Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin ‘doğru adım’ dediği hamle: Lübnan’dan Hizbullah’ın mali koluna yaptırım

Yayınlanma

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı genelgeyle Hizbullah’a bağlı mali kuruluş Karzu’l Hasen ile doğrudan veya dolaylı tüm işlemleri yasakladı. ABD’nin ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirdiği bu karar, Hizbullah’ın mali altyapısını hedef alırken, Lübnanlı kaynaklar kararın pratik etkilerinin ‘şekli’ olacağını savunuyor. Karar, Lübnan’ın FATF’nin gri listesinden çıkma çabaları ve uluslararası yaptırımlara uyum gerekçesiyle açıklandı.

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı bir genelgeyle bankaların ve aracı kurumların Hizbullah’a bağlı bir mali kuruluşla iş yapmasını yasakladı.

Reuters haber ajansının incelediği genelgede, Lübnan Merkez Bankası’nın ülkedeki tüm lisanslı mali kuruluşların lisanssız kurumlarla doğrudan veya dolaylı olarak iş yapmasını yasakladığı ve Hizbullah’a bağlı Karzu’l Hasen’i örnek olarak listelediği görüldü.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, dün X sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda bu adımı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirmişti.

Yasak, ABD elçisinin geçen hafta Beyrut’a yaptığı ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin bir ABD teklifine Lübnan’ın yanıtını aldığı ziyaretin ardından geldi.

Barrack, “Lübnan’daki tüm mali aracıların Merkez Bankası denetimi altında şeffaflığı ve uyumu, değerli ve gerekli bir başarıdır,” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı, 2007 yılında Karzu’l Hasen’e yaptırım uygulamış ve Hizbullah’ın bu kurumu “mali faaliyetleri yönetmek ve uluslararası finans sistemine erişim sağlamak için bir paravan olarak kullandığını” iddia etmişti.

Karzu’l Hasen nedir?

1983 yılında kurulan Karzu’l Hasen, kendisini faizi yasaklayan İslami ilkelere göre insanlara kredi sağlayan bir hayır kurumu olarak tanımlıyor.

İsrail, geçen yıl Hizbullah ile yaptığı savaş sırasında kurumun bazı şubelerini vurmuştu. Lübnan hükümeti tarafından verilen bir lisans altında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyet gösteren kurumun, çoğunlukla Beyrut’un Şii Müslümanların yoğun olduğu bölgelerinde, güney Lübnan’da ve Beka Vadisi’nde 30’dan fazla şubesi bulunuyor.

Karzu’l Hasen Derneği, yoksulluğun yaygın olduğu bir ortamda Şii cemaatine faizsiz krediler sunan, Hizbullah’a bağlı kâr amacı gütmeyen bir mali kuruluş. Kurum, faizsiz İslami borç verme ilkesine dayanıyor.

Kurum, Hizbullah tarafından sahte hesaplar ve hissedarlar ağı aracılığıyla para transfer etmek için kullanılmakla suçlanıyor. Milyarlarca dolar nakit tuttuğuna ve örgütün ana kara para aklama kurumu olduğuna inanılıyor. Dernek, Hizbullah ile olan bağları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma tabi tutulmuştu.

Kuruluş, Lübnan İç Savaşı sırasında yoksul toplulukları desteklemek amacıyla 1982’de kuruldu ve 1987’de resmi olarak bir dernek olarak tescil edildi. Temel rolü, Lübnan’daki likidite krizi ve bankacılık sektörünün çöküşü nedeniyle geleneksel bankacılık hizmetlerine erişemeyen bireylere kredi sağlamak olarak öne çıkıyor.

Geçen yılın ekim ayında İsrail hava kuvvetleri, kurumun çok sayıda şubesini bombaladı. İsrail, bu şubelerin Hizbullah’ın faaliyetlerini finanse etmek, savaş teçhizatı satın almak ve Hizbullah unsurlarına maaş ödemek için bir finansman kaynağı olarak kullanıldığını iddia etti.

Bir hayır kurumu olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, Lübnan Merkez Bankası sisteminin dışında, bir bankaya benzer şekilde faaliyet göstermekle suçlanmış, bu da onu potansiyel olarak bir kara para aklama kanalı haline getirmişti.

Hizbullah ile olan bağları nedeniyle, Hizbullah’ı “terör örgütü” olarak kabul eden ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırımlara maruz kaldı. Bu yaptırımlar, Karzu’l Hasen’in küresel finans sistemlerine erişimini kısıtladı.

Genelgenin ayrıntıları ve ‘şekli’ niteliği

El-Ahbar gazetesinin haberine göre, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, bir süre önce Maliye ve Bütçe Komisyonu’nun bir oturumu sırasında Hizbullah milletvekilleriyle bir araya gelerek, Karzu’l Hasen Derneği’ne yönelik ABD tarafından talep edilen tedbirleri alacağını bildirdi.

Ancak Said’in bu adımı atmakta oldukça yavaş davrandığı ve kararın pratik etkilerinden çok “şekli ve hatırlatıcı” bir nitelik taşıdığı belirtiliyor.

Habere göre, Lübnan’daki mali kuruluşlar, ABD yönetiminin yaptırım uyguladığı herhangi bir hesabı dondurmakta zaten gecikmiyor, hatta bazen Amerikan dayatmalarını yorumlama ve uygulamada daha da ileri gidiyorlardı.

Bu bağlamda, Merkez Bankası’nın genelgesi bir “ilan-ı iz’an” (itaatin ilanı) olarak görülüyor. Zira Merkez Bankası, son genelgenin aksine, daha önce işlem yapılması yasaklanan kurumları ismen belirtmiyordu.

Başkan Said, yeni atanan yardımcılarının yemin etmesiyle tamamlanacak olan Merkez Bankası Merkez Konseyi’nin toplanmasını bekleyerek Karzu’l Hasen ve diğer derneklerle ilgili genelge taslağını sunabilirdi. Ancak genelgeyi tek taraflı olarak yayımlamayı tercih etti.

170 sayılı genelgenin gerekçeleri arasında, Lübnan’daki bankalar ve mali kuruluşlarla muhabir bankalar arasındaki ilişkiler, Lübnan’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından gri listeye alınması ve bu durumu düzeltmek için talep edilen plan, “lisanssız ve uluslararası yaptırımlara tabi kurumlarla işlem yapılması” ve “Lübnan’ın mali ve iktisadi sektörlerine yönelik yurt içinde ve dışında alınabilecek ek sıkılaştırıcı tedbirler” gibi hususlar yer aldı.

Genelgenin birinci maddesi, lisanslı tüm mali kuruluşların, Karzu’l Hasen Derneği, Teshilat Şirketi, el-Yusr Finans ve Yatırım Şirketi, Beyt’ül Mal gibi lisanssız ve uluslararası yaptırım listelerinde yer alan kurum, şirket ve derneklerle doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen herhangi bir mali, ticari veya başka bir işlem yapmasını yasaklıyor.

İkinci madde ise karara uymayanların lisanslarının askıya alınması, iptali, hesaplarının ve varlıklarının dondurulması ve Özel Soruşturma Komisyonu’na sevk edilmesi gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.

170 sayılı genelgenin etkileri ne olacak?

Habere göre, Merkez Bankası’nın söz konusu hamlesi gözdağı ve korkutma amacı taşıması dışında, acil ve belirleyici etkileri olmayacak gibi görünüyor.

Zira yaptırım uygulanan kurumlarla zaten hiçbir banka, mali kuruluş veya döviz bürosu işlem yapamıyor. Bu kurumlar, “uyum kuralları” olarak bilinen ve muhabir bankalar tarafından sıkı bir şekilde denetlenen kurallara riayet ediyor.

Bu durum, Başkan Said’in kararının bankaları ve diğer mali kuruluşları Amerikan yaptırımlarından koruma girişimi gibi görünmesine neden oluyor.

Ayrıca, hedef alınan kurumları doğrudan isimlendirmesi de dikkat çekici, zira Merkez Bankası’nın görevi sektörü düzenleyen genel kurallar koymak, belirli bir kuruma odaklanmak değil.

El-Emin: Amaç direnişin mali kaynaklarını boğmak

Bunun yanı sıra el-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, kaleme aldığı yazıda, Lübnan Merkez Bankası’nın kararını daha geniş bir siyasi çerçeveye oturttu. El-Emin, bu adımın direnişin mali kaynaklarını boğmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu belirtti.

El-Emin’e göre, İsrail geçen sonbaharda Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı sırasında, Hizbullah’ın para depolama merkezleri olduğunu iddia ettiği Dahieh’deki birçok noktayı hedef almıştı. Hatta bazı Lübnanlı gazetecilerin de desteğiyle Sahil Hastanesi’nin altında Hizbullah’ın para kasalarının bulunduğu iddia edilen güçlendirilmiş bir odayı arama süreci başlatıldığını hatırlattı.

El-Emin, İsrail’in savaş sırasında direnişe “para taşıma hattı” olarak sınıflandırdığı bazı direniş yetkililerini suikastla hedef aldığını vurguladı.

Geçen yılın nisan ayında İsrail istihbarat birimlerinin sarraf Muhammed İbrahim Surur’u Beyt Meri’de bir villaya çekerek tasfiye ettiğini ve Surur’un İran ve Hizbullah’tan Filistin’deki direniş güçlerine para transfer ettiğini iddia ettiğini belirtti.

El-Emin, son ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce İsrail’in insansız hava araçlarının Beyrut merkezindeki döviz bürolarını bombaladığını ve birkaç hafta önce de güneyde bir sarrafı iki oğluyla birlikte arabasında hedef alarak öldürdüğünü kaydetti.

Yazısında, son altı aydır Beyrut Havalimanı’nın, İran, Irak, Afrika veya başka ülkelerden gelen yolcuların bagajlarında nakit para arayan ekiplerle dolup taştığını ifade eden el-Emin, İsrail’in Amerikalılar aracılığıyla Lübnanlı yetkililere bu paraların Hizbullah’a ait olduğunu söylediğini aktardı.

El-Emin’e göre, bu baskı yeni değil; Amerikalılar yıllardır yaptırım listesine aldıkları herkesi ya yolsuzlukla ya da Hizbullah veya onunla bağlantılı iş insanlarıyla mali işbirliği yapmakla suçluyor.

El-Emin, Karzu’l Hasen dosyasının Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin Lübnanlı mali ve parasal otoritelerle yaptıkları görüşmelerde daimi bir başlık olduğunu belirtti. Gerekçelerin zamanla değiştiğini; bazen derneğin “terör örgütü” olarak sınıflandırılan Hizbullah’a bağlı olması, bazen nakit ekonomisini engelleme, bazen de kara para aklama iddialarının öne sürüldüğünü ifade etti.

El-Emin, “Amerikalılar, derneğin Lübnan bankacılık sistemiyle hiçbir ilişkisi olmadığını, bir banka olmadığını ve bankacılık kurallarına göre çalışmadığını biliyorlar,” diye yazdı.

Yazara göre göre Karzu’l Hasen, son yirmi yılda on binlerce vatandaşın güvendiği bir kurum haline geldi ve Hizbullah da bu derneği desteklediğini hiçbir zaman inkâr etmedi.

El-Emin, son savaşın en yoğun günlerinde bile kurumun müşterileriyle iletişime geçerek paralarını nakit olarak teslim almalarını teklif ettiğini ve on milyonlarca doları iade ettiğini belirtti.

Ancak yazar, halkın büyük bir kısmının savaştan sonra paralarını tekrar derneğe yatırdığını ve birçoğunun paralarını çekmeyerek dayanışma gösterdiğini vurguladı.

El-Emin, bu adımların arkasındaki asıl amacın direnişin silahsızlandırılması olduğunu savunarak, “Direnişin silahını elinden almak isteyen, onun mali kaynaklarını boğmaya veya halkla ilişkilerini sağlayan araçları devre dışı bırakmaya çalışır,” değerlendirmesini yaptı.

Merkez Bankası Başkanı Kerim Said’in bu adımı atmasının şaşırtıcı olmadığını, zira Said’in zaten direnişin ve Hizbullah’ın ortadan kaldırılmasını savunan biri olduğunu ve bu göreve atanmasında ABD’nin büyük rol oynadığını dile getirdi.

‘Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak’

El-Emin, bu yasağın, ABD’nin eski özel temsilci vekili Morgan Ortagus’un hazırladığı ve Lübnanlı liderlerin çekmecelerinde kilitli tutulan, Hizbullah’a karşı eyleme geçilmesini talep eden belgedeki maddelerden biri olduğunu öne sürdü.

El-Emin yazısını, “Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak. Ancak bu, silahların teslim edilmesinin, direnişin bu tuhaf ülkedeki herhangi bir mahlukla yapacağı her türlü tartışmanın dışında tutulması gerektiğine dair ek bir işaret veriyor. Her gün, düşman ve onun içerideki casusları, silahın artık sadece düşmana karşı direniş fikriyle değil, varoluş fikriyle ayrılmaz bir bütün haline geldiğini teyit etmek için bize ek nedenler sunuyor,” ifadeleriyle sonlandırdı.

Ortadoğu

Suudi Arabistan’ın petrol stokları bir haftada tükenebilir

Yayınlanma

Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı petrol boru hattının İHA saldırısı sonrası durması, küresel petrol arzının yüzde 4’ünü kesintiye uğratma riski doğurdu. Reuters’ın haberine göre Yanbu limanındaki mevcut rezervlerin ihracatı yalnızca beş ila yedi gün daha sürdürebileceği belirtilirken boru hattındaki onarımın altı haftaya kadar uzayabileceği kaydediliyor.

Kızıldeniz kıyısındaki Doğu-Batı boru hattının faaliyetine yeniden başlayamaması durumunda Suudi Arabistan’ın ihraç edebileceği petrol stoklarının tükenme riski taşıdığı bildirildi.

Reuters haber ajansının Suudi petrolü alan şirketler ve tüccarlara dayandırdığı haberine göre söz konusu gelişme, küresel petrol arzında ciddi oranda daralmaya yol açabilir.

Boru hattındaki petrol akışı, insansız hava araçlarıyla düzenlenen saldırıların ardından durduruldu. Riyad yönetimi hasarın boyutu ve onarım çalışmalarının ne kadar süreceği hakkında henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Sürece vakıf kaynaklar onarım takvimine ilişkin farklı tahminler dile getiriyor.

Reuters’a konuşan kaynaklardan biri çalışmaların beş ila altı hafta sürebileceğini kaydederken, bir diğer kaynak hasarın daha kısa sürede giderilebileceğini ve onarım tamamen bitmeden kısmi petrol akışının sağlanabileceğini dile getirdi.

Yanbu limanındaki stoklar kritik eşikte

Arap Yarımadası’nı katederek Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu limanına uzanan boru hattı, günde yaklaşık 4 milyon varil petrol taşıyor. Bu miktar, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 4’üne denk geliyor.

Hat, Ortadoğu’daki çatışmalar sebebiyle deniz trafiği aksayan Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakarak Suudi Arabistan’a petrolünü alternatif bir rotadan sevk etme imkanı sunuyordu.

Sevkiyat süreçlerini yakından izleyen üç kaynak, akışın kesilmesi nedeniyle Yanbu limanındaki petrol rezervlerinin ihracatı yalnızca beş ila yedi gün daha sürdürmeye yeteceğini aktardı.

Dördüncü bir kaynak ise Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki Ayn Suhna ve Akdeniz sahilindeki Sidi Kerir limanlarında tutulan ek rezervlerin alıcılara birkaç gün daha sevkiyat sağlama imkanı tanıdığını belirtti.

Yanbu’daki petrol depolama tesislerinin kapasitesi yaklaşık 35 milyon varil, Ayn Suhna’nın 18 milyon varil, Sidi Kerir’in ise 20 milyon varil düzeyinde hesaplanıyor.

Fakat kaynaklar tesislerin halihazırda tam kapasiteyle dolu olmadığını ve boru hattı devreye girmediği takdirde bu stokların tamamen tükeneceğini vurguladı.

Üretim son 30 yılın en düşük seviyesinde

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz geçişlerindeki kesintiler Suudi Arabistan’ın petrol arzını ağustos ayında son 30 yılın en düşük seviyesine geriletti.

Riyad yönetiminin OPEC’e sunduğu kayıtlara göre krallığın ham petrol üretimi şubat ayındaki günlük 10,9 milyon varil düzeyinden ağustosta 6,2 milyon varile kadar indi.

Yemen’deki Husiler temmuz ayında Suudi Arabistan’a deniz ablukası başlattıklarını ilan etmişti. Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, 8 Eylül’de ülkenin güneyindeki bazı enerji tesislerinin faaliyetini durdurduğunu duyurdu.

Aynı gün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Abha, Hamis Müşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki tesislere düzenlediği saldırıları kınayan resmi bir açıklama yayımladı.

Riyad makamları, saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da yer aldığı 73 sivilin yaralandığını bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump ise Suudi Arabistan’a yönelik bu saldırının arkasında İran’ın olabileceğini dile getirdi.

Petrol piyasasında Brent ham petrol vadeli işlemleri, 10 Eylül Perşembe günü temmuz sonundan bu yana kaydedilen en sert günlük yükselişini gösterdi.

Kasım vadeli Brent petrolün varil fiyatı yüzde 6,3 artış kaydederek 107,6 dolara ulaştı. Fiyatlar ertesi gün 105 dolar seviyesinin altına çekildi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English