Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail diplomasisinin yeni hedefi Latin Amerika

Yayınlanma

Latin Amerika ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkiler son yıllarda hızla gelişirken “İshak Anlaşmaları” yeni bir çerçeve oluşturuyor.

Pazartesi günü Kudüs’te düzenlenen 2026 JNS Uluslararası Politika Zirvesi’nde, “Batı Yarımküre”de İsrail için açılan fırsatlara ilişkin bir panel tartışmasının arka planını oluşturdu.

Diplomatlar ve bölge uzmanlarının katıldığı “Yaklaşan İshak Anlaşmaları: İsrail ve Latin Amerika” başlıklı panelde, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun nisan ayında Milei’nin İsrail ziyareti sırasında duyurdukları stratejik çerçeve olan İshak Anlaşmaları’na katılımı teşvik edecek gelişmeler ele alındı.

JNS muhabiri Etgar Lefkovits’in moderatörlüğünü üstlendiği tartışmaya, Panama’nın İsrail Büyükelçisi Ezra Cohen; ABD’nin eski Kosta Rika Büyükelçisi Fitzgerald Haney; ve İspanyolca yayın yapan haber kuruluşlarına Orta Doğu haberleri sağlayan Fuente Latina’nın kurucusu ve CEO’su Leah Soibel katıldı.

Soibel şunları söyledi:

“Farkına varmamız gereken şey, İshak Anlaşmaları’nın diplomatik alanın çok ötesinde geniş kapsamlı bir etkiye sahip olduğudur. ABD nüfusunun %20’si Latin kökenlidir. 2050 yılına kadar bu oranın ABD nüfusunun %30’una ulaşması bekleniyor. Bu kesim, en az antisemitik duyguya sahip olan kesimdir.”

Panel, pazar günü Kolombiya’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde solcu rakibini geride bırakan ABD ve İsrail yanlısı aday Abelardo De La Espriella’nın zaferini kutladı.

De La Espriella, İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulmasını ve ülkesinin büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını seçim programının temel unsurlarından biri haline getirmişti.

Cohen, Latin Amerika ülkelerinin haritasına baktığını ve sadece dördünün solcu, İsrail karşıtı hükümetler tarafından yönetildiğini söyledi.

Avrupa’daki Yahudiler için kasvetli geleceğe dair daha önceki bir panelden bahsederek, “Bir pencere kapandığında, bir diğeri açılır. Latin Amerika’ya gelin,” dedi.

Haney ise “İsrail’in dostlarının kazanmaya devam ettiğini” savunarak, “Bence Latin Amerika’dan çok daha fazla olumlu gelişme göreceğiz,” iddiasında bulundu.

Kolombiya’dan bir meslektaşı ona bir kısa mesaj göndererek “7 Ağustos saat 17.00’de İsrail ile ilişkilerimizi yeniden kuracağız,” diye söz verdi.

Bunun yeni cumhurbaşkanının göreve başlama tarihi ve saati olduğunu belirten Haney, Kolombiya’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararıyla ilgili bir başka duyuru daha yapılacağını öngördü.

Kolombiya, “ortak değerler, ortak refah ve ortak güvenlik” için İsrail’e yönelen bir dizi Latin Amerika ülkesinin en sonuncusu olduğunu belirtti.

Haney, milletvekilleriyle birlikte çalışan İsrail yanlısı bir savunma grubu olan Israel Allies Foundation’ın, hafta sonunda Latin Amerika’nın dört bir yanından 11 farklı yasama organını Buenos Aires’te bir araya getirerek ortak ilkeler bildirgesini imzalatacağını söyledi.

Bunun, İsrail karşıtı lideri Başkan Luiz Inácio Lula da Silva’ya rağmen Brezilya yasama organıyla başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti.

Brezilya yasama organı, önümüzdeki dokuz ay içinde İsrail ile ilişkileri derinleştirmek için bir plan hazırladı.

Soibel, 12 Latin Amerika ülkesinin İsrail ile dostluklarını yeniden kurduğunu ve İspanyolca içerik üreticiler, influencer’lar ve gazeteciler arasında İsrail’ee yönelik ilginin giderek arttığını belirtti. Soibel’in grubu, 300 Yahudi olmayan İspanyol asıllı gazeteciyi İsrail’e getirdi.

Panelde, JNS’nin Panama merkezli İspanyolca bir edisyon yarattığı da vurgulandı. Soibel, bölgede aktif olan İsrail yanlısı grupların sayısının çok az olması nedeniyle bu grupların çalışmalarının hayati önem taşıdığını, buna karşılık “İran, Katar ve Hizbullah’ın ise İspanyolca dilinde Latin Amerika’da propaganda yürüttüğünü” belirterek şöyle devam etti:

“İspanyolca konuşulan coğrafyada faaliyet gösteren kuruluşların ve liderlerin sayısını muhtemelen bir, belki iki elin parmaklarıyla sayabilirsiniz. Dolayısıyla yapılan bu çalışma inanılmaz derecede stratejik. Etkisi de inanılmaz derecede büyük. İsrail ve Yahudi halkı daha fazla yatırım yapmalıdır. İsrail’de çok büyük bir Hispanik-İsrailli nüfus var ve bunların çoğu 7 Ekim olaylarının kurbanlarıydı. Anlatacak hikayelerimiz var. Şimdi bu mesajları ve bilgileri yayabilmek için yatırıma ve dağıtım kanallarına ihtiyacımız var.”

Panelistler, Latin Amerika’nın önümüzdeki yıllarda İsrail’in küresel diplomatik stratejisinin giderek daha önemli bir ayağı haline geleceği konusunda iyimser olduklarını belirterek konuşmalarını sonlandırdılar.

Milei ile Netanyahu’dan anlaşma imzası

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, geçen cumartesi İshak Anlaşmaları’nın başlatıldığını duyurdu.

İshak Anlaşmaları, “özgürlük ve demokrasinin savunulması ile terörizm, antisemitizm ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede” Arjantin, İsrail ve “Batı Yarımküre”deki benzer görüşlü ortaklar, “İshak’ın torunları ve Yahudi-Hristiyan geleneğine sahip uluslar” arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir stratejik çerçeve oluşturuyor.

Anlaşmaya imza atan ülkeler, “terör örgütlerine karşı” koordinasyonu güçlendirmeye yönelik olacak ve özellikle “İran’ın Batı Yarımküre genelinde terör ağlarını ve operasyonel varlığını genişletme girişimlerine” özel önem verecek.

Girişim ayrıca, uluslararası forumlarda koordinasyon ve uyumu teşvik etmeyi ve inovasyon, teknoloji, ticaret ve ekonomik açıklık alanlarında işbirliğini genişletecek bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor.

Milei, Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Terörle ve İran rejimiyle mücadelelerinde ABD ve İsrail’e kararlı desteğimizi ifade ettik; bunu sadece doğru olan şey olduğu için değil, aynı zamanda ülkelerimizin acı içinde kardeş oldukları için de yaptık.”

Milei, konuşmasında 1992’de Buenos Aires’teki İsrail büyükelçiliğine düzenlenen bombalı saldırıyı ve 1994’teki AMIA Yahudi toplum merkezine yapılan saldırıyı hatırlattı.

Arjantin mahkemeleri her iki saldırıyı da İran’a atfetmiş olsa da, İran her zaman bu olaylarla ilgisi olduğunu reddediyor.

Netanyahu, Arjantinli lideri İsrail’in yanında durarak kendi deyimiyle “ahlaki netlik” sergilediği için övdü ve diğer Latin Amerika hükümetlerinin de, iki liderin “İbrahim Anlaşmaları’ndan esinlendiğini” belirttiği İshak Anlaşmaları’na katılacağını umduğunu ifade etti.

İbrahim Anlaşmaları, 2020 yılında Washington’un arabuluculuğunda imzalanmış ve Arap-İsrail diplomatik ilişkilerinde bir normalleşme dalgası başlatmıştı.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee imza törenine katıldı ve Milei ile Netanyahu’nun “Başkan Trump’ın en yakın iki dostu” olduğunu söyledi.

Huckabee, “Dünyada başkanımızın bu kadar saygı duyduğu ve bu kadar kişisel bir ilişkisi olduğu başka iki dünya lideri daha olduğunu sanmıyorum,” diye ekledi.

Ziyaret sırasında, Kasım ayında başlaması planlanan Buenos Aires ile Tel Aviv arasındaki ilk doğrudan ticari uçuşların duyurusu da yapıldı.

Milei, yeni güzergâhın iki ülke arasında “kopmaz bir bağ” kuracağını belirtti ve Arjantin Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma niyetini yineleyerek şöyle konuştu: “Koşullar elverdiği anda Arjantin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma konusundaki istekliliğimizi bir kez daha vurguluyoruz.”

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Aliyev’den Avrupa Konseyi’nden ayrılma uyarısı

Yayınlanma

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde ülke delegasyonunun oy hakkı iade edilmediği takdirde konseyden tamamen çıkma seçeneğini masada tutacaklarını açıkladı. Aliyev, bu kararın iptal edilmesini istedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) bünyesindeki ülke delegasyonunun oy hakkının iade edilmemesi durumunda, Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’nden tamamen çıkma konusunu gündemde tutabileceğini açıkladı.

Plat.az sitesinin aktardığına göre Aliyev, bu değerlendirmeyi Şuşa’da düzenlenen IV. Küresel Medya Forumu’ndaki konuşması esnasında paylaştı.

AKPM, Ocak 2024 döneminde Azerbaycan delegasyonunun oy hakkını elinden almıştı. Bu kararın hemen ardından Azerbaycan’ın meclis çalışmalarına katılımını askıya aldığını vurgulayan Aliyev, “Hükümetimiz, Avrupa Konseyi’nden tamamen çıkma konusunu ciddi şekilde değerlendiriyor” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset’nin kendisinden böyle bir adım atmamalarını rica ettiğini ve mevcut durumu iyileştirecek bir karara varılmasını ümit ettiğini ilettiğini de sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusal delegasyonun oy hakkı tamamen iade edilene kadar Azerbaycan’ın AKPM çalışmalarına geri dönmeyeceğini kesin bir dille ifade etti.

AKPM tarafından alınan kararı adaletsiz olarak nitelendiren ve iptal edilmesini talep eden Aliyev, “Hatalarını kabul etmek zorundalar” şeklinde konuştu.

Azerbaycan’ın 2001 yılında kendi hür iradesiyle Avrupa Konseyi’ne katıldığını hatırlatan Aliyev, o dönemde kuruluştan Karabağ meselesinin çözümüne yönelik bir destek beklediklerini dile getirdi.

AKPM’nin kısıtlama kararının ardından Azerbaycan delegasyonu, kurumla olan tüm işbirliğini ve buradaki varlığını sonlandırdığını duyurmuştu.

Bakü delegasyonu tarafından yayımlanan ayrılık bildirisinde de 2001 yılındaki üyelik sürecinde AKPM’nin Karabağ ihtilafının çözümüne katkı sunacağı beklentisinin taşındığı vurgulanmıştı.

Ancak Azerbaycan tarafına göre AKPM, 2001 ile 2020 yılları arasında Ermenistan’ı, “Avrupa Konseyi’nin temel değer ve ilkelerine aykırı olan” eylemlerinden ötürü sorumlu tutmayı başaramadı.

Azerbaycanlı diplomatlar ayrıca ilgili uluslararası kuruluşu Azerbaycan’a yönelik saldırgan bir tutum sergilemek, uluslararası hukuku yanlı ve seçici şekilde yorumlamak, ülkelerin toprak bütünlüğü ile egemenliğiyle ilgili meselelerde ise çifte standart uygulamakla itham ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir

Yayınlanma

Çalışma, ABD ve AB’nin stratejik tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken karşı karşıya olduğu güçlüğü ortaya koyuyor.

Bir ekonomik analize göre Avrupa ve ABD’nin, imalat ve teknoloji gibi kritik sektörlerde Çin’e bağımlılıklarını sona erdirebilmeleri için önümüzdeki 25 yıl boyunca ilave 23,6 trilyon dolar yatırım yapmaları gerekecek.

Danışmanlık şirketi EY-Parthenon, hâlihazırda Çin’e bağımlı olan altyapı, araştırma, yazılım, imalat ve tedarik zincirlerinin yeniden oluşturulmasının 2050’ye kadar ABD’ye 13,7 trilyon dolar, Avro Bölgesi’ne 9,1 trilyon dolar ve Birleşik Krallık’a 800 milyar dolara mal olacağını hesapladı.

ABD hükümeti ile Amerikan şirketlerinin Çin’den ayrışmak için yıllık 550 milyar dolar yatırım yapması gerekecek. Bu tutar, büyük ABD teknoloji şirketlerinin 2025 yılında veri merkezlerine yaptığı 600 milyar dolarlık yatırıma yaklaşık olarak eşit. EY-Parthenon’a göre AB açısından gerekli harcama, birliğin yıllık bütçesinin neredeyse iki katına çıkarılması anlamına gelecek.

Gelişmiş ekonomilerin hâlihazırda bağımlı olduğu Çin kaynak ve malzemelerini ikame etmek için gereken devasa yatırım, Batılı hükümetlerin stratejik tedarik zincirlerindeki Çin hâkimiyetini azaltmaya çalışırken karşı karşıya bulunduğu güçlüğün boyutunu ortaya koyuyor.

Eski bir Başbakanlık danışmanı olan ve şu anda EY-Parthenon’da çalışan Mats Persson, “Vergi mükellefleri ve tüketiciler üzerinde katlanılamaz maliyetler yaratmadan tedarik zincirlerini yerelleştirmek, önümüzdeki yıllarda hem şirketlerin hem de hükümetlerin karşılaşacağı en zorlu meselelerden biri olacak” dedi.

EY-Parthenon analistleri, 25 yıl boyunca yıllık ortalama 940 milyar dolarlık ilave ortak yatırımın teoride “aşılamaz olmadığını” yazdı. Ancak bu yatırımın enerji, teknoloji, savunma ve altyapı alanlarındaki mevcut yatırımlara ek olarak yapılması gerekecek. Persson, başlangıçtaki yıllık harcamaların daha düşük olacağını, ancak süreç genişledikçe maliyetlerin artacağını belirtti.

Avrupa ve ABD ekonomilerinin Çin’in baskı araçlarına karşı ne ölçüde kırılgan olduğu, Pekin’in geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalata yüzde 145 gümrük vergisi uygulama tehdidine karşılık kritik nadir toprak metalleri üzerinde ihracat kontrolleri getirmesiyle ortaya çıktı.

Pekin ile Washington arasında ateşkes sağlanmadan önce her iki ekonomideki otomotiv üretim hatları neredeyse durma noktasına geldi. Bu gelişme, nadir toprak elementlerinin stoklanmasına yönelik bir AB planı da dahil olmak üzere ABD ve Avrupa’nın Çin’le ilişkilerde risk azaltma çabalarına hız kazandırdı.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmesine göre Çin’in, daha temiz enerji kaynaklarına geçiş açısından hayati öneme sahip rafine lityum ve kobaltın dünya arzının yüzde 60’ından fazlasını, batarya kalitesindeki grafit ile nadir toprak elementlerinin ise yaklaşık yüzde 80’ini 2035 yılına kadar sağlaması bekleniyor.

Natixis yatırım bankasının Asya-Pasifik başekonomisti Alicia García-Herrero, Pekin’in birçok kritik sanayi malzemesi üzerindeki sıkı hâkimiyeti nedeniyle Batı’nın devasa yatırımlar yapılsa bile kısa vadede Çin’den ayrışamayacağını söyledi.

García-Herrero, “Mesele yalnızca bunun ne kadara mal olacağı değil. Çin’in, nadir toprak elementlerinin işlenmesinden etkin farmasötik bileşenlere kadar her alandaki mevcut tedarik kontrolü sayesinde böyle bir ayrışmayı engellemek için müdahale edebilme kapasitesi de önemli” dedi.

EY-Parthenon analizine göre Çin yapımı ürünler, Batılı rakiplerine kıyasla fabrika çıkış fiyatlarında genellikle yüzde 20 ila yüzde 100 arasında avantaj sağlıyor. Bu nedenle Çin imalatına bağımlılığın azaltılması fiyatları yükseltecek ve enflasyonu artıracak.

EY-Parthenon raporunda, Avrupa’nın Çin’e bağımlılığını kesmesinin kritik sektörlerde fiyatları yüzde 1 ila yüzde 2,5 oranında yükseltebileceği ve Avrupa Merkez Bankası ile İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon oranlarının kalıcı olarak yüzde 2’lik hedeflerinin üzerinde kalmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda bu değerlendirme için Avrupa Merkez Bankası’nın bir analizine atıfta bulunuldu.

Rapora göre Çin’e bağımlılığı anlamlı ölçüde azaltmak isteyen Batılı ekonomilerin fabrika ve fiziksel altyapı yatırımlarının yanı sıra iş gücünün eğitilmesine ve üretim süreçlerinin otomasyonuna da yoğun biçimde yatırım yapması gerekecek.

Persson, karşılaşılan güçlüklerin boyutu dikkate alındığında Çin’den “kısmi ayrışmanın” daha muhtemel olduğunu söyledi. Buna göre şirketlerin, Çin’in oluşturabileceği olası darboğazlara karşı direnç geliştirmek için kaynaklarını hangi alanlara yönlendirecekleri konusunda seçici davranmaları gerekecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English