Amerika
Latin Amerika ve Karayipler için 2024’teki dengeler ve 2025 öngörüleri

Bir bölgenin tüm yıl boyunca yaşadığı en önemli meseleleri analiz etmek ve henüz başlamamış ya da yeni başlayan bir seyahatin hava tahminini yapmak kadar riskli bir iştir. Bu riskli görevi üstlenirken, bu incelemede pek çok önemli konunun dışarıda kalacağına dair bir kesinliğe sahibiz. Ayrıca 2025 boyunca gerçekleşebilecek -veya gerçekleşmeyebilecek- senaryoların olasılığı konusunda da uyarıda bulunuyoruz. Amacımız, zengin ve karmaşık bir bölge olan Latin Amerika’da, Siyasi, Ekonomik, Sosyal ile Güvenlik ve Savunma alanlarında öne çıkan bazı olaylara yaklaşık bir bakış sunmaktan ibaret.
Siyasi meseleler
2024, dünyanın en fazla seçmeninin sandık başına gittiği yıl oldu ve gerçekte, genel olarak Latin Amerika ve Karayipler’de, özelde ise Venezuela’da 2024’ün siyasi gündemi devlet başkanlığı seçimi ile şekillendi. Venezuela’nın (28 Temmuz) yanı sıra, El Salvador (4 Şubat), Paraná (5 Mayıs), Dominik Cumhuriyeti (19 Mayıs), Meksika (2 Haziran), Uruguay (27 Ekim ve 24 Kasım) genel seçimler gerçekleştirdi. Ekim ayında Brezilya ve Şili belediye seçimleri ve bölgesel seçimler düzenledi.
Böylece 2024 sonunda, Güney Amerika’nın siyasi haritası, en önemli 10 ülkenin 6’sının -Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Uruguay ve Venezuela- farklı “sol” akımların yönetiminde olmasıyla şekillendi. Sağ ve aşırı sağ tarafından yönetilen ülkeler ise: Arjantin, Ekvador, Paraguay ve Peru (söz konusu ülkede, sol çizgide başlayan hükümet, Pedro Castillo’ya karşı yapılan darbenin ardından sağa kaydı). Bu listeye şu ülkeleri dâhil etmiyoruz: Guyana, Surinam, Trinidad ve Tobago, Aruba, Curaçao, Bonaire ve Fransız Guyanası. Zira bu ülkeler ve topraklar, güçlü şekilde Avrupa neokolonyalizmine ve Amerikan emperyalizmine tâbidir; dolayısıyla bölgede siyasi etkileri görece sınırlı.
Siyasi alanda, hiç kuşkusuz Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yeniden seçilmesi Venezuela için en büyük kazanım; zira sürekli saldırılar ve darbe girişimlerine rağmen, 20. yüzyılın sonunda Devlet Başkanı Hugo Chávez’in Aralık 1998’de kazandığı zaferle başlayan ve sonrasında Bolivarcı Devrim’in kurulmasıyla devam eden siyasi proje, tehditlerle yüzleşmiş ve siyasi olarak zaferle çıkmayı başardı. 28 Temmuz’daki başkanlık seçimlerinde Maduro’nun liderliği bir kez daha teyit edildi. Chavismo hareketi, Yasama Organı’nda da çoğunluğa sahip.
Brezilya’da ise Lula hükümeti, hem içerde belediye seçimlerini büyük ölçüde kaybederek (ülkenin en önemli 15 şehrinin 13’ünün kontrolü sağa geçti) kırılganlığını gösterdi, hem de dışarda BRICS’in Rusya’nın Kazan kentindeki toplantısına sağlık sorunları nedeniyle katılmayarak ve özellikle Venezuela’nın çok taraflı ittifaka katılımına destek vermeyerek gücünü zayıflatmış oldu. Bu ve benzeri siyasi tutumlarıyla Lula, ne Venezuela’nın ne de Güney Amerika’daki başka bir ülkenin (çoğunlukla ilerici ya da sol, kimi zaman anti-kapitalist olmasalar bile emperyalizm karşıtı) “ağabeyi” konumunda olabileceğini gösterdi.
Öte yandan, Meksika’da MORENA Partisi, bir kez daha tarih yazarak ilk kez bir kadının devlet başkanı seçilmesini sağladı. 2024 Haziran seçimlerinde Claudia Sheinbaum, ülke demokrasi tarihinin en yüksek oy sayısıyla kazandı. Bu seçimlerde Senato, Temsilciler Meclisi ve diğer federal ve yerel makamlar için de yeni temsilciler seçildi. MORENA, müttefik partilerle birlikte, pozisyonların ve sandalyelerin çoğunluğunu elde etti.
Meksika, bölgesel siyasette son derece önemli bir rol oynuyor; Orta Amerika’da en büyük siyasi gerilimlerin yaşandığı El Salvador, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama üzerinde etkisi bulunuyor. Ayrıca Meksika, Güney Amerika’da da ABD’nin çıkarlarına karşı siyasi bir denge unsuru hâline gelmiş durumda.
Arjantin ise 2024’te bölge açısından zıt kutupta yer aldı; zira Javier Milei’nin iktidara gelişiyle birlikte emperyalist emellere ve faşist, neo-faşist, hatta Nazizm’e meyleden hareketlere alan açılmış oldu. Bu akımlar, beyaz üstünlüğü fikrini ve Donald Trump’ın “Yeniden Büyük Ameirka” (MAGA) sloganını benimseyip, Milei tarafından “Yeniden Büyük Arjantin” olarak uyarlanan söylemi destekliyor. Ülke içinde ise Milei, kendi siyasi gücünü kanıtlamış ve olumlu imajla halk desteğini korumuş durumda. Parlamentoda çoğunluğu olmamasına rağmen, Arjantin Kongresi, devlet başkanına yasama yetkileri tanıyan ve süper güçlere ilettikleri ultra-liberal hükümet programını uygulamasına imkân veren yasaları kabul etti. Mevcut Arjantin lideri, ABD ve İsrail ile ilişkilerini şimdiye kadar hiçbir hükümetin yapamadığı kadar güçlendirdi.
2024’te Latin Amerika solunu bölen ve zorlayan bir diğer konu ise, Evo Morales ile Bolivya’nın mevcut Devlet Başkanı Luis Arce arasındaki çatışma oldu. Ekim ayı sonunda eski Devlet Başkanı, koka yetiştiricilerinin lideri ve o tarihe kadar devlet başkanı adayı olan Morales, Bolivya polisi ve ordusunun saldırısına uğradı ve hayatına kastedildi. Bolivya Yargısı, Morales’i Ağustos-Ekim 2025 devlet başkanlığı seçimlerine katılmaktan men etti. Evo yarışın dışında ve Arce de halk desteğinden yoksun kaldığı için, Bolivya’da sağın geri dönüşü neredeyse kaçınılmaz görünüyor.
İktisadi konular
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’nun (CEPAL) verilerine göre, bölgemizdeki ekonomiler 2024 boyunca çıkılması zor bir tuzağa saplanmış durumda: Düşük büyüme kapasitesi. Latin Amerika’nın bu yılki GSYİH büyümesi yüzde 2,2 düzeyinde kaldı ve 2015-2024 on yıllık dönem baz alındığında yüzde 1’e geriledi. Bu da kişi başına düşen GSYİH’nin durgunlaştığını, kimi ülkelerde ise ekonomik durgunluk yaşandığını gösteriyor. En güçlü ülkelerden bazıları, farklı makroekonomik, mali ve parasal zorluklarla yüzleşti.
Brezilya: 2024’te Güney Amerika’nın devi, dünyanın en büyük para birimi devalüasyonlarından birini yaşadı. Brezilya para birimi Real, dolar karşısında yüzde 25-30 arasında değer kaybetti. Bunun fitilini ateşleyen, Lula yönetiminin sunduğu ve güven vermeyen mali uyum planı oldu. Lula karşıtları tarafından yerli malı tüketim olarak adlandırılan iktisadi politikaya rağmen, Brezilya hâlâ dünyanın en yüksek vergi yüklerinden birine sahip. Ayrıca Brezilya hükümeti, asgari ücreti önemli ölçüde artırmadı ve 2025’te asgari ücret 250 dolardan başlayacak. Pek çok ekonomi uzmanına göre Brezilya hükümetinin asıl düşmanı, “Brezilya hükümetinin ta kendisi,” zira giderek artan şey, devasa kamu yapısının işletme giderleri olmaya devam ediyor.
Meksika: Latin Amerika’nın ikinci büyük ekonomisi olan Meksika’da para birimi, Donald Trump’ın ABD’deki zaferinin öğrenilmesinin ardından 2024’te yüzde 3 oranında değer kaybetti. Trump, 20 Ocak 2025’te resmen Beyaz Saray’ı devralacak. Meksika pesosu, bir yıl içinde 16’dan 20 pesoya yükseldi. Ancak yalnızca birkaç haftada Meksika pesosu istikrar kazanmayı başardı. Yani bu hafif devalüasyona rağmen, Meksika parası bölgedeki diğer ülkelere kıyasla dolar karşısında hâlâ güçlü. Meksika, yüzde 5 ile Latin Amerika’nın en düşük enflasyon oranlarından birine ve yaklaşık 450 dolarlık en yüksek asgari ücretlerden birine sahip.
Arjantin: Javier Milei hükümetinin ilk yılı, Arjantin ekonomisi açısından tam bir şok terapisi niteliğinde geçti. Ultra-liberal (anarko-kapitalist eğilimli) yönetim, tüm mal ve hizmet fiyatlarını piyasanın insafına bırakınca, 2024’ün ilk yarısında nüfusun yüzde 50’sini aşan yoksulluk oranı ortaya çıktı. Enflasyon oranlarındaki düşüş, esas olarak talebin azalmasından, yani tüketim gücünün zayıflamasından kaynaklandı. Milei ayrıca, uluslararası spekülatif piyasaları kollamak adına koruyucu bariyerleri kaldırdı ve devlet şirketlerinin özelleştirme sürecini başlattı. Bu durum, dış piyasalarda hükümete duyulan “güveni” artırıp, dolar ile Arjantin pesosu arasındaki kur farkını düşürdü. Arjantin pesosu “güçlenirken” ülke de pahalılaştı. Sonuçta maaşlar aynı oranda yükselmedi. Kasım ayında bir Arjantin ailesinin yoksul sayılmamak için en az 1000 dolarlık gelire ihtiyacı vardı. Mevcut asgari ücret ise 280 dolar ile bölgenin en düşük seviyelerinden biri.
Venezuela: 2024’te ülke, petrol üretimini artırarak (yılın çeşitli aylarında günde bir milyon varili aştı) ekonomik konularda olumlu bir yıl geçirdi. Venezuela hükümeti enflasyonu kontrol altına almayı ve ekonomik faaliyetleri istikrarlı biçimde yeniden canlandırmayı başardı. Maaş meselesi ise hâlâ çözülmesi gereken bir konu. 1 Mayıs’ta (Venezuela ve dünyanın diğer ülkelerindeki İşçi Bayramı’nda) yapılan açıklama, dolarize olmuş ekonominin zorluklarıyla her gün yüzleşen işçi sınıfını tatmin etmedi. Bu noktada Venezuela’nın izlediği ekonomi politikasına da dikkat çekmek gerekiyor. Caracas’ta düzenlenen Özel Ekonomik Bölgeler ve Yeni Ekonomik Modellere Geçiş üzerine XXV Dünya Forumu, Çin’le yapılan iktisadi ve finansal yatırımları keşfetmek için özel olarak tasarlanmış bir alan oldu.
Çok taraflı düzeyde bu yıl, Mercosur ile Avrupa Birliği arasındaki anlaşma tamamlandı. 6 Aralık’ta Uruguay’ın Montevideo kentinde, 25 yıllık müzakerelerin ardından Güney Ortak Pazarı (Mercosur) ile Avrupa Birliği (AB), bir Serbest Ticaret Anlaşması’na (STA) giden yolun ön şartı olan bir “Niyet Mektubu” imzaladı. Anlaşma uyarınca, her üye ülke hangi ürünlerin gümrük vergilerinde değişime uğrayacağını ve hangilerinin etkilenmeyeceğini belirleyecek.
Sosyal meseleler
Döngüsel ilerlemeler ve gerilemeler, bölgede eşitsizliğin ısrarla varlığını sürdürmesine sebep oldu. Zengin-yoksul arasındaki uçurum derinleşerek sosyal ve siyasi gerilimleri besledi. Aşırı yoksulluk, pandemi döneminde yüzde 13’e çıkmışken 2023’te yüzde 10’a geriledi ama 2024’te yüzde 8,5’in üzerinde seyrediyor. Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (CEPAL) verilerine göre, en düşük gelir dilimindeki her üç haneden biri, sosyal korumaya erişemiyor.
Latin Amerika ve Karayipler’de 172 milyon insan, temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek gelire sahip değil ve bu kişiler arasında 66 milyonu asgari gıda sepetini satın alamıyor. Bu veriler, “Latin Amerika ve Karayipler 2024 Sosyal Panorama Raporu”nda yer alıyor.
Pek çok Latin Amerika ülkesinde siyasi istikrarsızlık, tekrar eden bir olgu. İç çatışmalar, kurumsal krizler ve yolsuzluk, yönetişim ve demokratik istikrarı olumsuz etkileyen gerçeklikler. Bölgedeki ekonomik yavaşlama koşulları, bu durumu daha da ağırlaştırıyor.
Latin Amerika, hâlâ göçmenlerin ve mültecilerin köken, transit ya da varış bölgesi konumunda. Venezuela, Kolombiya, Nikaragua, Haiti, Kosta Rika, Honduras ve El Salvador gibi ülkelerdeki iktisadi, siyasi ve sosyal krizler, önemli bir göç akışına yol açarak sosyal katılım ve insan hakları konularında zorluklar yaratıyor.
Bölge içi göçün artışında en büyük pay, Venezuelalı göçmenlere ait. Haziran 2023’te, bölgede 6 milyondan fazla Venezuelalı göçmen ve mülteci bulunuyordu. Bunların çoğu Kolombiya, Peru, Ekvador, Şili ve Brezilya’da yaşıyordu. Venezuela ekonomisindeki iyileşme, Venezuelalı göçmenlerin ülkeye dönüşünü beraberinde getirdi. Venezuela hükümeti, yurt dışındaki Venezuelalıların bakımı ve “Vuelta a la Patria” (Memlekete Dönüş) programını güçlendirdi. Bolivarcı hükümet ayrıca, Venezuela Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olan Göçten Sorumlu Bütüncül Bakım Viceministerliği’ni kurdu ve Büyük Memlekete Dönüş Misyonu’nu yeniden canlandırdı.
İklim değişikliğinin etkileri, Latin Amerika’da ciddi sonuçlar doğuruyor. Fakirlik ve sosyal dışlanmadan zaten etkilenen topluluklar, kuraklıklar, sel baskınları ve aşırı hava olaylarıyla gıda güvenliği, sağlık ve refah açısından daha da savunmasız hâle geldi.
Kovid-19 pandemisinin etkileri hâlâ sürüyor; salgın, Latin Amerika’yı halk sağlığı, ekonomi ve sosyal refah açısından yıprattı. Bu sağlık krizi, kamu sağlık sistemlerinin yetersizliğini, sosyal koruma ağlarının kırılganlığını ve en dezavantajlı kesimlerin ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi.
Ulusal güvenlik ve savunma konuları
2024’te Latin Amerika ve Karayipler’de açık şekilde konvansiyonel savaş çatışması görülmedi. Fakat bölgesel gündemde, savaşa dönüşme ihtimali taşıyabilecek ve bölgenin güvenliğini tehdit edebilecek bazı konular yer aldı:
Sınır gerilimleri: Nikaragua ile Kosta Rika arasında San Juan Nehri bölgesine dair toprak anlaşmazlığı; Şili ile Peru arasında deniz sınırının çizilmesine dair yaşanan anlaşmazlık, Guatemala ile Belize arasındaki sınır ihtilafı, Arjantin ile Şili arasındaki Patagonya sınırının belirlenmesi konusunda yaşanan gerginlik ve Venezuela ile Guyana arasındaki Essequibo bölgesi ihtilafı. Tüm bunlar, bölgemizin doğal kaynaklarını kontrol etmek isteyen emperyal çıkarlarla da ilgili.
İç çatışmalar: Kolombiya’da FARC ve ELN ile imzalanan barış süreçlerine rağmen, çeşitli bölgelerde silahlı gruplar varlığını sürdürüyor; Venezuela’da son yıllarda ABD ve Avrupalı ülkelerin dayattığı tek taraflı yaptırımların ardından siyasi gerilimler öne çıktı. Bu yıl, 28 Temmuz seçim sonuçlarından sonra Maduro’ya bir darbe girişimi oldu; Haiti’deki kriz, ülkede siyasi ve sosyal istikrarsızlıkla birlikte şiddet dalgası yarattı; Bolivya’da ise Devlet Başkanı Luis Arce’nin deşifre ettiği darbe girişimi.
Emperyalist emeller: Trump, Meksika ve Panama’yı askerî olarak işgal etme niyetini dile getirdi. Bu durum, ABD’nin bölge üzerindeki tahakküm arzusunu açıkça gösteriyor. Ayrıca Küba, Nikaragua ve Venezuela ekonomilerini “yaptırımlar” adı altında tek taraflı zorlayıcı tedbirlerle istikrara kavuşturma iddiasında. Uluslararası hukuka göre, devletlerin egemen eşitliği ilkesi çerçevesinde hiçbir devletin bir başka devleti “yaptırım” adı altında cezalandırma yetkisi olmadığını hatırlamak önemli.
Aragua Treni (El Tren de Aragua): Bu sınır ötesi suç örgütü, özellikle ABD’de bölgesel güvenlik endişelerine neden oldu. Venezuela’da, adını aldığı Aragua eyaletinde kurulmuş olsa da hâlihazırda suç faaliyetlerini ülke dışında sürdürüyor. Trump, ABD’deki hemen hemen tüm suçlardan “Aragua Trenini” sorumlu tuttu. Bu iddiayı kanıtlamak ve inanmak zor olsa da Trump yönetiminin İç Güvenlik Gündemi’nde yer alması muhtemel.
Silahlanma yarışı: 2024’te Latin Amerika ve Karayipler hükümetlerinin millî savunma politikalarını güçlendirmek üzere yürüttüğü askerî politika, büyük ölçüde deniz ve hava kuvvetlerine odaklandı. Deniz kuvvetlerini güçlendiren ülkeler arasında Şili, Meksika ve Nikaragua yer alırken, Guyana İngiltere’den bir açık deniz devriye gemisi teslim aldı. Kolombiya, Peru ve Uruguay hava güçlerini CAZA marka uçaklarla güçlendirdi; Honduras 6 Airbus H145 helikopter satın aldı; Kosta Rika ise ABD tarafından hibe edilen iki insansız hava aracı (İHA) edindi. Bununla birlikte Statistica verilerine göre, Latin Amerika ve Karayipler’de en büyük askerî harcamaları yapan ülkeler, Brezilya, Meksika, Kolombiya, Şili ve Arjantin.
Ayrıca bölgede 2024’teki askerî ilişkiler, Meksika-Brezilya, Arjantin-El Salvador, Kolombiya-Birleşmiş Milletler (BM) gibi Güvenlik ve Savunma anlaşmalarına sahne oldu. Bölge dışı uluslararası aktörlerle de temaslar gerçekleşti; Trinidad ve Tobago-ABD arasında Güvenlik Anlaşması; Kolombiya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki müzakereler ve Arjantin’in NATO’ya katılma isteği bunlar arasında.
Venezuela ile sınır paylaşan ülkelerde, yine bölge dışı aktörlerle yapılan anlaşmalar veya operasyonlar dikkat çekiyor; bu da olası bir işgali teşvik edebilir. Kolombiya’nın NATO’ya giriş için müzakere yürütmesi, Venezuela’nın güvenliği açısından bir tehdit olarak görülüyor; Trinidad ve Tobago, ABD ile bir Güvenlik Anlaşması imzaladı; Guyana İngiltere’den devriye gemisi aldı.
ABD, Rusya ve Çin arasındaki rekabetin kızışmasıyla birlikte, Latin Amerika ve Karayipler yeniden stratejik bir öncelik hâline geldi. Mevcut ABD yönetiminin son belgeleri ve Trump’ın kamuoyu önündeki açıklamaları, bunu açıkça gösteriyor.
Bölgede en büyük dış askerî etkiyi, askerî üsleri, Ortak Operasyonları ve Güney Komutanlığı ile Birleşik Devletler sağlıyor. Ardından, silah ve askerî ekipman tedariki ve savunma sistemlerinin bakım ve modernizasyonuna teknik destek sunan Rusya geliyor (Küba, Venezuela, Nikaragua ve Arjantin gibi ülkelere). Üçüncü sırada ise Çin bulunuyor; ancak Çin’in bölge ülkeleriyle ilişkileri, ağırlıklı olarak ekonomik alanda seyrediyor.
2024’te Latin Amerika, silah alımında bir patlama yaşadı. Yeni bir silahlanma yarışı olan askerî sanayi, uzay yarışı ve nükleer gelişmeler gibi başka alanları da harekete geçiriyor. Bu son noktada Devlet Başkanı Milei, Arjantin’in dördüncü nükleer santralini inşa edeceğini ve ülkesinin, nükleer enerji alanında bölgesel ve küresel güç olmayı istediğini duyurdu.
Silah meselesine dair son bir hatırlatma: Bölge ülkeleri egemenliklerini elden çıkararak ABD ve Avrupa’dan askerî ve teknolojik bağımlılık satın almış oldular; zira süper güçlerin “artık” ya da eskimiş uçak ve silahlarını aldılar, en iyisini ve en modernini değil. Hatırlatmak gerekirse, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Amerikanlar ve Avrupalılar tarihsel müttefiktir; dolayısıyla herhangi bir savaş hâlinde, Latin Amerika’ya karşı birlikte hareket edip hayati tedarikleri, yedek parçaları, ekipmanları vs. kesmekten çekinmeyeceklerdir.
Öngörüler: 2025’te bizi neler bekliyor?
2025’te, takviye kuvvetler (Meksika ve Uruguay) gelse de, çoğu sol veya merkez sol yönetim, Donald Trump’ın 20 Ocak’ta Beyaz Saray’a dönüşüyle yüzleşmek üzere iç ve dış alanda kendisini güçlendirme çabası içinde olacak.
Trump’ın tehditlerinin çoğunun söylemsel ya da retorik düzeyde kalması olası, ancak gelecek belirsiz; Cumhuriyetçi lider, hem Latin Amerika’da hem de diğer bölgelerde sürpriz ya da ürkütücü gelişmelere yol açabilir. Şimdilik Trump’ın dönüşünden açıkça yarar sağlaması beklenen kişi Milei gibi görünüyor; zira Arjantin lideri, en başından beri Trump’a itaat ve övgü konusunda son derece ileri adımlar atıyor. Hatırlarsak, Brezilya Devlet Başkanı Lula, Kolombiya Devlet Başkanı Petro, Şili Devlet Başkanı Boric ve Cristina Fernández gibi pek çok Latin Amerikalı lider ve devlet başkanı, Demokrat Partili aday Kamala Harris’e desteklerini ifade etmişken, Milei ABD’de Trump’ı alenen destekledi. Bu, Cumhuriyetçi liderin kolay kolay unutmayacağı bir şey.
Bu anlamda 2025, Donald Trump’ın Meksika’yı (uyuşturucuyla mücadele bahanesiyle) ve Panama’yı (stratejik kanalı kontrol etme maksadıyla) işgal etme tehditlerini bekleyen bir Latin Amerika bulacak.
Ekonomi cephesinde, CEPAL 2025’te de bölgenin düşük büyüme tuzağından kaçamayacağını öngörüyor. Bölgenin zayıflığı, sadece elverişsiz ekonomik bağlamdan kaynaklanmıyor; aynı zamanda siyasî partilere ve geleneksel siyasî işleyişe yönelik giderek artan halk tepkisinden de besleniyor.
Latin Amerika ekonomileri, büyük ölçüde ticari ortaklarının sağlıklı işleyişine bağımlı. Bu açıdan 2025’te bölgesel ekonomiler, başta Çin ve ABD olmak üzere ana ticaret ortaklarının durumuna bağlı olacak. Örneğin Çin Ticaret Bakanlığı, Brezilya (yüzde 40) ve Arjantin (yüzde 15) menşeli sığır eti ithalatına dair yeni bir soruşturma başlattı. Çin’in atacağı herhangi bir ticari adım, bu Latin Amerika ekonomilerini doğrudan etkileyecek.
Mercosur-Avrupa Birliği Anlaşması: Bu iki kıta arasındaki anlaşmanın nereye varacağına dair öngörüde bulunmak için henüz erken. Daha önce belirttiğimiz gibi, Latin Amerika bir süredir ekonomik yavaşlama sürecinden geçiyor; pek çok ülke, yabancı yatırımı teşvik etmek adına zaten piyasa açılımına dair mali politikaları uyguluyor ama bu politikalar pek bir işe yaramadı. Dolayısıyla AB’nin Mercosur’a sağlayacağı ekonomik yatırım kapasitesi kısıtlı görünürken, Güney Amerika ittifakının aktif üyelerinin ekonomik büyümesini garanti edecek bir durum söz konusu değil.
Sonuç olarak, 2025 yılı, Latin Amerika ve Karayipler’de güç dengesinin sağ ve aşırı sağdan yana olmaya devam edeceği bir yıl olarak öngörülüyor.
Latin Amerika entegrasyonu, güçlü şekilde ABD hükümetinin etkisi altında olacağı için hâlâ üzerinde çalışılması gereken bir konu olarak kalacak. Bölge ülkeleri, uluslararası arenadaki iki güç bloğu arasında (Çin, Rusya ve müttefikleri ile ABD, AB ve müttefikleri) süren küresel dinamikler nedeniyle dış baskılara maruz kalacak.
Venezuela, Brezilya ve Kolombiya arasındaki açık yaralar, ABD bu üç ülkeye aynı anda baskı yaparsa iyileşmeye başlayabilir. Fakat Brezilya ve Kolombiya’nın ABD’ye karşı tavır almaya niyetli olmadığı görülüyor.
Bolivya meselesi gibi gelişmekte olan bölgesel çatışmalar da gerileyecek gibi görünmüyor. Öte yandan, Küba, Nikaragua ve Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırıların sürmesine karşı teyakkuzda olmak gerekiyor. Trump, Venezuelalı petrol alımını tamamen durdurmakla ve tek taraflı zorlayıcı tedbirleri (“yaptırımları”) artırmakla tehdit etti.
Hatta Kuzey Amerikalı başkan Donald Trump, Edmundo González Urrutia’yı Venezuela’nın devlet başkanı olarak tanıyarak paralel bir hükümeti meşrulaştırmaya kalkabilir.
Sonuçlar
Bölgemize dair yapılacak her analizde şu gerçeği unutmamak gerek: Tıpkı dünyanın diğer bölgeleri gibi, Latin Amerika da ABD ile Çin arasındaki küresel hegemonya mücadelesinin ortasında veya bu mücadele tarafından kesintiye uğrayan bir coğrafya. Asya devinin, Amerikalıların yanlış şekilde “arka bahçe” olarak tanımladığı ABD’nin nüfuz alanında giderek güçlenmesi, bölgedeki politik tansiyonu artıran bir unsur.
Siyasi açıdan, Küba, Nikaragua ve Venezuela anti-emperyalist çizgiyi sürdürmeye devam ediyor ve bu nedenle ABD ve müttefiklerinin saldırılarının başlıca hedefi hâline geliyor. Özellikle Venezuela, Maduro yeniden seçilir seçilmez bir darbe girişimine maruz kaldı ve seçim süreci, müttefik sayılan ve kendi ülkelerindeki seçimlerde şüphe varken Venezuela’dan hemen tanınma almış olan bazı Latin Amerikalı liderler ve ülkeler tarafından sorgulandı.
Bu noktada, (sol adına acı bir durum olarak) Brezilya’da Lula, Arjantin’de Cristina Fernández, Kolombiya’da Gustavo Petro, Şili’de Gabriel Boric gibi siyasetçilerin oynadığı rolü özel olarak belirtmek gerek. Sözde “sol” olarak tanımlanan bu liderler, yalnızca halkların ve hükümetlerin emperyalizme karşı birleşmesi durumunda hem bölge hem de devletler olarak güçlü kalınabileceğinin bilincine varmış değiller gibi görünüyor.
Medya trendlerine ya da hatta yalan haberlere kapılmak, onların ilerici veya “solcu” çizgilerini zayıflatıyor. Bu anlamda, BRICS’e Venezuela’nın katılımını onaylamayı reddeden Lula’yı örnek gösterebiliriz; bu karar, Brezilya’daki ve Latin Amerika’daki en büyük toplumsal hareketlerden biri olan Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) dâhil pek çok ilerici ve sol kesim tarafından tepkiyle karşılandı.
Başka bir açıdan bakarsak, düzensiz göç, suç oranlarındaki artış ve bölgesel silahlanma yarışı nedeniyle, güvenlik ve savunma açısından tehlike arz eden siyasi ve ekonomik gerilimler var. Ancak ABD, İngiltere ve hatta NATO’ya kapıları sonuna kadar açan Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin rolü, Latin Amerika için eşi görülmemiş bir tehdit oluşturuyor.
Son olarak, Trump yönetiminin Latin Amerika’da ve Latin Amerika’ya karşı yaratabileceği etki ve müdahaleler büyük bir belirsizlik kaynağı. Bu kısmen, diğer küresel çatışmaların nasıl gelişeceğine ve ABD, Çin, Rusya, Türkiye, İsrail gibi aktörlerin bu çatışmalardaki rollerine de bağlı olacak. Tüm bu küresel kaos ortamında, Venezuela, halkların dayanışmasını isteyerek Latin Amerika ve Karayipler birliğini savunmaya devam edecek.
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









