Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lukaşenko ile Trump arasında takas diplomasisi

Yayınlanma

Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi John Cole ile Minsk’te yaptığı görüşmenin ardından Washington ile “büyük anlaşma” hazırlıklarına başladığını duyurdu. ABD’nin bazı stratejik ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldığı süreçte Lukaşenko, Ukraynalı çocukların iadesi konusunda arabuluculuk yapmayı kabul ederken, Trump ile Florida’da bir araya gelmeye hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Belarus Özel Temsilcisi John Cole, 19 Mart tarihinde gerçekleştirdiği Minsk ziyaretinin ardından iki ülke arasında “büyük anlaşma” şartlarının belirlenmesi için çalışmaların devam edeceği açıklandı.

Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, 20 Mart tarihinde yaptığı açıklamada, müzakerelerin gidişatına ilişkin bilgi verdi. Lukaşenko, “Amerikalılar müzakereler sırasında Trump adına, gündemimizdeki bir dizi konunun yer alacağı bir büyük anlaşma yapılmasını teklif etti. Reddedecek miyim? Çok mutlu olduğumdan değil ama bu Belarus için önemli. Donald’a iletin, bu büyük anlaşmayı hazırlamayı kabul ediyorum” dedi.

“Rusya ve Çin bizim yakın dostumuzdur”

Lukaşenko, Belarus’un kendi çıkarlarını belirlediğini ve ilgili teklifleri ABD tarafına ilettiğini, ABD’nin şu an yoğun olmasına rağmen çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Görüşmede tüm uluslararası sorunların ele alındığını belirten Lukaşenko, “Rusya ve Çin hakkında sorular sordular. Ancak onları uyardım: Onlar sadece müttefikimiz değil, bize yakın devletlerdir” dedi. Lukaşenko, ABD’nin Moskova ve Minsk arasındaki bağları koparma gibi bir hedefi olmadığını savundu.

Lukaşenko, John Cole aracılığıyla ABD First Lady’si Melania Trump’ın, çatışmalar sonucunda Rusya’da bulunan Ukraynalı çocukların bir listesini kendisine ilettiğini açıkladı.

Bu konuda sadece arabuluculuk işleviyle yetineceğini ekleyen Lukaşenko, Amerikalılara İran’da üç haftadır devam eden savaşın sona erdirilmesine yönelik vizyonunu da ilettiğini belirtti.

Minsk’in şu anda İranlılara silah tedarik etmediğini teyit eden Lukaşenko, görüşmede Cole’a ABD’nin Belarus’un “dostlarına karşı savaştığını” söylediğini aktardı.

Lukaşenko Trump ile Florida’da buluşacak

Belarus lideri, ABD tarafına yaptırımlar dahil hiçbir konuda karşılık beklemediğini söylediğini ifade etti. Trump’ın kendisine yönelik olumlu tutumunun, 2024 seçim kampanyası sırasında Trump’ın haklarını kamuoyu önünde savunan tek lider olmasından kaynaklandığını ifade etti.

Lukaşenko, Trump’ın yeni anlaşma şartlarını Florida’daki konutunda şahsen görüşmeye hazır olduğunu belirtti. Belarus’un ilk katılan ülkelerden biri olduğu Trump’ın Barış Konseyi’nin ikinci toplantısına katılmayı planladığını söyleyen Lukaşenko, Şubat 2026’daki ilk toplantıya ordunun kapsamlı savaşa hazırlık denetimi nedeniyle katılamadığını dile getirdi.

Gündemdeki bir diğer konunun ise elçiliklerin faaliyetleri olduğunu belirten Lukaşenko, Cole’un Şubat 2022’den beri kapalı olan Minsk’teki ABD Büyükelçiliği’nin yeniden açılması için çalışmaların sürdüğünü söylediğini aktardı.

Vedomosti gazetesine konuşan Rusya Bilimler Akademisi Kıdemli Araştırmacısı Pavel Koşkin, ABD yaptırımlarının gerçek anlamda kaldırılmasının Lukaşenko’nun Doğu Avrupa’da bir ortak olarak görüldüğünün kanıtı olacağını belirtti.

Koşkin, Minsk ile temas kurmanın Rusya üzerinde bir baskı yöntemi olduğunu ve Trump’ın Moskova’nın en yakın müttefikiyle bile konuşabileceğini gösterdiğini ifade etti.

Uzmana göre Trump, Belarus’u hem İran hem de Ukrayna çatışmalarında Rusya’yı etkileyebilecek bir aktör olarak görüyor olabilir.

Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Baltık Bölgesi Araştırmaları Grubu Başkanı Dmitriy Ofitserov-Belskiy ise Lukaşenko’nun süreci bir “tiyatro” olarak görmediği sürece ilişkileri geliştirme niyetinde olduğunu hatırlattı.

Ofitserov-Belskiy, yaptırımların kısmen kaldırılmasının Belarus ekonomisine destek sağlayacağını ancak bunun tam bir garanti anlamına gelmediğini ifade etti.

ABD stratejik sektörlerdeki yaptırımları gevşetti

Cole ve Lukaşenko görüşmesinin ardından Washington’ın yaptırımları hafifletme kararı aldığı duyuruldu.

Alınan karar kapsamında Belinvestbank, Belarus Cumhuriyeti Kalkınma Bankası (BRRB), Belarus Potasyum Şirketi (BKK) ve ülkenin ana potasyum gübresi ihracatçısı Belaruskaliy üzerindeki kısıtlamalar kaldırıldı.

Cole, parametrelerin Hazine Bakanlığı ile önceden koordine edildiğini ve sürecin hızla ilerleyeceğini vurguladı.

Geçtiğimiz aralık ayında Cole, 123 siyasi mahkumun serbest bırakılması karşılığında Belaruskaliy yaptırımlarının kaldırılacağını duyurmuştu. Mevcut durumda Lukaşenko, 235’i ülkede kalan 250 siyasi mahkumu daha affetti.

Bankacılık sektöründe yeni kısıtlamalar ve fırsatlar

Belarus Maliye Bakanlığı üzerindeki yaptırımların kaldırılacağı sözü, uluslararası sermaye piyasalarında güvenin tesisi için bir ön koşul olarak değerlendirildi.

Fakta 20 Mart tarihinde Visa, Belagroprombank, Belgazprombank ve yerel Alfa-Bank kartlarının Avrupa Ekonomik Alanı’ndaki işlemlerini yasakladı.

Finam Strateji Direktörü Yaroslav Kabakov, yaptırımların hafifletilmesinin finansal kanalların onarılması ve dış ticaret işlemlerinin genişlemesi anlamına geleceğini ancak AB yaptırımlarının hala bir engel teşkil ettiğini belirtti.

Belarus potasyum madenini 3 milyar dolara satabilir

Lukaşenko, ABD’nin Belarus’ta bulunan “nükleer materyallerle” ilgilendiğini iddia etti. Ülkesinin bir potasyum madenini en az 3 milyar dolara ABD’ye satmaya hazır olduğunu belirten Lukaşenko, “Hükümet rezervleri hesapladığında bu fiyat daha da artacaktır” dedi.

Ayrıca, Belarus’un Polonya üzerinden ABD sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) satın alması konusunun da görüşüldüğünü ifade eden Lukaşenko, boru hattı fiyatlarının dünya piyasasının altında olması talebine Amerikalıların gülerek yanıt verdiğini, bunun olumsuz bir cevap olduğunu aktardı.

BGP Litigation ortağı Sergey Glandin, AB yaptırımları nedeniyle dolar cinsinden ödemelerin yapılabileceğini ancak SWIFT kullanımının zor olduğunu ekledi.

Lukaşenko ile ABD arasındaki diyalogda Belarus’un AB komşuları, özellikle Litvanya ile olan gergin ilişkileri de yer aldı. Cole, Minsk ziyareti öncesinde Vilnius’ta Başbakan Inga Ruginene ile görüştü.

Lukaşenko, Litvanya tescilli tırların iadesi sorununu 23 Mart tarihine kadar çözeceğine dair söz verdi. Litvanya’nın 2025 sonbaharında sınır kapılarını kapatması sonucu yaklaşık 1000 tır Belarus tarafında mahsur kalmıştı.

Uzman Pavel Koşkin, Avrupa’nın Trump’ın bu hamlelerine direneceğini ve Minsk’e yönelik yaptırımları gevşetmeyeceğini savundu. Koşkin, Trump’ın bu temasla Avrupalılara “alternatif ortaklar var” mesajı verdiğini ekledi.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English