Bizi Takip Edin

Avrupa

Kopenhag’daki AB zirvesinde gündem “drone duvarı”

Yayınlanma

Bugün başlayacak Kopenhag’daki gayri resmi AB zirvesi öncesinde, NATO’nun doğu kanadında bir “drone duvarı” inşa etme planları ivme kazanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Birliğin Durumu konuşmasında yaptığı açıklamanın ardından, Savunma Komiseri Andrius Kubilius cuma günü bu planlara “acil öncelik” verileceğini söylemişti.

Helsing ve Quantum Systems gibi Alman savunma girişimleri, aylardır insansız hava aracı duvarını savunuyorlar. Bu duvar, mart ayında Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) Başkanı ve eski Airbus CEO’su Thomas Enders tarafından bir görüş belgesinde de talep edilmişti.

Enders’e göre amaç, ABD teknolojisine başvurmadan tasarlanmış Avrupa yüksek teknoloji savunma ekipmanlarını teşvik etmek. Helsing ve Quantum Systems gibi girişimler tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Bu şirketler drone’larını Ukrayna ile yakın işbirliği içinde geliştiriyorlar ve burada savaşta pratik uygunlukları test ediliyor. 

Fakat rekabetten muaf değiller; İngiltere hafta sonu drone duvarını kendi drone’larıyla donatmak istediğini doğruladı. Şimdi Savunma Bakanı Boris Pistorius projeye itiraz ediyor.

Baltık ve İskandinav etkisi

NATO’nun doğu kanadı boyunca bir İHA duvarı oluşturma planları bir süredir tartışılıyor.

Mayıs 2024’te Litvanya İçişleri Bakanı Agnė Bilotaitė, NATO’nun doğu kanadındaki bir grup devletin (Polonya, Baltık ülkeleri, Finlandiya ve Norveç) böyle bir drone duvarı oluşturmaya karar verdiğini duyurdu.

Plan, Beyaz Rusya ve Rusya sınırlarında insansız hava araçları ve kalıcı olarak kurulmuş altyapının bir kombinasyonunu kullanmaktı. Belirtilen hedefler, düşman insansız hava araçlarını durdurmak, kaçakçılığı, istenmeyen göçü ve “düşman ülkelerin diğer provokasyonlarını” önlemekti.

Fakat birçok şey hâlâ belirsizdi. Mart 2025’te AB, bu insansız hava aracı duvarının finansmanı için yapılan başvuruyu reddetti. Tabii ki, düşük finansal hacimden de anlaşılacağı gibi, bu sadece ilk temkinli bir girişimdi; maliyetler sadece on iki milyon euro olarak tahmin edilmişti.

Bundan tamamen bağımsız olarak, ilk şirketler çalışmaya başladı. Örneğin, Estonya şirketi DefSecIntel Technologies, Baltık ülkelerinden diğer şirketlerle işbirliği içinde bir drone duvarı planları geliştirmeye başladı. Projeleri, prensipte genişlemeye açık olduğu söyleniyor.

Almanya, “bağımsızlık” fırsatı görüyor

Almanya’da, NATO’nun doğu kanadında bir drone duvarı inşa etme planı mart ayından bu yana daha geniş ölçekte tartışılıyor. O tarihte, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) dört yazarın Federal Cumhuriyet’in silahlanmasının hızlandırılması çağrısında bulunduğu bir görüş belgesi yayınladı ve Almanya ile AB’nin gerçek anlamda bağımsız bir küresel politika için gerekli koşulları yaratmak üzere “mümkün olduğunca çabuk Amerikan sistemlerinden bağımsız hale gelmesi” gerektiğini vurguladı.

Yazarlar, somut bir örnek olarak, “NATO’nun doğu kanadı üzerinde geniş kapsamlı bir drone duvarının kurulmasını” gösterdi; bunun için “on binlerce savaş drone’u” gerekecekti. 

Makalenin yayınlanmasının arkasındaki itici güç olarak da görülen dört yazardan biri, 2004’ten 2019’a kadar Airbus Group ve onun öncülü EADS’nin CEO’su olarak görev yapan ve 2019’dan beri DGAP’nin başkanı olan Thomas Enders’ti.

Enders, 2022’den beri Alman askeri startup’ı Helsing’in denetim kurulunda da yer alıyor. İlkbaharda Helsing, bir drone duvarı inşa etmek istediğini açıklamıştı.

“Silahlanmanın Silikon Vadisi”

Nisan ayından bu yana, drone duvarı planları yoğunlaşıyor. Bu konuda Helsing’in yanı sıra, Ukrayna’da savaşın başlamasından sonra Ukrayna silahlı kuvvetlerine tedarik sağlamaya başlayan ilk şirketlerden biri olan Alman drone üreticisi Quantum Systems da önemli bir rol oynuyor.

DefSecIntel Technologies’in de dahil olduğu bir grup Estonya şirketi olan Estonya Savunma Sanayii Kümesi de düzenli olarak işbirliği ortağı olarak anılıyor.

Ukrayna’daki savaştan edinilen deneyimler, bu planlarda merkezi bir rol oynuyor. Quantum Systems ve Helsing gibi şirketler sadece Ukrayna silahlı kuvvetlerine tedarik sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda hızla gelişen drone savaşından edinilen deneyimleri anında değerlendirmek ve askeri teçhizatlarını iyileştirmek için cephe hatlarının yakınında da bulunuyorlar. 

Raporlar artık Ukrayna’yı “silahlanmanın Silikon Vadisi” olarak adlandırıyor. Nisan ayında, Quantum Systems’ın Satış Direktörü Martin Karkour, drone duvarının ilk unsurlarının bir yıl içinde inşa edilebileceğini söyledi. Tek gereken “AB veya NATO düzeyinde bir strateji” ve “muhtemelen de para” idi.

“Rusya provokasyonları” drone duvarına yaradı

Bu ön koşul şu anda yerine getiriliyor ve bu, büyük ölçüde Danimarka’daki havaalanları ve askeri üsler üzerinde uçan insansız hava araçları sayesinde oldu.

Von der Leyen, 10 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında insansız hava aracı duvarını destekleyeceğini açıkladı; Ukrayna ile “insansız hava aracı ittifakı” için 6 milyar avro ayrılacak.

Bu, Quantum Systems ve Helsing gibi startup’lara insansız hava araçlarının seri üretimini ilerletme ve böylece Avrupa’nın önde gelen üreticileri haline gelme fırsatı sunacak.

Cuma günü, Savunma Komiseri Andrius Kubilius, insansız hava aracı duvarının AB için “acil öncelik” olduğunu açıkladı. Kubilius, bu açıklamayı, kuzeydeki Norveç ve Finlandiya’dan güneydoğudaki Romanya ve Bulgaristan’a kadar NATO’nun doğu kanadındaki tüm ülkelerin savunma bakanlarıyla yaptığı toplantının ardından yaptı.

AB Komiseri, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin Rusya’ya karşı yürüttüğü drone savaşından elde ettiği deneyimlerden yararlanmanın önemli olduğunu zaten teyit etmişti. Ayrıca, drone duvarının ilk unsurlarının bir yıl içinde tamamlanabileceği değerlendirmesine de katıldığını belirtti.

Almanya fikir mi değiştirdi?

Ukrayna projeye katılmayı çoktan kabul etti. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy pazartesi günü “Rusya’nın hava tehdidine karşı güvenilir bir kalkan” oluşturmak için bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya hazır olduklarını kaydetti.

Haberlere göre, AB devlet ve hükümet başkanları bugün başlayacak Kopenhag’daki gayri resmi zirvede drone duvarı planlarını görüşmeyi planlıyorlar. 

Fakat pazartesi günü oldukça şaşırtıcı bir gelişme yaşandı ve Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, drone duvarının “önümüzdeki üç veya dört yıl içinde” gerçekleştirilemeyeceğini belirtti.

Bu nedenle, planlamanın odak noktasının drone duvarı değil, genel olarak “drone savunması” olması gerektiğini ve teknolojinin hızla geliştiği için, herhangi bir zamanda ayarlamalara olanak tanıyacak şekilde “geliştirme ve tedarik süreçlerinin yeterince esnek” olmasının sağlanması gerektiğini söyledi.

Pistorius’un aklında hangi somut adımların olduğu hemen netleşmedi.

İngiliz rekabeti: Krallık Doğu Avrupa’yı himaye etmek istiyor

Öte yandan Alman girişimciler tarafından geliştirilen drone teknolojisinin alternatifleri de var.

Hafta sonu, İngiliz Savunma Bakanı John Healey, Ukrayna ile işbirliği içinde drone’ların geliştirildiğini ve bunların şu anda İngiliz fabrikalarında seri üretildiğini ve cephede kullanılmak üzere Ukrayna’ya “binlerce” adet teslim edildiğini doğruladı.

Bunlar NATO ülkelerinde de kullanılabilir. The Telegraph gazetesi, bunu açıkça AB tarafından şu anda planlanan drone duvarının alternatifi olarak gösteriyor.

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

Yayınlanma

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.

Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.

İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.

UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.

Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.

Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.

17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.

Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.

Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.

Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.

Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.

Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.

Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.

Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.

The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.

Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English