Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Lübnan, ABD ve Suudi Arabistan’ın etkisiyle İsrail’le müzakere heyetine sivil bir isim atadı

Yayınlanma

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, ABD ve Suudi Arabistan’ın yönlendirmesiyle İsrail’le yürütülecek dolaylı müzakereler için sivil bir isim olan Simon Kerem’i görevlendirdi. Karar, Lübnan içinde farklı tepkilere yol açarken Mısır, Hizbullah ile yaşanacak bir çatışmayı önlemek için arabuluculuk rolü üstlendiğini açıkladı.

Lübnan Cumhurbaşkanlığı, ABD ve İsrail’in talepleri doğrultusunda direnişin silahsızlandırılması yönündeki hükümet kararının ardından, İsrail’le yürütülecek müzakereler için kurulan komisyona sivil bir ismin başkanlık edeceğini duyurdu.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, eski büyükelçi Simon Kerem’in Lübnan heyetine başkanlık edeceği ve kararın Meclis Başkanı Nebih Berri ile Başbakan Nevaf Selam’a danışılarak alındığı belirtildi.

El-Ahbar gazetesinin edindiği bilgilere göre, heyete sivil bir ismin atanması fikri ve Simon Kerem’in ismi, Washington tarafından “hazır bir paket” olarak Lübnanlı yetkililere sunuldu.

ABD’nin, sürecin bu aşamasına uygun “diplomatik-siyasi bir profil” üzerinde ısrar ettiği kaydedildi.

Konuya vakıf kaynaklar, Papa XIV. Leo’nun Beyrut ziyaretinin kararın alınmasını hızlandırdığını belirtti.

Kaynaklara göre, Papa’nın düşmanla müzakere ve diyalog çağrısı, Lübnanlı yetkililer tarafından siyasi ve manevi bir meşruiyet zemini olarak değerlendirildi.

Meclis Başkanı Berri’nin çevresi karara mesafe koydu: Görev tamamen teknik

Cumhurbaşkanı Jozef Avn’ın kararı Berri ile tam bir mutabakat içinde aldığı belirtilse de Berri’ye yakın çevreler bu iddiayı reddetti.

Ayn et-Tine’yi ziyaret edenlerin aktardığına göre Berri, “Simon Kerem verilen görev tamamen teknik niteliktedir; saldırıları durdurmak, esirleri kurtarmak ve işgali sona erdirmekle sınırlıdır. Teknik çerçevenin dışına çıkılması halinde Kerem’in görevi anında biter” dedi.

Aynı kaynaklar, Berri’nin daha önce ordunun talebi halinde mekanizmaya bir teknisyenin eklenmesine itiraz etmediğini, ancak bunun İsrail’le doğrudan müzakere, normalleşme ya da ekonomik işbirliği anlamına gelmediğini vurguladığını aktardı.

Başbakan Nevaf Selam ise Lübnan’ın “İsrail’le askeri konuların üzerinde müzakerelere” hazır olduğunu söyledi.

Selam, “Bu, sadece ateşkesle ilgili teknik bir müzakere adımıdır, daha geniş siyasi boyut taşımaz” diye konuştu.

Selam ayrıca, “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmelidir çünkü İsrail’i caydıramadı; Lübnan yeni bir savaşa sürüklenemez” şeklindeki görüşünü yineledi.

Kahire’den arabuluculuk ve çatışmadan kaçınma mesajı

Bu gelişmeler yaşanırken Mısırlı bir yetkili, el-Ahbar‘a yaptığı açıklamada Kahire’nin müzakerelere sivil bir ismin başkanlık etmesini desteklediğini söyledi.

Yetkili, bu adımı Beyrut yönetiminin ateşkesi sürdürme ve savaşı önleme çabalarının bir parçası olarak gördüklerini belirtti.

Mısırlı yetkili, Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati’nin Beyrut ziyaretine gelen olumsuz tepkilere rağmen siyasi talimatın “hareketi sürdürme” yönünde olduğunu ifade etti.

Yetkili, “Mısır, Lübnan devlet kurumlarıyla da Hizbullah’la da -etkili bir aktör olarak- arabuluculuğunu sürdürecek; hiçbir siyasi akımla çatışmaktan kaçınacak” dedi.

Kahire’ye göre süreç, Hizbullah ile Cumhurbaşkanlığı arasında bir çatışmayı önleyecek anlaşmaların hızla yapılmasını gerektiriyor. Aksi takdirde İsrail’in hayati tesisleri hedef alarak Lübnan’ı felce uğratabileceği bir plana sahip olduğu vurgulandı.

Lübnan heyetinin başındaki isim: Direniş karşıtlığıyla biliniyor

1950 doğumlu Simon Kerem, 1990’larda Bekaa ve Beyrut valiliği yaptı. 1992’de Washington büyükelçisi olarak atandı. Suriye’nin Lübnan’daki varlığına karşı muhalif Hıristiyan çevrelerde aktif rol aldı ve 14 Mart hareketinde yer aldı.

ABD’li çevrelerle bağlarını sürdüren Kerem’in, direnişe yönelik sert eleştirileriyle tanındığı belirtiliyor. Tanıyanlar, Kerem’i direniş karşıtlığında “aşırı” olarak nitelendiriyor.

İsrail’in temsilcisi ‘oyun teorisi’ uzmanı bir diplomat

İsrail hükümeti ise heyet başkanlığına Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Uri Reznik’i atadı. İbranice basın, Reznik’i “İsrail ile Lübnan arasında işbirliği çerçevesi kurma girişiminin öncü yüzü” olarak tanıttı.

1970 Ottawa doğumlu Reznik, kariyerini İsrail devletinin siyasi-güvenlik kurumlarında inşa etti.

Halen dış politika başkanı olarak görev yapan Reznik, aynı zamanda İbrani Üniversitesi ve Reichman Üniversitesi’nde “oyun teorisi” ve dış politika üzerine dersler veriyor.

‘Ortagus, Nasrallah’ın cenazesinin bombalanmasını önerdi’ iddiası

Öte yandan İsrail medyasında, ABD’li özel temsilci Morgan Ortagus’un Hizbullah’a karşı tutumuna ilişkin dikkat çekici bir iddia yer aldı.

İsrail’in Kanal 14 televizyonu, bilgili kaynaklara dayandırdığı haberinde, Ortagus’un Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın cenazesi sırasında parti kadrolarını tasfiye etmek amacıyla Beyrut’taki spor kompleksinin bombalanmasını önerdiğini aktardı. Haberde, İsrail’in bu öneriyi uygulamamayı tercih ettiği belirtildi.

Yediot Ahronot gazetesi ise İsrail askeri istihbaratının, Hizbullah’ın güçlendiği ve Lübnan ordusunun buna karşı koyamayacağı yönünde bir değerlendirme sunduğunu yazdı.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English