Dünya Basını
Libya’da yeni bir “uzlaşı hükümeti” ne kadar gerçekçi?

Libya’da Trablus merkezli Devlet Yüksek Konseyi ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin altışar üyesinden oluşan Seçim Yasalarını Belirleme Komitesi geçici bir uzlaşı hükümeti kurulmasını öngören bir plan sundu. Plan, Trablus ve Bingazi’deki iki hükümetin birleştirilmesi ve temel görevi ülkeyi seçime götürmek olan yeni bir hükümet kurulmasını öngörüyor. Ancak Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdülhamit Dibeybe ve Birleşmiş Milletler dahil birçok iç ve dış aktör yeni bir geçici hükümetin kurulması planını reddediyor.
Dibeybe, planı hazırlayan Temsilciler Meclisi ile Libya Yüksek Devlet Konseyi’ni, iktidar sürelerini uzatmaya çalışmakla suçluyor. Seçimlerin gerçekleşmesinin tek yolunun istikrar olduğunu söyleyen Dibeybe, “Yeni bir geçiş dönemi ya da paralel hükümetler olmayacak. Yeni geçiş dönemleri icat ederek daha uzun süre iktidarda kalmaya çalışmak, seçim sürecini akamete uğratır. Bizim tek bir hedefimiz var o da seçimlerdir ve bu hedef gerçekleşinceye kadar görevimizin başındayız” diyor.
BM Libya Özel Temsilcisi Abdoulaye Bathily de “Libya’da yeni geçiş süreçleri veya yeni geçici hükümetleri talep edenler ise pastanın bölünmesini istiyorlar ve tarih de onları hatırlayacaktır” diyerek plana karşı çıkıyor.
Ayrıca, Kahire’nin ön ayak olduğu ve desteklediği bu plana giden süreci Devlet Yüksek Konseyi adına Halid el-Mişri ve Temsilciler Meclisi adına Akile Salih yürütmüştü. Devlet Yüksek Konseyi, 6 Ağustos’ta Halid el-Mişri yerine Konsey’in başkanlığına Muhammed Tekele’yi seçti. Her iki ismin de Adalet ve İnşa Partisi’nden olmasına rağmen Tekele’nin, Dibeybe’ye daha yakın durduğu belirtiliyor. Dolayısıyla bu değişiklik sonrası hali hazırda üyelerinin ezici çoğunluğunun karşı olduğu planda Devlet Yüksek Konseyi’nin ısrar edip etmeyeceği belirsiz.
Uluslararası Kriz Grubu, konuyla ilgili yayınladığı bir analizde, tüm eksikliklerine ve önündeki engellere rağmen yeni birlik hükümetinin ülkedeki ihtilafa şimdilik en iyi alternatif olduğu görüşünde: “Plan Libya’nın siyasi krizinden çıkışı için en ideal yol olmayabilir ancak şimdilik ülkeyi yeniden birleştirmek için tek gerçekçi yol.” Dolayısıyla analiz uluslararası aktörlerden bazı şartlar karşılığında bu planı desteklemelerini istiyor.
Ancak Dibeybe hükümetinin de Devlet Yüksek Konseyi ve Temsilciler Meclisi’nin onayı ile kurulduğu ve görevinin ülkeyi seçime götürmek olduğu hatırlandığında, Kriz Grubu’nun destekleme çağrısı yaptığı planda, seçimlerin yapılma ihtimali ne kadar güçlü? Yoksa bu planın asıl amacı Dibeybe’nin iddia ettiği gibi Konsey ve Meclis’in görev sürelerini uzatmak mı?
Soru işareti çok olsa da planın ayrıntılarını ele alan söz konusu analizi dikkatinize sunuyoruz:
***
Birlik Hükümeti Kurmak Libya’daki İhtilafı Çözmek için En İyi Seçenek Olabilir
Claudia Gazzini
Libyalı siyasetçiler geçici bir hükümet kurmak için bir plan ortaya koydular. BM ve diğer dış aktörler ülkedeki siyasi çıkmazı kırmaya yönelik bu adımı desteklemeli.
Libya’daki siyasi kriz, ülkenin doğusundaki Tobruk kentinde bulunan Temsilciler Meclisi’nin, genel seçimlere giden yol haritasının bir parçası olarak ülkenin iki paralel yönetimini yeniden bir araya getirecek bir geçici hükümet planını onaylamasının ardından yeni bir dönemece girdi. Meclis üyeleri bu kararı Trablus merkezli rakip kurum Devlet Yüksek Konseyi temsilcileri ve doğu merkezli askeri diktatör Mareşal Halife Hafter’in desteğiyle aldı. Yeterli desteği bulması halinde plan, Libya’yı son on yılın büyük bir bölümünde iki ayrı otoritenin bölünmüş idaresi altına sokan çatlağı iyileştirme yolunda önemli bir adım olabilir. Ancak hem Libya içinde hem de dışında etkili eleştirmenlerle birlikte plan hala önemli engellerle karşı karşıya.
Muhalifler, planın seçimlerin yapılmasına yönelik halihazırda aksayan gündemini baltaladığını ve ülkedeki derin bölünmelere rağmen bir yıldır devam eden barışı bozma riski taşıdığını söylüyor. Batılı hükümetler ve bazı Libyalılar Libya’da hükümet kurulmadan önce genel seçimlerin yapılmasını istiyor, BM de öyle. Ancak hem Meclis hem de Konsey üyeleri tarafından oluşturulan ve yeni seçimlere giden yol haritasının yanı sıra bu seçimleri yönetecek yasaları hazırlamakla görevli 6+6 Komitesi ile anlaşmazlığa düştüler. BM, yeni seçim hazırlıklarına yardımcı olması için Komiteye destek verdi. Ancak BM’nin bir hükümet kurulmadan önce seçimlerin yapılması konusundaki ısrarına rağmen- ki bu da iki paralel yönetimi şimdilik yerinde bırakacaktır- 6+6 Komitesi, müzakerelerinde geçici bir birlik hükümetinin gerekli bir ilk adım olduğu sonucuna vardı. Bu doğrultuda bir plan taslağı hazırladı ve bu plan Meclis ve Konsey tarafından kabul edildi.
Planın savunucuları, yönetim iki rakip oluşum arasında bölünmüşken seçim yapmanın zorlukları (bazıları imkânsız olduğunu söylüyor) göz önüne alındığında, çabalarının ülkeyi yeniden bir araya getirmenin en umut verici yolu olduğu konusunda sağlam bir iddia ortaya koyuyorlar. Ancak planlarının uygulanabilir olup olmadığı henüz belli değil- bu da kısmen dış desteğe bağlı olacak. Eğer bu hükümeti kuracak başbakanın seçilme süreci açık ve şeffaf olursa, BM de dahil uluslararası aktörler, Libya’nın içinde bulunduğu siyasi çıkmazı aşmak için somut bir yol sunan bu adımı desteklemeli.
Yeni Birlik Hükümetine Doğru mu?
Yeni planla ilgili tartışmaların merkezinde Libya’nın yeniden birleşmesi gibi çözülmemiş bir mesele yer alıyor. Uluslararası bir koalisyonun 2011 yılında Muammer Kaddafi rejimini devirmesinden bu yana Libya bir çıkmazdan diğerine savruldu. 2014 yılında yapılan tartışmalı parlamento seçimleri ülkeyi ikiye böldü ve bir güç merkezi başkent Trablus’ta, diğeri ise Tobruk’ta oluştu. İki kamp arasında aralıklı olarak çatışmalar çıktı ve Hafter’in komutasındaki güçler Nisan 2019’da Trablus’u kuşattı. Bir sonraki Ekim ayında yapılan ateşkes, birleşik geçici bir hükümetin kurulmasını sağladı. Ancak bu birliktelik uzun sürmedi. Şubat 2022’de, iki ay önceki başarısız seçimlerin ardından, Meclis ve Konsey arasında Trablus merkezli Başbakan Abdülhamid Dibeybe hükümetinin yerini almak üzere yapılan anlaşma çöktü ve Meclis Fethi Başağa’dan paralel bir hükümet kurmasını istedi.
Ülke o tarihten bu yana iki rakip yönetim arasında bölünmüş durumda ve bu yönetimlerin nasıl bir araya getirileceği konusunda ülke içinde ve dışında çok az mutabakat var. Trablus’ta, Aralık 2021’de yapılması planlanan seçimleri gerçekleştirememesine rağmen uluslararası tanınırlığa sahip olan ve batı Libya’nın çoğunu kontrol eden Dibeybe hükümeti bulunuyor. Rusya’nın memnuniyetle karşıladığı ancak hiçbir hükümetin tanımadığı paralel otorite ise Libya’nın doğusunu Sirte’den yönetiyor ve Tobruk’taki Meclis’in yanı sıra Hafter tarafından da destekleniyor. Mart ayında Meclis, Başağa’yı görevden alarak yerine vekaleten Maliye Bakanı Usame Hamad’ı getirdi.
Yerel ve uluslararası aktörler ülkeyi yeniden tek bir hükümet altında toplamanın en iyi yolunun yeni seçimler mi, güç paylaşımı anlaşması mı ya da yeni bir anayasa mı olduğu konusunda görüş ayrılığı yaşamaya devam ediyor. Seçimlere öncelik veren yaklaşım, BM Güvenlik Konseyi’nin “Libya halkının seçimler yoluyla kendilerini kimin yöneteceği konusunda söz sahibi olma arzusunu tanıyan” 2656 (2022) sayılı kararında yer alıyor- bu dil, BM’nin bir birlik hükümeti kurulmasına yönelik mevcut muhalefetini kısmen açıklıyor.
Aynı şekilde, yeniden birleşme çabalarına kimin öncülük etmesi gerektiği konusunda da sürekli görüş ayrılıkları var: rakip meclisler, sahadaki başlıca siyasi aktörler ya da BM öncülüğündeki yeni bir forum. BM destekli 2015 Libya Siyasi Anlaşması, ülkenin rakip meclislerinin ülkenin siyasi geleceğiyle ilgili her türlü önemli karar üzerinde anlaşması gerektiğini belirtiyor. Ancak 2021’de Dibeybe’yi geçici başbakan olarak seçen, iki meclisin üyeleri ve Libya’daki grupların diğer temsilcilerinin yer aldığı BM öncülüğündeki bir organ oldu.
Bugün gelinen noktaya yönelik adımlar, 6+6 Komitesi’nin müzakereleriyle mayıs ayı sonlarında atılmaya başlandı. Mart ayı başında kurulan Komite, Temsilciler Meclisi’nden (Libya’nın 2014 yılında seçilen parlamentosu) altı ve Trablus merkezli Devlet Yüksek Konseyi’nden (Libya’nın 2012 yılında seçilen Kaddafi sonrası ilk meclisinin üyeleri tarafından 2016 yılında oluşturulan bir danışma organı) altı üyeden oluşuyor. İki ay sonra, seçim için yol haritası ve destekleyici mevzuat üzerinde anlaşmaya varıldığını açıkladı. 6+6 Komitesi’nin görevinin seçimlere giden yolu açmak olduğunu düşünenleri şaşırtacak şekilde, iki meclisin seçim yasalarını onaylamasını bir birlik hükümetinin önceden atanması şartına bağladı.
Geçici bir birlik hükümeti kurulması yönündeki çağrılar yeni değildi. Meclis Başkanı Akile Salih ve Konsey Başkanı Halid el-Mışri önceki aylarda bu fikri açıkça desteklemişlerdi. Bir zamanlar birbirlerine düşman olan bu iki isim ve rakip meclislerdeki müttefikleri, Dibeybe’nin yerine yeni bir başbakanın geçmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. Ancak onları harekete geçiren şeyin seçimleri organize edecek birleşik bir hükümet için gerçek bir heves mi yoksa 2021’in sonlarında Meclis üyelerinin ve 2023’ün başlarında da Konsey’in desteğini kaybeden Dibeybe’ye karşı duyulan düşmanlık mı olduğu belirsiz. 16 Haziran’da Hafter, ülkenin seçimleri denetlemek ve ülkeyi birleştirmek için teknokratlardan oluşan geçici bir hükümete ihtiyacı olduğunu söyleyerek tartışmaya katıldı.
6+6 Komitesi, başkanlık ve parlamento seçimlerinin sırası ve başkan adayları için uygunluk şartları gibi kilit anlaşmazlıkları çözdüğü için geçici birleşik hükümeti kurma zamanının geldiğini söylüyor. Bu iddia sadece kısmen doğru. Komite üyeleri bu konularda hemfikir, ancak ne Meclis ne de Konsey, komitenin hazırladığı seçim yasası önerilerini kabul etti. Komite, seçim yasaları için 6 Haziran’da Fas’ta bir imza töreni planlamıştı; Komite üyeleri kapalı kapılar ardında müzakereler yürütüyordu; her iki meclisin başkanları da Fas’a gitti ancak son anda iptal edilen törene katılmadı.
Meclis Başkanı Salih daha sonra Kriz Grubu’na, Komite’nin, bir adayın ilk turda oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması halinde bile başkanlık seçiminin ikinci tura kalmasını zorunlu kılan hükmüne karşı çıktığını açıkladı. Diğer siyasetçilere göre bir başka tartışma konusu da başkan adayının ikinci bir vatandaşlıktan (Hafter’in ABD vatandaşı olduğu bildirildiğinden potansiyel bir sorun) feragat etmesi gerekip gerekmediği ve ne zaman gerekeceği. Bu meseleler hala çözüme kavuşturulmadığı için her iki meclis de Komite’nin sunduğu seçim yasalarını henüz resmen onaylamadı, ancak Komite bu konuda kararlı görünüyor. Görünüşe göre bu aksaklıkları atlayan 6+6 Komitesi yine de devam etti ve seçim için yol haritasının bir parçası olarak yeni bir geçici hükümetin görev tanımını ve seçim sürecini ortaya koyan ayrı bir belge hazırladı. Meclis üyelerinin 25 Temmuz’da ön onay verdikleri metin işte bu yeni metin (Konsey ayın başlarında bu metni onaylamıştı).
Onaylanan bu birlik hükümeti kurma önerisi, geçici başbakanın seçiminde iki rakip meclis arasında tam bir işbirliği öngörüyor. Adayların en az on beş Meclis ve on Konsey üyesinden resmi onay alması gerekecek. Ardından, Meclis ve Konsey üyeliklerinin her biri listedeki adaylar için oy kullanacak. Kazanan adayın toplamda en yüksek oyu alması gerekecek.
Plan yine de değişebilir. Bazı Meclis üyeleri, Konsey’in sadece bir danışma organı olduğu gerekçesiyle bu düzenlemenin bir parçası olmaması gerektiğini söyledi. Bazıları da hükümet seçiminin ancak Meclis’in Konsey’in desteğiyle seçim yasalarını resmen onaylamasından sonra yapılması gerektiğini savundu. Dolayısıyla planın yasal geçerliliğini sorguladılar. Buna cevaben ve Meclis üyelerini rahatlatmak amacıyla Meclis Başkanı, Konsey’in geçici başbakan adayını seçme sorumluluğunu paylaşacağını, ancak seçilen adayı onaylama ya da reddetme yetkisinin sadece Meclis’e ait olacağını, çünkü Libya yasalarına göre bir hükümete sadece Meclis’in güvenoyu verebileceğini savundu.
Bu noktada, Meclis üyelerinin açıklamaları ve oylama usullerine ilişkin planda yapılacak olası değişiklikler ışığında hem Meclisin hem de Konseyin planın güncellenmiş bir versiyonunu başka bir zaman onaylaması gerekip gerekmeyeceği belirsiz. Her iki meclisin de seçim sürecinin hangi oylama usulleri ve nisap sayılarına göre gerçekleşeceğini netleştirmesi ve yeni başbakanın görevinin bir parçasının da yeni seçimlere hazırlanmak olduğunu açıklığa kavuşturması gerekiyor.
Pratik bir mesele olarak, Komite’nin planının geçici bir birleşik hükümeti hayata geçirebilmesi için üç koşul gerekli. İlk olarak, iki meclisin, detayları henüz belirlenmemiş olan başbakan seçim prosedürü konusunda iyi niyetli işbirliğini sürdürmesi gerekecek. İkinci olarak, hareketin halk desteğine ihtiyacı var. Birçok Libyalı seçimlerden önce bir birlik hükümeti kurulması fikrini benimsiyor ki buna seçimlerin sadık savunucuları olan ve başkanlık yarışında aday olan siyasi şahsiyetler de dahil. Ancak bu planı onaylamaları, seçim prosedürünün geçerliliğine ve geçici başbakanın güvenilirliğine bağlı. Üçüncü olarak, planın uluslararası tanınırlığa ve BM desteğine ihtiyacı var ki bu olmadan Dibeybe’nin görevinden ayrılma ihtimali zayıf.
Potansiyel Engeller
Planın esası ne olursa olsun, iki meclisin anlaşmalar yapıp sonra geri adım atma sicili var ve bunun yanı sıra başka potansiyel engeller de söz konusu.
Bunlardan ilki, Dibeybe ve destekçilerinin seçim yapılmadan Dibeybe’nin başbakanlıktan indirilmesine karşı çıkabilecek olmaları. Trablus’taki silahlı müttefiklerini onu iktidarda tutmak için seferber edebilirler. Bunu yaparlarsa, Dibeybe destekçileri ile muhalifler arasında çatışmalar çıkabilir ya da Dibeybe’nin yerine geçme çabalarıyla bağlantılı kişiler kaçırılabilir ki bu Libya’da siyasi muhalifleri susturmak için yaygın olarak kullanılan bir taktik. Bu olaylardan herhangi biri seçim sürecini durdurabilir ve istikrarı bozucu etkilere yol açabilir.
İkinci olası engel ise şu ana kadar Libya’daki başlıca uluslararası aktörlerin Meclis ve Konsey tarafından bir birlik hükümeti seçilmesine yönelik hamleyi desteklemiyor görünmesi. Daha önce de belirtildiği üzere BM, seçimlerin önünü açmaya yönelik BM destekli çabalara ters düştüğünü söyleyerek bu fikre açıkça karşı çıktı. Libya’daki BM Destek Misyonu 26 Temmuz’da yaptığı bir açıklamada bunu halkın seçim talebini hiçe sayan “tek taraflı bir girişim” olarak nitelendirdi ve “Libya için ciddi sonuçlar doğurabileceği ve daha fazla istikrarsızlık ve şiddeti tetikleyebileceği” uyarısında bulundu. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ise sert bir dille verdiği yanıtta BM’yi planı “tek taraflı” olarak niteleyerek Libya kamuoyunu yanıltmakla suçladı ve önerilen seçim sürecinin, önemli siyasi kararlar için her iki meclisin de onayını gerektiren 2015 Libya Siyasi Anlaşması ile uyumlu olduğunu iddia etti. Komite teknik olarak haklı, ancak BM iki meclisin mutabakatının yetersiz olduğuna ve meşruiyetin seçim yanlısı ve muhtemelen Dibeybe taraftarı gruplar da dahil daha fazla katılım gerektirdiğine inanıyor gibi görünüyor.
Diğer dış aktörlere gelince, onların görüşleri de farklı. BM gibi Batılı başkentler de geçici hükümet planına mesafeli yaklaşıyor. Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD 27 Temmuz’da yaptıkları ortak açıklamada “seçim çerçevesinin tartışmalı tüm unsurlarının ele alınması” gerektiğinin altını çizerek Libya liderlerinin odak noktasının “Libya halkının ulusal başkanlık ve parlamento seçimlerinin bir an önce yapılması yönündeki sürekli taleplerine” yanıt vermek olması gerektiğini savundular. Geçici birlik hükümeti kavramına değinmeyen açıklama, bu başkentlerin geçici hükümeti desteklemeyeceklerini ortaya koydu. Bu tutum şaşırtıcı değil: bu ülkelerin yetkilileri bir sonraki adımın başkanlık ve parlamento seçimleri olması ve ardından yeni başkanın mevcut yasal çerçeveye dayalı bir hükümet kurması gerektiği konusunda kararlı. Bir birlik hükümetinin atanmasında fayda görmüyorlar ve (pek de makul olmayan bir şekilde) ülkenin iki rakip hükümet iş başındayken de kolayca seçimlere gidebileceğini iddia ediyorlar. Bazı Libyalılar bu tür tutumları, bu ülkelerin birçoğu ile yakın ilişkilere sahip olan Dibeybe hükümetinin zımnen onaylanması olarak yorumluyor.
Ortadoğulu aktörler farklı bakış açılarına sahip. Mısır Dışişleri Bakanlığı “Libya kurumlarının rolüne saygı gösterilmesi” ve “herhangi bir tarafın diktasından veya dış müdahaleden” kaçınılması çağrısında bulundu. Bunu yaparken Kahire’nin, genel seçimlerden önce bir hükümet atanması için defalarca yaptığı çağrılar ve iki meclis arasındaki müzakerelere uzun süredir verdiği destekle tutarlı olarak, geçici bir hükümet kurulması planının arkasında durduğunu ima eder gibiydi. Buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri bir görüş belirtmedi ancak 6+6 Komitesinin planının arkasında durması da pek olası görünmüyor. Muhtemelen ileriye dönük en iyi yol olarak Dibeybe ve Hafter arasında bir anlaşmaya sıcak bakıyor. Abu Dabi geçen yıl, iki güç simsarı arasında bir anlaşma sağlamaya çalıştı ve Emirlik yetkilileri Kriz Grubu’na bu yolu tercih ettiklerini belirtti. Katar’daki yetkililer Dibeybe-Hafter anlaşması konusunda daha az hevesli, ancak bunu Dibeybe’nin devrilmesini gerektirecek diğer seçeneklerden daha gerçekçi buluyorlar. Ancak pek çok Libyalı, Hafter ve Dibeybe’nin başta petrol sektörü olmak üzere pek çok konuda işbirliği yapıyor gibi görünmelerine rağmen, bir birlik hükümetinin kurulmasına yol açabilecek siyasi bir pazarlık yapma şanslarının çok az olduğunu düşünüyor.
Çıkmaza Son Vermek için Fırsat mı?
Seçim ihtimalinin her zamankinden daha uzak olduğu bir ortamda, BM ve yabancı hükümetlerin gerekli ilk adım olarak bir birlik hükümeti kurulması fikrine karşı çıkmakta fazla katı davranıyor olmaları mümkün. Elbette Libya’daki başlıca taraflar seçimler konusunda anlaşabilselerdi, seçim sandığı ileriye dönük en iyi yol olurdu. Ancak 2021 seçimlerini torpilleyen aynı konularda, yani başkan adayları için uygunluk kriterlerinin belirlenmesi ve başkanlık ve yasama seçimlerinin sırası konusunda bölünmüş durumdalar. 6+6 Komitesi’nin nasıl yapılacağına dair fikirlerine rağmen bu anlaşmazlıkların üstesinden gelme şansı şu anda çok düşük. Libyalı siyasetçiler seçimlere destek verdiklerini açıkça ifade etme ancak anketlerin kendi siyasi emellerini tehdit ettiğinden şüphelendiklerinde bunu yumuşatma veya geri çekilme eğilimindeler.
BM ise Libyalı taraflara farklı bir çözüm dayatacak konumda değil. Şubat ayı sonlarında BM özel temsilcisi Abdoulaye Bathiliy, BM’nin seçim için yol haritasını tamamlamak üzere bir Libya Yüksek Düzeyli İdari Paneli kurmayı önerdi. Ancak iki meclisin itiraz etmesi ve Mısır’ın BM Güvenlik Konseyi’nde bu fikre karşı lobi yapması üzerine Bathily geri adım attı. BM’nin rolü, Libya’nın siyasi liderlerinin ülkenin geleceği hakkında kendi kararlarını verme arzusunu yansıtacak şekilde o zamandan beri azaldı.
BM’nin bu şekilde kısıtlandığı ve uygulanabilir bir alternatifin sunulmadığı bir ortamda, Libya’nın istikrar ve iyi yönetişim yolunda ilerlemesiyle ilgilenen dış aktörler, seçimlerden önce geçici bir birlik hükümeti kurulmasına yönelik muhalefetlerini yumuşatmalı. Ayrıca, iki meclisin bir başbakan seçmek için açık ve şeffaf prosedürler üzerinde anlaşması ve yeni yürütmenin yetkilerinin seçim hazırlıklarını destekleyecek şekilde açıkça tanımlanması halinde bu fikrin arkasında durabileceklerini açıkça belirtmeliler. Dolayısıyla her iki organ da onaylanan plana eklemeler yapmalı, daha fazla taahhütte bulunmalı ve iç oylamayı nasıl organize edeceklerine ilişkin ayrıntılar sunmalı. Meclis ve Konsey ayrıca seçim sürecinin özgür ve adil olmasını sağlamak için BM’yi süreci denetlemeye davet etmeli; BM’nin katılımı, 2022’de Başağa hükümetinde olduğu gibi, Dibeybe destekçileri de dahil diğer Libyalıların sonuca itiraz etme ihtimalini azaltacak. Bir birlik hükümeti kurulduktan sonra, her ne kadar hâlâ zorluklarla dolu olsa da yeni seçimlere gitme ihtimali çok daha yüksek olacak.
Dış aktörler bu yolun izlenmesinde riskler görmekte haklılar, ancak iki meclis yukarıda önerilen değişiklikleri ve taahhütleri yerine getirirse, bu riskler alınmaya değer olacak. Meclis tarafından 25 Temmuz’da onaylanan plan Libya’nın siyasi krizinden çıkış için en ideal yol olmayabilir, ancak şimdilik ülkeyi yeniden birleştirmek için tek gerçekçi yol.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












