Ortadoğu
İsrail’in “zehirli savaşı”

İsrail’in Lübnan’ın güneyine düzenlediği saldırılarda beyaz fosforun yanı sıra kurşun, cıva, baryum ve antimon gibi diğer zehirli kimyasalları da kullandığı da ortaya çıktı. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin yaptığı laboratuvar testleri bu kimyasalların verimli tarım arazilerindeki toprağa karıştığını doğruladı. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, savaşın Güney Lübnan’daki çevresel etkilerini inceliyor:
***
Zehirli savaş: İsrail’in Güney Lübnan’daki savaşı toprağı nasıl zehirliyor?
İsrail’in sivil bölgelerde yasadışı beyaz fosforun yanı sıra kurşun, cıva, baryum ve antimon gibi diğer zehirli kimyasalları da kullandığı da belirtiliyor.
SALWA BAALBAKI
Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Lübnanlılar da yemeklerini seviyorlar. Akdeniz ve Orta Doğu, Fransız ve Türk etkilerini içeren tatlar ve aromalarla dolu bu topraklarda, kuzu eti örneğin Osmanlılar tarafından tanıtılmış ve Lübnan mutfağında önemli bir yer edinmiştir.
İyi bir Lübnan yemeği hafızada uzun süre kalır ve ülke, genellikle taze ve doğal olmalarıyla bilinen dünya çapında kaliteye sahip yemekleriyle haklı olarak ünlüdür. Lübnanlıların yaklaşık beşte biri, tam zamanlı, yarı zamanlı ya da mevsimlik olarak aile arazilerinde bir dereceye kadar tarımda çalışıyor.
Toprak da buna yardımcı oluyor. Yaklaşık %13’ü ekilebilir olan verimli bir arazi. Ülkenin yaklaşık %13’ü tarıma elverişli ve çeşitli mikroiklimler neredeyse her ürün için ideal bir yetiştirme alanı sunuyor. Örneğin kışlık buğday ve yazlık sebzeler Bekaa Vadisi’ndeki tarlalardan geliyor. Ancak, en önemli tarım bölgelerinden biri olan Güney Lübnan, Hizbullah’ın İsrail’e yönelik sınır ötesi saldırılarının bedelini ağır ödedi çünkü İsrail’in verdiği karşılık arazi, toprak ve su kaynaklarını derinden etkiledi.
Toprak zarar görüyor
Ekim ayından beri Hamas’ın güney İsrail’e saldırmasının ardından, İran’dan güç alan grubun Şii savaşçıları, İsrail’e aralıklı olarak roketler fırlatıyor. Bazıları buna “dikkat dağıtıcı savaş” diyor, Hizbullah İsrail’i Gazze’den uzaklaştırmaya çalışıyor. Lübnan’dan atılan roketler ve İsrail’in misilleme bombardımanı, sınırın her iki tarafında yüz binlerce kişinin güvenli bir yere tahliye edilmesine yol açtı. Yeni kanıtlar, Lübnanlıların geri döndüklerinde topraklarını tehlikeli bulabileceklerini gösteriyor.
Kıyı kenti Nakura’dan Golan Tepeleri’nin Hermon Dağı eteklerindeki Kfar Shuba tepelerine kadar uzanan sınır bölgelerinin büyük bir kısmı, yaklaşık 100 köy ve çevresindeki tarım arazileri de dahil zarar gördü. Bu topraklar Lübnan’ın küçük ama önemli tarım ekonomisi için hayati önem taşıyor, ancak mahsuller ve meyve ağaçları yok edildi ve toprak, özellikle de uluslararası hukuka göre yasaklanmış olan beyaz fosforun sinsi kullanımı nedeniyle kirlendi.
Çiftçiler üzerindeki etkisi
Lübnan’ın 2019’dan bu yana yaşadığı ekonomik çöküş, çiftçileri de etkiledi. Ülkedeki çiftliklerin mali durumu, İsrail’in Ekim 2023’teki saldırılarından önce bile ciddi şekilde sarsılmıştı. Gübre ve yem gibi girdi maliyetleri yükseldi. Şimdi Lübnanlılar keskin bir seçimle karşı karşıya: Ya topraklarında kalıp tehlikelere rağmen tarım yapmaya çalışacaklar ya da topraklarını terk edip sığınacak bir yer arayacaklar. Sürülerini ve elma, üzüm, kiraz, nar ve zeytin gibi ürünlerini terk etmek zor. Birçoğu kalmayı planlıyor.
Tarım Bakanlığı’na göre Güney Lübnan ve komşu Nebatiye’de 570 milyon metrekare tarım arazisi var. BM, tarımın burada “birincil geçim kaynağı” olduğunu söylüyor.
Fakat savaşın etkisi büyük oldu. BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) bir raporu “arazi bozulması, kimyasal kirlilik ve patlayıcı kalıntılarından kaynaklanan kirlenmenin toprağın veriminin azalmasına yol açtığından” bahsediyor. Raporda ayrıca “beyaz fosfor bombardımanı nedeniyle mahsul ve su kaynaklarındaki kirliliğin arttığı, bunun da çiftlik hayvanları ve insan sağlığı için tehdit oluşturduğu” belirtiliyor. İsrail’in “koruma altındaki alanlar, ormanlar, meralar ve su kaynakları” üzerinde beyaz fosfor kullanması”nın doğal ekosistemleri ve su kalitesini etkileyen kapsamlı çevresel hasara… insan sağlığı ve güvenliği için süregelen risklere” neden olduğu vurgulanıyor.
Toprağı zehirlemek
Beyrut Amerikan Üniversitesi’nden bir ekip tarafından savaşın Güney Lübnan’daki çevresel etkileri üzerine yapılan bir araştırma, İsrail’in tarım arazilerinin verimli toprak tabakasını tahrip ettiğine işaret ediyor. Ekip, İsrail top mermilerinin toprağa, aralarında sinir, sindirim ve bağışıklık sistemlerini etkileyebilen cıvanın da bulunduğu zehirli elementler saçtığını tespit etti. Laboratuvar testleri de toprakta kurşun, baryum ve antimon bulunduğunu doğruladı. Kurşun beyni ve sinir sistemini etkileyerek nöbetlere, komaya ve bazen de ölüme yol açıyor. Baryum sindirim sisteminde hasara ve felce yol açarken, antimon cilt ve gözlere zarar veriyor, kalp ve akciğerlerde sorunlara yol açıyor.
Ancak en endişe verici olan, ekibin bulduğu beyaz fosforun etkileri. Bazı örneklerde, kilogram başına 97,000mg gibi yüksek düzeyde zehirli madde bulundu. Maksimum güvenli konsantrasyon 800 mg’dır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beyaz fosforun etkileri arasında “kardiyovasküler etkiler ve çökme, böbrek ve karaciğer hasarı, bilinç bozukluğu ve koma” yer alıyor. Örgüt ayrıca “Şok, karaciğer veya böbrek yetmezliği, merkezi sinir sistemi veya miyokardiyal hasar nedeniyle ölüm meydana gelebilir” diye de ekliyor.
UNDP’nin etkilenen topraklara ilişkin çalışması, 2023 sonuna kadar sınır ötesi çatışmaların ilk üç ayını kapsıyor. Yakında yayınlanacak olan bir sonraki rapor, hasara ilişkin daha güncel bilgiler verecektir.
Tahribatın değerlendirilmesi
Lübnan Tarım Bakanlığı tarafından derlenen ve Majalla tarafından görülen istatistikler, 8 Ekim 2023 ile 5 Haziran 2024 tarihleri arasında güney Lübnan’da beyaz fosfor nedeniyle meydana gelen şaşırtıcı 812 yangını gösteriyor. Bu yangınlarda, 2.4 milyon metrekarelik tarım arazisi tamamen yandı ve 6.5 milyon metrekarelik alan da zarar gördü. Hasarın boyutu hala tam olarak netleşmiş değil. Güney Lübnan Konseyi Başkanı Haşim Haydar, Majalla’ya yaptığı açıklamada, savaş nedeniyle zarar gören tarım alanının yaklaşık 10 milyon metrekare olduğunun tahmin edildiğini söyledi.
“Çoğu beyaz fosfor nedeniyle zarar gördü. Bu, tarım sektörüne en az beş yıl boyunca zarar verebilir. Bazı köyler ve bölgeler erişilemez durumda, bu da zarar tespitini engelliyor” dedi. Ayrıca, 1,700’den fazla evin yıkıldığını ve 14,000’den fazla evin zarar gördüğünü, ancak herhangi bir tazminat ödenmediği ekledi. Çatışmaların sonunda, toplam zararın “tahminlerimizden çok daha büyük olacağını” düşünüyor.
Haydar sahadaki ekiplerden ve köy liderlerinden gelen verilere dayanarak su ve elektrik altyapısı, sağlık hizmetleri ve yolların onarımı da dahil maddi hasarın 2,5 milyar dolar, altyapı hasarının ise 500 milyon dolar olduğunu tahmin ediyor.
Zarar gören diğer sektörler
Bölgedeki kümes hayvancılığı, büyükbaş hayvancılık ve su ürünleri sektörleri neredeyse tamamen yok olmuş durumda; 12 büyük çiftlik yerle bir oldu ve birçok tavuk sürüsü ya İsrail bombardımanıyla ya da çiftçilerin onlara ulaşamaması ve besleyememesi nedeniyle telef oldu.
Lübnan Tarım Bakanlığı yaklaşık 340.000 kuşun ve 1.000’den fazla çiftlik hayvanının telef olduğunu açıkladı. Ayrıca 370 arı kovanı yok olurken 3,000 kovan da bombardıman ve yerinden edilme nedeniyle kısmen zarar gördü. Tütün sezonu da darbe aldı. İsrail bombardımanı, genellikle Nisan ayında yapılan bu önemli ürünün ekimini sekteye uğrattı. Zararın boyutu henüz net değil.
Tütün ekimi Güney Lübnan’da 17,000 ailenin başlıca gelir kaynağı ve 2023 rakamlarına göre yaklaşık 50 milyon dolar değerinde, ancak yangınlar genellikle tütün ekilen geniş alanları etkiledi. Lübnan Tütün İdaresi’nden Cafer el-Hüseyni, Majalla’ya yaptığı açıklamada, 2023 mahsulünün tamamının büyük zorluklarla erkenden hasat edildiğini ve cephe köylerinin ötesindeki depolarda saklandığını söyledi. Tüm mahsul için nakit dolar ödendi.
Diğer mahsuller, özellikle hafif acılığı ile bilinen Güney Lübnan’ın ünlü Baladi ve Souri zeytinleri de risk altında. Bu zeytinler, Akdeniz kıyısındaki en eski çeşitlerden bazılarıdır. Güney Lübnan ve Nabatiye, Lübnan’ın toplam zeytin üretiminin %22’sine katkıda bulunuyor ve bunun değerinin yaklaşık 30 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor, ancak bakanlık verileri, İsrail bombardımanı nedeniyle 60.000’den fazla yaşlı zeytin ağacının zarar gördüğünü gösteriyor.
İnsan yok, para yok
El-Hüseyni 44 sınır köyünün şu anda boş olduğunu söyledi. Bu köyler güney Lübnanlı çiftçilerin yaklaşık %40’ını ve üretimin de aynı oranını oluşturuyor. Hüseyni İsrail mermilerinin menzilindeki 13 köyün daha terk edildiğini sözlerine ekledi. Sakinlerinin %95’inin kalmayı tercih ettiği Rmeish, bölgede hala aktif olarak tarım yapılan sadece üç köyden biri, diğerleri ise Dibl ve Qleiaa.
Diğer birçok köyde ve civar bölgelerde, beyaz fosforun uzun vadeli etkileri toprağı tarım yapılamaz hale getirdi ve yeraltı sularını kirletti. El-Hüseyni, bazı tütün üreticilerinin evlerinin yıkıldığını ancak hiçbir tazminat alamadıklarını söylüyor. Tartışmalar arasında bazıları, İsrail’in bombardımanına Hizbullah’ın roketlerinin neden olduğunu, dolayısıyla zararı Hizbullah’ın ödemesi gerektiğini söylüyor. Diğerleri ise devletin derin bir ekonomik çıkmazda olmasına rağmen tazminatın devlet kasasından karşılanması gerektiğini söylüyor.
Henüz sönmedi
Yeniden inşa masraflarını karşılayacak para olmadığı için pek çok kişinin geri dönüp çiftçiliğe devam etmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. El-Hüseyni, “Savaş devam ettiği sürece tazminattan söz etmek mümkün olmayacak” diyor. Haydar devlet yardımından umutlu değil, bu yüzden Lübnan’ın Arap komşularından yardım istemesini öneriyor. Özellikle Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar sona erecek gibi görünmediğinden çok az kişi bunun uygulanabilir bir seçenek olduğunu düşünüyor.
Haziran başında sınıra yaptığı bir ziyarette Başbakan Binyamin Netanyahu İsrail’in “kuzeyde çok yoğun eylemlere” hazır olduğunu söyledi. Hizbullah’ın 3,700 dönümlük İsrail tarım arazisini yakması ve İsrail bombardımanının Lübnan ormanlarını ateşe vermesiyle birlikte hasar artmaya devam ediyor. Yangınları takip eden uydu görüntüleri Mayıs ortasından bu yana bir artış olduğunu ve 2 Haziran’ın şimdiye kadarki en kötü gün olduğunu gösteriyor.
Savunma analistleri, İsrail’in 24 yıl önce nihai olarak çekilmeden önce yaptığı gibi bir tampon bölge oluşturmak için Güney Lübnan’da bir kara saldırısı olasılığını göz ardı etmiyor. Yoksul çiftçilerin daha fazla mücadele etmesi gerekebilir.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












