Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail ve Mısır arasında Philadelphia krizi

Yayınlanma

İsrail’in, Gazze Şeridi’nde sürdürdüğü saldırılar devam ederken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu birkaç farklı açıklamada, Philadelphia Koridoru’nu işgal etmeyi planladıklarını söyledi. Mısır, bu yönde bir hareketin, Mısır-İsrail ilişkilerini ciddi şekilde tehdit edeceğini belirtti. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, söz konusu koridorun Mısır için neden önemli olduğunu açıklayarak koridor üzerindeki statükonun korunması için neler yapabileceğine odaklanıyor.

***

İsrail’in Philadelphia Koridorunu ele geçirme girişimi büyük risk taşıyor

İsrail’in Mısır’ın Gazze sınırını yeniden kontrol altına alma çağrıları Kahire’de sert bir şekilde reddedildi. İsrail tek başına hareket ederse Mısır’la olan barış anlaşması riske girebilir mi?

AMR EMAM

Mısır’ın İsrail’in Philadelphia Koridoru’nu (Selahaddin Koridoru) devralma önerisini reddetmeye devam etmesi için birçok geçerli neden var.

Mısır’ın tutumunun altında Kahire için son derece önemli olan bir dizi güvenlik, jeostratejik ve siyasi konu yatıyor. Bunlar, Mısır’ın bölgedeki konumunu etkilediği için basitçe takas edilemez ve edilmeyecektir.

Ayrıca analistler bu koridorun İsrail’in kontrolüne geçmesinin Gazze Şeridi’nin fiilen yeniden işgal edilmesi anlamına geleceğini ve bunun da Arap dünyasının büyük bir kısmının hoşuna gitmeyeceğini söylüyor.

Philadelphia Anlaşması

Gazze Şeridi ile Mısır’ın en kuzeydoğu bölgesi olan Sina arasında 14 km’lik bir kara şeridi olan koridor üzerinde Mısır’ın güvenlik denetimi, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den tek taraflı olarak çekilmesiyle başladı.

Bu çekilmenin ardından Tel Aviv, Kahire ile sınırın Mısır tarafındaki bu dar toprak şeridi üzerinde Mısır’ın güvenlik denetimini sağlayan bir anlaşma imzaladı.

‘Philadelphia Anlaşması’ olarak bilinen anlaşma, Mısır’ın Gazze sınırının Mısır tarafında, koridor boyunca 750 sınır muhafızı konuşlandırmasına izin veriyor.

Anlaşma kapsamında İsrail, sözleşmenin Mısır ile olan 1979 Barış Anlaşması’nı değiştirmediğini veya düzenlemediğini belirten bir madde eklemek istedi; bu anlaşma Sina’da askerden arındırılmış bir bölge öngörüyordu.

Philadelphia Anlaşması, Mısır sınır muhafızlarının herhangi bir askeri amaç için değil, terörizmle ve sınırdan sızmalarla mücadele etmek için görev yaptığını belirtiyor.

Anlaşma aynı zamanda Filistin Yönetimi’ni koridorun ve dolayısıyla Gazze’nin Filistin tarafındaki Mısır sınırının idaresiyle görevlendirdi. Gazze’nin Mısır’la olan sınırının bu kısmının yönetimi, 2007’de El Fetih’i kovup Gazze’yi ele geçirdikten sonra Hamas’a geçmişti.

Tartışmaya açık

Koridor, Gazze’deki askeri operasyonunun yeni bir aşamasını hayata geçiren ve Filistin topraklarının Mısır’la olan güney sınırını kontrol etmek için harekete geçen Mısır ile İsrail arasında tartışmalı bir konu haline geldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl 11 Aralık’ta Knesset (İsrail parlamentosu) komitesine verdiği demeçte İsrail’in Philadelphia Koridorunu kontrol edeceğini ve Gazze Şeridi içinde bir tampon bölge oluşturacağını söyledi.

13 Ocak’ta gazetecilere verdiği demeçte ise İsrail’in savaşı ancak Gazze Şeridi’nin Mısır ile olan güney sınırını kapattıktan sonra bitirebileceğini söyledi ve bunu bir “delik” olarak tanımladı.

“Gazze’yi askerden arındıracağız ve daha sonra bu delikten başka ajanlar, başka askeri donanımlar, başka ölümcül ekipmanlar girecek, bu yüzden burayı kapatmamız gerektiği açık.”

İsrail, Hamas için bir silah kaçakçılığı merkezi olarak gördüğü koridorun kontrolünü ele geçirmeden Gazze’deki askeri zaferin eksik kalacağına inanıyor.

İsrail daha önce Mısır’la ortak devriyeler için Gazze sınırının Mısır tarafına İsrailli güvenlik personeli yerleştirmeyi önermişti.

Mısırlılar egemenliklerini ihlal ettiğini söyleyerek bunu reddetmişti.

Gazze ile Bağlantının Kesilmesi

Mısır hükümeti İsrail’in, koridorun Gazze tarafını kontrol etme önerilerini, özellikle de İsrail Gazze’nin Sina sınırını tamamen kontrol etmekte ısrar ederken, büyük olasılıkla reddetmeye devam edecek.

İsrail koridordaki varlığını kalıcı olarak tesis ederse Gazze’yi Mısır’dan koparmış olacak.

Bu, Filistin bölgesinin Mısır’dan koparılması Mısır için büyük güvenlik, siyasi ve jeostratejik sonuçları olacak büyük bir coğrafi değişiklik anlamına gelecek.

Uzun yıllar boyunca -özellikle de İsrail’in Gazze’ye uyguladığı topyekûn ablukadan sonra- Mısır’ın siyasi öneminin ve bölgesel ağırlığının bir kısmı Gazze ile olan bağlantısından kaynaklanıyordu ve Mısır da Gazze’nin tek işlevsel çıkış noktasıydı.

Hamas’ın 2007’de yönetimi ele geçirmesinden bu yana İsrail, kıyı bölgesine yönelik kapsamlı kuşatmasının bir parçası olarak Gazze’yle olan dört geçiş noktasını kapattı.

Sina ile Gazze arasındaki sınırda biri insanların geçişi için (Refah), diğeri de gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri dahil malların geçişi için (Karm Abu Salem) olmak üzere iki geçiş noktası daha var.

Güven ve nüfuz

İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka Mısır’a Hamas üzerinde bir koz verdi. Bu sayede Kahire bir yandan Hamas’la diğer yandan İsrail’le arabulucu rolü oynadı. Ayrıca Mısır’ın Hamas ile işgal altındaki Batı Şeria’da faaliyet gösteren El Fetih gibi diğer Filistinli gruplar arasında arabuluculuk yapmasına da olanak sağladı.

Gazze’deki savaş Mısır’ın nüfuzunu keskin bir şekilde ortaya çıkardı. Mısır malların tek giriş noktası ve savaşın patlak vermesinin ardından mahsur kalan binlerce yabancı da insanların tek çıkış noktası.

Diplomatlar 7 Ekim saldırılarının ardından Kahire’ye koşarak vatandaşlarını İsrail’in cehenneme çevirdiği Gazze’den çıkarmak için Mısır’dan yardım istedi.

Al Majalla’ya konuşan Mısır’ın eski dışişleri bakanı Muhammed El Arabi, “Mısır tüm taraflarla dengeli olarak ilgileniyor ve Filistin halkının çıkarlarını birinci öncelik olarak görüyor” dedi: “Bu, Mısır’ın yıllardır izlediği açık bir politika.”

İsrail’in koridorun kontrolünü ele geçirme planlarını Mısır’a bildirdiği ancak Kahire’nin bunu reddederek bölgenin kendi kontrolünde olduğunu iddia ettiği söyleniyor. Bu durum iki taraf arasındaki güven eksikliğinden kaynaklanıyor.

Mali kaynaklar ve insan gücü

Geçen on yılda Mısır, Sina’nın güvenliğine hem mali hem de insan gücü açısından büyük yatırımlar yaptı.

Mısır ordusunun Sina’da İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelesinin hem maddi hem de insani bir maliyeti oldu. Bazı IŞİD savaşçıları kaçakçılık için kullanılan tüneller aracılığıyla Gazze’den Sina’ya sızdı.

Gazze bir ölçüde İslamcıların kalesi, Selefiler ve cihatçılar da dahil bazıları IŞİD’i destekleyen İslamcı hareketlerden oluşan bir ağa sahip. Onlar için Mısır ordusu düşman.

Mısır’ın Hamas ile ilişkileri gergin. Kahire’de bazıları Hamas’ı 2012’de Mısır’ı yöneten ve bir yıl sonra Mısır ordusu tarafından devrilen Müslüman Kardeşler’in ideolojik bir uzantısı olarak görüyor.

Geçen on yıl içinde Mısır, Sina ile Gazze arasındaki düzinelerce kaçakçılık tünelini sular altında bırakarak imha etti.

Aynı şekilde Mısır ve İsrail Sina’da militanlığa karşı mücadelede istihbarat paylaşımı da dahil işbirliği yaptı.

Sina’nın barış anlaşması uyarınca askerden arındırılmış olmasına rağmen İsrail, Mısır’ın buraya asker ve askeri teçhizat yerleştirme taleplerini de onayladı.

Ancak bazı Mısırlı gözlemciler İsrail’in Gazze’de bitmek bilmeyen zulmünün yeni bir köktendincilik dalgasına yol açacağından korkuyor.

Al Majalla’ya konuşan bağımsız bir İslamcılık uzmanı olan Sameh Eid, “Bu durum Sina’da güvenliğe tehlike oluşturuyor” dedi: “Bu dalga Batılı devletler de dahil her yerde terörist saldırılara yol açacak.”

Her şey mümkün

Gazze’deki savaş, görünüşe göre İsrail’in kayda değer bir askeri başarısı olmadan devam ediyor. Hamas yenilmek bir yana, zayıflamaktan bile çok uzak. İsrail ordusunun artık kontrol ettiğini söylediği kuzey ve orta Gazze’den bile İsrail’e roket fırlatmaya devam ediyor.

Savaşın insani ve maddi maliyeti ise felaket ve skandal. Bu da İsrail’in Hamas’la değil Filistinli sivillerle mücadele ettiğini kanıtlıyor.

Savaş alanındaki bu tür başarısızlıklar İsrail hükümetini Mısır’ı Gazze sınırını kontrol etmemekle ve Hamas savaşçılarına silah akışına göz yummakla itham ederek suçlama oyunu oynamaya teşvik edebilir.

İsrail ayrıca Kahire’nin Philadelphia Koridoru’nun statüsünün değiştirilmemesi yönündeki uyarılarını dikkate almayarak bölgedeki askeri varlığını dayatmayı da seçebilir. Bu da Mısır’la olan barış anlaşmasının bozulmaya başlaması anlamına gelebilir ki bu da Mısır ordusuna Sina’daki asker varlığını artırmak için bir sebep verir.

Gelecek belirsiz. Önümüzdeki haftalarda alınacak kararlar ikili ilişkileri on yıllar boyunca etkileyebilir.

Ortadoğu

İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.

Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.

“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”

İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.

Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.

Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.

“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”

İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.

İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.

Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.

“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.

Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.

“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.

Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.

Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.

Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.

Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.

“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”

Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.

Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.

Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.

“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.

“Lübnan adına karar vermiyoruz”

İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.

Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.

“Trump’ın iddiaları yalandır”

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.

Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.

“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

Yayınlanma

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.

ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.

Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.

Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.

Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.

Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”

İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.

Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.

Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.

Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.

Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.

Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı

Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”

Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.

Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı

Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.

Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.

İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

Yayınlanma

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.

İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.

The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.

Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.

Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.

“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”

Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.

Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.

Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.

Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.

Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.

Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor

ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.

The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.

Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.

Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı

CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.

Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.

Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English