Amerika
Mamdani vakası – 2: Partiler üstü Amerikan rüyası

Amerikan siyasetinin iki yakasını da birleştiren “orta sınıf”ın önemi meselesini hafife almamak gerekiyor. Zenginlerle yoksulların doğrudan karşı karşıya gelme ihtimali hoş karşılanmıyor. Amerikan iki partili sistemindeki çatallanma, buna verilecek cevapta ortaya çıkıyor.
İlk yazının başında değindiğim, Palantir CEO’su Karp’ı alıntılayan Wall Street Journal makalesi programlardan birini özetliyor. Yazar, üniversite mezunlarının öfkesini anladığını söylüyor. Ama ona göre, bu öfkeli gençler yanlış yere vuruyorlar: Asıl sorun “kapitalizmde” değil, “işgücü arzını bozan yüksek öğrenime yönelik devasa devlet sübvansiyonlarında.”
Trump’ın etrafında öbeklenen Silikon Vadisi-liberteryen-yeni muhafazakâr ittifakı krizden çıkış için, “Amerikan rüyasını” yenilemek için devletin (bir kez daha) küçültülmesini, sübvansiyonlardan kurtulmak için “geleneksel” değerlere dönüşü, devlet desteğinden “kurtulan” işçilerin yeniden istihdamını (sanayileşmeyi), yeniden sanayileşme için yapay zeka çılgınlığını istiyor. Yapay zeka, aynı zamanda görünürde işçiden kurtulma yolu olarak da tasarlandığından, renkli halkların mesken tuttuğu ABD’yi göçmen işgücünden kurtarmayı da hedefliyor. Yapay zeka “devrimi”, Silikon Vadisi zenginleri işçilerden (ve renkli halklardan) ırksal, cinsiyete dayalı ve coğrafi olarak ayırmanın bir yöntemi olarak kurgulanıyor; İç Savaş sonrasındaki Jim Crow döneminin “ayrı ama eşit” ilkesi, uluslararasılaştırılmak isteniyor.(1) ABD gibi, hem içeride hem de dışarıda sınıfsal hiyerarşilerin aile-ulus-cinsiyet-ırk eksenlerinde tahkim edildiği bir ülkede, yapay zeka çılgınlığının tüm bu hiyerarşileri yeniden üretip kesin çizgilerle ayıracağı endişesini taşımak kadar doğal bir şey yok.
Mamdani’nin burada da “arada derede” kaldığına işaret etmeliyiz. Büyük teknoloji şirketleri ve bankacılık tekellerinde yönetici pozisyonunda bulunanlar, yapay zekanın yayılması ve gelişmesi ile birlikte bildiğimiz beyaz yakalı işlerinin ortadan kalkacağına dair büyük bir panik yayıyorlar. Mamdani’nin oy aldığı kesim, ilk yazıda işaret ettiğimiz gibi, “laptop çalışanları” olarak da nitelendirilebilir. “Demokratik sosyalizm”, emek-güçlerinin değersizleşeceği bilgisiyle, emek sürecinin örgütlenmesindeki teknik kapasiteden kaynaklı imtiyazlarını geri isteyenlere ilaç gibi geliyor.(2)
Vermont Senatörü Bernie Sanders’ın uzun zamandır danışmanlığını yapan Faiz Shakir, yapay zeka meselesinin siyasetçilerin ana gündemlerinden biri olacağına işaret ediyor. Ona göre, yapay zekanın katacağı yeni değerlerin, istihdam ve geçim kaynakları, ilişkiler ve “hayatın anlamının bozulmasına” değip değmeyeceği konusunda çok daha fazla siyasi tartışma yapmak gerekiyor.
Üstelik Axios’un elde ettiği bir “salıncak eyaletler” anketine göre, yapay zekaya karşı güvensizlik ve endişe, iki partinin de ortak sorunu haline gelmiş durumda. Sekiz salıncak eyaletin her birinde seçmenlerin çoğunluğu, yapay zeka endüstrisine karşı olumsuz bir izlenime sahip olduklarını, bu sektörün enerji maliyetlerini artıracağını ve AI’ın kullanımının artmasının hayatlarını daha kötü hale getireceğine inandıklarını söylemiş.
Gelir ne kadar yüksekse, salıncak eyalet sakinleri yapay zekaya o kadar olumlu bakıyor ve yapay zekanın hayatlarını daha iyi hale getireceğine o kadar inanıyorlar. Bulgular, düşük gelirli çalışanların işlerini kaybetmekten korktuklarını gösteriyor.
Bazı eyaletlerde, Cumhuriyetçiler yapay zeka konusunda temelde ikiye bölünürken, bağımsızlar ve Demokratlar olumsuz görüşlere sahip.
Mamdani’nin baş stratejisti Morris Katz, Axios’tan Holly Otterbein’e verdiği demeçte, “tarihi gelir eşitsizliği ve sosyal kargaşanın yaşandığı bir dönemde, her adayın yapay zeka konusunda agresif bir vizyon benimsemesi gerektiğini” söylüyor.
Katz, “Bu yaklaşan krize karşı en iyi savunma hattı olarak kendilerini tanımlayabilen adaylar ve partiler, hem tarihin doğru tarafında olacak hem de seçimlerde güçlü bir konuma sahip olacaklar,” diye ekliyor. Axios, atmosferin, “Trump’a ve daha ana akım Demokrat ortodoksluğa karşı bir anti-AI sosyalistin ortaya çıkması için olgunlaşmış durumda” olduğunu savunuyor.
Yeni belediye başkanının bağışçıları
Bu nedenle, Büyük Teknoloji şirketlerinin orta ve alt kademelerinde çalışanların Mamdani’nin kampanyasına bağış yapmaları şaşırtıcı değil.(3) New York Post tarafından incelenen kampanya finans verilerine göre, Google’ın sıradan çalışanları 11 Temmuz’a kadar Mamdani’nin kampanyasına yaklaşık 40.500 dolar bağışladı. Bu, diğer tüm şirket ve kurumlardan daha fazla bir miktar.
Meta çalışanları 10.500 doların üzerinde bağış yaparak listede yedinci sırada yer alırken, onları yaklaşık 9.000 dolar bağışlayan Amazon çalışanları izledi.
Verilere göre, kampanya fonları ayrıca teknoloji ve medya şirketi Bloomberg (8.816 dolar), Spotify (7.415 dolar), Block (6.265 dolar), Squarespace (3.957 dolar) ve MongoDB (3.900 dolar) gibi New York City’nin önde gelen şirketlerinin çalışanlarından da geldi.
Teknoloji sektörü dışında Mamdani, New York’taki üniversiteler ve şehir kurumlarında çalışanlardan önemli destek almış. Verilere göre, Columbia Üniversitesi sistemi yaklaşık 33.000 dolarlık bağışla ikinci sırada yer alırken, onu NYC Eğitim Bakanlığı (26.214 dolar), New York Üniversitesi sistemi (24.331 dolar) ve CUNY sistemi (18.336 dolar) izlemiş.
Yine de, burada büyük teknolojinin “avam” tabakasından fazlasına işaret etmeliyiz. En büyük bireysel bağışçılar arasında Illinois’den, kamuoyunda pek tanınmayan biri olan Rehan Muneeb-Azhar (151.500 dolar), Maryland’dan Haroon Mokhtarzada (99.000 dolar) ve Washington DC’den Idris Mokhtarzada (90.000 dolar) var. Bunlar, pek de maliyetlerden endişe duyan, zor durumdaki New Yorklularabenzemiyorlar: ilk şirketleri Webs.com’u Vistaprint’e 117,5 milyon dolar, ikinci şirketleri Truebill’i ise Rocket Companies’e 1,275 milyar dolar karşılığında satan Harvard Hukuk Fakültesi mezunlarından bahsediyoruz.
Teknoloji milyarderlerinin etkisi, GitHub’ın kurucu ortağı ve eski CEO’su Tom Preston-Werner’in Palo Alto’dan 20.000 dolarlık bağışta bulunmasıyla daha da artmış. Demek ki, San Francisco körfezinden yerel seçimlerin yapıldığı New York City’deki bir siyasi eylem komitesine para akışı durmaksızın devam etmiş.
White Collar Fraud, “Daha Düşük Maliyetler için New Yorklular” siyasi eylem komitesi fonlarının %71,5’inin eyalet dışındaki bağışçılardan geldiğini, komitenin adında New Yorklular geçmesine rağmen, sadece %28,5’i New Yorklulardan geldiğine işaret ediyor.
Yapay zekayı kucaklamak ama nasıl?
Cumhuriyetçiler de Demokratlar da “devrim” konusunda yapay zekaya hülyalı gözlerle bakıyor.
Aslında Mamdani, bu konuda Demokratik ana akıma yakın bir pozisyonda. Daha önce, yapay zekanın “sorumsuzca kullanılması halinde işçilere zarar verebileceğini, önyargıları çoğaltabileceğini ve hayati hizmetleri zayıflatabileceğini” uyarısında bulunarak, sektörü regüle etmeye söz vermişti.
Mamdani, Crain’s New York’a “Sonuçta, etkili hizmetler sunmak için teknolojik araçların sorumlu bir şekilde kullanıldığından emin olmak için denetimler oluşturmalıyız. Belediye başkanı olarak, sendikalar ve Belediye Meclisi ile işbirliği yaparak yapay zekayı uygun şekilde düzenleyecek yasalar çıkarmaya çalışacağım,” demişti.
Tarihçi Adam Tooze, Financial Times için yazdığı bir makalede, bir tür partilerüstü mit haline gelen AI meselesindeki çelişkiye işaret ediyor: Hem Biden, hem de Trump yönetiminin, Amerikan sanayisini canlandırmak ve işçi sınıfı ile orta sınıfın geçim kaynaklarının istikrarını yeniden sağlamak hedefi, Silikon Vadisi’ni beyaz yakalı işgücünün büyük bir kısmını algoritmalarla değiştirmek için yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapmaya teşvik etmekle nasıl bağdaşacak? Veya uluslararası ticaretin tüketimi kamçılaması ile “düzgün ücretli” istihdam nasıl bağdaşacak?
Rodrik’ten Demokratlara yeni program
Bu da bizi yenide döneme getiriyor. İktisatçı Dani Rodrik, yeni kitabı Shared Prosperity in a Fractured World [Parçalanmış Bir Dünyada Paylaşılan Refah] için New Yorker muhabiri John Cassidy ile konuşuyor. Tesadüfe bakın ki, aynı Cassidy, yakın zamanda çıkan kitabı Capitalism and Its Critics’in [Kapitalizm ve Eleştirmenleri] sonunda, bize onca sayfa boyunca Marx’tan Luxemburg’a götürürken, kapitalizmin reforme edilebileceğini savunan bir yazar!
Tevafukun böylesine şapka çıkarılır. Dizginlerinden boşanmış bir küreselleşmenin eleştirmeni olarak tanıtılan Rodrik, Trump’ın iktisadi politikalarının Amerikan sanayisini geri getirmek ve yaşam standartlarını yükseltmek konusunda başarısız olacağından emin; ama ona göre Trump öncesi küresel sisteme geri dönüş olmayacağı da aynı derecede kesin.
Rodrik, artık geçmişte kalan bu sisteme ağıt yakmanın gereksiz olduğuna inanıyor. Ona göre bu durum ABD’de, “günümüzün en önemli üç iktisadi sorunu” olarak gördüğü konulara çözüm bulmak için yeni bir alan yaratıyor:Birincisi, ABD ve diğer Batı ülkelerinde orta sınıfın yeniden canlandırılması; yoksul ülkelerde yoksulluğun azaltılması; ve iklim değişikliğiyle mücadele.
Rodrik, “Küresel ekonomi ve küresel anlaşmalara çok fazla zaman ayırıyoruz. Oysa içerde yapılabilecek çok şey var,” diyerek Trump tipi siyasetin geleceğe devredecek unsurlarından birine işaret ediyor.
Cassidy, anladıklarını şöyle özetliyor:
“Rodrik’in önerileri arasında, Çin’in dikkat çekici endüstriyel yükselişinden dersler çıkarmak, imalat yerine hizmetlere odaklanmak ve yeşil enerjinin maliyetindeki dramatik düşüşü daha fazla değerlendirmek yer alıyor. Rodrik, işçilerin becerilerini geliştirmek, düşük ücretli işçilerin pazarlık gücünü artırmak, kaynakları stratejik sektörlere yönlendirmek ve toplumsal açıdan gerekli ama riskli yatırımları finanse etmek gibi alanlarda hükümetlerin oynaması gereken rolü vurguluyor. Ama o, dirijist bir yaklaşımdan ziyade, kendi deyimiyle ‘deneysel’ bir yaklaşımı savunuyor. Ve aşırı sağ ve aşırı solun, sıfırdan başlamamız gerektiği yönündeki argümanını reddediyor. ‘Bu yenilikçi yaklaşımların tohumları, dünya çapında yaygın uygulamalar içinde zaten mevcut,’ diye yazıyor. “İhtiyacımız olan şey bir devrim değil; önceliklerimizin ve politikalarımızın yeniden yapılandırılması.’”
“Hiper-küreselleşme”nin toplumun çözülmesine neden olduğunu savunan Rodrik, bu konuda kendisine gelen eleştirilere de şaşırır görünüyor ve söylediği şeyin “oldukça bariz olduğunu” savunuyor.
Hizmetler sektörüne yaptığı vurgu hayli önemli, çünkü Rodrik, imalat sanayiine yapılan aşırı vurguya katılmıyor. “Hoşumuza gitse de gitmese de”, hizmetler sektörünün ekonominin ana iş motoru olmaya devam edeceğini yazıyor. Yönetici pozisyonları gibi bazı işleri iyi ücretli ama çoğu, özellikle perakende ve bakım gibi alanlarda, düşük ücretli pozisyonlar. Kaçınılmaz sonuç, buralarda verimliliği artırma gereksinimi. Bir kez daha yapay zekaya geliyoruz.
Rodrik, internetin, GPS’in ve COVID-19 aşılarının üretiminde kullanılan mRNA teknolojilerinin geliştirilmesine finansal destek sağlayan Pentagon ajansı DARPA’nın işçiler için olanının kurulmasını istiyor. DARPA, askeri açıdan potansiyel önemi olan araştırmalara odaklanırken, Rodrik’in önerdiği “ARPA-W” yapay zeka kullananlar da dahil olmak üzere “işgücü dostu teknolojiler”in geliştirilmesine odaklanacak.
Cassidy aktarıyor:
“Bazı gözlemciler yapay zekanın çok sayıda işi ortadan kaldırabileceğini öngörürken, bunların çoğu iyi ücretli işler. Rodrik, M.I.T. iktisatçıları David Autor, Daron Acemoğlu ve Simon Johnson’ın görüşlerini yineleyerek, teknolojik ilerlemenin yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. ARPA-W önerisine atıfta bulunarak, ‘Genel amaç, işçilerin halihazırda yaptıkları işleri devralarak onları işlerinden etmek yerine, şu anda yapamadıkları işleri yapabilmelerini sağlamak olacaktır’ diye yazıyor.”
Rodrik, önerisinin “prodüktivist” bir paradigma olduğunu savunuyor. Devletin özellikle eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, altyapı ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi gibi alanların finansmanına yardımcı olması gerektiğini vurguluyor. Ona göre bu alanların tümü, özel sektörün kendi başına bırakıldığında yetersiz kaldığı alanlar. Bir tür “kamu-özel ortaklığı”nı, veya yeni bir kamu-özel melezleşmesini savunuyor da diyebiliriz. Eski teknokratik müdahale yöntemlerinin ötesinde, “işbirliğine dayalı, deneysel çözümler” öneriyor. Trumpçı AI çılgınlığına devletin “altlık” hazırlaması gerektiğine işaret ediyor.
Rodrik, Biden dönemindeki sanayi politikalarının Demokratlara hemen destek sağlamamış olmasının nedenini de, politikaların kendi içsel kötülüğüne değil, “zamanlama”ya bağlıyor. Dönüşüm için biraz zaman, bir de herhalde yeni kadrolar gerekiyor.
Demokrat “moruklar” sahneden çekilirken
Geçen yaz, Mamdani’nin Demokratik ön seçimleri kazanmasının ardından yazdığım yazıda, Demokratların Biden-Harris rezaletinden sonra girdiği arayışa ucundan-kıyısından değinmiştim.
Demokratik müesses nizamdaki “gerontokrasi” eğilimine ilk bayrak açanlardan New Yorklu Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez’in (“AOC” kısaltmasıyla biliniyor, 36 yaşında) eski baş danışmanı Saikat Chakrabarti’nin adı artık daha sık duyuluyor. Demokrat ağır toplardan Nancy Pelosi’nin emekliliğini duyurması ile birlikte, Silikon Vadisi kökenli bu ismin San Francisco’daki Temsilci koltuğuna oturma ihtimali biraz daha arttı.
The Intercept’e konuşan Chakrabarti, “Yeni fikirlere, yeni liderlere, partiyi yeni bir yöne taşıyacak insanlara ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz,” diyor. Haberin tanıtımında Chakrabarti’nin “iktisadi eşitsizlik ile şirketlerin gücünü politikasının odak noktası haline getiren kişi” olduğu hatırlatılıyor.
Chakrabarti, hedefinin “Demokrat Parti’nin müesses nizamının büyük bir kısmını değiştirmek” olduğunu gizlemiyor. Ülke çapında ön seçimler yapılmasını talep ediyor. New York ve San Francisco’nun ötesinde, birçok eski Demokrat temsilcinin koltuğu “ilericiler”in hücumu ile sallantıda. Shri Thanedar (Michigan), Wesley Bell (Missouri) ve Jimmy Gomez (California), Chakrabarti’nin arkasında olduğu “Justice Democrats” (“Adalet için Demokratlar”) tarafından desteklenen isyancılarla karşı karşıya.
Chakrabarti platformuna dönelim. AOC ile paylaştığı “Yeşil Yeni Anlaşma”ya (“Green New Deal”) rağmen, nükleer enerji konusundaki fikirleri nedeniyle kendi yoluna gitmiş görünüyor. Silikon Vadisi süper-zengini, siyaset hayatı boyunca büyük enerji açlığını karşılamak için nükleer enerji önündeki bürokrasiyi kaldırma sözü veriyor.
Chakrabarti, nükleerin güvenli, temiz, iklim dostu ve bilmem hangi faydalara sahip olduğunu ısrarla savunuyor. Büyük teknoloji felaket tellallarının sıkça dile getirdiği gibi, yakın gelecekte enerji krizinin baş göstereceğini savunuyor. Bunların hepsi, veri merkezleri çılgınlığından kaynaklanan enerji açlığına yönelik yapay zeka balonunu hatırlatıyor. Microsoft gibi teknoloji tekelleri, tam da bu sıralarda nükleere hücum başlatıyor.
Ama dahası var. Chakrabarti, Amerikan halkının nükleere hazırlanmasının zaman alacağını kabul ediyor. Yine de kriz acil yanıtları gerektiriyor. Çözüm: Sivil güvenlik düzenlemelerinden muaf olan ve demokratik sürecin müdahalesi olmadan nükleer reaktörleri bir araya getirmekte özgür olan Amerikan ordusu!
“Plan, ABD genelindeki askeri üslerde nükleer santrallerin hızlandırılmış inşasıyla başlıyor ve askeri bilgi birikimini sivil nükleer endüstrinin uzmanlığı ve işgücüyle birleştiriyor. Böylece üretilen enerji, sivil elektrik şebekesine bağlanacak. Ardından, ‘askeri program nükleer enerjinin güvenli ve gerekli olduğunu kanıtladığında’, ‘başkanın olağanüstü hal yetkilerini kullanarak … geleneksel düzenleyici engelleri aşma’ zamanı gelecek ve ülke çapında bir nükleer inşaat patlaması başlayacak. Kongre bu plana ne kadar katılmak istemezse, o kadar iyi: Başkanlık emirleri iş görecektir. Chakrabarti’nin desteklediğini iddia ettiği demokrasi ortadan kalkacak, karşı çıktığını iddia ettiği otoriterlik ise onun yerini alacak.”
Bunlar afaki önermeler sayılmamalı. Geçen ay Trump yönetimi, yapay zeka veri merkezlerinin elektrik şebekesine daha hızlı bağlanmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir öneri yayınladı. Enerji Bakanı Chris Wright, bakanlığın basın açıklamasına göre, veri merkezlerinin şebekeye bağlanmasını hızlandıracağını umduğu öneriyi Federal Enerji Düzenleme Komisyonuna (FERC) gönderdi.
Wright’ın kuralı, özellikle kendi “dağıtılabilir” güç kaynaklarına sahip merkezleri kayırıyor gibi görünüyor ve bu tür tesislerin çalışmalarının “hızlandırılmasını” sağlıyor. Dağıtılabilirliğin nasıl tanımlandığı tam olarak belli değil, fakat genellikle isteğe bağlı olarak açılıp kapatılabilen fosil yakıt ve nükleer santralleri ifade ediyor.
Dahası da var. Lockheed ve Palantir destekli nükleer startup Valar Atomics, son fon turunda 130 milyon dolar topladı. Bu şirket, artan enerji ihtiyacını nükleer enerji ile karşılamayı umuyor. Valar’ın hedefi, Savunma Bakanlığı’nın askeri üslerde güvenilir, şebekeden bağımsız enerji sağlama talebini karşılamak. Yani ilk yazıda bahsettiğimiz segregasyon ve kastlaşma, Chakrabarti programı, Trump yönetmelikleri ve Silikon Vadisi startup’larının politikalarının meşru sonucu olacak zira elektrik şebekelerinin bile tamamen ayrıştığı bir sistem ufukta.
Pfizer Başkan Yardımcısı Susman: Mamdani kazandığı için memnunum
Mamdani’nin yetenekli ekibi
Öte yandan Mamdani’nin kıvraklığını küçümsemeyin. New York’un “neoliberal” elitleri ile kavgaya tutuşmuş görünse de,(4) Obama döneminin hık deyicileri ile pek içli dışlı olduğuna şüphe yok. Peder Al Sharpton bunlardan biri. Sivil haklar savunucusu Sharpton, Obama başkanlığının savaş suçları ve neoliberalizmini savunmasıyla tanınan bir isimdi. 2011 yılında “60 Minutes” programında Lesley Stahl ile yaptığı röportajda, dönemin Başkanı Obama’yı herhangi bir konuda eleştirmeyi reddettiğini söylemişti; kendisi daha çok, Obama’yı hesap vermeye çağıran şahsiyetlere karşı sert eleştirilerde bulunuyordu.
Obama yıllarından bu yana Sharpton, Demokratların suçları ve kayıtsızlığı konusunda sessizliğini korumaya devam etti. Bunun karşılığında MSNBC’de “ballı” bir pozisyonla ödüllendirildi.
Mamdani’nin Jeffrey Lerner’ı iletişim direktörü olarak işe alması da bir fikir veriyor. Lerner, eski Vali Andrew Cuomo’nun ofisinde ve Demokratik Ulusal Konvansiyon’un 2012 Obama yeniden seçim kampanyasında üstlendiği görevler de dahil olmak üzere, Demokratik müesses nizamla iç içe. Aynı zamanda son on yılını “yüksek riskli” kurumsal ve siyasi danışmanlık dünyasında geçirdi. 2013’ten bu yana, önde gelen halkla ilişkiler şirketi DKC’de (müşterileri arasında Airbnb ve Bloomberg bulunmaktadır) ve Senatör Laphonza Butler’ın üst düzey danışmanı olarak çalıştı. 2019’da Uber’in danışmanı ve daha sonra Airbnb’nin kamu politikası direktörü oldu. Bu pozisyonların ona yüz binlerce dolarlık maaş ve en az bir milyon dolarlık Airbnb hissesi sağladığı biliniyor.
Wall Street Journal ise, Pfizer yöneticisi Sally Susman’ın, Mamdani’nin “gayriresmi danışmanı” olduğunu yazıyor. Susman, yeni başkanın “dar görüşlü” olmadığını memnuniyetle şirketler dünyasına duyuruyor. Mamdani, kentin zenginlerini pek gücendiren Bill de Blasio (Jamie Dimon, onunla bir kez bile görüşmediğinden yakınıyordu!) gibi değildi. New York ve ülke çapında Demokrat politikacılara danışmanlık yapan ve iletişim şirketi Orchestra’nın genel müdürü olan Jonathan Rosen, Mamdani’nin ön seçimlerden bu yana cazibesini kullandığı “epik bir hücum” turu düzenleyerek “muazzam bir beceri sergilediğini” düşünüyor.
Üstelik, Batı Yakasında bir başka beyaz gömleklinin yükselişi de gözlerden kaçmıyor: Kaliforniya Valisi Gavin Newsom. Trump’a karşı yüksek perdeden çıkışlarıyla dikkat çeken Demokrat vali, eyaletindeki büyük teknoloji şirketleri ile de ilişkiler geliştiriyor, yapay zeka ve veri merkezleri konusunda yeni adımlar atıyor.
Trump rüzgarı diniyor mu?
Rodrik’in de dediği gibi zamanlama önemli. Chakrabarti de POLITICO’ya verdiği demeçte, “Bazı açılardan, Justice Democrats’ın 2018’de çok erken olduğunu düşünüyorum. Şu anda bunu yapmak için siyasi bir fırsat olduğunu gerçekten düşünüyorum,” diyor. “Kapı kapı gezerek örgütlenme, halkla iç içe olma” lakırdısı, Mamdani’de olduğu gibi Charkrabarti’de de görünür durumda; Demokratlar “örgütün gücünü” keşfediyor.
Bu noktada, Amerikan siyasetindeki Trumpçı dönüşün abartıldığına, hatta yeniden düzenleme defterinin kapanmaya başladığına dair görüşler çoğalıyor. Gazeteci G. Elliott Morris, 2024 seçimlerinin, Joe Biden’ın başkanlığı döneminde artan enflasyonun büyük ölçüde etkisiyle ortaya çıkan iktisadi endişelerden kaynaklanan, mevcut iktidara karşı bir seçim olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor.
Nitekim çeşitli eyaletlerde yapılan ve Demokratların kazandığı seçimler de, mevcut Trump iktidarına karşı duyulan hoşnutsuzluğun bir göstergesi. Elliott, 2024’ten 2025’e kadar Cumhuriyetçilerin en fazla destek kaybettiği grup (ortalama 25 puan), Cumhuriyetçi Parti’yi “geniş, çok ırklı, işçi sınıfı koalisyonuna” dönüştüreceği varsayılan seçmenlerdi.
Yazara göre veriler, Trump’ın kazanan koalisyonunun, eğer bir zamanlar var olmuşsa bile, neredeyse tamamen ortadan kalktığını gösteriyor. Pew araştırmasına göre beyaz olmayan, işçi sınıfı/düşük gelirli ve genç Amerikalılar, 2020’den 2024’e kadar, başkanlık seçimlerinde (oy farkı olarak) ortalama 12 puan Trump’a doğru kaymıştı. 2025 yılında ise, aynı gruplar tekrar “sola”, üstelik bu sefer ortalama 25 puanlık bir farkla kaydığı görülüyor.
Örneğin, Virginia’nın çıkış anketinde Cumhuriyetçilerin oy farkı, yaşlı seçmenler hariç tüm alt gruplarda düşmüş. Beyaz olmayan, düşük gelirli ve genç seçmenlerin tümü ortalamanın üzerinde bir oranda Demokratlara yönelmiş. Cumhuriyetçi Parti’nin oy farkı Asya kökenli Amerikalı seçmenler arasında 40 puan, Hispanik/Latin seçmenler arasında 20 puan ve 18-29 yaş grubu arasında 22 puan düşmüş. Beyaz seçmenler sadece 5 puanlık bir kayma göstermiş. Cinsiyet farkı devam etmiş ama her iki grup da Demokratlara kaymış: erkekler 3 puan, kadınlar ise 15 puan.
Ekonominin en önemli konu olduğunu belirten seçmenler arasında, ekonomiye ilişkin güven 2024 ile bu yılki New Jersey ve Virginia seçimleri arasında 93 puan Demokratlara doğru kaymış. Öte yandan, göçmenlik konusunu en önemli konu olarak belirtenlerin oranı genel olarak değişmemiş ve bu grup 2024’teki gibi Cumhuriyetçi Parti’yi desteklemeye devam etmiş.
Elliott’a göre, 2024’te Demokratlara kaybettiren enflasyon kaynaklı öfke dinamiği, 2025’te tersine dönerek Cumhuriyetçileri zarara uğrattı. Yazara göre anketler uzun süredir, “seçmenlerin Trump yönetiminin mevcut politika çıktılarına oy vermediklerini” ve “Trump’ın gündemini hemen hemen hiçbir konuda onaylamadıklarını” gösteriyor.
Axios da “mavi dalga”nın Trump’ın iktisadi performansı ile ilgili olduğuna inanıyor. Buna göre mesa, “Amerikalıların ürünlerin gerçekten daha ucuz olmasını istiyor” oluşu.
ABD’de çoğu fiyatın seviyesi yıllardır yükselmeye devam ediyor ve bu da birçok temel ihtiyaç maddesinin maliyetinde önemli bir artışa neden oluyor. “Bu durum,” diyor Axios, “enflasyonla savaşı büyük ölçüde kazanılmış olarak gören Trump yönetimi ve Federal Rezerv yetkililerinin, fiyatların düşmesini isteyen seçmenlerle aynı görüşte olmadıklarını gösteriyor.”
Gıda fiyatları Şubat 2020’den bu yana %29,2 hanehalkı enerji fiyatları ise %40 arttı. Düşük manşet enflasyon ise, 2025 yılında fiyatları hızla artan bazı sık satın alınan ürünleri gizliyor. Kahve, bir yıl önce, o zamanlar aday olan Trump’ın gıda fiyatlarının düşeceğini vaat ettiği zamana göre %20 daha pahalı; kıyma %15 daha pahalı ve bu basit örnekler “seçmen davranışını” etkilemeye devam ediyor.
Fox News’in New Jersey valilik seçimleri için yaptığı çıkış anketi, ekonomiyi öncelikli gören seçmenlerin, atadan iş adamı Cumhuriyetçi Jack Ciattarelli’ye karşı, eski savcı olan Demokrat Mikie Sherrill’i desteklediğini ortaya koymuş.
ABC’nin çıkış anketi, ekonominin Virginia seçmenleri için en önemli konu olduğunu göstermiş ve seçmenler de Demokrat Abigail Spanberger’i bu nedenle 20 puan farkla desteklemiş.
Pastiş olarak Mamdani
Pandemi döneminde özellikle perakende ve gıda hizmetlerinde işgücü maliyetlerinin artması nedeniyle kızan patronların Trump dönemindeki en büyük kazançları, “Büyük Harika Yasa”daki Medicaid çalışma şartları oldu. Şubat 2025’te Temsilciler Meclisi’ne sunulan bir tasarı, Medicaid’e kayıtlı belirli yetişkinler için sigorta kapsamı koşulu olarak asgari çalışma gerekliliği içeriyordu. Cumhuriyetçilerin “zaferlerinden” biri buydu.
Diğeri de, değindiğimiz gibi, yapay zeka. “Orta sınıf”ın yeniden inşası için tüketimi kolaylaştırmak gerek. Birçok sektördeki yapay zeka uygulamalarının yabancı işçilerin kendi memleketlerinde istihdamını kolaylaştırdığına işaret etmiştim. Özellikle hizmet sektöründe işgücü maliyetlerini dışarı kaydırmak daha da kolay olabilir. Ama bu durumda, “istihdamı güçlendirme” iddiasının altı tamamen boş hale gelir. Uluslararası işbölümü yeniden oluşturulur, coğrafi ve sınıfsal ayrım noktaları diğer hiyerarşilerle tahkim edilir.
Dolayısıyla Mamdani’nin, 20. yüzyıldaki türden bir “reformist” saymak da mümkün değil. Kimse, “refah devleti”ne dönüşü savunmuyor. İşçilerin politik ve iktisadi gücünü artırmak isteyen yok. O yüzden New York’ta “sosyal konut” vaadi, kentte yeni inşaatları mümkün kılan uzun prosedürlerin gevşetilmesinden başka bir anlama gelmeyen, eski başkan Eric Adams’ın “City of Yes” girişimini devralmak zorunda mesela. New York’un yeni imar projelerini onaylama sürecini, Üniform Arazi Kullanım İnceleme Prosedürünü (ULURP) değiştirmek amacıyla tasarlanan girişim ve bu girişim için yapılan referandumlar, Mamdani’nin kalkış noktası olacak. ULURP “bürokrasisi” azaltılacak, müteahhitlere “sosyal konut” inşasını hızlandırma şansı tanınacak.
Yani ortada “reformizmin gölgesi”, veya Fredric Jameson’ın postmodern zamanlar için kullandığı şekliye, “pastiş” var: Aşırılaştırma yoluyla, taklit ettiği şeyi bir tür “normal”e işaret etmek için kullanan parodinin aksine, kendi içine kapalı stilistik çeşitliliklerden ve heterojenliklerden oluşan, anlaşılmaz, boş/anlamsız bir öykünme.
“Program”diye, sol olmayan sola, “Biraz daha dayanın!” demek için uydurulmuş bir kuru gürültü…
(1) JD Vance’i başkanlığa hazırlayan zengin bağışçılar, buna, aristokrasi ile işçi sınıfını müttefik kılmakanlamında, “aristopopülizm” diyorlar. Amerikan rüyasını orta sınıfı yeniden inşa etmek istediklerini söyleyen Trumpçılar, bilakis orta direği yok edecek bir politika seti öneriyorlar.
(2) Sağlık sorunları dışında, işsizlik tehdidi veya gerçeği kadar stres yaratan çok az şey var: Amerikan Psikoloji Derneği’nin Mayıs 2025’te yaptığı bir anket, çalışanların dörtte üçünün iş güvencesizliği nedeniyle stres yaşadığını ortaya koyuyor.
(3) Elbette, bağışların altı biraz kazındığında, Soros bağlantısı da görülüyor: Mamdani’yi aday gösteren partilerden biri, Working Families Party (Çalışan Aileler Partisi), net bir şekilde Açık Toplum Vakfı bağlantılı ve bu partinin Siyasi Eylem Komitesi (PAC), 7 Temmuz 2025 itibariyle Mamdani için 702.000 dolara yakın para harcamıştı. Açık Toplum Vakfı’nın, “ana ortak” olarak nitelendirdiği Working Families Party’nin de bulunduğu örgütlere 2021 yılında 20 milyon dolarlık bir bağış taahhüdünü kamuoyuna duyurmuştu. Mamdani’nin seçimlerden hemen sonra Alex Soros ile birlikte poz verdiği fotoğraf böylece daha da anlam kazanıyor.
(4) Vanity Fair’e konuşan ve New York’un büyük bağışçılarıyla düzenli olarak çalışan üst düzey bir stratejist, bazı süper zenginlerin Mamdani karşıtı açıklamalarını önemsemiyor ve şunları söylüyor: “Bence bu daha çok bir öfke patlaması. 2013 yılında, emlak sektörünün Bill de Blasio’yu durdurmak için bir araya geleceği konuşuluyordu. Bu gerçekleşmedi. Ve bugünlerde büyük bir bağışçıysanız, sadece kamuoyu yoklamalarına veya bazı süper PAC’lerin size söylediklerine güvenmiyorsunuz. [Bir adayı destekleyip desteklememeye karar vermek için] Kendi yoklamalarınızı yapıyorsunuz.”
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları










