Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Körfez’de bir başka savaş zayiatı: Veri merkezleri

Yayınlanma

ABD-İsrail’in İran’a saldırısının ardından Tahran’ın başlattığı misillemeler, Körfez ülkelerindeki ABD teknoloji şirketlerinin veri merkezlerini de vurdu.

Bloomberg’de yer alan habere göre, insansız hava araçları (İHA) saldırıları, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’de Amazon tarafından işletilen üç tesise zarar verdi.

Hava saldırılarını haritalayan kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Holistic Resilience’a göre, İran’daki veri merkezleri de vuruldu. İsrail ve ABD Tahran’da en az iki veri merkezini vurdu; bunlardan biri Devrim Muhafızları ile bağlantılıydı.

Güçlendirilmiş veri merkezleri inşa eden İsrailli şirket NED Data Centers’ın CEO’su Daniel Efrati, bu tür tesislere saldırmanın, “bankaları, devlet dairelerini ve kilit sektörleri felç edebileceğini, bir dakikalık kesintinin herhangi bir kuruluşa milyonlarca dolara mal olabileceğini” söyledi.

İran’ın özellikle Amazon tesislerini hedef aldığı kesin olmasa da, bilgi işlem kapasitesi açıkça stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Verileri depolayan ve temel dijital hizmetleri sağlayan sunucu çiftlikleri, tarafsız ticari varlıklar değil, devlet gücünün potansiyel düğüm noktaları olarak görülüyor.

Savunma teknolojisi, gözetim, insansız hava aracı navigasyonu ve video ve uydu görüntülerinin gerçek zamanlı analizi için giderek daha fazla yapay zeka ve bulut hizmetlerine güveniyor.

Örneğin, Rusya, Ukrayna’nın bilgi teknolojisi altyapısını defalarca vurdu. Ticaret grubu Gulf Data Centre Association’ın kurucusu Henry Sutton, veri merkezlerinin “doğal bir hedef” olduğunu söylüyor.

Amerikan teknoloji devleri, son yıllarda bölgenin bol ve ucuz enerji ve gayrimenkul avantajlarından yararlanmak için Basra Körfezi bölgesine akın etti.

Faaliyetlerinin çoğu yerel veri merkezi firmalarıyla yapılan ortaklıklar aracılığıyla yürütülüyor ve bu nedenle hangilerinin ABD şirketleriyle ilişkili olduğu her zaman net değil.

Araştırmacı DC Byte’a göre, Körfez’deki altı Arap ülkesinde inşa edilmiş veya geliştirilmekte olan yaklaşık 230 veri merkezinden sadece birkaçı, ABD’li teknoloji devi Amazon’un tam mülkiyetinde ve işletmesinde. Bunlardan üçü saldırıya uğrayan merkezler.

Bu tesislerin askeri operasyonlar için kullanılıp kullanılmadığı belli değil. Fakat Amazon (Google ile birlikte) İsrail hükümetiyle, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) de dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlara bulut hizmetleri ve yapay zeka sağlamak üzere 1,2 milyar dolarlık bir sözleşme imzalamış durumda.

Bu nedenle, DC Byte’ın kurucusu Ed Galvin, saldırıların sadece Amazon’un merkezlerini vurmasının tesadüf olmadığını düşünüyor.

Galvin, “AWS’yi hedef almak, yerel operatörlerin veri merkezlerinde barındırılan diğer ABD teknoloji hizmetlerine göre daha kolay olurdu,” diyor.

ABD şirketleri bölgedeki en büyük operatörler değil. Bu unvan, Abu Dabi devlet fonu Mubadala tarafından kurulan ve Microsoft ile ortaklık yapan Khazna Data Center şirketine ait.

Suudi Arabistan’ın en büyük telekomünikasyon şirketinin bir yan kuruluşu olan Center3 ise, ülkenin veri merkezlerinin neredeyse yarısını inşa etti.

Microsoft, Google ve diğer ABD şirketleri, genellikle bölgede bulut hizmetleri sunmak için yerel operatörlerden veri merkezi kapasitesi kiralıyor.

Bunların bazıları ABD ordusu ile sözleşmeler imzalamış olup, bu da ortaklarına istenmeyen bir ilgi çekme riski taşıyor.

Amazon, drone saldırıları hakkında yorum yapmaktan kaçındı, fakat müşterilerine, verilerinin çatışmadan etkilenmemesi için “felaket kurtarma planlarını uygulamalarını, diğer bölgelerde depolanan uzaktan yedeklemelerden kurtarma yapmalarını ve uygulamalarını güncellemeleri”ni öneren bir açıklama yayınladı.

Savaş zamanında birden fazla veri merkezinin aynı anda saldırıya uğrama tehdidi, şirketleri stratejilerini yeniden düşünmeye zorluyor.

Veri merkezlerinin güvenliğini sağlamak, genellikle siber saldırılara karşı koruma sağlamak ve izinsiz girişlerin engellenmesinden ibaretti. Füzelere veya insansız hava araçlarına karşı savunma gündemde değildi.

Tek bir merkez devre dışı kalırsa, iyi hazırlıklı operatörler iş yükünü diğer tesislere sınırlı bir kesinti ile aktarabilir fakat bu her zaman böyle olmaz.

Bir başka endişe de, en azından Körfez bölgesinde, çatışmanın tesislerin sigorta primlerini veya güvenlik maliyetlerini artırması.

Ayrıca çatışma, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bulut ve yapay zeka hizmetleri için bölgesel merkezler olma hedeflerini de tehlikeye atıyor.

İngiliz düşünce kuruluşu RUSI’nin analisti Noah Sylvia, “Veri merkezlerini saklayamazsınız. Fakat üzerlerine hava savunma sistemleri kurabilirsiniz,” diyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English