Ortadoğu
ABD’nin ‘doğru adım’ dediği hamle: Lübnan’dan Hizbullah’ın mali koluna yaptırım

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı genelgeyle Hizbullah’a bağlı mali kuruluş Karzu’l Hasen ile doğrudan veya dolaylı tüm işlemleri yasakladı. ABD’nin ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirdiği bu karar, Hizbullah’ın mali altyapısını hedef alırken, Lübnanlı kaynaklar kararın pratik etkilerinin ‘şekli’ olacağını savunuyor. Karar, Lübnan’ın FATF’nin gri listesinden çıkma çabaları ve uluslararası yaptırımlara uyum gerekçesiyle açıklandı.
Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı bir genelgeyle bankaların ve aracı kurumların Hizbullah’a bağlı bir mali kuruluşla iş yapmasını yasakladı.
Reuters haber ajansının incelediği genelgede, Lübnan Merkez Bankası’nın ülkedeki tüm lisanslı mali kuruluşların lisanssız kurumlarla doğrudan veya dolaylı olarak iş yapmasını yasakladığı ve Hizbullah’a bağlı Karzu’l Hasen’i örnek olarak listelediği görüldü.
ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, dün X sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda bu adımı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirmişti.
Yasak, ABD elçisinin geçen hafta Beyrut’a yaptığı ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin bir ABD teklifine Lübnan’ın yanıtını aldığı ziyaretin ardından geldi.
Barrack, “Lübnan’daki tüm mali aracıların Merkez Bankası denetimi altında şeffaflığı ve uyumu, değerli ve gerekli bir başarıdır,” dedi.
ABD Hazine Bakanlığı, 2007 yılında Karzu’l Hasen’e yaptırım uygulamış ve Hizbullah’ın bu kurumu “mali faaliyetleri yönetmek ve uluslararası finans sistemine erişim sağlamak için bir paravan olarak kullandığını” iddia etmişti.
Karzu’l Hasen nedir?
1983 yılında kurulan Karzu’l Hasen, kendisini faizi yasaklayan İslami ilkelere göre insanlara kredi sağlayan bir hayır kurumu olarak tanımlıyor.
İsrail, geçen yıl Hizbullah ile yaptığı savaş sırasında kurumun bazı şubelerini vurmuştu. Lübnan hükümeti tarafından verilen bir lisans altında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyet gösteren kurumun, çoğunlukla Beyrut’un Şii Müslümanların yoğun olduğu bölgelerinde, güney Lübnan’da ve Beka Vadisi’nde 30’dan fazla şubesi bulunuyor.
Karzu’l Hasen Derneği, yoksulluğun yaygın olduğu bir ortamda Şii cemaatine faizsiz krediler sunan, Hizbullah’a bağlı kâr amacı gütmeyen bir mali kuruluş. Kurum, faizsiz İslami borç verme ilkesine dayanıyor.
Kurum, Hizbullah tarafından sahte hesaplar ve hissedarlar ağı aracılığıyla para transfer etmek için kullanılmakla suçlanıyor. Milyarlarca dolar nakit tuttuğuna ve örgütün ana kara para aklama kurumu olduğuna inanılıyor. Dernek, Hizbullah ile olan bağları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma tabi tutulmuştu.
Kuruluş, Lübnan İç Savaşı sırasında yoksul toplulukları desteklemek amacıyla 1982’de kuruldu ve 1987’de resmi olarak bir dernek olarak tescil edildi. Temel rolü, Lübnan’daki likidite krizi ve bankacılık sektörünün çöküşü nedeniyle geleneksel bankacılık hizmetlerine erişemeyen bireylere kredi sağlamak olarak öne çıkıyor.
Geçen yılın ekim ayında İsrail hava kuvvetleri, kurumun çok sayıda şubesini bombaladı. İsrail, bu şubelerin Hizbullah’ın faaliyetlerini finanse etmek, savaş teçhizatı satın almak ve Hizbullah unsurlarına maaş ödemek için bir finansman kaynağı olarak kullanıldığını iddia etti.
Bir hayır kurumu olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, Lübnan Merkez Bankası sisteminin dışında, bir bankaya benzer şekilde faaliyet göstermekle suçlanmış, bu da onu potansiyel olarak bir kara para aklama kanalı haline getirmişti.
Hizbullah ile olan bağları nedeniyle, Hizbullah’ı “terör örgütü” olarak kabul eden ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırımlara maruz kaldı. Bu yaptırımlar, Karzu’l Hasen’in küresel finans sistemlerine erişimini kısıtladı.
Genelgenin ayrıntıları ve ‘şekli’ niteliği
El-Ahbar gazetesinin haberine göre, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, bir süre önce Maliye ve Bütçe Komisyonu’nun bir oturumu sırasında Hizbullah milletvekilleriyle bir araya gelerek, Karzu’l Hasen Derneği’ne yönelik ABD tarafından talep edilen tedbirleri alacağını bildirdi.
Ancak Said’in bu adımı atmakta oldukça yavaş davrandığı ve kararın pratik etkilerinden çok “şekli ve hatırlatıcı” bir nitelik taşıdığı belirtiliyor.
Habere göre, Lübnan’daki mali kuruluşlar, ABD yönetiminin yaptırım uyguladığı herhangi bir hesabı dondurmakta zaten gecikmiyor, hatta bazen Amerikan dayatmalarını yorumlama ve uygulamada daha da ileri gidiyorlardı.
Bu bağlamda, Merkez Bankası’nın genelgesi bir “ilan-ı iz’an” (itaatin ilanı) olarak görülüyor. Zira Merkez Bankası, son genelgenin aksine, daha önce işlem yapılması yasaklanan kurumları ismen belirtmiyordu.
Başkan Said, yeni atanan yardımcılarının yemin etmesiyle tamamlanacak olan Merkez Bankası Merkez Konseyi’nin toplanmasını bekleyerek Karzu’l Hasen ve diğer derneklerle ilgili genelge taslağını sunabilirdi. Ancak genelgeyi tek taraflı olarak yayımlamayı tercih etti.
170 sayılı genelgenin gerekçeleri arasında, Lübnan’daki bankalar ve mali kuruluşlarla muhabir bankalar arasındaki ilişkiler, Lübnan’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından gri listeye alınması ve bu durumu düzeltmek için talep edilen plan, “lisanssız ve uluslararası yaptırımlara tabi kurumlarla işlem yapılması” ve “Lübnan’ın mali ve iktisadi sektörlerine yönelik yurt içinde ve dışında alınabilecek ek sıkılaştırıcı tedbirler” gibi hususlar yer aldı.
Genelgenin birinci maddesi, lisanslı tüm mali kuruluşların, Karzu’l Hasen Derneği, Teshilat Şirketi, el-Yusr Finans ve Yatırım Şirketi, Beyt’ül Mal gibi lisanssız ve uluslararası yaptırım listelerinde yer alan kurum, şirket ve derneklerle doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen herhangi bir mali, ticari veya başka bir işlem yapmasını yasaklıyor.
İkinci madde ise karara uymayanların lisanslarının askıya alınması, iptali, hesaplarının ve varlıklarının dondurulması ve Özel Soruşturma Komisyonu’na sevk edilmesi gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.
170 sayılı genelgenin etkileri ne olacak?
Habere göre, Merkez Bankası’nın söz konusu hamlesi gözdağı ve korkutma amacı taşıması dışında, acil ve belirleyici etkileri olmayacak gibi görünüyor.
Zira yaptırım uygulanan kurumlarla zaten hiçbir banka, mali kuruluş veya döviz bürosu işlem yapamıyor. Bu kurumlar, “uyum kuralları” olarak bilinen ve muhabir bankalar tarafından sıkı bir şekilde denetlenen kurallara riayet ediyor.
Bu durum, Başkan Said’in kararının bankaları ve diğer mali kuruluşları Amerikan yaptırımlarından koruma girişimi gibi görünmesine neden oluyor.
Ayrıca, hedef alınan kurumları doğrudan isimlendirmesi de dikkat çekici, zira Merkez Bankası’nın görevi sektörü düzenleyen genel kurallar koymak, belirli bir kuruma odaklanmak değil.
El-Emin: Amaç direnişin mali kaynaklarını boğmak
Bunun yanı sıra el-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, kaleme aldığı yazıda, Lübnan Merkez Bankası’nın kararını daha geniş bir siyasi çerçeveye oturttu. El-Emin, bu adımın direnişin mali kaynaklarını boğmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu belirtti.
El-Emin’e göre, İsrail geçen sonbaharda Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı sırasında, Hizbullah’ın para depolama merkezleri olduğunu iddia ettiği Dahieh’deki birçok noktayı hedef almıştı. Hatta bazı Lübnanlı gazetecilerin de desteğiyle Sahil Hastanesi’nin altında Hizbullah’ın para kasalarının bulunduğu iddia edilen güçlendirilmiş bir odayı arama süreci başlatıldığını hatırlattı.
El-Emin, İsrail’in savaş sırasında direnişe “para taşıma hattı” olarak sınıflandırdığı bazı direniş yetkililerini suikastla hedef aldığını vurguladı.
Geçen yılın nisan ayında İsrail istihbarat birimlerinin sarraf Muhammed İbrahim Surur’u Beyt Meri’de bir villaya çekerek tasfiye ettiğini ve Surur’un İran ve Hizbullah’tan Filistin’deki direniş güçlerine para transfer ettiğini iddia ettiğini belirtti.
El-Emin, son ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce İsrail’in insansız hava araçlarının Beyrut merkezindeki döviz bürolarını bombaladığını ve birkaç hafta önce de güneyde bir sarrafı iki oğluyla birlikte arabasında hedef alarak öldürdüğünü kaydetti.
Yazısında, son altı aydır Beyrut Havalimanı’nın, İran, Irak, Afrika veya başka ülkelerden gelen yolcuların bagajlarında nakit para arayan ekiplerle dolup taştığını ifade eden el-Emin, İsrail’in Amerikalılar aracılığıyla Lübnanlı yetkililere bu paraların Hizbullah’a ait olduğunu söylediğini aktardı.
El-Emin’e göre, bu baskı yeni değil; Amerikalılar yıllardır yaptırım listesine aldıkları herkesi ya yolsuzlukla ya da Hizbullah veya onunla bağlantılı iş insanlarıyla mali işbirliği yapmakla suçluyor.
El-Emin, Karzu’l Hasen dosyasının Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin Lübnanlı mali ve parasal otoritelerle yaptıkları görüşmelerde daimi bir başlık olduğunu belirtti. Gerekçelerin zamanla değiştiğini; bazen derneğin “terör örgütü” olarak sınıflandırılan Hizbullah’a bağlı olması, bazen nakit ekonomisini engelleme, bazen de kara para aklama iddialarının öne sürüldüğünü ifade etti.
El-Emin, “Amerikalılar, derneğin Lübnan bankacılık sistemiyle hiçbir ilişkisi olmadığını, bir banka olmadığını ve bankacılık kurallarına göre çalışmadığını biliyorlar,” diye yazdı.
Yazara göre göre Karzu’l Hasen, son yirmi yılda on binlerce vatandaşın güvendiği bir kurum haline geldi ve Hizbullah da bu derneği desteklediğini hiçbir zaman inkâr etmedi.
El-Emin, son savaşın en yoğun günlerinde bile kurumun müşterileriyle iletişime geçerek paralarını nakit olarak teslim almalarını teklif ettiğini ve on milyonlarca doları iade ettiğini belirtti.
Ancak yazar, halkın büyük bir kısmının savaştan sonra paralarını tekrar derneğe yatırdığını ve birçoğunun paralarını çekmeyerek dayanışma gösterdiğini vurguladı.
El-Emin, bu adımların arkasındaki asıl amacın direnişin silahsızlandırılması olduğunu savunarak, “Direnişin silahını elinden almak isteyen, onun mali kaynaklarını boğmaya veya halkla ilişkilerini sağlayan araçları devre dışı bırakmaya çalışır,” değerlendirmesini yaptı.
Merkez Bankası Başkanı Kerim Said’in bu adımı atmasının şaşırtıcı olmadığını, zira Said’in zaten direnişin ve Hizbullah’ın ortadan kaldırılmasını savunan biri olduğunu ve bu göreve atanmasında ABD’nin büyük rol oynadığını dile getirdi.
‘Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak’
El-Emin, bu yasağın, ABD’nin eski özel temsilci vekili Morgan Ortagus’un hazırladığı ve Lübnanlı liderlerin çekmecelerinde kilitli tutulan, Hizbullah’a karşı eyleme geçilmesini talep eden belgedeki maddelerden biri olduğunu öne sürdü.
El-Emin yazısını, “Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak. Ancak bu, silahların teslim edilmesinin, direnişin bu tuhaf ülkedeki herhangi bir mahlukla yapacağı her türlü tartışmanın dışında tutulması gerektiğine dair ek bir işaret veriyor. Her gün, düşman ve onun içerideki casusları, silahın artık sadece düşmana karşı direniş fikriyle değil, varoluş fikriyle ayrılmaz bir bütün haline geldiğini teyit etmek için bize ek nedenler sunuyor,” ifadeleriyle sonlandırdı.
Ortadoğu
Umman: Körfez güvenliğine en büyük tehdit İsrail’dir

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditlerin bölge dışından, özellikle Tel Aviv’de alınan kararlardan kaynaklandığını ve İran’ı çevreleme politikasının çöktüğünü belirtti. Pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde el-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının ve üslerinin Körfez ülkelerine somut bir güvenlik faydası sağlamadığını vurguladı.
Körfez bölgesinde kalıcı güvenliğin İran’ı dışlayan politikalarla sağlanamayacağını vurgulayan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, İsrail’in bölge dışından aldığı kararların asıl tehdit kaynağı olduğunu kaydetti. El-Busaidi, ABD’nin genişleyen askeri varlığının da Körfez ülkelerine somut bir güvenlik sağlamadığını ifade etti.
Bölgedeki en ciddi tehdidin İran’dan değil İsrail’den kaynaklandığını belirten Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, yıllardır Tahran’a karşı sürdürülen çevreleme politikasının Körfez’e güvenlik sağladığı düşüncesinin son savaşla birlikte çöktüğünü aktardı.
El-Busaidi, pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde, “Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditler bölgenin kendi içinden kaynaklanmıyor. Aksine, bunlar bölge dışında, her şeyden önce Tel Aviv’de alınan kararlardan doğuyor. Artık bu sonuca itiraz etmek güç” ifadelerini kullandı. Ummanlı Bakan, Tahran’ın varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını da vurguladı.
“ABD’nin askeri varlığı Körfez’e güvenlik sağlamadı”
El-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını genişletmesini eleştirerek, bu durumun Körfez ülkelerine ne koruma sağladığını ne de somut bir fayda sunduğunu belirtti.
Umman Dışişleri Bakanı, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bölgedeki devasa askeri harcamalar, Körfez’deki ABD üslerinin genişletilmesi ve uzaktan koruma sağlamak amacıyla sürdürülen kapsamlı ABD askeri varlığı büyük maliyetlerle kuruldu ve devam ettirildi. Ancak bunların hiçbiri gerçek anlamda bir fayda sağlamadı.”
Son savaşın, ABD, İsrail ve bazı Arap ülkelerinin İran’ı çevreleme politikasının bölgeye güvenlik sağladığı yönündeki inancı boşa çıkardığını kaydeden el-Busaidi, şöyle devam etti:
“Bu gerçek, yakın zamana kadar 45 yılı aşkın süredir büyük maliyetlerle sürdürülen çevreleme politikasını güvenlik adına katlanılması gereken bir maliyet olarak görenler tarafından bile artık kabul ediliyor.”
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüsefer önceliği
Umman Dışişleri Bakanı, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlayacak bir düzenlemeye ulaşılmasının öncelik taşıdığını vurguladı.
Böyle bir düzenlemede İran’ın rolünün hayati önemde olduğunu belirten el-Busaidi, şu ifadeleri kullandı:
“Körfez kıyıları sekiz devlet tarafından paylaşılıyor. Umman ve Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki beş ortağı Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın yanı sıra İran ve Irak da bu bölgenin parçası. Bu iki ülke de farklı dönemlerde çevreleme politikalarına ve askeri müdahalelere maruz kaldı.”
El-Busaidi, bu sekiz ülkenin tamamının koruması gereken hayati çıkarlara sahip olduğunu ve her birinin imkanları ile öncelikleri doğrultusunda ortak stratejik su yolunun güvenliğinden sorumlu olduğunu kaydetti.
Ummanlı Bakan, “Bu nedenle hiçbir ülke gelecekte kurulacak bölgesel güvenlik mimarisinin dışında bırakılamaz. Hepsi bu yapının tasarlanmasına ve uygulanmasına katılmalı, beraberinde getireceği sorumlulukları paylaşmalıdır” değerlendirmesinde bulundu. El-Busaidi, konuyla ilgili karmaşık müzakerelerin sürdüğünü de bildirdi.
Washington İslamabad mutabakatından geri adım attı
ABD, Washington ile Tahran arasında varılan İslamabad mutabakatının çeşitli maddelerinden geri adım attı. Bu maddeler arasında Hürmüz Boğazı’nın Umman ve İran tarafından ortaklaşa yönetilmesi de yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Washington’ı “Boğazın Muhafızı” ilan etti.
Umman Dışişleri Bakanı’nın makalesi, Washington ile Tahran arasında büyük bir askeri gerilimin yaşandığı dönemde yayımlandı.
İran, son günlerde ABD’nin ölümcül hava saldırılarına karşılık olarak Körfez’deki Amerikan unsurlarına çok sayıda füze ve İHA saldırısı düzenledi. Washington ise mutabakatı ihlal ederek İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.
Trump, ateşkesin sona erdiğini ilan ederek yakın gelecekte İran’a karşı daha ağır saldırılar düzenleneceğini söyledi.
ABD üsleri füze ve İHA saldırılarıyla hedef alındı
Salı günü erken saatlerde İran’a ait İHA ve füzeler, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD üslerini ve askeri altyapıyı hedef aldı.
Birkaç gün önce de Tahran, ABD saldırılarına Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki Amerikan unsurlarını vurarak karşılık vermişti. İran ayrıca savaşın şubat ayında başlamasından sonraki ilk 40 gün boyunca hedef almaktan kaçındığı Umman’daki ABD varlıklarına da saldırılar düzenledi.
İran, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi konusunda Umman ile doğrudan görüşmeler yürütüyor ancak kısa süre önce ABD ile Umman arasında bir deniz taşımacılığı koridorunun faaliyete geçirilmesini, mutabakatın ihlali olarak nitelendirerek kınadı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Umman ile istişare halinde gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık” dedi. Bekayi, “ABD’nin Umman üzerinde kurduğu baskı nedeniyle bu hedefe ulaşılamadı” ifadelerini kullandı.
İran Hürmüz için yeni otorite kurdu
İran, su yolunun gelecekteki yönetimini denetleme planlarının parçası olarak bu yılın başında Basra Körfezi Boğazlar İdaresi’ni kurdu.
İdareden salı günü yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“ABD güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanmasına yol açan son kışkırtıcı eylemlerden önce, mutabakatın imzalanmasını takip eden üç hafta içinde İran’a ait olmayan 200’den fazla gemi İran ile koordinasyon kurdu. Bu gemilerin çoğuna geçiş izni ve sigorta güvencesi sağlandı.”
Ortadoğu
Bahreyn’de İran adına casuslukla suçlanan 3 kişiye müebbet

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı. Başsavcılığın karara ilişkin açıklamasında, sanıkların ülkeye karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek amacıyla işbirliği yaptıkları kaydedildi.
Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına casusluk yapmakla suçlanan 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Başsavcılıktan 14 Temmuz’da yapılan açıklamada, “Üç sanık, Bahreyn Krallığı’na karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla terör örgütü İran Devrim Muhafızları ve mensuplarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların tamamını müebbet hapis cezasına çarptırdı” ifadeleri yer aldı.
Söz konusu kararlar, Bahreyn yönetiminin 28 Şubat’ta başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki savaştan bu yana yürüttüğü geniş çaplı baskı politikasının son adımı olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerce kişi gözaltına alınırken halka açık toplantılar yasaklandı ve muhalifler hapsedildi. Uygulamaların ağırlıklı olarak ülkenin Şii çoğunluğunu hedef aldığı kaydediliyor.
Bahreyn İçişleri Bakanlığı, mayıs ayı başında aralarında yaklaşık 30 Şii din adamının da yer aldığı 41 vatandaşın casusluk yaptıkları ve DMO ile bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını duyurmuştu. Daha önce Bahreyn Temsilciler Meclisi, monarşinin baskı politikalarını ve İran’a karşı savaşa verdiği desteği kamuoyu önünde eleştiren 3 milletvekilinin üyeliğini düşürmüştü.
69 kişi aileleriyle birlikte vatandaşlıktan çıkarıldı
Nisan ayı sonunda Bahreyn yönetimi, “İran’ın düşmanca eylemlerini yüceltmek veya bu eylemlere sempati göstermekle” suçlanan 69 kişiyi ve ailelerini vatandaşlıktan çıkardı. Bahreyn Haklar ve Demokrasi Enstitüsü (BIRD), hukuki güvenceler ve itiraz hakkı sağlanmadan alınan bu kararı tehlikeli bir baskı döneminin başlangıcı olarak nitelendirdi.
Mart ayında ise Bahreynli yetkililerin, İran adına casusluk yapmakla suçlanan Şii aktivist Muhammed el-Musevi’yi işkenceyle öldürdüğü iddia edildi.
Musevi’nin cansız bedenine ait görüntülerde darp, kabloyla kırbaçlama ve elektrik verme sonucu oluştuğu belirtilen izlerin yer aldığı aktarıldı.
Manama yönetimi, İran liderliğine yönelik her türlü destek veya sempati ifadesine karşı sert ve zaman zaman şiddet içeren politikalarını sürdürüyor. Casusluk suçlamaları ise ülkenin güvenliğine yönelik tehditleri etkisiz hale getirmenin başlıca araçlarından biri olarak kullanılıyor.
ABD Beşinci Filosu Bahreyn’de konuşlu
Nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni El Halife ailesi tarafından yönetilen Bahreyn, bölgedeki en büyük ABD deniz üssüne ev sahipliği yapıyor. ABD Beşinci Filosu’nun konuşlandığı bu üs, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta kritik rol oynadı.
Tahran yönetimi ise Washington ve Tel Aviv ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bahreyn’e ve diğer Körfez ülkelerine yönelik binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı’nda BAE tankerlerini vurdu

Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen iki petrol tankerinin İran seyir füzeleriyle vurulduğunu, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, sekiz kişinin ise yaralandığını duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin hava saldırılarına karşı başlattığı misilleme operasyonları kapsamında uyarıları dikkate almayan tankerleri hedef aldığını açıkladı.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimi, ülkeye ait iki petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri esnasında İran seyir füzeleriyle vurulduğunu bildirdi.
BAE Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Mombasa ve Al-Bahiyah adlı ulusal tankerler, Umman karasuları içinde, Hürmüz Boğazı’nın güney deniz rotasından geçerken iki İran seyir füzesiyle hedef alındı” ifadesine yer verildi. Bakanlık, Mombasa tankerinde çalışan Hindistan uyruklu bir mürettebatın yaşamını yitirdiğini, sekiz kişinin de yaralandığını açıkladı. Açıklamada, saldırı nedeniyle her iki tankerde yangın çıktığı, yangınların daha sonra kontrol altına alındığı ve gemilerde maddi hasar oluştuğu kaydedildi.
Abu Dabi yönetimi, saldırıyı bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden “uluslararası hukukun açık ve ciddi bir ihlali” olarak nitelendirerek kınadı. BAE ayrıca söz konusu gerilimi tırmandırıcı adımlara karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre salı günü Umman’ın Limah kentinin güneydoğusunda bir tankerin daha füzeyle vurulduğu saptandı.
BAE tankerlerine yönelik saldırıların, İran’ın ABD’nin son operasyonlarına karşı bölgede başlattığı yeni misilleme dalgası kapsamında gerçekleştiği bildirildi.
Devrim Muhafızları tankerlerin uyarıları dikkate almadığını savundu
İran Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki çok sayıda ABD askeri tesisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kurallarını ihlal eden tankerlerin de hedef alındığını duyurdu.
Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, “Kuralları ihlal eden iki süper tanker ABD tarafından kandırıldı, Hürmüz Boğazı Deniz Güvenliği Kontrol Merkezi’nin tekrarlanan uyarılarını dikkate almadı ve seyir sistemlerini kapattı. Mayınlı bir koridordan geçmeyi seçerek deniz trafiğini tehlikeye attılar” ifadesi kullanıldı. Devrim Muhafızları, bölge ülkelerine “saldırgan düşmanla işbirliği” yapmamaları yönündeki uyarılarını yineledi.
İran, “Zafer II Operasyonu” adıyla başlattığı yeni harekât kapsamında Bahreyn’deki ABD askeri altyapısının da hedef alındığını açıkladı. Vurulan noktalar arasında silah depoları ile bir uydu iletişim merkezinin yer aldığı belirtildi.
Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’na füze ve insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, yakıt depolama tesislerinin ateşe verildiği; Patriot radar sistemleri, filonun hava kontrol radarı, erken uyarı amaçlı C-RAM radar sistemi ile insansız güdümlü botların sevk ve idare edildiği komuta merkezinin imha edildiği aktarıldı. Devrim Muhafızları ayrıca Ürdün’deki ABD tesislerinin de vurulduğunu açıklayarak misilleme operasyonlarının devam ettiğini vurguladı.
İran ordusu da Kuveyt’teki hava savunma sistemleri, yakıt depoları ve mühimmat tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ordu, ABD’nin adımlarına karşı operasyonların süreceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamaları, ABD’nin üst üste üçüncü gece ülkenin farklı bölgelerine ağır saldırılar düzenlediği sırada geldi.
Trump savaşı Kongre’ye bildirdi
Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri harekâtın yeniden başladığını Kongre’ye resmen bildirdi. Trump yönetimi, bu adımla birlikte ABD ordusunun Kongre onayı olmadan bölgede faaliyet yürütebileceği 60 günlük yeni bir sürenin başladığını kaydediyor.
Reuters haber ajansının aktardığı mektupta Trump, “Bu askeri harekâtı, Amerikalıları, ABD’nin ulusal güvenliğini ve dış politika çıkarlarını koruma sorumluluğum doğrultusunda başlattım” ifadesini kullandı.
Pazartesi gecesi ve takip eden saatlerde, ABD’nin İran’a yönelik şiddetli saldırıları üst üste üçüncü gecede de devam etti. Yayınlanan görüntülerde, İran’ın Kiş Adası, Seravan kenti ve Washington’ın saldırılarıyla sivil teknelerin ateşe verildiği kıyı şeridi dahil olmak üzere ülke genelindeki ağır yıkım yansıdı. Saldırılarda bir milli park koruma istasyonu ve yem deposunun da hedef alındığı, bu saldırı sonucunda bir park korucusunun iki oğlu ve gelini dahil olmak üzere ailesinin hayatını kaybettiği bildirildi.
İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden yürürlüğe koyan Trump, ABD’yi “Hürmüz’ün Muhafızı” ilan etti. Trump, Fox News televizyonuna verdiği demeçte, “Bu gece onlara çok sert vuracağız, yarın da çok sert vuracağız ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir şeyleri yok. Büyük laflar etmek dışında hiçbir şeyleri kalmadı. Onları tanıdım ve tamamen delirmiş durumdalar” dedi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











