Ortadoğu
CNN araştırması: İsrail ordusu öldürdüğü Filistinlileri sığ mezarlara gömdü

Amerikan haber kanalı CNN’in araştırması, İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğü Filistinlilerin cesetlerini buldozerlerle sığ çukurlara gömdüğünü veya açık alanda çürümeye bıraktığını ortaya koydu. Uzmanlar ve insan hakları örgütleri, uygulamanın sistematik olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini belirtirken, Hamas uluslararası mahkemeleri soruşturma açmaya çağırdı.
Amerikan haber kanalı CNN‘in yayımladığı bir araştırma, İsrail ordusunun Gazze sınırındaki Zikim geçidi yakınlarında öldürdüğü Filistinlilerin cesetlerini buldozerlerle sığ ve işaretsiz çukurlara gömdüğünü veya günlerce açık alanda çürümeye bıraktığını ortaya koydu.
CNN, bölgeden gelen yüzlerce video ve fotoğrafı, görgü tanıklarının ifadelerini ve yardım kamyonu şoförleriyle yaptığı görüşmeleri analiz etti. Analiz, insani yardım almaya çalışan sivillerin İsrail güçleri tarafından ayrım gözetmeksizin hedef alındığını gösteriyor.
Araştırmaya göre, vurulan Filistinlilerin cenazeleri sistematik biçimde buldozerlerle toprağa itiliyor. Bazı bölgelerde ise tehlike nedeniyle cesetlere uzun süre ulaşılamadığı ve cenazelerin açık arazide kaderine terk edildiği belirtiliyor.
Araştırmada, haziran ayında un almak için Zikim’e giden ve o günden sonra kendisinden haber alınamayan genç Filistinli Ammar Vadi’nin hikayesine de yer verildi.
Vadi’nin, yola çıkmadan önce telefonunun ekranına “Anne, bana bir şey olursa beni affet; aileme çok sevdiğimi söyle” notu düştüğü anlaşıldı. Telefonu haftalar sonra bulan bir kişi mesajı ailesine iletti ancak Vadi’nin nerede olduğu hâlâ bilinmiyor.
Buldozerle gömülen cesetler videolarda belgelendi
CNN‘in doğruladığı videolarda, Zikim yakınlarında devrilmiş bir yardım kamyonunun çevresinde kısmen toprağa gömülmüş ve çürümeye başlamış cesetler görülüyor. Görüntülerde, un taşıyan sivillerin İsrail mevzileri yönünden açılan ateş altında vurulduğu anlar da yer alıyor.
Montana Eyalet Üniversitesi’nden ses analizi uzmanı Robert Maher, silah seslerinin yaklaşık 340 metre uzaktaki bir İsrail ordu noktasından geldiğini tespit etti.
Bununla birlikte CNN‘e konuşan iki eski İsrailli asker, Gazze’nin farklı bölgelerinde de cesetlerin buldozerlerle sığ çukurlara itildiğine tanık olduklarını aktardı.
İsrail ordusu ise cesetleri gömmek için bilerek iş makinesi kullanıldığı iddiasını reddetti ve buldozerlerin “operasyonel amaçlarla” bölgede bulunduğunu belirtti.
Tanıklar: Cesetleri kumun altına itiyorlardı
Zikim bölgesinde çalışan yerel kamyon şoförleri, her geçişlerinde parçalanmış ve çürümüş halde bırakılan cesetler gördüklerini, kimi zaman İsrail buldozerlerinin bu bedenleri toprağa gömdüğünü anlattı.
Bir şoför, “Oradan her geçtiğimde ölü insanlar görüyordum… Buldozerlerin cesetleri kumun altına ittiğine bizzat şahit oldum” dedi.
Sivil savunma ekipleri de İsrail saldırılarının yoğunluğu nedeniyle birçok cenazeye günlerce ulaşılamadığını bildirdi. Ekipten bir görevli, “Gördüğümüz manzara korkunçtu. Cesetler çürümüş, köpekler parçalamıştı” diye konuştu.
Euro-Med: Uygulama sistematik bir politika olabilir
Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, CNN‘in bulgularının kendi saha çalışmalarındaki verilerle örtüştüğünü açıkladı. Örgüt, uygulamanın “münferit değil, sistematik bir askeri politika izlenimi verdiğini” bildirdi.
Örgütün Gazze’nin kuzey ve güneyinde yaptığı araştırmalar, İsrail güçlerinin sivil meydanlar, açık araziler ve hastane ile okul çevreleri dahil birçok noktada Filistinlilerin cesetlerini sığ çukurlara gömdüğünü veya açıkta bıraktığını belgeledi.
Açıklamada, bu uygulamanın hukuka aykırı öldürmelere ilişkin delilleri yok ettiği ve ailelerin yakınlarının akıbetini öğrenmesini engellediği vurgulandı.
Uluslararası hukuk uzmanı: Bu bir savaş suçu olabilir
Oxford Üniversitesi Etik, Hukuk ve Silahlı Çatışmalar Enstitüsü Eş Direktörü Janina Dill, uluslararası hukuka göre çatışma taraflarının cenazelerin kimliğinin tespit edilebilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu hatırlattı.
Dill, cesetlerin kötü muameleye maruz bırakılmasının Cenevre Sözleşmeleri kapsamında savaş suçu teşkil edebileceğini söyledi.
Hamas’tan uluslararası mahkemelere soruşturma çağrısı
Hamas, CNN araştırmasının ardından yayımladığı açıklamada, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanı’nı (UAD) bu iddiaları soruşturmaya çağırdı.
Hareket, bu bulguların “İsrail’in Filistinlilere yönelik sistematik soykırımının yeni delilleri” olduğunu belirtti ve İsrail’in insani yardımı “ölüm tuzağına dönüştürdüğü”nü söyledi.
Hamas, cesetlerin buldozerlerle gömülmesini “uluslararası hukuku ve temel insan haklarını hiçe sayarak uluslararası toplumun gözü önünde işlenen savaş suçlarının bir parçası” olarak nitelendirdi.
Açıklamada ayrıca, bu suçların ABD yönetimi ve bazı Batılı hükümetlerin işbirliğiyle gerçekleştiği, İsrailli yetkililerin de uluslararası yargıdan korunmaya çalışıldığı ifade edildi.
ABD ve İsrail destekli “Gazze İnsani Yardım Vakfı” aracılığıyla dağıtılan yardımlara ulaşmaya çalışırken öldürülen Filistinlilerin sayısının iki bini geçtiği tahmin ediliyor.
Resmi ve yerel kaynakların verilerine göre, Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in Gazze’deki saldırılarında en az 70 bin 117 Filistinli öldü, 170 bin 999 kişi yaralandı. Bölgenin neredeyse tamamı ise harabeye dönmüş durumda.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











