Rusya
Lukoil, 22 milyar dolarlık varlıklarını satmak için zamanla yarışıyor

ABD’nin uyguladığı yaptırımlar nedeniyle uluslararası operasyonları kısıtlanan Rus enerji şirketi Lukoil, 13 Aralık tarihine kadar milyarlarca dolarlık varlığını elden çıkarmaya çalışıyor. Şirketin satış listesinde Irak’taki petrol sahalarından Avrupa’daki rafinerilere kadar geniş bir portföy bulunurken, potansiyel alıcılar arasında Batılı enerji devleri öne çıkıyor.
Rusya’nın petrol üretiminde ikinci büyük şirketi olan Lukoil, ABD’nin ekim ayında uygulamaya koyduğu yaptırımların ardından uluslararası varlıklarının büyük bölümünü elden çıkarmak için görüşmelerini sürdürüyor.
Şirket, İsviçreli emtia ticaret şirketi Gunvor’un satın alma teklifini reddetmesinin ardından, satış sürecini 13 Aralık tarihine kadar tamamlamayı hedefliyor.
Yaklaşık 22 milyar dolar değerindeki uluslararası portföy; petrol ve doğalgaz üretim projelerini, rafinerileri ve Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ile Amerika kıtasına yayılmış 2 binden fazla akaryakıt istasyonunu kapsıyor.
Söz konusu varlıklarla ilgili yapılacak herhangi bir satış işlemi için ABD Hazine Bakanlığı’nın onayı gerekiyor.
Batılı devler ve yatırımcılar satış masasında
Lukoil’in satışa çıkardığı varlıklarla ilgilenen şirketler arasında ABD merkezli enerji devleri Exxon Mobil ve Chevron Corp ile Birleşik Arap Emirlikleri’nden Abu Dhabi International Holding Company yer alıyor.
Bununla birlikte, potansiyel alıcı listesinde dikkat çekici isimler de bulunuyor. Pornhub sitesini de içeren yetişkin eğlence endüstrisi grubunun eski sahibi Avusturyalı yatırımcı Bernd Bergmair, Macaristan merkezli MOL ve ABD’li özel sermaye şirketi Carlyle da süreçle ilgilenen taraflar arasında gösteriliyor.
Irak sahaları için Exxon Mobil devreye girdi
Şirketin yurt dışındaki en değerli varlığı, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden biri olan Irak’taki Batı Kurna-2 sahasındaki yüzde 75’lik hissesi olarak öne çıkıyor.
Lukoil, Irak tarafından yapılması gereken ödemelerin durması üzerine bu sahada mücbir sebep ilan etmişti. Iraklı yetkililer, söz konusu hisselerle en az iki Batılı ve bir Çinli şirketin ilgilendiğini belirtti.
Reuters ajansının 2 Aralık tarihli haberine göre Exxon Mobil, projedeki hisselerin satın alımı konusunda Irak Petrol Bakanlığı ile temasa geçti. Rus şirketi ayrıca Basra’nın batısındaki Eridu sahasını içeren 10 numaralı blokta yüzde 60 hisseye sahip bulunuyor.
Orta Doğu’daki diğer yatırımlar kapsamında şirket, Mısır’da Savra Petroleum ile ortak olduğu West Esh El Mallaha (WEEM) ve WEEM Extension sahalarında yüzde 50, İtalyan Eni’nin çoğunluk hissesine sahip olduğu Meleiha imtiyazında ise yüzde 24 payı elinde tutuyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise devlet şirketi ADNOC tarafından işletilen Gaşa doğalgaz imtiyazında yüzde 10’luk bir paya sahip.
Lukoil, yaptırımlar nedeniyle Irak’taki dev petrol sahasında mücbir sebep ilan etti
Hazar havzasındaki projelere ABD muafiyeti
Orta Asya’daki operasyonlar, Batılı şirketlerin yönetimindeki büyük projelerle şekilleniyor. Lukoil, Kazakistan’daki Kaşagan sahasında yüzde 13,5, Tengiz sahasında yüzde 5 ve Kazak petrolünü Karadeniz’e taşıyan Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu’nda (CPC) yüzde 12,5 hisseye sahip bulunuyor.
ABD Hazine Bakanlığı, şirketin bu üç projedeki operasyonlarını sürdürmesine izin verdi.
Bölgedeki diğer varlıklar arasında, İngiliz BP tarafından işletilen Azerbaycan’ın Şah Deniz doğalgaz sahasındaki yaklaşık yüzde 20’lik hisse yer alıyor.
Şirket ayrıca Özbekistan’da Güneybatı Gissar doğalgaz sahasını işletiyor ve Türkmenistan sınırına yakın Kandım-Havzak-Şadı projesinde yüzde 90 pay sahibi.
Afrika ve Latin Amerika’da ise Lukoil, Gana açıklarındaki Pecan petrol sahasını içeren Deepwater Tano Cape Three Points bloğunda yüzde 38, Kongo açıklarında Eni tarafından işletilen Marine XII bloğunda yüzde 25 ve Nijerya açıklarında Chevron yönetimindeki OML 140 bloğunda yüzde 18 hisseye sahip.
Meksika’da ise Eni ile deniz bloklarında işbirliği yapan şirket, Amatitlan bloğunun yüzde 50’sini elinde bulunduruyor.
Avrupa’daki tesislerin geleceği belirsizliğini koruyor
Rafineri operasyonları kapsamında şirket, Bulgaristan’ın Burgaz kentinde bulunan ve günde yaklaşık 190 bin varil işleme kapasitesine sahip Balkanlar’ın en büyük rafinerisini işletiyor.
Bulgaristan hükümeti, bu varlıklara el konulmasına ve satışına imkan tanıyan yasal değişiklikleri onayladı.
ABD Hazine Bakanlığı ise Bulgaristan’daki rafineri ve bazı varlıklarla ilgili işlemlere 29 Nisan 2026 tarihine kadar izin verdi.
Romanya’da ise günde 48 bin 600 varil kapasiteli Petrotel rafinerisi ve yaklaşık 300 istasyondan oluşan bir ağ şirketin kontrolünde bulunuyor.
Romanya Enerji Bakanı, 25 Kasım itibarıyla üç şirketin bu varlıkları satın almak için doğrudan görüşmeler yürüttüğünü açıkladı ancak isim vermedi.
ABD yaptırımları ayrıca şirketin Romanya açıklarında planladığı sondaj çalışmalarını da engelledi. Hollanda’da ise TotalEnergies ile ortak işletilen ve günde 180 bin varil kapasiteli Zeeland rafinerisinde yüzde 45 hisse bulunuyor.
Avrupa ülkeleri, yaptırım altındaki Lukoil’in varlıklarını kapışmaya başladı
Perakende ağında süre uzatıldı
ABD Hazine Bakanlığı, 4 Aralık’ta aldığı kararla Lukoil’in Rusya dışındaki akaryakıt istasyonlarının satışına ilişkin süreyi 13 Aralık’tan 29 Nisan 2026’ya kadar uzattı.
Bu gelişmeye rağmen, Finlandiya’daki istasyon ağını işleten Teboil, 21 Kasım’da yeniden yapılandırma başvurusunda bulundu.
Şirket, Finlandiya’daki toplam istasyon sayısının beşte birini oluşturan yaklaşık 430 istasyonun Lukoil tarafından satılmasını bekliyor.
Romanya hükümeti 2 Aralık’ta yaptığı yasal düzenlemeyle şirketin yerel varlıklarını kontrol etmesine olanak tanıdı. Moldova’da ise hükümet, Kişinev Uluslararası Havalimanı’ndaki yakıt ikmal kompleksini satın almak için görüşmeler yürütüyor.
ABD’de ise Lukoil markası altında faaliyet gösteren yaklaşık 200 istasyon bulunuyor; bunlardan birini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2003 yılındaki New York ziyareti sırasında ziyaret etmişti.
İsviçre merkezli ticaret kolu küçülüyor
Yaptırımlar, şirketin İsviçre merkezli ticaret kolu Litasco’nun faaliyetlerini durma noktasına getirdi.
Daha önce küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 4’ünü yöneten birim, Cenevre merkez ofisindeki ve Houston’daki çalışanlarının büyük bölümüyle yollarını ayırdı.
Reuters’a konuşan kaynaklara göre, Dubai’deki personele de işten çıkarma bildirimleri yapıldı, ancak bu çalışanların Şubat ayına kadar görevde kalması planlanıyor.
Yaptırım altındaki Lukoil, beklentilerin üzerinde temettü açıkladı
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa6 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor












