Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsraillilerin en az yüzde 80’i İran’a saldırıyı destekliyor

Yayınlanma

İsrail düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) tarafından yapılan bir ankete göre, İsrail halkının açık çoğunluğu İran’a yönelik saldırıları destekliyor.

Anket, pazar ve pazartesi günleri İsrail’de gerçekleştirildi. Ankete yaklaşık 950 kişi katıldı.

Ankete katılanların yüzde 80,5’i İran’a yönelik askeri operasyonu desteklediklerini söyledi.

Öte yandan, yüzde 13,5’i operasyona karşı olduklarını belirtti.

Destekçilerin yüzde 20,5’i “biraz destekliyor”, yüzde 60’ı ise “kesinlikle destekliyor.”

Buna karşılık, karşı çıkanların yüzde 7,5’i “biraz karşı çıkıyor”, yüzde 6’sı ise “kesinlikle karşı çıkıyor.”

Yüzde 6 “bilmiyorum” yanıtını verdi.

Ankete katılanların yüzde 63’ü, İran’daki rejim devrilene kadar operasyonun devam etmesi gerektiğini söyledi.

Yüzde 15’i ise mümkün olan en kısa sürede ateşkesin sağlanması gerektiğini belirtti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yüksek güven duyduğunu belirten katılımcıların oranı, önceki ankete göre dört puan arttı.

Halkın yüzde 69’u askeri harekatın İran yönetimine önemli zarar vereceğini değerlendiriyor; bunların yüzde 22’si rejimin tamamen çökebileceğine inanıyor.

Ayrıca, halkın yüzde 62’si en fazla bir ay süreyle savaş durumunda yaşamaya hazır olduğunu belirtiyor.

Halkın çoğunluğu (yüzde 77) kampanyanın amacının açık olduğunu belirtirken, bunların yüzde 34’ü “büyük ölçüde” ve yüzde 43’ü “çok büyük ölçüde” diyor.

Ankete aktılanların yüzde 5’i kampanyanın amacının belirsiz olduğunu belirtiyor.

Milliyetler arasında belirgin bir fark göze çarpıyor: Yahudi halkın yüzde 86,5’i kampanyanın amaçlarının net olduğunu belirtirken, Arap halkın yüzde 39’u bu görüşte.

INSS’in bildirdiğine göre anket verileri iPanel’in yardımıyla toplandı. Toplam 805 katılımcı anketi İbranice, 149 katılımcı ise Arapça olarak çevrimiçi olarak tamamladı.

Ortadoğu

İran’dan ABD’ye savaşı Wall Street ve Manhattan’a taşıma tehdidi

Yayınlanma

İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kıdemli Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Tahran’ın ABD ile geleneksel bir savaş yürüttüğünü ve henüz asimetrik savaşa geçmediğini belirtti. Nakdi, asimetrik savaşın Wall Street ve Manhattan dahil her yerde savaşı kapsayacağını, ancak insansız hava araçları ile füzelerin şimdiye kadar güvenliği sağlamaya yettiğini söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kıdemli Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Tahran yönetiminin ABD ile savaşı geleneksel anlamıyla yürüttüğünü ve henüz asimetrik savaşa geçmediğini söyledi. Nakdi’nin el-Meyadin kanalına verdiği mülakatın kaydı YouTube üzerinden yayımlandı.

Çatışmaların yeniden başlaması durumunda Ortadoğu dışındaki Amerikan hedeflerine yönelik olası saldırı ihtimaline değinen Nakdi, bazı analistlerin ve medya organlarının dile getirdiği “İran’ın asimetrik savaş yoluyla kazanabileceği” yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirtti.

Asimetrik savaş kavramını tanımlayan Nakdi, bu yöntemin düşmanın nerede, nasıl ve hangi araçla gerçekleştirileceğini hiçbir şekilde öngöremediği eylemleri kapsadığını ifade etti.

Nakdi, “Düşman ne olduğunu anlasa bile bunun üstesinden gelecek veya buna karşı koyacak bir araca sahip olamaz. Asimetrik savaş istisnai bir durumdur” dedi.

İran’ın elindeki imkanlara ve kozlara ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Nakdi, “İslam Devrimi’nin temel enerjisi henüz açığa çıkmadı; bu enerji son aşamalar için saklanıyor. Asimetrik savaş; Wall Street’te ve Manhattan’da savaş demektir. Yani devreye giren kullanılmamış imkanlarla her yerde ve her zaman yürütülen bir savaşı ifade eder” değerlendirmesinde bulundu.

İranlı general, ülkesinin güvenliğini şimdiye kadar insansız hava araçları ve füzelerle sağladığını, dolayısıyla bu tür adımlara bugüne dek ihtiyaç duyulmadığını kaydetti.

ABD’den “ekonomik operasyon” adımı

ABD, ağustos ayı ortasında askeri baskıdan finansal yaptırımlara yönelerek İran’a karşı kapsamlı bir “ekonomik operasyon” başlattığını duyurmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump konuya ilişkin açıklamasında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne anlaşma yapması için benden daha fazla fırsat tanıyan kimse olmadı. Ne yazık ki bundan yararlanmadılar. Bu nedenle bugün, herhangi bir ülkeye karşı şimdiye kadar yürütülen en yıkıcı ekonomik operasyonu ilan ediyorum” ifadelerini kullanarak Tahran’a yönelik benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanacağını belirtmişti.

Gelişmelerin ardından İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, ülkenin ham petrol ihracatının neredeyse tamamen durduğunu açıkladı.

Tahran’ın en önemli ticaret ortakları arasında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri de (BAE) ikinci bir duyuruya kadar İran ile yürütülen tüm mali işlemleri askıya aldığını bildirdi.

Uygulanan finansal baskının etkisiyle İran riyali hızla değer kaybederek tarihi dip seviyesini gördü. Ülke para birimi, 23 Ağustos itibarıyla 1 ABD doları karşısında 1,992 milyon riyale kadar geriledi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD’den İran’ın askeri kapasitesini hedef alacak yeni saldırı planı

Yayınlanma

Trump ve danışmanlarının, İran’ın gemileri hedef alma kapasitesini yeniden kazanmasını engellemek için Hürmüz Boğazı’nda saldırılar düzenleme seçeneğini değerlendirdiği bildirildi. Axios’un haberine göre Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından desteklenen plan, İran’a karşı periyodik askeri adımları içeriyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve yardımcılarının, İran’ın gemilere saldırmak amacıyla radar ve füze kabiliyetlerini yeniden tesis etmesini engellemek için Hürmüz Boğazı’nda saldırılar düzenleme seçeneğini değerlendirdiği bildirildi.

Axios haber sitesinin üç Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre hazırlanan plan, petrol tankerlerine, ABD Donanması gemilerine ve ABD Hava Kuvvetleri uçaklarına yönelik İran saldırısı riskini azaltmayı ve Tahran’ın askeri kapasitesini belirli aralıklarla sınırlandırmayı hedefliyor.

Haberde, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) İran’ın gemilere daha isabetli saldırılar düzenleyebilmek için teknolojisini yeniden geliştirme çabalarından endişe duyduğu belirtildi.

Amerikalı bir yetkili, boğazdaki gemilere koruma sağlayan bir ABD F-35 savaş uçağına uçaksavar füzesi fırlatılmasını bu duruma örnek gösterdi.

Füzenin tehdit oluşturacak kadar yaklaşmadığı, ancak bu girişimin İran’ın askeri kabiliyetini yeniden inşa etmeye çalıştığının bir işareti olarak görüldüğü aktarıldı.

CENTCOM’un üst düzey yetkililere, bu şartlar altında ordunun İran’a periyodik olarak saldırılar düzenlemesinin gerekebileceğini bildirdiği ifade edildi.

Amerikalı yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in planı desteklediğini ve birkaç gün önce Beyaz Saray’a ilettiğini belirtti.

Yetkililer, Beyaz Saray’ın daha önce saldırıları onaylamama eğiliminde olduğunu, ancak İran’ın Ürdün’deki Amerikan üslerine düzenlediği füze saldırılarının Trump’ın fikrini değiştirebileceğini kaydetti.

Beyaz Saray ise Trump’ın tüm seçenekleri masada tuttuğunu bildirdi. Açıklamada, “İranlılar bir anlaşmaya varmak istiyor ancak her zaman bir gün geç kalıyorlar ve bir dolarları eksik kalıyor” ifadelerine yer verildi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Ağustos’ta Ürdün’deki iki ABD üssüne düzenlenen saldırıda teknik bakım altyapısının imha edildiğini duyurmuştu. Trump ise ertesi gün buna İran’a yönelik sert bir saldırıyla karşılık vereceğini vadetmişti.

Söz konusu gelişmeler, Amerikan ordusunun Hürmüz Boğazı’ndaki Larak Adası’nda bulunan iki İran fırlatma rampasını hedef almasının ardından yaşandı.

Axios’un haberinde, ABD güçlerinin bu saldırı öncesinde Devrim Muhafızları mensuplarının füze ve deniz mayını fırlatmaya hazırlandığını tespit ettiği bilgisine yer verildi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’nin İsrail ile gizli temasları ortaya çıktı

Yayınlanma

Africa Intelligence portalının haberinde Sudan’da iç savaş yürüten paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri liderliğinin, İsrail ile gizli güvenlik ve istihbarat temaslarında bulunduğu belirtildi. Örgütün başlıca destekçisi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri hakkında ise Uluslararası Ceza Mahkemesine soykırıma ortaklık suçlamasıyla başvuruldu.

Sudan’da soykırımla suçlanan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) üst yönetiminin, 2023 yılında iç savaş başlamadan önceki dönemden bu yana İsrail ile gizli ve üst düzey güvenlik ve istihbarat temasları yürüttüğü ileri sürüldü.

Africa Intelligence portalının yer verdiği habere göre, “Hamideti” adıyla bilinen HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu, İsrail Dışişleri Bakanlığı Afrika Dairesi temsilcileri ve İsrailli istihbarat yetkilileriyle görüşmeler yapmak amacıyla Mayıs 2025 ve Şubat 2026’da gizlice Tel Aviv’e gitti.

Hamideti’ye her iki ziyarette de HDK’nin iki numaralı ismi olan kardeşi Abdürrahim ile diğer kardeşi Algoney eşlik etti.

Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çatışan HDK ile İsrail arasındaki ilişkilere dair iddialar daha önce de kamuoyuna yansımıştı.

İsrail gazetesi Haaretz ile Hollanda merkezli araştırmacı gazetecilik kuruluşu Lighthouse, 2022 yılında eski İsrail istihbarat görevlisi Tal Dilian ile bağlantılı bir uçağın HDK’ye Avrupa Birliği üretimi gelişmiş telefon izleme ve bilgisayar korsanlığı donanımları ulaştırdığını bildirmişti. Dilian, Güney Kıbrıs merkezli özel istihbarat şirketi Intellexa ağının kurucusu olarak biliniyor.

BAE’nin rolü ve UCM’ye yapılan başvurular

İsrail’in HDK’ye güvenlik ve istihbarat desteği sağladığı öne sürülürken, örgütün ana destekçisinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu kaydediliyor.

Abu Dabi yönetiminin HDK’ye ağır silahlar, insansız hava araçları, zırhlı araçlar, mühimmat, lojistik imkanlar ve geçiş güzergahları temin ettiği, ayrıca başta Kolombiya olmak üzere yabancı paralı savaşçıları Sudan’a sevk ettiği ifade ediliyor.

ABD hükümeti, Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, HDK’nin Sudan’da soykırım suçu işlediğini belgeleyen raporlar yayımladı.

Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezinin öncülüğündeki insan hakları örgütleri koalisyonu, geçen ay Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) başvurarak üst düzey BAE yetkilileri ile diğer bölgesel aktörlerin Sudan’daki Arap olmayan topluluklara yönelik soykırıma ortak oldukları gerekçesiyle soruşturulmasını talep etti.

Başvuru dosyasında bahsi geçen isimler; HDK ve Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne silah, mali kaynak ve paralı savaşçı sağlayarak soykırım, savaş suçları ile insanlığa karşı suçların icrasına zemin hazırlamak ve bu suçlara bilerek yardım etmekle suçlandı.

Sudanlı mağdurlar tarafından yapılan ayrı bir başvuruda ise HDK’nin finanse edilmesi ve silahlandırılmasındaki rolü nedeniyle BAE Devlet Başkan Yardımcısı Mansur bin Zayid Al Nahyan’ın ismi verildi.

Başvuruda cinayet, işkence ve tecavüz vakalarının yanında, HDK mensuplarının kaçmaya çalışan sivilleri araçlarla ezdiği olaylar da yer aldı.

Belgelerde ayrıca 26 Ekim 2025’te Faşir’in kontrolünün el değiştirmesine dikkat çekildi. BM verilerine göre kentte üç gün zarfında 6 bin kişi öldürüldü.

İngiltere’ye silah satışı eleştirisi

İngiltere de BAE’ye onay verdiği askeri ihracat lisansları sebebiyle HDK’ye dolaylı destek sağlamakla eleştiriliyor.

Londra yönetiminin son üç yılda BAE’ye yaklaşık 565 milyon dolarlık silah satışına onay verdiği ve İngiltere’de üretilen bazı askeri malzemelerin sonradan HDK’nin eline geçtiği tespit edildi.

Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarından Nathaniel Raymond, İngiliz Parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarasında gerçekleştirdiği hitapta, İngiliz yetkililerin yaklaşık 60 bin kişinin yaşamını yitirdiği katliamın yaklaştığını gösteren iki yıllık anlık istihbaratı göz ardı ettiğini dile getirdi.

Raymond, Londra’nın “BAE ile ekonomik, güvenlik ve diplomatik ilişkilerini; sivillerin kasıtlı olarak aç bırakılmasını, zorla yerinden edilmesini ve soykırım niteliğindeki katliamı önlemenin önüne koyduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English