Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Jeffrey: Uluslararası güçler Suriye için “asgari davranış standartlarını” belirleyecek

Yayınlanma

ABD’li emekli diplomat James Jeffrey, Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmadan sonra Suriye’nin geleceğini yazdı.

Al Majalla için bir yazı kaleme alan ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi ve eski Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey, Suriye’nin yeni bir iç savaşa düşmeyecek şekilde birliğinin sağlanması gerektiğini savundu.

Jeffrey’e göre bu, Şam’ın ülkenin çeşitli etnik ve dini azınlıklarına el uzatması ve şiddet içeren hükümet baskısından kaçınması ile mümkün.

Jeffrey ayrıca, kültürel ve siyasi haklar, yetkililerin seçimi ve polislik ve kamu maliyesinin demokratik denetimi dahil olmak üzere, yerel ve bölgesel özyönetim biçimlerini yürürlüğe koyması gerektiğini de belirtti:

“Bu tür bir yol haritası Orta Doğu’da pek yaygın olmasa da, Irak anayasasında yer alıyor ve 2006 yılından bu yana Kürtlerin yaşamadığı bölgelerde önemli ölçüde işe yarıyor (Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bu anayasanın farklı hükümlerine göre çalışıyor ve Suriye’ye pek uygulanabilir değil).”

Bu noktada “uluslararası toplum”un yardımcı olabileceğine işaret eden Jeffrey, ABD’nin bölgesel ve uluslararası güçleri bir araya getirerek, Şam’a sağladıkları iktisadi yardım ve diplomatik desteği “yerel yönetişim ve insan hakları sorunlarının çözümü” ile ilişkilendirebildiği durumda, Şam’deki yönetimin işbirliği yapmasının muhtemel olduğunu savundu.

Jeffrey, Kürtlerin “tam entegrasyonuna” yönelik ilerlemenin, sadece Suriye’deki en önemli proje olmakla kalmayıp, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze barış planının ikinci aşamasının uygulanması ve İran ile görüşmelerle birlikte Orta Doğu’daki en önemli proje olarak da öne çıktığını yazdı.

ABD önderliğindeki uluslararası güçlerin yapması gerekeni “koşullu destek, kolektif baskı” diye özetleyen emekli diplomat, ABD’nin egemen devletlerin iç dinamiklerine çözüm dayatamayacağını öğrendiklerini vurguladı.

Öte yandan hem ABD’nin hem de uluslararası ortaklarının, “kabul edilemez konularda” tek ses olarak konuşabileceklerine işaret eden Jeffrey, “Bu, merkezi hükümet ile yerel milisler arasında yeniden başlayan çatışmaların kesin bir şekilde reddedilmesiyle başlar. Örneğin, geçen yaz Dürzi çoğunluklu bir eyalet olan Suveyda’da yaşanan kanlı çatışmalar gibi,” dedi.

“Uluslararası toplum”un, azınlık bölgelerinde merkezi hükümetin güvenlik varlığının azaltılması ve yerel olarak kontrol edilen polis güçlerinin kurulması için baskı yapabileceğine işaret eden Jeffrey, buna karşılık, Kürtler, Dürziler ve diğer azınlık gruplarının, ağır ve mürettebatlı silahları hizmet dışı bırakmayı taahhüt etmesini ve bu bölgelerde yerel koordinasyonun ardından merkezi hükümet güçlerinin hareket özgürlüğüne izin vermesini tavsiye etti.

Jeffrey şöyle devam etti:

“Bunun ötesinde, uluslararası toplum iç ilişkiler konusunda önerilerde bulunabilir, fakat hiçbir dış aktör kendi fikirlerine destek veren bir oyun planının uygulanmasında ısrar etmemeli. Uluslararası toplum, özellikle azınlıklara ve vatandaşlara karşı haksız güç kullanımı konusunda asgari davranış standartları konusunda ısrarcı olmalı. Bu standartlara uyum, dış yardımla bağlantılandırılmalı ve tüm uluslararası destekçiler tarafından toplu olarak uygulanmalı.”

ABD’nin Suriye’ye yapabileceği diğer yardım ise, yine Jeffrey’e göre, ülkede asker ve nüfuz sahibi yabancı güçler: İran, Rusya, İsrail ve Türkiye.

Jeffrey’e göre Beşar Esad devrildikten sonra İran’ın etkisi artık göz ardı edilebilir. Ona göre İran’ın Suriye’ye her açıdan dönüşünü engellemek Suriye’nin ve bölgenin en önemli önceliği olmalı.

Yeni Suriye yönetiminin zaten böyle bir isteğinin olmadığını kaydeden Jeffrey, İsrail ve Türkiye’nin de İran’ın Suriye’ye geri dönüşüne karşı olduğunu hatırlattı.

Rusya’nın askeri varlığının ABD için öncelikli olmadığının, İsrail ile Türkiye’nin de Rus varlığını birbirine karşı denge unsuru olarak gördüğünün altını çizen diplomat, esas izlenmesi gereken meselenin İsrail ile Türkiye olduğunu belirtti.

Jeffrey, Türkiye hakkında şunları yazdı:

“Ankara’nın Şam’daki güçlü konumu, bundan sonra olacaklar konusunda belirli bir sorumluluk anlamına geliyor. En acil sorun, başarısızlıkla sonuçlanabilecek Kürt entegrasyonu. Eğer bu başarısız olursa ve Şam, Ankara’daki bazı kesimlerin teşvikiyle SDG’ye yönelik saldırılarına yeniden başlarsa, Türkiye suçlanacaktır. Bu suçlama ise, IŞİD’in yenilmesinde merkezi bir rol oynadığı için SDG’yi seven Türkiye’nin Avrupa’daki ticaret ve NATO ortaklarıyla ve Washington ile ilişkilerini zedeleyecektir. Dahası, güçlü ve askeri açıdan başarılı bir Türkiye, Suriye’de aynı derecede zafer kazanmış İsrail ile yan yana durmakta ve Gazze gibi diğer ikili sürtüşmelerin Suriye’ye sıçrama riski bulunmaktadır.”

Ortadoğu

Hamas silahsızlanmayı kabul etti: Peki İsrail anlaşmayı neden reddetti?

Yayınlanma

Aylardır Hamas’ın silahsızlandırılması, Trump destekli Gazze barış planındaki en büyük anlaşmazlık konusu olarak sunuluyordu. Geçen hafta ise Hamas, silahlarını bırakmasını öngören ABD destekli bir çerçeveyi kabul etti. Geçen perşembe Trump, kendi Barış Kurulu tarafından hazırlanan ve 20 maddelik planının bütünüyle uygulanmasını sağlamayı amaçlayan anlaşmayı sosyal medyada “TARİHİ” ve “kalıcı BARIŞ ve GÜVENLİĞE doğru devasa bir adım” sözleriyle övdü. Ertesi gün Trump, İsrail’in anlaşmadan “çok memnun” olduğunu söyledi.

Ancak durumun bundan oldukça farklı olduğu açık.

O tarihten bu yana İsrail, “ciddi güvenlik kaygılarını” gerekçe göstererek silahsızlanma yol haritasına güçlü biçimde karşı çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu salı günü İsrail’in bu çerçeveyi “kabul etmediğini” ve “Hamas tamamen silahsızlandırılana kadar mevcut hatlarından” çekilmeyeceğini söyledi. İsrail ayrıca planın açıklanmasından bu yana Gazze’de bir dizi hava saldırısı düzenleyerek Barış Kurulu’nun tepkisini çekti.

Uzmanlar Foreign Policy’ye, İsrail’in Hamas için silahsızlanma planına yönelik tutumunun en azından ülkenin merakla beklenen ekim seçimleri sonrasına kadar değişmesinin son derece düşük ihtimal olduğunu söyledi. Bu seçimlerde İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Netanyahu iktidarı kaybedebilir.

Güvenlik düşünce kuruluşu RAND’de İsrail politikaları alanında seçkin kürsü başkanı olan Shira Efron, “Sorun şu ki siyasi açıdan, İsrail’de ve özellikle seçimlerden önce, İsrail hükümetinin [planı] kabul etmesi neredeyse imkânsız” dedi. “Netanyahu ve bu koalisyon İsraillilere mutlak zafer sözü verdi” diyen Efron, İsrail başbakanının seçimler öncesinde Hamas ’a taviz veriyormuş ya da Gazze’de toprak bırakıyormuş gibi görünmek istemediğini de ekledi.

Anlaşma, doğrulama mekanizmasında Katar ve Türkiye’nin potansiyel rolü nedeniyle de İsrail açısından kabul edilmesi güç bulunuyor. Efron, “Bugünkü İsrail zihniyetinde Katar neredeyse düşman bir devlet, Türkiye de aynı şekilde” dedi ve İsrail’de bazı kesimlerin Türkiye’yi “yeni İran” olarak gördüğünü vurguladı.

Ancak Netanyahu ekimde kaybetse bile uzmanlar İsrail’in tutumunda hızlı bir değişiklik beklemiyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında yardımcı araştırmacı olan Julie Norman, “Yeni bir hükümetin birdenbire Gazze’de büyük tavizler vermesi çok zor olurdu” dedi.

Tüm tarafların onay vermesinin ardından kesin takvimin belirlenmesi için 14 günlük bir süre öngören silahsızlanma çerçevesi, Gazze’de tüm tarafların askeri operasyonları durdurmasını talep ediyor ve süreci İsrail askerlerinin bölgeden aşamalı olarak çekilmesine bağlıyor.

Ancak İsrail’in yakın zamanda Gazze’den çekilmeye niyeti olmadığına inanmak için birçok neden var.

İsrail’in şu anda kıyı şeridindeki bölgenin yüzde 60’ından fazlasını kontrol ettiği tahmin ediliyor. İsrail güçleri ayrıca son haftalarda İsrail kontrolündeki bölgeyi gösteren askeri sınır hattı olan “sarı hattı” Gazze’nin daha iç kesimlerine doğru kaydırdı. Trump destekli barış anlaşması kapsamında oluşturulan sarı hattın geçici olması öngörülüyor. Ancak Netanyahu mayıs ayında İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) Gazze’deki kontrol alanını yüzde 70’e çıkarması talimatını verdiğini açıkladı. Bu da İsrail’in bölgede uzun süre kalmayı planladığına işaret eden çok sayıda gelişmeden biri.

Netanyahu planı açıkça reddederken Barış Kurulu da Hamas’ın silahsızlanmasıyla eş zamanlı olarak İsrail’in Gazze’den çekilmesi yönündeki ilk talebinden şimdiden geri adım atmış görünüyor. Barış Kurulu pazartesi günü X’te, “IDF’nin Sarı Hat’ın gerisine çekilmesi, Hamas’ın arabuluculara taahhüt ettiği üzere silahların devre dışı bırakılması tamamlandıktan sonra gerçekleşecektir” diye yazdı. Aynı gün Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, Netanyahu ile bir araya geldi. Efron’a göre Barış Kurulu, esasen İsrail’e “mevcut sarı hattan çekilmek zorunda olmadığı” güvencesini verdi.

Silahsızlanma anlaşması, sürecin Trump’ın barış planı kapsamında Gazze’yi yönetmesi öngörülen Filistinli teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG) tarafından denetlenmesini ve silahların Gazze’de depolanmasını öngörüyor.

Efron, İsrail açısından Hamas’ın silahlarının NCAG denetimi altında Gazze’de tutulmasının önerilmesinin “şaka” olarak görüldüğünü söyledi. Hamas’ın yeniden silahlandığı ve yapılanmasını yeniden kurduğu yönündeki iddialar kapsamında, İsrail’in kendisini silahsızlanma sürecinin denetiminden dışlayan bir mekanizmayı kabul etmesinin zor olduğunu belirtti. İsrail, NCAG’nin Gazze’ye girişini engelledi ve komitenin 15 üyesi hâlâ Kahire’de bulunuyor. Bu durum önemli bir engel teşkil ediyor.

Çerçeve ayrıca sürecin uluslararası bir istikrar gücünün (ISF) konuşlandırılmasının ardından başlayacağını belirtiyor. Temmuz sonunda İsrail’in Gazze’ye bir tür çok uluslu gücün girmesine ön onay verdiği bildirildi ancak ISF henüz mevcut değil. İsrail’in yeni silahsızlanma çerçevesini reddetmesiyle birlikte Trump’ın daha geniş kapsamlı barış planının bu kilit unsurlarının da belirsizliğini koruması bekleniyor.

Norman, nihayetinde planın ayrıntılarının “muğlak” kaldığını ve bunun “Trump’ın birçok diplomatik girişiminde” görülen tanıdık bir örüntüyü izlediğini söyledi.

Norman, “Önce bu ilk açıklamayı görüyorsunuz, maddeler halinde tek sayfalık bir metin ortaya çıkıyor ve ardından geri kalan her şeyin daha sonra çözüleceği fikri geliyor” dedi. “Bu yöntem Gazze’nin diğer aşamalarında, İran’da veya gördüğümüz başka çatışmalarda işe yaramadı ve şimdi de işliyor gibi görünmüyor” diye ekledi.

George Washington Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Nathan J. Brown, Trump’ın çerçeve anlaşmasını coşkuyla duyurmasının, ilerleme sağlamaya çalışırken kullandığı “sert bir pazarlık taktiği” olduğunu söyledi. Brown’a göre bu gelişme “gürültü” yaratıyor ama “ilerleme” anlamına gelmiyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Trump’ın “Gazze barış planını” reddetti

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas “gerçek anlamda silahsızlandırılana” kadar İsrail’in Gazze’den çekilmeyeceğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu” tarafından hazırlanan 15 maddelik planı reddeden Netanyahu, başbakan olduğu sürece Gazze’de veya Batı Şeria’da “bir Filistin devleti kurulmayacağını” da sözlerine ekledi.

Temmuz sonunda Beyaz Saray tarafından açıklanan barış planı, Hamas’ın silahsızlanmasını ve Gazze’deki yönetimden çekilmesini, İsrail’in ise bölgedeki askeri güçlerini geri çekmesini öngörüyordu.

Hamas, silahsızlanma sürecine başlayacağını açıklamıştı ama son günlerde bir İsrailli yetkili, ülkenin hâlâ “ciddi güvenlik endişeleri” olduğunu belirtti.

Bu reddediş, Trump yönetiminin eylül ayından bu yana arabuluculuk yaptığı barış müzakerelerine bir darbe niteliğinde.

ABD başkanı, İsrail tarafından reddedilen bu planı, “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine yönelik kritik bir adım” ve İsrail’e “hak ettiği güvenliği” sağlayacak bir adım olarak nitelendirmişti.

İsrail’in, ekim ayında yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde önemli ölçüde asker çekmesi veya başka tavizler vermesi olası görünmüyor.

Netanyahu, zorlu bir yeniden seçilme mücadelesi ile karşı karşıya: Aşırı sağcı koalisyon ortakları, Hamas üzerindeki baskıyı sürdürmesini ve Gazze’de asker bulundurmasını ısrarla talep ediyor.

Muhalifler ayrıca, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunu önleyemediği için Netanyahu’yu suçluyor.

Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, bundan sonra nasıl ilerleneceği konusunda ABD’li yetkililerle görüşmelerde bulunduğunu belirtti.

Başbakan, “Onların bazıları bizim için kabul edilebilir, bazıları ise kabul edilemez olan fikirleri var ve biz bu tür durumlara nasıl karşı koyacağımızı biliyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Adnoc, Hürmüz’ü bypass için LNG ihracat tesisi kurmayı planlıyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük petrol üreticisinin bir birimi olan Adnoc Gas, ülkenin doğu kıyısındaki seçenekleri değerlendiriyor.

Şirketin Finans Direktörü Peter van Driel, Bloomberg’e verdiği röportajda, bu planlarla ilgili henüz nihai bir karar almadığını da ekledi.

Hürmüz Boğazı’nın dışında kurulacak bir LNG tesisi, BAE’nin yeni boru hatları inşa etme ve limanlarını genişletme planlarına katkıda bulunacak. Ülke, boğaza olan bağımlılığını sıfıra indirmeyi hedefliyor.

Bölgedeki savaş, Körfez ülkelerinin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını ortaya çıkardı ve bu durum, enerji ihracatlarının akışını ve ekonomilerinin işleyişini sürdürmek amacıyla bu su yolunu baypas eden alternatifler bulmaya zorladı.

Adnoc, petrolünü Basra Körfezi’nden çıkarmak konusunda da en aktif şirket; hatta bazen tespit edilmemek için gemilerini ışıklar kapalı olarak sevk ediyor.

Şirketin gemileri, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken defalarca saldırıya uğradı.

Geçen hafta üç tanker füze ve insansız hava araçları tarafından saldırıya uğramış ve İran savaşının başlamasından bu yana saldırıların sayısı 15’e yükselmişti.

Bölgedeki ülkeler, bu hayati su yolunu devre dışı bırakacak altyapı planlarını son aşamaya getiriyor.

Ham petrolünü Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz kıyısındaki limanlara yönlendiren Suudi Arabistan, ihracat kapasitesini artırmayı değerlendiriyor.

Irak ise petrolünü Suriye ve Türkiye’ye taşımak için eski bağlantıların yenilenmesi ve yeni bağlantıların inşa edilmesi yönünde planlar üzerinde çalışıyor.

Bu plan kesinleşirse, BAE’nin LNG planı, bölgenin bu aşırı soğutulmuş yakıtın önde gelen ihracatçılarından birinin, tedarikini Hürmüz Boğazı’ndan başka bir yöne yöneltmeye yönelik ilk girişimi olacak.

Katar gibi diğer ülkeler ise tedarikleri açısından büyük ölçüde bu güzergâha bağımlı durumda.

Tesisin inşası milyarlarca dolara mal olacak. BAE’nin doğu kıyısında kurulacak bir tesis için, ülkenin projeyi batı kıyısındaki doğalgaz sahalarına bağlayan bir boru hattına sahip olması da muhtemelen gerekecek.

Adnoc Gas, halihazırda Basra Körfezi’ndeki Ruveys’te bir LNG ihracat terminali inşa ediyor. Bu terminal, şirketin ihracat kapasitesini iki katından fazla artırarak yıllık yaklaşık 15 milyon tona çıkaracak.

Ayrıca şirket, pazartesi günü yaptığı açıklamada, gaz üretimini artırmak için 8,2 milyar dolarlık yatırımlara devam ettiğini belirtti.

CFO van Driel, hem yurt içinde hem de Asya’da talebin hızla arttığını gözlemledikleri için, artan üretim hacimlerini karşılamak üzere yeni gaz işleme tesisleri inşa edeceklerini söyledi.

Adnoc Gas, yakıt talebinde beklenen küresel artışa yanıt verirken, 2030 yılına kadar faiz, vergi, amortisman ve itfa payları öncesi kârında %60’lık bir artış bekliyor.

Bu hedef, yani önceki %40’lık büyüme hedefinin üzerinde bir artış, Adnoc Gas’ın yeni yatırım planlarını yansıtıyor.

Şirket, savaş sırasında hasar gören ve ülkenin en büyüğü olan Habşan gaz işleme tesisindeki faaliyetlerin yaklaşık %85’ini yeniden faaliyete geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English