Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Suriye’nin güneyinde nüfuz hatlarını yeniden çiziyor

Yayınlanma

Suriye’nin Süveyda kentinde yerel gruplar, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına bağlı güçlerin sivillere yönelik katliam ve yağma eylemlerinin ardından kentin büyük bölümünün kontrolünü yeniden ele geçirdi. İsrail, yönetimin ağır silahlarını hedef alan hava saldırıları düzenleyerek güçlerin geri çekilmesini sağlarken, Başbakan Netanyahu ‘Suriye’nin güneyinde yeni bir Lübnan’ın oluşmasına izin vermeyeceğiz’ dedi. Çatışmalarda aralarında sivillerin de bulunduğu yaklaşık 200 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde yerel gruplar, Dürzi şeyhlerinin ateşkesi kabul etmesinin ardından şehre giren Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına bağlı güçlerin gerçekleştirdiği katliamlar, yağma ve tahrip eylemleri üzerine yeniden çatışmaya girerek kentin büyük bir bölümünün kontrolünü geri aldı.

Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) yönetimine bağlı güçlerin ağır silahlarla başlattığı saldırıya İsrail, hava saldırılarıyla karşılık vererek bu güçleri geri çekilmeye zorladı.

HTŞ güçlerinden katliam ve yağma

Dürzi şeyhlerinin çatışmaların durdurulmasını kabul etmesinin ardından Süveyda’ya giren HTŞ’ye bağlı güçler, saatler içinde katliam, yağma, tahrip ve hakaret eylemlerine girişti.

Bu eylemleri bizzat belgeleyip sosyal medyada yayımlayan güçler, kentte tansiyonun yeniden yükselmesine ve yerel grupların tekrar çatışma sahasına inmesine neden oldu.

Gelişmeler üzerine Savunma Bakanlığı, tanklar ve ağır zırhlı araçlarla takviye edilmiş birlikler göndererek kentin bazı mahallelerini havan topları ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı.

Fakat İsrail, Suriye’nin güneyinde ağır silahların varlığını “kabul edilemez” olarak niteleyerek hava saldırıları başlattı. Bu saldırılar, Savunma Bakanlığına bağlı birlikleri geri çekilmek zorunda bıraktı.

Bunun ardından HTŞ yönetimi, Savunma ve İçişleri Bakanlıkları aracılığıyla yayımladığı iki ayrı açıklamada, “kanun dışı gruplar” olarak tanımladığı yerel gruplarla mücadele etmek için bölgeye Kamu Güvenliği ve Askeri Polis güçlerinin sevk edileceğini duyurdu.

Dürzi lider ‘direniş’ dedi: Süveyda’da çatışmalar sürüyor

Siviller meydanlarda infaz edildi

Çatışmalar esnasında 20’den fazla sivilin doğrudan infaz edildiği haberleri geldi. Bu infazların bir kısmı Al-ı Rıdvan misafirhanesine yapılan baskınla, bir kısmı ise halka açık meydanlarda gerçekleştirildi.

Meydanda annelerinin gözü önünde üç kardeşin öldürüldüğü bildirildi. Yeni Suriye yönetimine muhalif akımın lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, daha önceki ateşkes açıklamasını baskı altında yapmak zorunda kaldıklarını belirterek Süveyda halkına çatışmaya devam etme çağrısı yaptı.

İsrail saldırılarının ağır silahları denklem dışı bırakmasıyla sokak çatışmalarına dönen mücadelede yerel gruplar, kentin büyük bölümünde hakimiyeti sağladı.

HTŞ’ye bağlı unsurların yayımladığı video kayıtlarında, yaşlılara yönelik saldırılar ve saha infazları belgelendi. Savunma Bakanlığının “yağma ve ihlalleri önlemek” amacıyla görevlendirildiğini açıkladığı Askeri Polis biriminin bir mensubunun, daha önce bir vatandaşa saldırırken çekilen görüntülerde yer almasına rağmen görevine devam ettiğinin görülmesi, yeni yönetimin durumu kontrol altına alma ve suçları önleme kabiliyetine dair ciddi soru işaretleri doğurdu.

Yönetimin başındaki Ahmed eş-Şaraa, rütbesi ne olursa olsun ihlalde bulunan herkesin cezalandırılacağını açıklamıştı.

İsrail’in müdahalesi ve gizli diplomasi

HTŞ’ye bağlı güçlerin saldırısı, Suriye sahilinde “eski rejim kalıntılarıyla mücadele” bahanesiyle yüzlerce kişinin öldürüldüğü katliamları hatırlatan bir “seferberlik” çağrısıyla başlamıştı.

Bu kez de “kanun dışı gruplarla mücadele” bahanesi, Dürzilere yönelik mezhepçi bir öfkenin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu durum, çok sayıda misafirhane, ev ve dükkanın yanı sıra es-Sura el-Kebire beldesindeki Mar Mihail Kilisesi’nin de hedef alındığı geniş çaplı yağma, kundaklama ve tahrip eylemleriyle kendini gösterdi.

İsrail’in “Dürzileri koruma” bahanesiyle yaptığı müdahale, kendilerini ateş hattında bulan HTŞ’ye bağlı onlarca milisin ölümüyle sonuçlandı. Bu müdahale, daha önce sızdırılan ve İsrail’in hükümet güçlerinin Süveyda’ya girmesini kabul ettiğini gösteren bilgilere rağmen gerçekleşti.

Bu onayın, Ahmed eş-Şaraa’nın ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack ile yaptığı görüşme ve Şaraa’nın birkaç gün önceki Azerbaycan ziyareti esnasında Süveyda ve Deraa İç Güvenlik Başkanı Ahmed ed-Dalati’nin de yer aldığı bir Suriye heyetinin Bakü’de bir İsrail heyetiyle yaptığı görüşmede alındığı iddia edilmişti.

Netanyahu: Yeni bir Lübnan’a izin vermeyiz

ABD ve İsrail’in açıklamaları bazı görüş ayrılıklarına işaret etse de sahadaki gelişmeler, Washington ve Tel Aviv arasında doğrudan bir koordinasyon olduğunu ortaya koyuyor.

Barrack, Washington’un Suriye’de dini federal yapılar kurulmasına karşı olduğunu ve HTŞ’nin Süveyda’daki askeri harekâtını desteklediğini belirtirken, İsrail bu harekâtı engelleyici hava saldırıları düzenledi.

İsrail medyasında yer alan açıklamalarında Başbakan Netanyahu, müdahalenin amacının Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturmak olduğunu vurguladı.

Netanyahu, “Suriye’nin güneyinde yeni bir Lübnan’ın ortaya çıkacağı bir duruma geri dönülmesine izin vermeyeceğiz,” diyerek Dürzileri koruma iddiasını doğrudan yalanladı.

Bölünmüş Dürzi liderliği ve belirsiz gelecek

Şeyh Hicri’ye doğrudan bağlı Süveyda Askeri Meclisi liderliğindeki yerel gruplar kentin çoğunu kontrol ederken, arabuluculuk çabaları sürüyor.

Fakat HTŞ’ye bağlı birliklerin hareketliliği, havan ve roket saldırılarıyla zemin hazırlanan yeni bir saldırı hazırlığına işaret ediyor.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, Washington’un Tel Aviv’den Suriye’nin güneyindeki saldırılarını durdurmasını istediğini ve İsrail’in bu talebe uyma sözü verdiğini bildirdi.

Bu durum, taraflar arasında kan dökülmesini uzatabilecek, üzerinde anlaşılmış bir “vurkaç oyunu” olarak yorumlanıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, çatışmalarda ölen yaklaşık 200 kişiden 21’inin sivil olduğunu ve bu sivillerin sahada infaz edildiğini belirtti.

Bu esnada Dürzi şeyhleri arasında saldırıyı durdurma mekanizması konusunda bir ayrışma yaşanıyor. Şeyh Hicri, işlenen suçların ardından çatışmada ısrar ederken, şeyhler Hamud el-Hanavi ve Yusuf Cerbu, yeni yönetime bağlı güçlerin ihlalleri önleyecek ciddi teminatlarla bölgeye girmesine olanak tanıyacak bir anlaşmaya varmaya çalışıyor.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA‘ya konuşan Şeyh Cerbu, “Bugün umudumuz, tüm vatandaşlarını her türlü saldırı ve ihlalden koruyan devlet seçeneğidir,” ifadelerini kullandı.

Süveyda, yerel milislerin sergilediği savaş iradesiyle yeni yönetime direniyor gibi görünse de, durumun nihai sonucu ABD ve İsrail’in tutumuna ve aralarındaki çekişme oyununa bağlı kalmaya devam ediyor.

Bu belirsizlik, HTŞ’ye bağlı ve aralarında mezhepçi güdülerle hareket eden grupların da bulunduğu birliklerin yeniden Süveyda’ya dönmesinin kapısını aralayabilir.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English