Bizi Takip Edin

Avrupa

Jacques Baud vakası: Bern, AB’yi protesto etti

Yayınlanma

Editörün notu: İsviçre Federal Dışişleri Bakanlığı, eski İsviçre ordusu albayı Jacques Baud’a yönelik AB yaptırımlarına karşı, yasal sürecin işletilmediği ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle Brüksel’e resmi bir protesto notası verdi. İsviçre asıllı jeopolitik analist ve hukuk uzmanı Dr. Peter Hänseler, Bern hükümetinin bu gecikmiş tepkisinin kendi inisiyatiflerinden ziyade, uluslararası alanda artan baskı ve alternatif medyanın yoğun desteği sayesinde gerçekleştiğini vurguluyor. Hänseler, Patrik Baab, Yargıç Napolitano ve Scott Ritter gibi isimlerin Baud’a verdikleri güçlü destek ve yürüttükleri kampanyaları detaylandırıyor.

Resmi protestoya rağmen Jacques Baud’un Brüksel’de hala parasız ve komşularının yardımına muhtaç bir halde yaşadığına dikkat çeken  Hänseler, Churchill’in sözlerine atıfta bulunarak, bu gelişmenin henüz bir zafer değil, sadece mücadelenin “başlangıcının sonu” olduğunu belirtiyor.


Jacques Baud vakası: Bern, AB’yi protesto etti!

Peter Hänseler
Forum Geopolitica
11 Ocak 2026

Dün akşam, Federal Dışişleri Bakanlığı’nın (FDFA), Jacques Baud’un AB tarafından yaptırıma tabi tutulmasından 26 gün sonra Brüksel’de resmi bir protesto notası verdiğini öğrendik. Bakanlık, Jacques Baud’a uygulanan yaptırımlardan önce yasal sürecin işletilmediğini ve ifade özgürlüğüne saygı gösterilmediğini savundu.

Bern’in bir İsviçre vatandaşına yönelik bu hukuksuz eyleme tepkisi oldukça geç geldi. Federal Konsey Üyesi Jans’ın aptalca sırıtışını, Jans’ın meslektaşı Schinzel’in X üzerindeki karalayıcı ifadelerini ve Yarbay Kohler’in Baud’a karşı yürüttüğü açık karalama kampanyasını hatırlıyoruz. Kohler, hukuki analizimiz ve iftira kanıtlarımızla yüzleştiğinde, yazdığı broşürü “bilişsel savaş üzerine vaka çalışması” olarak tanımlamış ve “kişisel suçlamaları” asılsız bularak reddetmişti. Bu konuya katkımız şuydu: “Pascal Kohler: Kaja Kallas’ın Borazanı.“

Yasal süreç yok

Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis liderliğinde AB hukukunun ve kararlarının otomatik olarak benimsenmesini savunan bakanlık, artık AB’de “yasal sürecin” geçmişte kaldığını fark ediyor gibi görünüyor. AB, kendi tüzüğünün 11. Maddesi‘ne aykırı olarak, en son Nazi Almanyası’nda görüldüğü üzere, herhangi bir suç işlenmemiş olmasına rağmen tüm ülkelerin vatandaşlarını cezalandırma, haklarından mahrum bırakma ve mülksüzleştirme yoluna gitti (Mayıs 2025 tarihli “AB Alman gazetecilere yaptırım uyguluyor” başlıklı analizimize bakınız). Etkilenen düzinelerce kişiye kendilerini savunma veya dinlenilme hakkı asla verilmedi. Muhaliflerin bu şekilde ortadan kaldırılması bir mahkeme tarafından değil, AB’nin siyasi kolu olan “Avrupa Birliği Konseyi” tarafından emrediliyor. Demokratik yollarla seçilmemiş parti bürokratlarının keyif sürdüğü Konsey’in başında, yine demokratik yollarla seçilmemiş Kaja Kallas bulunuyor. Orta Çağ’a geri döndük.

Birçok Kesimden Gelen Baskı İlk Sonucu Verdi

Bern’deki hanımefendilerin ve beyefendilerin başlangıçtaki eylemsizliği, mevcut olumlu rota değişikliğinin kendi müzakerelerinin değil, son günlerde artan uluslararası baskının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Bu tutumu 18 Aralık tarihli “Jacques Baud Yaptırıma Uğruyor: İsviçre ise Derin Uykuda” başlıklı makalemizde sert bir dille eleştirmiştik ve bu konuda yalnız değildik.

Baskı sadece İsviçre’den gelmedi. Dünya genelinde sayısız alternatif medya kuruluşu Jacques Baud’a sahip çıktı. Almanya’da, diğerlerinin yanı sıra, Florian Warweg’in 19 Aralık gibi erken bir tarihte federal basın toplantısında Alman hükümetinin eylemlerini sorguladığı Nachdenkseiten‘dan bahsetmek isterim. Basın sözcüsünün kısa ve öz yanıtı, dezenformasyon yaydığınızda başınıza bunun geleceği ve gelecekte de gelmeye devam edeceği şeklindeydi; Alman hükümetinin duruşu işte bu kadar.

Bizim için de yazan Patrik Baab büyük bir cesaret gösterdi. İlk imzalayanlar arasında yer aldığımız ve halen devam eden “Buraya kadar, daha ileri değil” imza kampanyasını başlattı: Çağrım şudur:

Lütfen imzalayın; bağlantı burada!

Halen Almanya’da yaşayan Patrik Baab, Jacques Baud uğruna kendi ülkesinde siyasi zulmü ve hatta tutuklanmayı göze alıyor; kendisine şapka çıkarıyoruz!

İsviçre’de de özellikle alternatif medya kuruluşları benzeri görülmemiş bir fikir alışverişi ve karşılıklı destek içine girdi. Onlarca yıldır özgürlük için kampanya yürüten Vital Burger’in bir girişimi de hayata geçiyor. Vital, şu anda [email protected] adresinden 5 İsviçre Frangı karşılığında sipariş edilebilen “Nous sommes Jacques” (Hepimiz Jacques’ız) yazılı bir rozet hazırladı.

İşbirliği mükemmel ve böyle kalmalı; mesele bireysel yayıncıların egoları değil, sadece Jacques Baud.

Kampanyanın başında uyum sağlıyormuş izlenimi veren ve editörü Rafael Lutz’un Pascal Kohler hakkında “Bir ‘sörf eğitmeni’ kışkırtıcıya dönüşüyor” başlıklı harika bir makale kaleme aldığı Weltwoche, geçen hafta U dönüşü yaptı. Roger Köppel, “Pascal Kohler: Kaja Kallas’ın Borazanı” başlıklı makalemizi çevrimiçi yayınlamayı ve Rafael’in makalesini bize sunmayı reddetti. Gerekçesi şuydu:

“Weltwoche bağımsız bir medya şirketidir ve bu bağımsızlık önemlidir. Bütün mesele bu. Weltwoche makalelerini yeniden basmak gibi bir insan hakkı yoktur.” – Roger Köppel, 8 Ocak 2026

Roger Köppel, Jacques Baud’a yardım ediyor ancak sadece gazetesini satın alırsanız. Roger Köppel’in bu savaştaki tavrını değiştireceği umuluyor; zira konu sadece ve sadece Jacques Baud ile ilgili ve bu kez mesele ticaret değil.

Şahsen beni en çok memnun eden, Amerikalı meslektaşların Jacques Baud’a tam destek verme konusundaki istekliliği oldu. Jacques Baud ABD’de de muazzam bir destek buldu. Pek çok ismin yanı sıra Yargıç Napolitano ve Scott Ritter’dan bahsetmek isterim. Şahsen çok iyi tanıdığım ve gerçek bir dost olarak gördüğüm Yargıç Napolitano, mükemmel kanalı “Judging Freedom“da Jacques Baud ile röportaj yaptı. Yargıç Napolitano’nun sözlerini kullanmak gerekirse: “Bravissimo!”

Yakın bir dostum ve yazarlarımızdan biri olan Scott Ritter, bir Deniz Piyadesine yakışır şekilde Jacques Baud için elinden geleni yaptı. Sadece bizimle birlikte Kaja Kallas’a çok özel bir aşk ilanı olan “Cezalandır beni, seni sürtük!” başlıklı zehir zemberek bir makale yayınlamakla kalmadı, aynı zamanda Yargıç Napolitano’nun programı da dahil olmak üzere sayısız röportajda Jacques Baud’u gündeme getirdi ve savundu.

Belki de Başlangıcın Sonu

Jacques Baud henüz kurtulmuş değil; bundan hala çok uzağız. Resmi İsviçre derin uykusundan uyanmış olsa da Jacques Baud hala Brüksel’deki dairesinde parasız, haklarından mahrum ve kendisini kelimenin tam anlamıyla açlıktan kurtaran komşularının gıda yardımına muhtaç halde sıkışıp kalmış durumda; 1943 Sachsenhausen’inden değil, 2026 Brüksel’inden bahsediyoruz!

Winston Churchill’in 1942’de İngilizlerin Afrika’da Wehrmacht’a karşı kazandığı ilk askeri başarının ardından söylediği nükte, tüm destekçilere henüz çok fazla yol kat etmediğimizi hatırlatmalı:

“Bu bir son değil. Sonun başlangıcı bile değil. Ama belki de başlangıcın sonudur.”- Winston Churchill, 1942

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English