Bizi Takip Edin

Diplomasi

Keir Starmer ile Donald Trump görüştü

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Ukrayna barış müzakereleri ve ticaret savaşı tehditleri sürerken ABD Başkanı Donald Trump’la Washington’da görüştü.

Görüşmenin ana gündemi, Rusya ile doğrudan müzakerelere başlayan Trump’ı, Ukrayna’da olası bir Avrupa barış gücüne Amerikan ateş desteğine ikna etmekti.

Birleşik Krallık ve Fransa, Washington’un savaştan sonra bir barış gücünü destekleyeceğine dair garanti istiyor.

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, savaş sonrası Ukrayna’daki İngiliz birliklerinin “kendi başlarının çaresine bakabileceklerini” söyledi.

“İhtiyaç olursa her zaman İngilizlerin yanındayım”

İki lider arasındaki görüşmeler öncesinde ABD Başkanı’na Oval Ofis’te gazeteciler tarafından, Starmer’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da istediği barışı koruma anlaşmasının bir parçası olarak gündeme getirdiği Ukrayna’da konuşlu İngiliz askerlerinin Rusya tarafından saldırıya uğraması halinde yardıma gelip gelmeyeceği soruldu.

Trump, “Eğer yardıma ihtiyaçları olursa her zaman İngilizlerin yanında olacağım, tamam mı? Ama onların yardıma ihtiyacı yok. İngilizlerin inanılmaz askerleri, inanılmaz orduları var ve kendi başlarının çaresine bakabilirler,” cevabını verdi.

Britanya Trump’tan Ukrayna’ya Amerikan askerleri göndermesini istemese de, Starmer’ın inandığı gibi Rusya’nın Ukrayna’ya tekrar saldırması halinde havadan istihbarat gözetimi ve desteği ve son çare olarak da hava koruması talep etmeyi planlıyordu.

Trump, cuma günü Beyaz Saray’ı ziyaret eden Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından imzalanması beklenen, Ukrayna’dan kritik minerallerin çıkarılmasına yönelik bir ABD-Ukrayna anlaşmasının “kendi başına bir destek” olacağını öne sürdü.

Başkan, Vladimir Putin’in “sözünü tutacağını” ve Ukrayna’yı yeniden işgal etmeyeceğini düşündüğünü de sözlerine ekledi ve “Onu uzun zamandır tanıyorum ve sözünden döneceğine inanmıyorum… Anlaşmanın geçerli olacağını düşünüyorum,” dedi.

Trump’a göre kritik mineral anlaşması sayesinde Rusya bir daha saldıramayacak

Mineral anlaşması konusunda ise Trump, kendilerinin bir dayanak noktası olduğunu “çünkü orada olacaklarını, Ukrayna’da çalışıyor olacaklarını” vurgulayarak, “Bu onlar için ekonomik olarak harika bir şey çünkü … orada çok sayıda insanımız olacak … bu yüzden bir sorun yaşayacağınızı düşünmüyorum,” dedi.

ABD lideri, Ukrayna’da çok sayıda işçiyle birlikte bulundukları durumda “kimsenin oyun oynayacağını” sanmadığını da sözlerine ekledi.

İngiliz yetkililer de bu nedenle mineral anlaşmasını desteklemiş ve Londra’nın ABD’nin Avrupa’daki mevcut varlığına ek olarak ne kadar daha talep ettiğini tam olarak netleştirmemişti. Fakat Starmer yönetimi Amerika’nın NATO’ya olan bağlılığının devam etmesini istiyor.

Oval Ofis’te ABD Başkanının karşısında oturan Starmer, Trump tarafından birkaç dakika önce “özel bir adam” olarak selamlanmasının ardından, “Ukrayna gibi konularda, artık bir barış anlaşması yapabileceğimiz ihtimalini ortaya çıkaracak şekilde konuşmayı değiştirdiğiniz için teşekkür ederim. Bu barış anlaşmasının kalıcı olmasını, uzun ömürlü olmasını ve kimsenin ihlal etmediği tarihi bir anlaşma olarak tarihe geçmesini sağlamak için sizinle birlikte çalışmak istiyoruz,” dedi.

İlişkileri yumuşatmak amacıyla Starmer, Trump’a Kral III. Charles’tan gelen devlet ziyareti davetini de içeren kişisel bir mektup sundu.

ABD-Britanya ticaret anlaşması ihtimali artıyor

Trump, Başbakan Starmer’ın müzakere becerilerine övgüler yağdırırken Birleşik Krallık’ın küresel ticaret savaşından sıyrılabileceğini öne sürdü ve “çok iyi bir [ticari] anlaşma” ihtimalini dile getirdi.

Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Starmer’ın kendisini Birleşik Krallık’a gümrük vergisi koymamaya ikna edip etmediği sorusuna Trump, “Denedi. Çok çalışıyordu. Size söyleyeyim, orada ona ne kadar ödüyorlarsa onu hak ediyor ama denedi.. Bence bu iki büyük, dost ülke söz konusu olduğunda, tarifelerin gerekli olmayacağı gerçek bir ticaret anlaşması yapmamız için çok iyi bir şans var. Göreceğiz,” cevabını verdi.

Trump “çok iyi bir anlaşmaya varmak için çok iyi bir şans olduğunu” söyedi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in “her iki ülke için de müthiş, gerçekten müthiş olabilecek” bir anlaşma üzerinde çalışan kişiler arasında olduğunu belirtti.

Trump’ın yanında duran Starmer ise, “Trilyon dolarlık teknoloji sektörlerine sahip tek iki Batılı ülkeyiz; yapay zeka alanında liderleriz. Bu nedenle bugün daha da ileri giderek merkezinde ileri teknoloji olan yeni bir ekonomik anlaşma üzerinde çalışmaya karar verdik,” dedi.

Birleşik Krallık’ın ABD Büyükelçisi Peter Mandelson, bu ortak çalışmayı özel olarak “Ekonomilerimizi Yeniden Büyük Yapın” olarak adlandırdı.

Britanya bu çalışmanın biyobilim, sentetik biyoloji ve kuantum bilişim gibi alanları kapsamasını öngörüyor.

Trump da, “Bence iki anlaşma yapacağız. Bence savaşı sona erdirecek bir anlaşma yapacağız ve bence sizinle harika bir ticaret anlaşması yapacağız,” dedi.

Trump Britanya’nın AB’den “çok farklı bir yer” olduğunu söylerken İngiliz yetkililer, iki tarafın tam bir serbest ticaret anlaşması yerine aşamalı bir ekonomi ve teknoloji anlaşması hedeflediğini söyledi.

ABD-Birleşik Krallık ticaret anlaşmaları yapma girişimleri geçmişte Londra’nın bazı Amerikan tarım ürünlerini kabul etmeyi reddetmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Böyle bir ticaret anlaşması fikri neredeyse on yıl önce Brexit yanlılarının  temel argümanıydı.

Trump’tan Chagos Adaları anlaşmasına destek sinyali

Donald Trump ayrıca ABD’nin, Birleşik Krallık’ın gizli bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Chagos Adaları’nın egemenliğini Mauritius’a devretme yönündeki tartışmalı planını destekleyebileceğini ima etti.

Beyaz Saray’da gazetecilere konuşan Trump, “Çok yakında bu konuda bazı görüşmeler yapacağız ve içimden bir ses bunun çok iyi sonuçlanacağını söylüyor,” dedi.

Birleşik Krallık geçtiğimiz ekim ayında Hint Okyanusu’ndaki uzun süredir tartışmalı olan takımadaların Mauritius’a verilmesini öngören bir anlaşmaya varmıştı. Bu, Birleşik Krallık’ın şu anda Birleşik Krallık-ABD ortak Diego Garcia hava üssüne ev sahipliği yapan sömürgeci bir mülkten vazgeçmesi anlamına geliyor.

Joe Biden yönetimi anlaşmaya destek çıksa da İngiliz muhafazakârlar ve Amerikan Cumhuriyetçiler pek olumlu bakmıyordu. İngiltere üssün en az 99 yıllığına kiralanması ve bu sürenin uzatılabilmesi için müzakerelerde bulundu ama yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakârlar Starmer hükümetini adalardan gereksiz yere vazgeçmekle suçladı ve anlaşmanın Çin’in bölgede söz sahibi olmasına olanak sağlayabileceği uyarısında bulundu.

Trump perşembe günü olumlu mesajlar verdi ve kira anlaşmasının “uzun zamana yayılan şekilde” yapıldığını söyledi ve “Sanırım ülkenizle birlikte hareket etme eğiliminde olacağız,” diye ekledi.

Starmer ile JD Vance arasında gerilim

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İngiltere’nin ifade özgürlüğü konusundaki tutumunun Amerikan şirketlerini ve vatandaşlarını “boğduğunu” iddia etmesinin ardından Starmer Oval Ofis’te Vance’e doğrudan meydan okudu.

Başkan Trump ile görüşmesinde Starmer’ın karşısında oturan Vance, gazetecilere Britanya ile ABD arasındaki “özel ilişkinin” önemli olduğunu söyledi, fakat “aşırı zorlayıcı teknoloji regülasyonları” konusunda bir uyarıda bulundu.

Vance, “İfade özgürlüğüne yönelik ihlallerin sadece İngilizleri değil (elbette İngilizlerin kendi ülkelerinde ne yapacakları kendilerine kalmış) aynı zamanda Amerikan teknoloji şirketlerini ve dolayısıyla Amerikan vatandaşlarını da etkilediğini biliyoruz,” dedi.

Starmer, koltuğunda öne doğru eğilerek başkan yardımcısına bir cevap verdi ve hükümetinin “ABD vatandaşlarına ulaşmak istemeyeceğini ve istemediğimizi ve bunun kesinlikle doğru olduğunu” söyledi.

Starmer, “Fakat Birleşik Krallık’taki ifade özgürlüğü ile ilgili olarak, oradaki tarihimizle gurur duyuyorum,” diye ekledi.

Starmer Oval Ofis’te ABD Başkan Yardımcısına, “Birleşik Krallık’ta çok çok uzun bir süredir ifade özgürlüğümüz var ve bu çok çok uzun bir süre daha devam edecek,” dedi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English