Amerika
Latin Amerika ve Karayipler için 2024’teki dengeler ve 2025 öngörüleri

Bir bölgenin tüm yıl boyunca yaşadığı en önemli meseleleri analiz etmek ve henüz başlamamış ya da yeni başlayan bir seyahatin hava tahminini yapmak kadar riskli bir iştir. Bu riskli görevi üstlenirken, bu incelemede pek çok önemli konunun dışarıda kalacağına dair bir kesinliğe sahibiz. Ayrıca 2025 boyunca gerçekleşebilecek -veya gerçekleşmeyebilecek- senaryoların olasılığı konusunda da uyarıda bulunuyoruz. Amacımız, zengin ve karmaşık bir bölge olan Latin Amerika’da, Siyasi, Ekonomik, Sosyal ile Güvenlik ve Savunma alanlarında öne çıkan bazı olaylara yaklaşık bir bakış sunmaktan ibaret.
Siyasi meseleler
2024, dünyanın en fazla seçmeninin sandık başına gittiği yıl oldu ve gerçekte, genel olarak Latin Amerika ve Karayipler’de, özelde ise Venezuela’da 2024’ün siyasi gündemi devlet başkanlığı seçimi ile şekillendi. Venezuela’nın (28 Temmuz) yanı sıra, El Salvador (4 Şubat), Paraná (5 Mayıs), Dominik Cumhuriyeti (19 Mayıs), Meksika (2 Haziran), Uruguay (27 Ekim ve 24 Kasım) genel seçimler gerçekleştirdi. Ekim ayında Brezilya ve Şili belediye seçimleri ve bölgesel seçimler düzenledi.
Böylece 2024 sonunda, Güney Amerika’nın siyasi haritası, en önemli 10 ülkenin 6’sının -Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Uruguay ve Venezuela- farklı “sol” akımların yönetiminde olmasıyla şekillendi. Sağ ve aşırı sağ tarafından yönetilen ülkeler ise: Arjantin, Ekvador, Paraguay ve Peru (söz konusu ülkede, sol çizgide başlayan hükümet, Pedro Castillo’ya karşı yapılan darbenin ardından sağa kaydı). Bu listeye şu ülkeleri dâhil etmiyoruz: Guyana, Surinam, Trinidad ve Tobago, Aruba, Curaçao, Bonaire ve Fransız Guyanası. Zira bu ülkeler ve topraklar, güçlü şekilde Avrupa neokolonyalizmine ve Amerikan emperyalizmine tâbidir; dolayısıyla bölgede siyasi etkileri görece sınırlı.
Siyasi alanda, hiç kuşkusuz Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yeniden seçilmesi Venezuela için en büyük kazanım; zira sürekli saldırılar ve darbe girişimlerine rağmen, 20. yüzyılın sonunda Devlet Başkanı Hugo Chávez’in Aralık 1998’de kazandığı zaferle başlayan ve sonrasında Bolivarcı Devrim’in kurulmasıyla devam eden siyasi proje, tehditlerle yüzleşmiş ve siyasi olarak zaferle çıkmayı başardı. 28 Temmuz’daki başkanlık seçimlerinde Maduro’nun liderliği bir kez daha teyit edildi. Chavismo hareketi, Yasama Organı’nda da çoğunluğa sahip.
Brezilya’da ise Lula hükümeti, hem içerde belediye seçimlerini büyük ölçüde kaybederek (ülkenin en önemli 15 şehrinin 13’ünün kontrolü sağa geçti) kırılganlığını gösterdi, hem de dışarda BRICS’in Rusya’nın Kazan kentindeki toplantısına sağlık sorunları nedeniyle katılmayarak ve özellikle Venezuela’nın çok taraflı ittifaka katılımına destek vermeyerek gücünü zayıflatmış oldu. Bu ve benzeri siyasi tutumlarıyla Lula, ne Venezuela’nın ne de Güney Amerika’daki başka bir ülkenin (çoğunlukla ilerici ya da sol, kimi zaman anti-kapitalist olmasalar bile emperyalizm karşıtı) “ağabeyi” konumunda olabileceğini gösterdi.
Öte yandan, Meksika’da MORENA Partisi, bir kez daha tarih yazarak ilk kez bir kadının devlet başkanı seçilmesini sağladı. 2024 Haziran seçimlerinde Claudia Sheinbaum, ülke demokrasi tarihinin en yüksek oy sayısıyla kazandı. Bu seçimlerde Senato, Temsilciler Meclisi ve diğer federal ve yerel makamlar için de yeni temsilciler seçildi. MORENA, müttefik partilerle birlikte, pozisyonların ve sandalyelerin çoğunluğunu elde etti.
Meksika, bölgesel siyasette son derece önemli bir rol oynuyor; Orta Amerika’da en büyük siyasi gerilimlerin yaşandığı El Salvador, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama üzerinde etkisi bulunuyor. Ayrıca Meksika, Güney Amerika’da da ABD’nin çıkarlarına karşı siyasi bir denge unsuru hâline gelmiş durumda.
Arjantin ise 2024’te bölge açısından zıt kutupta yer aldı; zira Javier Milei’nin iktidara gelişiyle birlikte emperyalist emellere ve faşist, neo-faşist, hatta Nazizm’e meyleden hareketlere alan açılmış oldu. Bu akımlar, beyaz üstünlüğü fikrini ve Donald Trump’ın “Yeniden Büyük Ameirka” (MAGA) sloganını benimseyip, Milei tarafından “Yeniden Büyük Arjantin” olarak uyarlanan söylemi destekliyor. Ülke içinde ise Milei, kendi siyasi gücünü kanıtlamış ve olumlu imajla halk desteğini korumuş durumda. Parlamentoda çoğunluğu olmamasına rağmen, Arjantin Kongresi, devlet başkanına yasama yetkileri tanıyan ve süper güçlere ilettikleri ultra-liberal hükümet programını uygulamasına imkân veren yasaları kabul etti. Mevcut Arjantin lideri, ABD ve İsrail ile ilişkilerini şimdiye kadar hiçbir hükümetin yapamadığı kadar güçlendirdi.
2024’te Latin Amerika solunu bölen ve zorlayan bir diğer konu ise, Evo Morales ile Bolivya’nın mevcut Devlet Başkanı Luis Arce arasındaki çatışma oldu. Ekim ayı sonunda eski Devlet Başkanı, koka yetiştiricilerinin lideri ve o tarihe kadar devlet başkanı adayı olan Morales, Bolivya polisi ve ordusunun saldırısına uğradı ve hayatına kastedildi. Bolivya Yargısı, Morales’i Ağustos-Ekim 2025 devlet başkanlığı seçimlerine katılmaktan men etti. Evo yarışın dışında ve Arce de halk desteğinden yoksun kaldığı için, Bolivya’da sağın geri dönüşü neredeyse kaçınılmaz görünüyor.
İktisadi konular
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’nun (CEPAL) verilerine göre, bölgemizdeki ekonomiler 2024 boyunca çıkılması zor bir tuzağa saplanmış durumda: Düşük büyüme kapasitesi. Latin Amerika’nın bu yılki GSYİH büyümesi yüzde 2,2 düzeyinde kaldı ve 2015-2024 on yıllık dönem baz alındığında yüzde 1’e geriledi. Bu da kişi başına düşen GSYİH’nin durgunlaştığını, kimi ülkelerde ise ekonomik durgunluk yaşandığını gösteriyor. En güçlü ülkelerden bazıları, farklı makroekonomik, mali ve parasal zorluklarla yüzleşti.
Brezilya: 2024’te Güney Amerika’nın devi, dünyanın en büyük para birimi devalüasyonlarından birini yaşadı. Brezilya para birimi Real, dolar karşısında yüzde 25-30 arasında değer kaybetti. Bunun fitilini ateşleyen, Lula yönetiminin sunduğu ve güven vermeyen mali uyum planı oldu. Lula karşıtları tarafından yerli malı tüketim olarak adlandırılan iktisadi politikaya rağmen, Brezilya hâlâ dünyanın en yüksek vergi yüklerinden birine sahip. Ayrıca Brezilya hükümeti, asgari ücreti önemli ölçüde artırmadı ve 2025’te asgari ücret 250 dolardan başlayacak. Pek çok ekonomi uzmanına göre Brezilya hükümetinin asıl düşmanı, “Brezilya hükümetinin ta kendisi,” zira giderek artan şey, devasa kamu yapısının işletme giderleri olmaya devam ediyor.
Meksika: Latin Amerika’nın ikinci büyük ekonomisi olan Meksika’da para birimi, Donald Trump’ın ABD’deki zaferinin öğrenilmesinin ardından 2024’te yüzde 3 oranında değer kaybetti. Trump, 20 Ocak 2025’te resmen Beyaz Saray’ı devralacak. Meksika pesosu, bir yıl içinde 16’dan 20 pesoya yükseldi. Ancak yalnızca birkaç haftada Meksika pesosu istikrar kazanmayı başardı. Yani bu hafif devalüasyona rağmen, Meksika parası bölgedeki diğer ülkelere kıyasla dolar karşısında hâlâ güçlü. Meksika, yüzde 5 ile Latin Amerika’nın en düşük enflasyon oranlarından birine ve yaklaşık 450 dolarlık en yüksek asgari ücretlerden birine sahip.
Arjantin: Javier Milei hükümetinin ilk yılı, Arjantin ekonomisi açısından tam bir şok terapisi niteliğinde geçti. Ultra-liberal (anarko-kapitalist eğilimli) yönetim, tüm mal ve hizmet fiyatlarını piyasanın insafına bırakınca, 2024’ün ilk yarısında nüfusun yüzde 50’sini aşan yoksulluk oranı ortaya çıktı. Enflasyon oranlarındaki düşüş, esas olarak talebin azalmasından, yani tüketim gücünün zayıflamasından kaynaklandı. Milei ayrıca, uluslararası spekülatif piyasaları kollamak adına koruyucu bariyerleri kaldırdı ve devlet şirketlerinin özelleştirme sürecini başlattı. Bu durum, dış piyasalarda hükümete duyulan “güveni” artırıp, dolar ile Arjantin pesosu arasındaki kur farkını düşürdü. Arjantin pesosu “güçlenirken” ülke de pahalılaştı. Sonuçta maaşlar aynı oranda yükselmedi. Kasım ayında bir Arjantin ailesinin yoksul sayılmamak için en az 1000 dolarlık gelire ihtiyacı vardı. Mevcut asgari ücret ise 280 dolar ile bölgenin en düşük seviyelerinden biri.
Venezuela: 2024’te ülke, petrol üretimini artırarak (yılın çeşitli aylarında günde bir milyon varili aştı) ekonomik konularda olumlu bir yıl geçirdi. Venezuela hükümeti enflasyonu kontrol altına almayı ve ekonomik faaliyetleri istikrarlı biçimde yeniden canlandırmayı başardı. Maaş meselesi ise hâlâ çözülmesi gereken bir konu. 1 Mayıs’ta (Venezuela ve dünyanın diğer ülkelerindeki İşçi Bayramı’nda) yapılan açıklama, dolarize olmuş ekonominin zorluklarıyla her gün yüzleşen işçi sınıfını tatmin etmedi. Bu noktada Venezuela’nın izlediği ekonomi politikasına da dikkat çekmek gerekiyor. Caracas’ta düzenlenen Özel Ekonomik Bölgeler ve Yeni Ekonomik Modellere Geçiş üzerine XXV Dünya Forumu, Çin’le yapılan iktisadi ve finansal yatırımları keşfetmek için özel olarak tasarlanmış bir alan oldu.
Çok taraflı düzeyde bu yıl, Mercosur ile Avrupa Birliği arasındaki anlaşma tamamlandı. 6 Aralık’ta Uruguay’ın Montevideo kentinde, 25 yıllık müzakerelerin ardından Güney Ortak Pazarı (Mercosur) ile Avrupa Birliği (AB), bir Serbest Ticaret Anlaşması’na (STA) giden yolun ön şartı olan bir “Niyet Mektubu” imzaladı. Anlaşma uyarınca, her üye ülke hangi ürünlerin gümrük vergilerinde değişime uğrayacağını ve hangilerinin etkilenmeyeceğini belirleyecek.
Sosyal meseleler
Döngüsel ilerlemeler ve gerilemeler, bölgede eşitsizliğin ısrarla varlığını sürdürmesine sebep oldu. Zengin-yoksul arasındaki uçurum derinleşerek sosyal ve siyasi gerilimleri besledi. Aşırı yoksulluk, pandemi döneminde yüzde 13’e çıkmışken 2023’te yüzde 10’a geriledi ama 2024’te yüzde 8,5’in üzerinde seyrediyor. Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (CEPAL) verilerine göre, en düşük gelir dilimindeki her üç haneden biri, sosyal korumaya erişemiyor.
Latin Amerika ve Karayipler’de 172 milyon insan, temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek gelire sahip değil ve bu kişiler arasında 66 milyonu asgari gıda sepetini satın alamıyor. Bu veriler, “Latin Amerika ve Karayipler 2024 Sosyal Panorama Raporu”nda yer alıyor.
Pek çok Latin Amerika ülkesinde siyasi istikrarsızlık, tekrar eden bir olgu. İç çatışmalar, kurumsal krizler ve yolsuzluk, yönetişim ve demokratik istikrarı olumsuz etkileyen gerçeklikler. Bölgedeki ekonomik yavaşlama koşulları, bu durumu daha da ağırlaştırıyor.
Latin Amerika, hâlâ göçmenlerin ve mültecilerin köken, transit ya da varış bölgesi konumunda. Venezuela, Kolombiya, Nikaragua, Haiti, Kosta Rika, Honduras ve El Salvador gibi ülkelerdeki iktisadi, siyasi ve sosyal krizler, önemli bir göç akışına yol açarak sosyal katılım ve insan hakları konularında zorluklar yaratıyor.
Bölge içi göçün artışında en büyük pay, Venezuelalı göçmenlere ait. Haziran 2023’te, bölgede 6 milyondan fazla Venezuelalı göçmen ve mülteci bulunuyordu. Bunların çoğu Kolombiya, Peru, Ekvador, Şili ve Brezilya’da yaşıyordu. Venezuela ekonomisindeki iyileşme, Venezuelalı göçmenlerin ülkeye dönüşünü beraberinde getirdi. Venezuela hükümeti, yurt dışındaki Venezuelalıların bakımı ve “Vuelta a la Patria” (Memlekete Dönüş) programını güçlendirdi. Bolivarcı hükümet ayrıca, Venezuela Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olan Göçten Sorumlu Bütüncül Bakım Viceministerliği’ni kurdu ve Büyük Memlekete Dönüş Misyonu’nu yeniden canlandırdı.
İklim değişikliğinin etkileri, Latin Amerika’da ciddi sonuçlar doğuruyor. Fakirlik ve sosyal dışlanmadan zaten etkilenen topluluklar, kuraklıklar, sel baskınları ve aşırı hava olaylarıyla gıda güvenliği, sağlık ve refah açısından daha da savunmasız hâle geldi.
Kovid-19 pandemisinin etkileri hâlâ sürüyor; salgın, Latin Amerika’yı halk sağlığı, ekonomi ve sosyal refah açısından yıprattı. Bu sağlık krizi, kamu sağlık sistemlerinin yetersizliğini, sosyal koruma ağlarının kırılganlığını ve en dezavantajlı kesimlerin ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi.
Ulusal güvenlik ve savunma konuları
2024’te Latin Amerika ve Karayipler’de açık şekilde konvansiyonel savaş çatışması görülmedi. Fakat bölgesel gündemde, savaşa dönüşme ihtimali taşıyabilecek ve bölgenin güvenliğini tehdit edebilecek bazı konular yer aldı:
Sınır gerilimleri: Nikaragua ile Kosta Rika arasında San Juan Nehri bölgesine dair toprak anlaşmazlığı; Şili ile Peru arasında deniz sınırının çizilmesine dair yaşanan anlaşmazlık, Guatemala ile Belize arasındaki sınır ihtilafı, Arjantin ile Şili arasındaki Patagonya sınırının belirlenmesi konusunda yaşanan gerginlik ve Venezuela ile Guyana arasındaki Essequibo bölgesi ihtilafı. Tüm bunlar, bölgemizin doğal kaynaklarını kontrol etmek isteyen emperyal çıkarlarla da ilgili.
İç çatışmalar: Kolombiya’da FARC ve ELN ile imzalanan barış süreçlerine rağmen, çeşitli bölgelerde silahlı gruplar varlığını sürdürüyor; Venezuela’da son yıllarda ABD ve Avrupalı ülkelerin dayattığı tek taraflı yaptırımların ardından siyasi gerilimler öne çıktı. Bu yıl, 28 Temmuz seçim sonuçlarından sonra Maduro’ya bir darbe girişimi oldu; Haiti’deki kriz, ülkede siyasi ve sosyal istikrarsızlıkla birlikte şiddet dalgası yarattı; Bolivya’da ise Devlet Başkanı Luis Arce’nin deşifre ettiği darbe girişimi.
Emperyalist emeller: Trump, Meksika ve Panama’yı askerî olarak işgal etme niyetini dile getirdi. Bu durum, ABD’nin bölge üzerindeki tahakküm arzusunu açıkça gösteriyor. Ayrıca Küba, Nikaragua ve Venezuela ekonomilerini “yaptırımlar” adı altında tek taraflı zorlayıcı tedbirlerle istikrara kavuşturma iddiasında. Uluslararası hukuka göre, devletlerin egemen eşitliği ilkesi çerçevesinde hiçbir devletin bir başka devleti “yaptırım” adı altında cezalandırma yetkisi olmadığını hatırlamak önemli.
Aragua Treni (El Tren de Aragua): Bu sınır ötesi suç örgütü, özellikle ABD’de bölgesel güvenlik endişelerine neden oldu. Venezuela’da, adını aldığı Aragua eyaletinde kurulmuş olsa da hâlihazırda suç faaliyetlerini ülke dışında sürdürüyor. Trump, ABD’deki hemen hemen tüm suçlardan “Aragua Trenini” sorumlu tuttu. Bu iddiayı kanıtlamak ve inanmak zor olsa da Trump yönetiminin İç Güvenlik Gündemi’nde yer alması muhtemel.
Silahlanma yarışı: 2024’te Latin Amerika ve Karayipler hükümetlerinin millî savunma politikalarını güçlendirmek üzere yürüttüğü askerî politika, büyük ölçüde deniz ve hava kuvvetlerine odaklandı. Deniz kuvvetlerini güçlendiren ülkeler arasında Şili, Meksika ve Nikaragua yer alırken, Guyana İngiltere’den bir açık deniz devriye gemisi teslim aldı. Kolombiya, Peru ve Uruguay hava güçlerini CAZA marka uçaklarla güçlendirdi; Honduras 6 Airbus H145 helikopter satın aldı; Kosta Rika ise ABD tarafından hibe edilen iki insansız hava aracı (İHA) edindi. Bununla birlikte Statistica verilerine göre, Latin Amerika ve Karayipler’de en büyük askerî harcamaları yapan ülkeler, Brezilya, Meksika, Kolombiya, Şili ve Arjantin.
Ayrıca bölgede 2024’teki askerî ilişkiler, Meksika-Brezilya, Arjantin-El Salvador, Kolombiya-Birleşmiş Milletler (BM) gibi Güvenlik ve Savunma anlaşmalarına sahne oldu. Bölge dışı uluslararası aktörlerle de temaslar gerçekleşti; Trinidad ve Tobago-ABD arasında Güvenlik Anlaşması; Kolombiya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki müzakereler ve Arjantin’in NATO’ya katılma isteği bunlar arasında.
Venezuela ile sınır paylaşan ülkelerde, yine bölge dışı aktörlerle yapılan anlaşmalar veya operasyonlar dikkat çekiyor; bu da olası bir işgali teşvik edebilir. Kolombiya’nın NATO’ya giriş için müzakere yürütmesi, Venezuela’nın güvenliği açısından bir tehdit olarak görülüyor; Trinidad ve Tobago, ABD ile bir Güvenlik Anlaşması imzaladı; Guyana İngiltere’den devriye gemisi aldı.
ABD, Rusya ve Çin arasındaki rekabetin kızışmasıyla birlikte, Latin Amerika ve Karayipler yeniden stratejik bir öncelik hâline geldi. Mevcut ABD yönetiminin son belgeleri ve Trump’ın kamuoyu önündeki açıklamaları, bunu açıkça gösteriyor.
Bölgede en büyük dış askerî etkiyi, askerî üsleri, Ortak Operasyonları ve Güney Komutanlığı ile Birleşik Devletler sağlıyor. Ardından, silah ve askerî ekipman tedariki ve savunma sistemlerinin bakım ve modernizasyonuna teknik destek sunan Rusya geliyor (Küba, Venezuela, Nikaragua ve Arjantin gibi ülkelere). Üçüncü sırada ise Çin bulunuyor; ancak Çin’in bölge ülkeleriyle ilişkileri, ağırlıklı olarak ekonomik alanda seyrediyor.
2024’te Latin Amerika, silah alımında bir patlama yaşadı. Yeni bir silahlanma yarışı olan askerî sanayi, uzay yarışı ve nükleer gelişmeler gibi başka alanları da harekete geçiriyor. Bu son noktada Devlet Başkanı Milei, Arjantin’in dördüncü nükleer santralini inşa edeceğini ve ülkesinin, nükleer enerji alanında bölgesel ve küresel güç olmayı istediğini duyurdu.
Silah meselesine dair son bir hatırlatma: Bölge ülkeleri egemenliklerini elden çıkararak ABD ve Avrupa’dan askerî ve teknolojik bağımlılık satın almış oldular; zira süper güçlerin “artık” ya da eskimiş uçak ve silahlarını aldılar, en iyisini ve en modernini değil. Hatırlatmak gerekirse, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Amerikanlar ve Avrupalılar tarihsel müttefiktir; dolayısıyla herhangi bir savaş hâlinde, Latin Amerika’ya karşı birlikte hareket edip hayati tedarikleri, yedek parçaları, ekipmanları vs. kesmekten çekinmeyeceklerdir.
Öngörüler: 2025’te bizi neler bekliyor?
2025’te, takviye kuvvetler (Meksika ve Uruguay) gelse de, çoğu sol veya merkez sol yönetim, Donald Trump’ın 20 Ocak’ta Beyaz Saray’a dönüşüyle yüzleşmek üzere iç ve dış alanda kendisini güçlendirme çabası içinde olacak.
Trump’ın tehditlerinin çoğunun söylemsel ya da retorik düzeyde kalması olası, ancak gelecek belirsiz; Cumhuriyetçi lider, hem Latin Amerika’da hem de diğer bölgelerde sürpriz ya da ürkütücü gelişmelere yol açabilir. Şimdilik Trump’ın dönüşünden açıkça yarar sağlaması beklenen kişi Milei gibi görünüyor; zira Arjantin lideri, en başından beri Trump’a itaat ve övgü konusunda son derece ileri adımlar atıyor. Hatırlarsak, Brezilya Devlet Başkanı Lula, Kolombiya Devlet Başkanı Petro, Şili Devlet Başkanı Boric ve Cristina Fernández gibi pek çok Latin Amerikalı lider ve devlet başkanı, Demokrat Partili aday Kamala Harris’e desteklerini ifade etmişken, Milei ABD’de Trump’ı alenen destekledi. Bu, Cumhuriyetçi liderin kolay kolay unutmayacağı bir şey.
Bu anlamda 2025, Donald Trump’ın Meksika’yı (uyuşturucuyla mücadele bahanesiyle) ve Panama’yı (stratejik kanalı kontrol etme maksadıyla) işgal etme tehditlerini bekleyen bir Latin Amerika bulacak.
Ekonomi cephesinde, CEPAL 2025’te de bölgenin düşük büyüme tuzağından kaçamayacağını öngörüyor. Bölgenin zayıflığı, sadece elverişsiz ekonomik bağlamdan kaynaklanmıyor; aynı zamanda siyasî partilere ve geleneksel siyasî işleyişe yönelik giderek artan halk tepkisinden de besleniyor.
Latin Amerika ekonomileri, büyük ölçüde ticari ortaklarının sağlıklı işleyişine bağımlı. Bu açıdan 2025’te bölgesel ekonomiler, başta Çin ve ABD olmak üzere ana ticaret ortaklarının durumuna bağlı olacak. Örneğin Çin Ticaret Bakanlığı, Brezilya (yüzde 40) ve Arjantin (yüzde 15) menşeli sığır eti ithalatına dair yeni bir soruşturma başlattı. Çin’in atacağı herhangi bir ticari adım, bu Latin Amerika ekonomilerini doğrudan etkileyecek.
Mercosur-Avrupa Birliği Anlaşması: Bu iki kıta arasındaki anlaşmanın nereye varacağına dair öngörüde bulunmak için henüz erken. Daha önce belirttiğimiz gibi, Latin Amerika bir süredir ekonomik yavaşlama sürecinden geçiyor; pek çok ülke, yabancı yatırımı teşvik etmek adına zaten piyasa açılımına dair mali politikaları uyguluyor ama bu politikalar pek bir işe yaramadı. Dolayısıyla AB’nin Mercosur’a sağlayacağı ekonomik yatırım kapasitesi kısıtlı görünürken, Güney Amerika ittifakının aktif üyelerinin ekonomik büyümesini garanti edecek bir durum söz konusu değil.
Sonuç olarak, 2025 yılı, Latin Amerika ve Karayipler’de güç dengesinin sağ ve aşırı sağdan yana olmaya devam edeceği bir yıl olarak öngörülüyor.
Latin Amerika entegrasyonu, güçlü şekilde ABD hükümetinin etkisi altında olacağı için hâlâ üzerinde çalışılması gereken bir konu olarak kalacak. Bölge ülkeleri, uluslararası arenadaki iki güç bloğu arasında (Çin, Rusya ve müttefikleri ile ABD, AB ve müttefikleri) süren küresel dinamikler nedeniyle dış baskılara maruz kalacak.
Venezuela, Brezilya ve Kolombiya arasındaki açık yaralar, ABD bu üç ülkeye aynı anda baskı yaparsa iyileşmeye başlayabilir. Fakat Brezilya ve Kolombiya’nın ABD’ye karşı tavır almaya niyetli olmadığı görülüyor.
Bolivya meselesi gibi gelişmekte olan bölgesel çatışmalar da gerileyecek gibi görünmüyor. Öte yandan, Küba, Nikaragua ve Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırıların sürmesine karşı teyakkuzda olmak gerekiyor. Trump, Venezuelalı petrol alımını tamamen durdurmakla ve tek taraflı zorlayıcı tedbirleri (“yaptırımları”) artırmakla tehdit etti.
Hatta Kuzey Amerikalı başkan Donald Trump, Edmundo González Urrutia’yı Venezuela’nın devlet başkanı olarak tanıyarak paralel bir hükümeti meşrulaştırmaya kalkabilir.
Sonuçlar
Bölgemize dair yapılacak her analizde şu gerçeği unutmamak gerek: Tıpkı dünyanın diğer bölgeleri gibi, Latin Amerika da ABD ile Çin arasındaki küresel hegemonya mücadelesinin ortasında veya bu mücadele tarafından kesintiye uğrayan bir coğrafya. Asya devinin, Amerikalıların yanlış şekilde “arka bahçe” olarak tanımladığı ABD’nin nüfuz alanında giderek güçlenmesi, bölgedeki politik tansiyonu artıran bir unsur.
Siyasi açıdan, Küba, Nikaragua ve Venezuela anti-emperyalist çizgiyi sürdürmeye devam ediyor ve bu nedenle ABD ve müttefiklerinin saldırılarının başlıca hedefi hâline geliyor. Özellikle Venezuela, Maduro yeniden seçilir seçilmez bir darbe girişimine maruz kaldı ve seçim süreci, müttefik sayılan ve kendi ülkelerindeki seçimlerde şüphe varken Venezuela’dan hemen tanınma almış olan bazı Latin Amerikalı liderler ve ülkeler tarafından sorgulandı.
Bu noktada, (sol adına acı bir durum olarak) Brezilya’da Lula, Arjantin’de Cristina Fernández, Kolombiya’da Gustavo Petro, Şili’de Gabriel Boric gibi siyasetçilerin oynadığı rolü özel olarak belirtmek gerek. Sözde “sol” olarak tanımlanan bu liderler, yalnızca halkların ve hükümetlerin emperyalizme karşı birleşmesi durumunda hem bölge hem de devletler olarak güçlü kalınabileceğinin bilincine varmış değiller gibi görünüyor.
Medya trendlerine ya da hatta yalan haberlere kapılmak, onların ilerici veya “solcu” çizgilerini zayıflatıyor. Bu anlamda, BRICS’e Venezuela’nın katılımını onaylamayı reddeden Lula’yı örnek gösterebiliriz; bu karar, Brezilya’daki ve Latin Amerika’daki en büyük toplumsal hareketlerden biri olan Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) dâhil pek çok ilerici ve sol kesim tarafından tepkiyle karşılandı.
Başka bir açıdan bakarsak, düzensiz göç, suç oranlarındaki artış ve bölgesel silahlanma yarışı nedeniyle, güvenlik ve savunma açısından tehlike arz eden siyasi ve ekonomik gerilimler var. Ancak ABD, İngiltere ve hatta NATO’ya kapıları sonuna kadar açan Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin rolü, Latin Amerika için eşi görülmemiş bir tehdit oluşturuyor.
Son olarak, Trump yönetiminin Latin Amerika’da ve Latin Amerika’ya karşı yaratabileceği etki ve müdahaleler büyük bir belirsizlik kaynağı. Bu kısmen, diğer küresel çatışmaların nasıl gelişeceğine ve ABD, Çin, Rusya, Türkiye, İsrail gibi aktörlerin bu çatışmalardaki rollerine de bağlı olacak. Tüm bu küresel kaos ortamında, Venezuela, halkların dayanışmasını isteyerek Latin Amerika ve Karayipler birliğini savunmaya devam edecek.
Amerika
New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.
New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.
Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.
New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.
Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.
Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.
Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.
Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.
Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.
Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.
New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.
Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.
Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.
New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.
CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.
Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.
New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.
Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.
Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.
Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.
Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.
Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.
Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.
Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.
İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.
“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler
Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.
Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.
Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.
Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti
YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.
Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.
Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.
Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.
1,8 milyar dolarlık fon tartışması
İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.
Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.
Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.
Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.
Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”
Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.
Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.
Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.
Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor
Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.
Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.
Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.
Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.
Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.
Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.
Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.
Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.
Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.
Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.
Amerika
Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.
ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.
Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.
Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.
Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.
Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.
MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.
Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.
Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.
CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.
Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.
FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.
Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.
MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü








