Ortadoğu
İsrail ve Mısır arasında Philadelphia krizi

İsrail’in, Gazze Şeridi’nde sürdürdüğü saldırılar devam ederken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu birkaç farklı açıklamada, Philadelphia Koridoru’nu işgal etmeyi planladıklarını söyledi. Mısır, bu yönde bir hareketin, Mısır-İsrail ilişkilerini ciddi şekilde tehdit edeceğini belirtti. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, söz konusu koridorun Mısır için neden önemli olduğunu açıklayarak koridor üzerindeki statükonun korunması için neler yapabileceğine odaklanıyor.
***
İsrail’in Philadelphia Koridorunu ele geçirme girişimi büyük risk taşıyor
İsrail’in Mısır’ın Gazze sınırını yeniden kontrol altına alma çağrıları Kahire’de sert bir şekilde reddedildi. İsrail tek başına hareket ederse Mısır’la olan barış anlaşması riske girebilir mi?
AMR EMAM
Mısır’ın İsrail’in Philadelphia Koridoru’nu (Selahaddin Koridoru) devralma önerisini reddetmeye devam etmesi için birçok geçerli neden var.
Mısır’ın tutumunun altında Kahire için son derece önemli olan bir dizi güvenlik, jeostratejik ve siyasi konu yatıyor. Bunlar, Mısır’ın bölgedeki konumunu etkilediği için basitçe takas edilemez ve edilmeyecektir.
Ayrıca analistler bu koridorun İsrail’in kontrolüne geçmesinin Gazze Şeridi’nin fiilen yeniden işgal edilmesi anlamına geleceğini ve bunun da Arap dünyasının büyük bir kısmının hoşuna gitmeyeceğini söylüyor.
Philadelphia Anlaşması
Gazze Şeridi ile Mısır’ın en kuzeydoğu bölgesi olan Sina arasında 14 km’lik bir kara şeridi olan koridor üzerinde Mısır’ın güvenlik denetimi, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den tek taraflı olarak çekilmesiyle başladı.
Bu çekilmenin ardından Tel Aviv, Kahire ile sınırın Mısır tarafındaki bu dar toprak şeridi üzerinde Mısır’ın güvenlik denetimini sağlayan bir anlaşma imzaladı.
‘Philadelphia Anlaşması’ olarak bilinen anlaşma, Mısır’ın Gazze sınırının Mısır tarafında, koridor boyunca 750 sınır muhafızı konuşlandırmasına izin veriyor.
Anlaşma kapsamında İsrail, sözleşmenin Mısır ile olan 1979 Barış Anlaşması’nı değiştirmediğini veya düzenlemediğini belirten bir madde eklemek istedi; bu anlaşma Sina’da askerden arındırılmış bir bölge öngörüyordu.
Philadelphia Anlaşması, Mısır sınır muhafızlarının herhangi bir askeri amaç için değil, terörizmle ve sınırdan sızmalarla mücadele etmek için görev yaptığını belirtiyor.
Anlaşma aynı zamanda Filistin Yönetimi’ni koridorun ve dolayısıyla Gazze’nin Filistin tarafındaki Mısır sınırının idaresiyle görevlendirdi. Gazze’nin Mısır’la olan sınırının bu kısmının yönetimi, 2007’de El Fetih’i kovup Gazze’yi ele geçirdikten sonra Hamas’a geçmişti.
Tartışmaya açık
Koridor, Gazze’deki askeri operasyonunun yeni bir aşamasını hayata geçiren ve Filistin topraklarının Mısır’la olan güney sınırını kontrol etmek için harekete geçen Mısır ile İsrail arasında tartışmalı bir konu haline geldi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl 11 Aralık’ta Knesset (İsrail parlamentosu) komitesine verdiği demeçte İsrail’in Philadelphia Koridorunu kontrol edeceğini ve Gazze Şeridi içinde bir tampon bölge oluşturacağını söyledi.
13 Ocak’ta gazetecilere verdiği demeçte ise İsrail’in savaşı ancak Gazze Şeridi’nin Mısır ile olan güney sınırını kapattıktan sonra bitirebileceğini söyledi ve bunu bir “delik” olarak tanımladı.
“Gazze’yi askerden arındıracağız ve daha sonra bu delikten başka ajanlar, başka askeri donanımlar, başka ölümcül ekipmanlar girecek, bu yüzden burayı kapatmamız gerektiği açık.”
İsrail, Hamas için bir silah kaçakçılığı merkezi olarak gördüğü koridorun kontrolünü ele geçirmeden Gazze’deki askeri zaferin eksik kalacağına inanıyor.
İsrail daha önce Mısır’la ortak devriyeler için Gazze sınırının Mısır tarafına İsrailli güvenlik personeli yerleştirmeyi önermişti.
Mısırlılar egemenliklerini ihlal ettiğini söyleyerek bunu reddetmişti.
Gazze ile Bağlantının Kesilmesi
Mısır hükümeti İsrail’in, koridorun Gazze tarafını kontrol etme önerilerini, özellikle de İsrail Gazze’nin Sina sınırını tamamen kontrol etmekte ısrar ederken, büyük olasılıkla reddetmeye devam edecek.
İsrail koridordaki varlığını kalıcı olarak tesis ederse Gazze’yi Mısır’dan koparmış olacak.
Bu, Filistin bölgesinin Mısır’dan koparılması Mısır için büyük güvenlik, siyasi ve jeostratejik sonuçları olacak büyük bir coğrafi değişiklik anlamına gelecek.
Uzun yıllar boyunca -özellikle de İsrail’in Gazze’ye uyguladığı topyekûn ablukadan sonra- Mısır’ın siyasi öneminin ve bölgesel ağırlığının bir kısmı Gazze ile olan bağlantısından kaynaklanıyordu ve Mısır da Gazze’nin tek işlevsel çıkış noktasıydı.
Hamas’ın 2007’de yönetimi ele geçirmesinden bu yana İsrail, kıyı bölgesine yönelik kapsamlı kuşatmasının bir parçası olarak Gazze’yle olan dört geçiş noktasını kapattı.
Sina ile Gazze arasındaki sınırda biri insanların geçişi için (Refah), diğeri de gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri dahil malların geçişi için (Karm Abu Salem) olmak üzere iki geçiş noktası daha var.
Güven ve nüfuz
İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka Mısır’a Hamas üzerinde bir koz verdi. Bu sayede Kahire bir yandan Hamas’la diğer yandan İsrail’le arabulucu rolü oynadı. Ayrıca Mısır’ın Hamas ile işgal altındaki Batı Şeria’da faaliyet gösteren El Fetih gibi diğer Filistinli gruplar arasında arabuluculuk yapmasına da olanak sağladı.
Gazze’deki savaş Mısır’ın nüfuzunu keskin bir şekilde ortaya çıkardı. Mısır malların tek giriş noktası ve savaşın patlak vermesinin ardından mahsur kalan binlerce yabancı da insanların tek çıkış noktası.
Diplomatlar 7 Ekim saldırılarının ardından Kahire’ye koşarak vatandaşlarını İsrail’in cehenneme çevirdiği Gazze’den çıkarmak için Mısır’dan yardım istedi.
Al Majalla’ya konuşan Mısır’ın eski dışişleri bakanı Muhammed El Arabi, “Mısır tüm taraflarla dengeli olarak ilgileniyor ve Filistin halkının çıkarlarını birinci öncelik olarak görüyor” dedi: “Bu, Mısır’ın yıllardır izlediği açık bir politika.”
İsrail’in koridorun kontrolünü ele geçirme planlarını Mısır’a bildirdiği ancak Kahire’nin bunu reddederek bölgenin kendi kontrolünde olduğunu iddia ettiği söyleniyor. Bu durum iki taraf arasındaki güven eksikliğinden kaynaklanıyor.
Mali kaynaklar ve insan gücü
Geçen on yılda Mısır, Sina’nın güvenliğine hem mali hem de insan gücü açısından büyük yatırımlar yaptı.
Mısır ordusunun Sina’da İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelesinin hem maddi hem de insani bir maliyeti oldu. Bazı IŞİD savaşçıları kaçakçılık için kullanılan tüneller aracılığıyla Gazze’den Sina’ya sızdı.
Gazze bir ölçüde İslamcıların kalesi, Selefiler ve cihatçılar da dahil bazıları IŞİD’i destekleyen İslamcı hareketlerden oluşan bir ağa sahip. Onlar için Mısır ordusu düşman.
Mısır’ın Hamas ile ilişkileri gergin. Kahire’de bazıları Hamas’ı 2012’de Mısır’ı yöneten ve bir yıl sonra Mısır ordusu tarafından devrilen Müslüman Kardeşler’in ideolojik bir uzantısı olarak görüyor.
Geçen on yıl içinde Mısır, Sina ile Gazze arasındaki düzinelerce kaçakçılık tünelini sular altında bırakarak imha etti.
Aynı şekilde Mısır ve İsrail Sina’da militanlığa karşı mücadelede istihbarat paylaşımı da dahil işbirliği yaptı.
Sina’nın barış anlaşması uyarınca askerden arındırılmış olmasına rağmen İsrail, Mısır’ın buraya asker ve askeri teçhizat yerleştirme taleplerini de onayladı.
Ancak bazı Mısırlı gözlemciler İsrail’in Gazze’de bitmek bilmeyen zulmünün yeni bir köktendincilik dalgasına yol açacağından korkuyor.
Al Majalla’ya konuşan bağımsız bir İslamcılık uzmanı olan Sameh Eid, “Bu durum Sina’da güvenliğe tehlike oluşturuyor” dedi: “Bu dalga Batılı devletler de dahil her yerde terörist saldırılara yol açacak.”
Her şey mümkün
Gazze’deki savaş, görünüşe göre İsrail’in kayda değer bir askeri başarısı olmadan devam ediyor. Hamas yenilmek bir yana, zayıflamaktan bile çok uzak. İsrail ordusunun artık kontrol ettiğini söylediği kuzey ve orta Gazze’den bile İsrail’e roket fırlatmaya devam ediyor.
Savaşın insani ve maddi maliyeti ise felaket ve skandal. Bu da İsrail’in Hamas’la değil Filistinli sivillerle mücadele ettiğini kanıtlıyor.
Savaş alanındaki bu tür başarısızlıklar İsrail hükümetini Mısır’ı Gazze sınırını kontrol etmemekle ve Hamas savaşçılarına silah akışına göz yummakla itham ederek suçlama oyunu oynamaya teşvik edebilir.
İsrail ayrıca Kahire’nin Philadelphia Koridoru’nun statüsünün değiştirilmemesi yönündeki uyarılarını dikkate almayarak bölgedeki askeri varlığını dayatmayı da seçebilir. Bu da Mısır’la olan barış anlaşmasının bozulmaya başlaması anlamına gelebilir ki bu da Mısır ordusuna Sina’daki asker varlığını artırmak için bir sebep verir.
Gelecek belirsiz. Önümüzdeki haftalarda alınacak kararlar ikili ilişkileri on yıllar boyunca etkileyebilir.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası












