Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da neler oluyor?

Yayınlanma

Donald Trump yönetimi, enerji tedarikini keserek ekonomik felce uğrattığı Küba’da radikal bir iktidar değişimini zorlamak için eşi benzeri görülmemiş bir abluka stratejisi uyguluyor. Ada genelinde 10 milyon kişiyi elektriksiz bırakan kriz ve peş peşe gelen yaptırımlar, Washington’ın askeri müdahale seçeneğini de güçlü bir şekilde arka planda tuttuğu “dostane devir” planına stratejik zemin hazırlıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Mart’ta dolandırıcılıkla mücadele konulu bir kararnamenin imza töreninde gazetecilere yaptığı açıklamada, Küba’yı ele geçirme niyetini açıkça dile getirdi.

Hayatının büyük bir bölümünde ABD’nin Küba meselesini ne zaman çözeceğine dair tartışmalara şahit olduğunu söyleyen Trump, “Orayı ister özgürleştiririm ister alırım; doğrusunu isterseniz, onunla ne istersem yapabileceğimi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, Küba’nın artık “ciddi şekilde zayıflamış” durumda olduğuna dikkati çekerek, adanın ne parası ne de petrolü kaldığını, mevcut yönetimin de Washington ile aktif müzakere yürüttüğünü belirtti.

Adanın doğal güzelliklerine ve turizm potansiyeline de değinen ABD lideri, bölgenin kasırga kuşağında bulunmadığını hatırlatarak, “En azından her hafta kasırga tahribatı için bizden para dilenmeyecekler” diye konuştu.

Ayrıca, uzun süredir ABD’de yaşayan varlıklı Kübalıların, olası bir rejim değişikliği durumunda ülkelerine dönmeye ve yatırım yapmaya hazır olduklarını kaydetti.

Kapalı kapılar ardında müzakere trafiği

The Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD yönetimi 2026 yılının sonuna kadar Küba’da iktidar değişimini tamamlamayı öngörüyor.

İran’a yönelik askeri harekatın başlamasından bir gün önce, 27 Şubat’ta, adanın “dostane devri” ihtimalini kamuoyuyla paylaşan Trump, Kübalı yetkililerle en üst düzeyde görüşmeler yürütüldüğünü ilk kez duyurmuştu.

Axios’un aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro’nun 41 yaşındaki torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro ile kapalı istişareler yürütüyor.

9 Mart’ta Rubio’nun adayı “dostane yollarla” ABD’ye entegre etmek için çabalayacağını belirten Trump, askeri güç kullanımını da dışlamadı. Trump, karşı tarafın ağır bir insani kriz içinde olduğunu ve tükenme noktasına geldiğini vurgulayarak, Havana’nın ya bir anlaşmaya varacağını ya da Washington’ın bu meseleyi onların onayı olmadan kendi yöntemleriyle çözeceğini ifade etti.

The New York Times’a konuşan konuya vakıf kaynaklara göre ise ABD, Havana’ya mevcut Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in görevden ayrılmasını arzuladığını açıkça iletti ancak ülkenin gelecekteki siyasi kaderini Kübalıların kendisinin belirleyeceğinin altını çizdi.

Enerji altyapısına yönelik topyekün kuşatma

Trump, Beyaz Saray’a döndüğü 20 Ocak 2025 tarihinden itibaren Küba üzerindeki ekonomik baskıyı sistemli olarak artırdı. İlk gün Havana’yı yeniden teröre destek veren ülkeler listesine alarak ülkenin uluslararası finans sistemine erişimini kısıtlayan yönetim, 30 Haziran’da imzaladığı 5 Numaralı Ulusal Güvenlik Muhtırası (NSPM-5) ile yaptırım çemberini daralttı.

Bu muhtıra, Küba ordusunun kontrolündeki GAESA holdingi ve iştirakleri başta olmak üzere askeri yapılarla gerçekleştirilecek her türlü doğrudan veya dolaylı finansal işlemi yasakladı.

Aynı kararla Amerikan vatandaşlarının adaya yönelik turistik seyahatleri engellenirken, ekonomik ambargonun süreceği teyit edildi.

Beyaz Saray, bu adımların Küba halkının aleyhine olacak şekilde hükümete ve güvenlik güçlerine fayda sağlayan ekonomik faaliyetleri bitirmeyi hedeflediğini duyurdu. Washington, adanın en kırılgan sinir ucu olan enerji sektöründeki ablukayı da sertleştirdi.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı operasyonun hemen ardından 11 Ocak’ta Trump, Karakas’tan Havana’ya giden petrol sevkiyatının sıfırlanacağını açıkladı.

29 Ocak’ta ise Küba’ya doğrudan veya dolaylı petrol sağlayan devletlere ve şirketlere ek gümrük vergileri getiren kararname imzalandı.

Washington bu karara temel gerekçe olarak, Havana’nın Rusya, Çin, İran’ın yanı sıra Hizbullah ve Hamas gibi düşman unsurlara verdiği sürekli desteği gösterdi.

25 Şubat’ta ise ABD hükümeti, yalnızca adadaki özel sektörü ayakta tutmak amacıyla, enerji şirketlerine Venezuela petrolünün bir kısmını özel lisanslarla yeniden satma izni verdi. Artan jeopolitik baskının ardından Meksika, Küba’ya petrol tedarikini sonlandırdı. Şubat ayında ABD Sahil Güvenliği, adaya Kolombiya petrolü taşıyan bir tankere müdahale etti.

Reuters’ın verilerine göre, fiili enerji ablukası nedeniyle Küba yılın başından bu yana yalnızca Meksika’dan yakıt ve Jamaika’dan sıvılaştırılmış doğalgaz olmak üzere iki küçük sevkiyat alabildi.

Yaşanan bu gerilim üzerine 17 Mart’ta resmi bir açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanlığı, artan baskıdan duyulan ciddi endişeyi dile getirerek, suni olarak körüklenen bu çatışma ortamında Moskova’nın Küba hükümetiyle sarsılmaz bir dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Ada genelinde elektrik sistemi çöktü

Kesintisiz enerji ablukası, 16 Mart’ta Küba ulusal elektrik şebekesinin tamamen devre dışı kalmasıyla sonuçlandı. Devlet elektrik şebekesi operatörü UNE’nin aktardığına göre, adadaki yaklaşık 10 milyon kişi elektriksiz kaldı. Krizden birkaç gün önce ulusa seslenen Devlet Başkanı Díaz-Canel, adaya üç aydır ithal yakıt girmediğini; sistemin yerel ham petrol ve güneş enerjisi santralleriyle ayakta tutulmaya çalışıldığını ancak bölgesel arzın istikrarsız olduğunu duyurmuştu.

ABD baskısının yoğunlaşması üzerine 31 Ocak’ta uluslararası acil durum ilan eden Havana yönetimi, günlük 110 bin varil petrol ihtiyacına karşılık üretimini ancak 30 bin varil seviyesinde tutabiliyor.

İspanyol televizyonu La Sexta, bunun adada son bir buçuk yılda yaşanan altıncı büyük elektrik kesintisi olduğunu bildirdi.

Küba Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (Minem) Elektrik Genel Müdürü Lázaro Guerra, aktif jeneratörlerde henüz mekanik bir arıza tespit edilmediğini ve şebeke parametrelerinin normal olduğunu kaydetti.

UNE, 17 Mart sabahı itibarıyla hastaneler, iletişim merkezleri ve gıda işleme tesisleri gibi hayati noktalara öncelik vererek enerji tedarikini kademeli olarak onarmaya başladı. Kurumun açıklamasına göre; Pinar del Río, Havana, Matanzas, Villa Clara, Sancti Spíritus, Las Tunas, Granma ve Holguín vilayetlerinde küçük bölgelere enerji sağlayan ve sonrasında birbiriyle entegre edilen mikro sistemler devreye sokuldu.

Unión Eléctrica de Cuba başkent şubesi, 17 Mart’ta Havana’daki elektrik arzının yüzde 31 oranında geri döndüğünü duyurdu. Elektrik krizinin sürdüğü gece saatlerinde ülkenin güneydoğusunda 6,0 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Protestolar ne durumda?

Gıda ve ilaç tedarikindeki sıkıntılarla derinleşen elektrik kesintileri, adada hızla sokak hareketliliğine dönüştü.

ABC’nin haberine göre, pazartesi günü Havana sakinleri şehir merkezinde tencere ve tavalara vurarak yönetimi protesto etti. Muhalif yayın organı 51Miami, diğer vilayetlerdeki gösteri görüntülerini paylaştı.

Ülke genelindeki asıl tırmanma ise topyekün karanlıktan hemen önce yaşandı; 14 Mart gecesi Morón şehrindeki Komünist Parti genel merkezini basan eylemciler, bekleme salonundaki mobilyaları ateşe verdi.

Küba’da ekonomik tablo, 2021 yılında pandemi ve ABD yaptırımlarının yıkıcı etkisiyle hızla bozulmuş; o dönem devreye sokulan karne uygulaması, 1990’lardan bu yana görülen en şiddetli hükümet karşıtı protestoları tetiklemişti.

Díaz-Canel, olayların ardından yaptığı açıklamada yine de halkın içinde bulunduğu ağır koşullardan kaynaklanan şikayetlerin meşruiyet payı olduğunu kabul etmişti. Kayıtlara geçen protestolarda onlarca kişi yaralanmış, binlerce kişi gözaltına alınmış ve ciddi hapis cezalarına çarptırılmıştı.

Ülkenin enerji altyapısı da fiziksel çöküş yaşıyor; 2022 yazında kilit santrallerde peş peşe yaşanan kazalar ülkenin üretim kapasitesinin yüzde 40’ını kalıcı olarak silmiş, sadece 2025 yılı içinde dört büyük bölgesel kriz kaydedilmişti.

Morón’daki genel merkez baskınının, Díaz-Canel’in ABD ile diyalog arayışını ilan etmesinden sadece saatler sonra yaşanması zamanlama açısından dikkat çekti. K

üba lideri, iki halkın yararına somut adımlar atmak ve tehditlere karşı güvenlik eksenli işbirliği alanları belirlemek için müzakerelerin başladığını duyurmuştu.

Bu diplomatik açılımdan kısa süre önce Küba Dışişleri Bakanlığı, Vatikan’ın arabuluculuğuyla 51 tutuklunun serbest bırakıldığını bildirmiş; bu kişilerin 2021 yılındaki gösterilerde tutuklanan isimler olduğu değerlendirilmişti.

Baskının ardından Telegram hesabı üzerinden bir uyarı yayımlayan Díaz-Canel, ABD’nin enerji ablukasının yol açtığı uzun süreli kesintilerin halkta yarattığı haklı kaygıyı anladığını ve kamu düzenine saygı çerçevesindeki şikayetlerin meşru olduğunu belirterek, şiddet ve vandalizmin asla kabul görmeyeceğini ve cezasız kalmayacağını vurguladı.

The New York Times’ın analizine göre, Trump yönetimi, ekonomik reformlara direnen ve Washington’ın Amerikan şirketleri için talep ettiği ekonomik açılımı engelleyen Díaz-Canel’in tasfiyesini ana strateji olarak konumluyor.

17 Mart’ta bir açıklama yapan Küba Başbakan Yardımcısı ile Dış Ticaret ve Yabancı Yatırım Bakanı Oscar Pérez-Oliva, Havana’nın Amerikan şirketlerinin yanı sıra ABD’de yaşayan Kübalılar ve onların soyundan gelenlerle ticari ilişkilerin sorunsuz bir şekilde yeniden tesisine açık olduğunu, bu vizyonun altyapı projeleri dahil tüm stratejik yatırımları kapsadığını dile getirdi.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English