Asya
Kazakistan anayasasını baştan yazıyor: Tokayev’in yedi yılda üçüncü reformu

Kazakistan’da dün sandığa giden seçmen, anayasa metninin yüzde 84’ünü değiştiren kapsamlı bir reform paketini oyladı. Değişiklikler Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin genişletilmesinden cumhurbaşkanı yardımcılığı makamının ihyasına, iki kamaralı parlamentonun tek kamaralı kurultaya dönüştürülmesinden Rusçanın anayasal statüsündeki ince ayara uzanıyor.
Kazakistan’da 15 Mart’ta anayasa değişikliklerine ilişkin referandum yapıldı. Önerilen değişiklikler, anayasa metninin yüzde 84’üne dokunuyor; bu nedenle fiilen yeni bir belgeden söz edildiğini belirtmek gerekiyor.
Buna karşın seçmene tek bir soru yöneltilecek: “Kazakistan Cumhuriyeti’nin medyada 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan yeni anayasa taslağını kabul ediyor musunuz?” Başka bir deyişle, oylama tek tek maddeler üzerinden değil, belgenin tamamı üzerinden yapılacak.
Yeni anayasa onaylanması durumunda 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek. Bu tarih, Kazakistan’da resmi tatil ilan edilerek Anayasa Günü olarak kutlanacak.
Bağımsızlık döneminde cumhuriyetin temel yasasında yapılan yedinci değişiklik olma özelliğini taşıyan bu referandum, ülkenin siyasi mimarisini köklü biçimde yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.
Cumhurbaşkanı yetki havuzunu genişletiyor
Anayasa taslağının tam metni 12 Şubat’ta Kazahstanskaya Pravda gazetesinde yayımlandı. Belge, Kazakistan’daki devlet iktidarı sistemini yapısal olarak dönüştürüyor.
Değişiklikler her şeyden önce cumhurbaşkanlığı yetkilerini ve bu makama aday olma koşullarını etkiliyor. Mevcut düzende cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için doğuştan Kazakistan vatandaşı olmak, 40 yaşını aşmış olmak, Kazakça konuşabilmek, son 15 yılı ülkede geçirmiş olmak ve yükseköğretim diplomasına sahip olmak gerekiyor.
Yeni düzenlemeler bu koşullara en az beş yıl kamu hizmetinde veya seçimle gelinen görevlerde bulunmuş olma şartını ekliyor. Cumhurbaşkanının yedi yıllık tek dönem için seçilmesine ilişkin kural ise korunuyor.
Cumhurbaşkanının hükümetle ilişkisindeki yetkileri de genişletiliyor. Mevcut sistemde olduğu gibi devlet başkanı başbakan adayını öneriyor, dışişleri, savunma ve içişleri bakanlarını doğrudan atıyor; ancak yeni düzenlemeyle parlamento başbakan adayını iki kez onaylamaması halinde cumhurbaşkanı parlamentoyu feshedebilecek.
Cumhurbaşkanı tarafından yapılan atama yetkisinin kapsamı da genişletildi. Artık Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme başkanları, Merkez Bankası başkanı, başsavcı, Ulusal Güvenlik Komitesi başkanı, Merkezi Seçim Komisyonu başkanı, Yüksek Denetim Kurulu ve Yüksek Yargı Konseyi başkanları, Devlet Koruma Servisi başkanı ile insan hakları ombudsmanı doğrudan cumhurbaşkanı tarafından atanacak.
Eklenen bir diğer kritik madde, cumhurbaşkanlığı cezai ve idari dokunulmazlığına ilişkin.
Yeni düzenlemeye göre cumhurbaşkanı, görevdeyken gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı vatana ihanet dışında cezai ve idari sorumluluk taşımayacak. Mevcut anayasada yalnızca cumhurbaşkanının “onur ve itibarının dokunulmazlığı”na dair bir hüküm yer alıyordu.
Cumhurbaşkanı yardımcılığı 30 yıl sonra geri dönüyor
Yeni anayasa, devlet danışmanlığı pozisyonunu kaldırarak cumhurbaşkanı yardımcılığı makamını yeniden ihdas ediyor. Devlet danışmanlığı görevini şu anda Yerlan Karin yürütüyor.
Cumhurbaşkanı yardımcılığı makamı Kazakistan’da 1991 ile 1996 yılları arasında var olmuştu. Yeni anayasaya göre cumhurbaşkanı yardımcısının temel görevi, devlet başkanına parlamentoyla ve hükümetle ilişkilerinde yardımcı olmak; diğer yetkileri ise cumhurbaşkanı belirleyecek.
Bu düzenleme, ülkedeki iktidar devir mekanizmasını doğrudan değiştiriyor. Yeni yapıda cumhurbaşkanının erken istifa etmesi halinde yetkileri önce cumhurbaşkanı yardımcısına, yardımcının da görevi yerine getirememesi durumunda parlamento başkanına, ardından başbakana geçecek.
Tek kamaralı kurultay eski parlamentoyu tasfiye ediyor
Anayasa, yasama organının yapısını da köklü biçimde değiştiriyor. Meclis (alt kanat) ve Senatodan (üst kanat) oluşan iki kamaralı parlamento kaldırılarak yerine tek kamaralı kurultay kuruluyor.
Kurultay 145 milletvekilinden oluşacak ve görev süresi beş yıl olarak belirlendi. Milletvekili adayı olabilmek için 25 yaşını doldurmuş olmak, Kazakistan vatandaşı olmak ve son on yılı ülkede ikamet etmiş olmak gerekiyor. Kurultay’ın onayı olmadan milletvekillerinin gözaltına alınması, tutuklanması veya cezai kovuşturmaya tabi tutulması mümkün olmayacak.
Bunun yanı sıra Kazakistan Halk Konseyi adıyla yeni bir organ oluşturuluyor.
Konsey’in görevleri arasında iç siyasi gündemdeki önemli konularda danışmanlık yapmak, ulusal birliği güçlendirmeye katkı sağlamak, kurultaya yasa tasarıları sunmak ve ülke çapında referandum önermek bulunuyor.
Anayasaya eklenen ilkesel düzenlemeler arasında çifte ve çoklu vatandaşlık yasağı öne çıkıyor. Mevcut anayasada çifte vatandaşlığın “tanınmadığı” belirtiliyorken, yeni düzenlemede bu durum Kazakistan pasaportunun iptal gerekçesi haline getiriliyor.
Rusçanın statüsündeki ince ayar tartışma yaratıyor
Rusçanın anayasal statüsü de değişikliğe uğrayan hassas maddelerden biri. Mevcut düzende olduğu gibi yeni anayasada da Kazakçanın devlet dili olduğu vurgulanıyor.
Değişiklik, Rusçanın resmi kurumlarda kullanımına ilişkin ifadede. Eski metinde Rusçanın Kazakcayla “eşit düzeyde” (naravne) kullanıldığı belirtiliyorken, yeni metinde “birlikte” (naryadu) ifadesine yer veriliyor.
Tengrinews bu farkı şöyle açıklıyor: Birincisi kullanımda eşit statüyü öngörürken, ikincisi birlikte kullanımı ima etmekle beraber eşit koşulları zorunlu kılmıyor.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Jomart Tokayev, referandum öncesinde yeni anayasanın Rusçanın statüsünü düşürdüğü iddiasını kesinlikle reddetti.
Tokayev, “Yeni anayasa metninin eşit hukuki güce sahip resmi belge olarak hem Kazakça hem Rusça yayımlanmış olması başlı başına çok şey anlatıyor; bunu ne yoruma ne de meşrulaştırmaya ihtiyaç var” dedi.
Gösteri hakkı “barışçıl toplanma”ya daraltılıyor
Vatandaşların gösteri hakkına ilişkin madde de revize ediliyor. Mevcut anayasada vatandaşların “toplantı, miting, gösteri, yürüyüş ve grev” düzenleme hakkına sahip olduğu belirtilirken, yeni metinde bu hak yalnızca “barışçıl toplanma” olarak tanımlanıyor.
Kısıtlama gerekçeleri de genişletildi; artık toplanmalar, “anayasal düzenin temellerinin, insan hak ve özgürlüklerinin, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin, vatandaşların sağlığının ve toplumsal ahlakın korunması amacıyla” iptal edilebilecek.
Yeni anayasa, evliliği “kadın ile erkeğin gönüllü ve eşit haklara dayalı birliği” olarak tanımlıyor.
Belirli bölgeler ve şehirler için özel hukuki rejimler uygulanmasına da kapı açılıyor.
Mevcut düzende yalnızca başkent Astana’ya tanınan bu olanak, yeni anayasayla finans alanında veya “hızlandırılmış kalkınma kenti” çerçevesinde diğer bölgelere de genişletiliyor. Bu rejimler, özel devlet yönetimi ve yargı sistemi işleyişini kapsıyor.
Yabancı finansman kuralları da sertleştiriliyor. Mevcut anayasada yabancı devletlerden, kuruluşlardan ve bireylerden para alan siyasi partilerin faaliyeti yasakken, yeni düzenlemede yasaklı finansman kaynakları listesine yabancı şirketler, yabancı sermaye katılımlı işletmeler ve vatansız kişiler de ekleniyor.
Sivil toplum kuruluşları (STK’lar) için ise yurt dışından aldıkları mali kaynak ve varlıklara ilişkin bilgileri kamuoyuyla paylaşma zorunluluğu getiriliyor.
Tokayev reformları neden hızlandırdı?
Tokayev’in 2019’da cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasından bu yana anayasaya ilişkin ikinci referandum düzenleniyor. İlk referandum 5 Haziran 2022’de, cumhuriyette kitlesel protestoların yağma ve şiddete dönüştüğü ve sonradan Kandı Kantar (“kanlı ocak”) olarak anılan olaylardan beş ay sonra gerçekleştirilmişti.
O referandumda anayasanın 33. maddesine 56 değişiklik yapıldı; cumhurbaşkanlığı tek bir yedi yıllık dönemle sınırlandırıldı, cumhurbaşkanı yakınlarının kamu görevi üstlenmesi yasaklandı ve parlamento güçlendirildi (karma seçim sistemi getirildi, parti barajı düşürüldü). Kazakistan böylece süper-başkanlık cumhuriyetinden başkanlık cumhuriyetine evrildi.
Eylül 2022’de yıllık mesajında Tokayev, “güçlü cumhurbaşkanı – etkin parlamento – hesap verebilir hükümet” formülüne dayanan “adil Kazakistan” inşası rotasını ilan etti.
2025 yılı mesajında ise parlamento reformunu, yani tek kamaralı kurultayın oluşturulmasını gündeme getirdi.
Tokayev, “Bu son derece ciddi bir mesele; çözümünde acelecilik kesinlikle yersiz. Reform, sivil toplumda, uzman çevrelerde ve elbette mevcut parlamentoda kapsamlı tartışmanın konusu olmalı” dedi.
Tokayev’in öngörüsüne göre tartışmalar en az bir yıl sürecek, ardından 2027’de anayasa değişikliğine ilişkin referandum düzenlenecekti.
Ancak birkaç ay sonra, Ocak 2026’da Tokayev meseleyi yeniden çerçeveledi. Parlamento reformunu yürüten çalışma grubunun anayasal yapılanmaya ilişkin yaklaşık 1500 öneri aldığını açıkladı.
Tokayev, “Fiilen yeni bir anayasanın kabulüne eşdeğer bir adım atmayı planlıyoruz” dedi. Referandum için hedef yine 2027 iken, Şubat ortasında cumhurbaşkanı halk oylamasının Mart 2026’da yapılmasına ilişkin kararnameyi imzaladı.
Referandumdan birkaç gün önce, 12 Mart’ta Astana’da düzenlenen 3. Cumhuriyet Milletvekilleri Forumu’nda konuşan Tokayev, tartışmaların “parlamento reformunun çok ötesine” taştığını hatırlattı.
Tokayev’in Tengrinews tarafından aktarılan ifadesine göre vatandaşlardan yaklaşık 4 bin öneri geldi. Bunların yalnızca yüzde 15 kadarı parlamentonun faaliyetlerine ilişkinken, geri kalanı kapsamlı anayasal reformun farklı boyutlarına dokunuyordu. Anayasa komisyonu çalışmaları sürecinde başvuru sayısı 12 bine ulaştı.
Asya
Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.
Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.
Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.
ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.
Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.
Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.
BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.
Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.
ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.
Asya
Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.
Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.
Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.
Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.
Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.
Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.
Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.
Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.
Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.
Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.
Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.
“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.
Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.
The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.
Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.
Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.
ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.
King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.
Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.
Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.
Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.
Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.
Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.
Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.
Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.
Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.
Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.
“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.
Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.
Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”
Asya
İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.
İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.
Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.
Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.
Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.
İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.
Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.
Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.
Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.
Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.
Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.
Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.
Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.
Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.
İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.
Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.
İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.
Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.
Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.
Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.
ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.
İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.
Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.
Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.
Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor












