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise Arakçi gibi “dolaylı nükleer görüşmelerin ikinci turunda bazı ilerlemeler sağlandığını” söylese de, “Tahran’ın Donald Trump yönetiminin belirlediği kırmızı çizgileri henüz kabul etmediğini” belirterek dayatma politikasından geri adım atmadı.
Fox News’e konuşan Vance, “Bazı açılardan iyi geçti, yeniden görüşme konusunda mutabık kalındı. Ancak başkanın belirlediği ve İran’ın henüz kabul etmeye hazır olmadığı kırmızı çizgiler var” dedi.
Vance bu kırmızı çizgilerin başında “İran’ın nükleer silah edinmemesinin geldiğini” belirtti. ABD Başkan Yardımcısı, Tahran’ın nükleer silah istemediğini söylemesine rağmen “bu yönde niyet taşıdığına işaret eden unsurlar bulunduğunu” iddia etti. ABD’nin diplomasi yoluyla çözüm aradığını savunan Vance, “Diplomasi bir noktada tükenirse başkanın başka seçeneklere yönelme yetkisi var” dedi.
Pezeşkiyan: Nükleer silah istemediğimizi hangi dilde söylemeliyiz?
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer silah arayışısında olmadığını ama uluslararası anlaşmalarla garanti edilen barışçı nükleer enerji hakkından vazgeçmeyeceğini yineledi.
“Nükleer silah istemediğimizi hangi dilde söylemeliyiz? Bu konuda her türlü doğrulamaya hazırız” diyen Pezeşkiyan, “Dini liderin fetvasına dayanarak, ideolojik açıdan kesinlikle nükleer silah peşinde değiliz ve bunu nasıl doğrulamak isterlerse istesinler, biz hazırız” ifadelerini kullandı.
Pezeşkiyan, İran’ın tıbbi, tarımsal ve endüstriyel amaçlarla kullanılan barışçıl nükleer programından vazgeçmeyeceğini vurguladı.
Hürmüz’de tatbikat
Devrim Muhafızları bu hafta, dünyadaki deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir deniz ticaret yolu olan Hürmüz Boğazı’nda bir deniz tatbikatına başladı.
Devlet televizyonu dalı günü, muhafızların deniz kuvvetlerinin, gemi savar seyir füzelerini test etmek ve stratejik su yolunun olası kapatılmasını prova etmek için boğazın bazı kısımlarını birkaç saatliğine trafiğe kapatacağını bildirdi.
Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri, kuvvetlerinin, İran liderleri ne zaman emrederse, su yolunu kapatmaya hazır olduğunu söyledi.
Hamaney’den Trump’a yanıt: Öyle bir darbe alırsınız ki…
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, salı günü yaptığı bir konuşmada ABD’nin askeri tehditlerini reddederek, İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin güçlü misilleme saldırıları düzenleme kapasitesine sahip olduğunu ima etti.
Hamaney, “Dünyanın en güçlü orduları bile öyle bir darbe alabilir ki bir daha ayağa kalkamazlar” dedi.
Hamaney, tıpkı önceki ABD yönetimlerinin İran’da rejim değişikliği sağlayamaması gibi, Trump’ın da bunu başarma girişiminin başarısız olacağını ekledi. “Ona söylüyorum: Sen de bunu yapamayacaksın” dedi.
Anlaşmanın önündeki engeller
Bu ayki görüşmeler, ABD’nin haziran ayında İsrail’in İran’ın ana nükleer tesislerini hedef aldığı 12 günlük savaşa katılmasından bu yana yapılan ilk görüşmeler.
Trump, saldırıların İran’ın nükleer programını “paramparça ettiğini” söyledi ancak son haftalarda İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını garanti altına alacak bir anlaşma istediğini yineledi.
Diplomatlar, hasımlar arasındaki derin güvensizlik ve tarafların görüşmelerden beklentileri arasındaki uçurum göz önüne alındığında, bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük zorluklar olduğu uyarısında bulundu.
Kritik bir engel, ABD’nin İran’ın hem nükleer yakıt hem de silah yapımında kullanılabilecek malzeme üretebilen bir süreç olan uranyum zenginleştirme kabiliyetinden kalıcı olarak vazgeçmesi yönündeki uzun süredir devam eden talebi oldu.
Tahran bu talebi reddederek, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasına imza atan bir ülke olarak zenginleştirme hakkına sahip olduğunda ısrar ediyor ve nükleer silah geliştirmeye çalıştığını reddediyor.
Hamaney, İran’ın nükleer enerjiden tamamen vazgeçmesi yönündeki taleplerin kabul edilemez olduğunu söyledi. “Müzakerelerin sonucunu önceden belirlemek aptallıktır” dedi.
Arabuluculuk çabalarında yer alan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta FT’ye verdiği demeçte, “Amerikalılar, İran’ın belirlenen sınırlar içinde zenginleştirme yapmasına tolerans göstermeye istekli görünüyor” dedi.
Washington ayrıca görüşmelerde İran’ın balistik füze programına ve bölgesel militanlara verdiği desteğe yönelik kısıtlamaların da yer almasını isterken, Tahran yalnızca nükleer konuya odaklanılmasında ısrar ediyor.
Ancak Trump’ın mesajları karmaşıktı; başkan yalnızca İran’ın nükleer programını kapsayan bir anlaşmanın “kabul edilebilir” olabileceğini öne sürdü.
Arakçi pazartesi günü, haziran ayında ABD ve İsrail tarafından bombalanan üç tesise erişim sağlamaya çalışan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile görüşmelerde bulundu.
Geçen hafta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın nükleer silah yapmaya çalışmadığını kanıtlamak için nükleer tesislerini “her türlü doğrulamaya” açmaya hazır olduğunu söylemişti.
Arakçi pazartesi günü, “Adil ve hakkaniyetli bir anlaşmaya varmak için gerçekçi fikirlerle Cenevre’deyim” dedi.
X’teki bir paylaşımında ise “Masada olmayan şey: tehditler karşısında boyun eğmektir” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







