Amerika
Mamdani vakası – 2: Partiler üstü Amerikan rüyası

Amerikan siyasetinin iki yakasını da birleştiren “orta sınıf”ın önemi meselesini hafife almamak gerekiyor. Zenginlerle yoksulların doğrudan karşı karşıya gelme ihtimali hoş karşılanmıyor. Amerikan iki partili sistemindeki çatallanma, buna verilecek cevapta ortaya çıkıyor.
İlk yazının başında değindiğim, Palantir CEO’su Karp’ı alıntılayan Wall Street Journal makalesi programlardan birini özetliyor. Yazar, üniversite mezunlarının öfkesini anladığını söylüyor. Ama ona göre, bu öfkeli gençler yanlış yere vuruyorlar: Asıl sorun “kapitalizmde” değil, “işgücü arzını bozan yüksek öğrenime yönelik devasa devlet sübvansiyonlarında.”
Trump’ın etrafında öbeklenen Silikon Vadisi-liberteryen-yeni muhafazakâr ittifakı krizden çıkış için, “Amerikan rüyasını” yenilemek için devletin (bir kez daha) küçültülmesini, sübvansiyonlardan kurtulmak için “geleneksel” değerlere dönüşü, devlet desteğinden “kurtulan” işçilerin yeniden istihdamını (sanayileşmeyi), yeniden sanayileşme için yapay zeka çılgınlığını istiyor. Yapay zeka, aynı zamanda görünürde işçiden kurtulma yolu olarak da tasarlandığından, renkli halkların mesken tuttuğu ABD’yi göçmen işgücünden kurtarmayı da hedefliyor. Yapay zeka “devrimi”, Silikon Vadisi zenginleri işçilerden (ve renkli halklardan) ırksal, cinsiyete dayalı ve coğrafi olarak ayırmanın bir yöntemi olarak kurgulanıyor; İç Savaş sonrasındaki Jim Crow döneminin “ayrı ama eşit” ilkesi, uluslararasılaştırılmak isteniyor.(1) ABD gibi, hem içeride hem de dışarıda sınıfsal hiyerarşilerin aile-ulus-cinsiyet-ırk eksenlerinde tahkim edildiği bir ülkede, yapay zeka çılgınlığının tüm bu hiyerarşileri yeniden üretip kesin çizgilerle ayıracağı endişesini taşımak kadar doğal bir şey yok.
Mamdani’nin burada da “arada derede” kaldığına işaret etmeliyiz. Büyük teknoloji şirketleri ve bankacılık tekellerinde yönetici pozisyonunda bulunanlar, yapay zekanın yayılması ve gelişmesi ile birlikte bildiğimiz beyaz yakalı işlerinin ortadan kalkacağına dair büyük bir panik yayıyorlar. Mamdani’nin oy aldığı kesim, ilk yazıda işaret ettiğimiz gibi, “laptop çalışanları” olarak da nitelendirilebilir. “Demokratik sosyalizm”, emek-güçlerinin değersizleşeceği bilgisiyle, emek sürecinin örgütlenmesindeki teknik kapasiteden kaynaklı imtiyazlarını geri isteyenlere ilaç gibi geliyor.(2)
Vermont Senatörü Bernie Sanders’ın uzun zamandır danışmanlığını yapan Faiz Shakir, yapay zeka meselesinin siyasetçilerin ana gündemlerinden biri olacağına işaret ediyor. Ona göre, yapay zekanın katacağı yeni değerlerin, istihdam ve geçim kaynakları, ilişkiler ve “hayatın anlamının bozulmasına” değip değmeyeceği konusunda çok daha fazla siyasi tartışma yapmak gerekiyor.
Üstelik Axios’un elde ettiği bir “salıncak eyaletler” anketine göre, yapay zekaya karşı güvensizlik ve endişe, iki partinin de ortak sorunu haline gelmiş durumda. Sekiz salıncak eyaletin her birinde seçmenlerin çoğunluğu, yapay zeka endüstrisine karşı olumsuz bir izlenime sahip olduklarını, bu sektörün enerji maliyetlerini artıracağını ve AI’ın kullanımının artmasının hayatlarını daha kötü hale getireceğine inandıklarını söylemiş.
Gelir ne kadar yüksekse, salıncak eyalet sakinleri yapay zekaya o kadar olumlu bakıyor ve yapay zekanın hayatlarını daha iyi hale getireceğine o kadar inanıyorlar. Bulgular, düşük gelirli çalışanların işlerini kaybetmekten korktuklarını gösteriyor.
Bazı eyaletlerde, Cumhuriyetçiler yapay zeka konusunda temelde ikiye bölünürken, bağımsızlar ve Demokratlar olumsuz görüşlere sahip.
Mamdani’nin baş stratejisti Morris Katz, Axios’tan Holly Otterbein’e verdiği demeçte, “tarihi gelir eşitsizliği ve sosyal kargaşanın yaşandığı bir dönemde, her adayın yapay zeka konusunda agresif bir vizyon benimsemesi gerektiğini” söylüyor.
Katz, “Bu yaklaşan krize karşı en iyi savunma hattı olarak kendilerini tanımlayabilen adaylar ve partiler, hem tarihin doğru tarafında olacak hem de seçimlerde güçlü bir konuma sahip olacaklar,” diye ekliyor. Axios, atmosferin, “Trump’a ve daha ana akım Demokrat ortodoksluğa karşı bir anti-AI sosyalistin ortaya çıkması için olgunlaşmış durumda” olduğunu savunuyor.
Yeni belediye başkanının bağışçıları
Bu nedenle, Büyük Teknoloji şirketlerinin orta ve alt kademelerinde çalışanların Mamdani’nin kampanyasına bağış yapmaları şaşırtıcı değil.(3) New York Post tarafından incelenen kampanya finans verilerine göre, Google’ın sıradan çalışanları 11 Temmuz’a kadar Mamdani’nin kampanyasına yaklaşık 40.500 dolar bağışladı. Bu, diğer tüm şirket ve kurumlardan daha fazla bir miktar.
Meta çalışanları 10.500 doların üzerinde bağış yaparak listede yedinci sırada yer alırken, onları yaklaşık 9.000 dolar bağışlayan Amazon çalışanları izledi.
Verilere göre, kampanya fonları ayrıca teknoloji ve medya şirketi Bloomberg (8.816 dolar), Spotify (7.415 dolar), Block (6.265 dolar), Squarespace (3.957 dolar) ve MongoDB (3.900 dolar) gibi New York City’nin önde gelen şirketlerinin çalışanlarından da geldi.
Teknoloji sektörü dışında Mamdani, New York’taki üniversiteler ve şehir kurumlarında çalışanlardan önemli destek almış. Verilere göre, Columbia Üniversitesi sistemi yaklaşık 33.000 dolarlık bağışla ikinci sırada yer alırken, onu NYC Eğitim Bakanlığı (26.214 dolar), New York Üniversitesi sistemi (24.331 dolar) ve CUNY sistemi (18.336 dolar) izlemiş.
Yine de, burada büyük teknolojinin “avam” tabakasından fazlasına işaret etmeliyiz. En büyük bireysel bağışçılar arasında Illinois’den, kamuoyunda pek tanınmayan biri olan Rehan Muneeb-Azhar (151.500 dolar), Maryland’dan Haroon Mokhtarzada (99.000 dolar) ve Washington DC’den Idris Mokhtarzada (90.000 dolar) var. Bunlar, pek de maliyetlerden endişe duyan, zor durumdaki New Yorklularabenzemiyorlar: ilk şirketleri Webs.com’u Vistaprint’e 117,5 milyon dolar, ikinci şirketleri Truebill’i ise Rocket Companies’e 1,275 milyar dolar karşılığında satan Harvard Hukuk Fakültesi mezunlarından bahsediyoruz.
Teknoloji milyarderlerinin etkisi, GitHub’ın kurucu ortağı ve eski CEO’su Tom Preston-Werner’in Palo Alto’dan 20.000 dolarlık bağışta bulunmasıyla daha da artmış. Demek ki, San Francisco körfezinden yerel seçimlerin yapıldığı New York City’deki bir siyasi eylem komitesine para akışı durmaksızın devam etmiş.
White Collar Fraud, “Daha Düşük Maliyetler için New Yorklular” siyasi eylem komitesi fonlarının %71,5’inin eyalet dışındaki bağışçılardan geldiğini, komitenin adında New Yorklular geçmesine rağmen, sadece %28,5’i New Yorklulardan geldiğine işaret ediyor.
Yapay zekayı kucaklamak ama nasıl?
Cumhuriyetçiler de Demokratlar da “devrim” konusunda yapay zekaya hülyalı gözlerle bakıyor.
Aslında Mamdani, bu konuda Demokratik ana akıma yakın bir pozisyonda. Daha önce, yapay zekanın “sorumsuzca kullanılması halinde işçilere zarar verebileceğini, önyargıları çoğaltabileceğini ve hayati hizmetleri zayıflatabileceğini” uyarısında bulunarak, sektörü regüle etmeye söz vermişti.
Mamdani, Crain’s New York’a “Sonuçta, etkili hizmetler sunmak için teknolojik araçların sorumlu bir şekilde kullanıldığından emin olmak için denetimler oluşturmalıyız. Belediye başkanı olarak, sendikalar ve Belediye Meclisi ile işbirliği yaparak yapay zekayı uygun şekilde düzenleyecek yasalar çıkarmaya çalışacağım,” demişti.
Tarihçi Adam Tooze, Financial Times için yazdığı bir makalede, bir tür partilerüstü mit haline gelen AI meselesindeki çelişkiye işaret ediyor: Hem Biden, hem de Trump yönetiminin, Amerikan sanayisini canlandırmak ve işçi sınıfı ile orta sınıfın geçim kaynaklarının istikrarını yeniden sağlamak hedefi, Silikon Vadisi’ni beyaz yakalı işgücünün büyük bir kısmını algoritmalarla değiştirmek için yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapmaya teşvik etmekle nasıl bağdaşacak? Veya uluslararası ticaretin tüketimi kamçılaması ile “düzgün ücretli” istihdam nasıl bağdaşacak?
Rodrik’ten Demokratlara yeni program
Bu da bizi yenide döneme getiriyor. İktisatçı Dani Rodrik, yeni kitabı Shared Prosperity in a Fractured World [Parçalanmış Bir Dünyada Paylaşılan Refah] için New Yorker muhabiri John Cassidy ile konuşuyor. Tesadüfe bakın ki, aynı Cassidy, yakın zamanda çıkan kitabı Capitalism and Its Critics’in [Kapitalizm ve Eleştirmenleri] sonunda, bize onca sayfa boyunca Marx’tan Luxemburg’a götürürken, kapitalizmin reforme edilebileceğini savunan bir yazar!
Tevafukun böylesine şapka çıkarılır. Dizginlerinden boşanmış bir küreselleşmenin eleştirmeni olarak tanıtılan Rodrik, Trump’ın iktisadi politikalarının Amerikan sanayisini geri getirmek ve yaşam standartlarını yükseltmek konusunda başarısız olacağından emin; ama ona göre Trump öncesi küresel sisteme geri dönüş olmayacağı da aynı derecede kesin.
Rodrik, artık geçmişte kalan bu sisteme ağıt yakmanın gereksiz olduğuna inanıyor. Ona göre bu durum ABD’de, “günümüzün en önemli üç iktisadi sorunu” olarak gördüğü konulara çözüm bulmak için yeni bir alan yaratıyor:Birincisi, ABD ve diğer Batı ülkelerinde orta sınıfın yeniden canlandırılması; yoksul ülkelerde yoksulluğun azaltılması; ve iklim değişikliğiyle mücadele.
Rodrik, “Küresel ekonomi ve küresel anlaşmalara çok fazla zaman ayırıyoruz. Oysa içerde yapılabilecek çok şey var,” diyerek Trump tipi siyasetin geleceğe devredecek unsurlarından birine işaret ediyor.
Cassidy, anladıklarını şöyle özetliyor:
“Rodrik’in önerileri arasında, Çin’in dikkat çekici endüstriyel yükselişinden dersler çıkarmak, imalat yerine hizmetlere odaklanmak ve yeşil enerjinin maliyetindeki dramatik düşüşü daha fazla değerlendirmek yer alıyor. Rodrik, işçilerin becerilerini geliştirmek, düşük ücretli işçilerin pazarlık gücünü artırmak, kaynakları stratejik sektörlere yönlendirmek ve toplumsal açıdan gerekli ama riskli yatırımları finanse etmek gibi alanlarda hükümetlerin oynaması gereken rolü vurguluyor. Ama o, dirijist bir yaklaşımdan ziyade, kendi deyimiyle ‘deneysel’ bir yaklaşımı savunuyor. Ve aşırı sağ ve aşırı solun, sıfırdan başlamamız gerektiği yönündeki argümanını reddediyor. ‘Bu yenilikçi yaklaşımların tohumları, dünya çapında yaygın uygulamalar içinde zaten mevcut,’ diye yazıyor. “İhtiyacımız olan şey bir devrim değil; önceliklerimizin ve politikalarımızın yeniden yapılandırılması.’”
“Hiper-küreselleşme”nin toplumun çözülmesine neden olduğunu savunan Rodrik, bu konuda kendisine gelen eleştirilere de şaşırır görünüyor ve söylediği şeyin “oldukça bariz olduğunu” savunuyor.
Hizmetler sektörüne yaptığı vurgu hayli önemli, çünkü Rodrik, imalat sanayiine yapılan aşırı vurguya katılmıyor. “Hoşumuza gitse de gitmese de”, hizmetler sektörünün ekonominin ana iş motoru olmaya devam edeceğini yazıyor. Yönetici pozisyonları gibi bazı işleri iyi ücretli ama çoğu, özellikle perakende ve bakım gibi alanlarda, düşük ücretli pozisyonlar. Kaçınılmaz sonuç, buralarda verimliliği artırma gereksinimi. Bir kez daha yapay zekaya geliyoruz.
Rodrik, internetin, GPS’in ve COVID-19 aşılarının üretiminde kullanılan mRNA teknolojilerinin geliştirilmesine finansal destek sağlayan Pentagon ajansı DARPA’nın işçiler için olanının kurulmasını istiyor. DARPA, askeri açıdan potansiyel önemi olan araştırmalara odaklanırken, Rodrik’in önerdiği “ARPA-W” yapay zeka kullananlar da dahil olmak üzere “işgücü dostu teknolojiler”in geliştirilmesine odaklanacak.
Cassidy aktarıyor:
“Bazı gözlemciler yapay zekanın çok sayıda işi ortadan kaldırabileceğini öngörürken, bunların çoğu iyi ücretli işler. Rodrik, M.I.T. iktisatçıları David Autor, Daron Acemoğlu ve Simon Johnson’ın görüşlerini yineleyerek, teknolojik ilerlemenin yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. ARPA-W önerisine atıfta bulunarak, ‘Genel amaç, işçilerin halihazırda yaptıkları işleri devralarak onları işlerinden etmek yerine, şu anda yapamadıkları işleri yapabilmelerini sağlamak olacaktır’ diye yazıyor.”
Rodrik, önerisinin “prodüktivist” bir paradigma olduğunu savunuyor. Devletin özellikle eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, altyapı ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi gibi alanların finansmanına yardımcı olması gerektiğini vurguluyor. Ona göre bu alanların tümü, özel sektörün kendi başına bırakıldığında yetersiz kaldığı alanlar. Bir tür “kamu-özel ortaklığı”nı, veya yeni bir kamu-özel melezleşmesini savunuyor da diyebiliriz. Eski teknokratik müdahale yöntemlerinin ötesinde, “işbirliğine dayalı, deneysel çözümler” öneriyor. Trumpçı AI çılgınlığına devletin “altlık” hazırlaması gerektiğine işaret ediyor.
Rodrik, Biden dönemindeki sanayi politikalarının Demokratlara hemen destek sağlamamış olmasının nedenini de, politikaların kendi içsel kötülüğüne değil, “zamanlama”ya bağlıyor. Dönüşüm için biraz zaman, bir de herhalde yeni kadrolar gerekiyor.
Demokrat “moruklar” sahneden çekilirken
Geçen yaz, Mamdani’nin Demokratik ön seçimleri kazanmasının ardından yazdığım yazıda, Demokratların Biden-Harris rezaletinden sonra girdiği arayışa ucundan-kıyısından değinmiştim.
Demokratik müesses nizamdaki “gerontokrasi” eğilimine ilk bayrak açanlardan New Yorklu Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez’in (“AOC” kısaltmasıyla biliniyor, 36 yaşında) eski baş danışmanı Saikat Chakrabarti’nin adı artık daha sık duyuluyor. Demokrat ağır toplardan Nancy Pelosi’nin emekliliğini duyurması ile birlikte, Silikon Vadisi kökenli bu ismin San Francisco’daki Temsilci koltuğuna oturma ihtimali biraz daha arttı.
The Intercept’e konuşan Chakrabarti, “Yeni fikirlere, yeni liderlere, partiyi yeni bir yöne taşıyacak insanlara ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz,” diyor. Haberin tanıtımında Chakrabarti’nin “iktisadi eşitsizlik ile şirketlerin gücünü politikasının odak noktası haline getiren kişi” olduğu hatırlatılıyor.
Chakrabarti, hedefinin “Demokrat Parti’nin müesses nizamının büyük bir kısmını değiştirmek” olduğunu gizlemiyor. Ülke çapında ön seçimler yapılmasını talep ediyor. New York ve San Francisco’nun ötesinde, birçok eski Demokrat temsilcinin koltuğu “ilericiler”in hücumu ile sallantıda. Shri Thanedar (Michigan), Wesley Bell (Missouri) ve Jimmy Gomez (California), Chakrabarti’nin arkasında olduğu “Justice Democrats” (“Adalet için Demokratlar”) tarafından desteklenen isyancılarla karşı karşıya.
Chakrabarti platformuna dönelim. AOC ile paylaştığı “Yeşil Yeni Anlaşma”ya (“Green New Deal”) rağmen, nükleer enerji konusundaki fikirleri nedeniyle kendi yoluna gitmiş görünüyor. Silikon Vadisi süper-zengini, siyaset hayatı boyunca büyük enerji açlığını karşılamak için nükleer enerji önündeki bürokrasiyi kaldırma sözü veriyor.
Chakrabarti, nükleerin güvenli, temiz, iklim dostu ve bilmem hangi faydalara sahip olduğunu ısrarla savunuyor. Büyük teknoloji felaket tellallarının sıkça dile getirdiği gibi, yakın gelecekte enerji krizinin baş göstereceğini savunuyor. Bunların hepsi, veri merkezleri çılgınlığından kaynaklanan enerji açlığına yönelik yapay zeka balonunu hatırlatıyor. Microsoft gibi teknoloji tekelleri, tam da bu sıralarda nükleere hücum başlatıyor.
Ama dahası var. Chakrabarti, Amerikan halkının nükleere hazırlanmasının zaman alacağını kabul ediyor. Yine de kriz acil yanıtları gerektiriyor. Çözüm: Sivil güvenlik düzenlemelerinden muaf olan ve demokratik sürecin müdahalesi olmadan nükleer reaktörleri bir araya getirmekte özgür olan Amerikan ordusu!
“Plan, ABD genelindeki askeri üslerde nükleer santrallerin hızlandırılmış inşasıyla başlıyor ve askeri bilgi birikimini sivil nükleer endüstrinin uzmanlığı ve işgücüyle birleştiriyor. Böylece üretilen enerji, sivil elektrik şebekesine bağlanacak. Ardından, ‘askeri program nükleer enerjinin güvenli ve gerekli olduğunu kanıtladığında’, ‘başkanın olağanüstü hal yetkilerini kullanarak … geleneksel düzenleyici engelleri aşma’ zamanı gelecek ve ülke çapında bir nükleer inşaat patlaması başlayacak. Kongre bu plana ne kadar katılmak istemezse, o kadar iyi: Başkanlık emirleri iş görecektir. Chakrabarti’nin desteklediğini iddia ettiği demokrasi ortadan kalkacak, karşı çıktığını iddia ettiği otoriterlik ise onun yerini alacak.”
Bunlar afaki önermeler sayılmamalı. Geçen ay Trump yönetimi, yapay zeka veri merkezlerinin elektrik şebekesine daha hızlı bağlanmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir öneri yayınladı. Enerji Bakanı Chris Wright, bakanlığın basın açıklamasına göre, veri merkezlerinin şebekeye bağlanmasını hızlandıracağını umduğu öneriyi Federal Enerji Düzenleme Komisyonuna (FERC) gönderdi.
Wright’ın kuralı, özellikle kendi “dağıtılabilir” güç kaynaklarına sahip merkezleri kayırıyor gibi görünüyor ve bu tür tesislerin çalışmalarının “hızlandırılmasını” sağlıyor. Dağıtılabilirliğin nasıl tanımlandığı tam olarak belli değil, fakat genellikle isteğe bağlı olarak açılıp kapatılabilen fosil yakıt ve nükleer santralleri ifade ediyor.
Dahası da var. Lockheed ve Palantir destekli nükleer startup Valar Atomics, son fon turunda 130 milyon dolar topladı. Bu şirket, artan enerji ihtiyacını nükleer enerji ile karşılamayı umuyor. Valar’ın hedefi, Savunma Bakanlığı’nın askeri üslerde güvenilir, şebekeden bağımsız enerji sağlama talebini karşılamak. Yani ilk yazıda bahsettiğimiz segregasyon ve kastlaşma, Chakrabarti programı, Trump yönetmelikleri ve Silikon Vadisi startup’larının politikalarının meşru sonucu olacak zira elektrik şebekelerinin bile tamamen ayrıştığı bir sistem ufukta.
Pfizer Başkan Yardımcısı Susman: Mamdani kazandığı için memnunum
Mamdani’nin yetenekli ekibi
Öte yandan Mamdani’nin kıvraklığını küçümsemeyin. New York’un “neoliberal” elitleri ile kavgaya tutuşmuş görünse de,(4) Obama döneminin hık deyicileri ile pek içli dışlı olduğuna şüphe yok. Peder Al Sharpton bunlardan biri. Sivil haklar savunucusu Sharpton, Obama başkanlığının savaş suçları ve neoliberalizmini savunmasıyla tanınan bir isimdi. 2011 yılında “60 Minutes” programında Lesley Stahl ile yaptığı röportajda, dönemin Başkanı Obama’yı herhangi bir konuda eleştirmeyi reddettiğini söylemişti; kendisi daha çok, Obama’yı hesap vermeye çağıran şahsiyetlere karşı sert eleştirilerde bulunuyordu.
Obama yıllarından bu yana Sharpton, Demokratların suçları ve kayıtsızlığı konusunda sessizliğini korumaya devam etti. Bunun karşılığında MSNBC’de “ballı” bir pozisyonla ödüllendirildi.
Mamdani’nin Jeffrey Lerner’ı iletişim direktörü olarak işe alması da bir fikir veriyor. Lerner, eski Vali Andrew Cuomo’nun ofisinde ve Demokratik Ulusal Konvansiyon’un 2012 Obama yeniden seçim kampanyasında üstlendiği görevler de dahil olmak üzere, Demokratik müesses nizamla iç içe. Aynı zamanda son on yılını “yüksek riskli” kurumsal ve siyasi danışmanlık dünyasında geçirdi. 2013’ten bu yana, önde gelen halkla ilişkiler şirketi DKC’de (müşterileri arasında Airbnb ve Bloomberg bulunmaktadır) ve Senatör Laphonza Butler’ın üst düzey danışmanı olarak çalıştı. 2019’da Uber’in danışmanı ve daha sonra Airbnb’nin kamu politikası direktörü oldu. Bu pozisyonların ona yüz binlerce dolarlık maaş ve en az bir milyon dolarlık Airbnb hissesi sağladığı biliniyor.
Wall Street Journal ise, Pfizer yöneticisi Sally Susman’ın, Mamdani’nin “gayriresmi danışmanı” olduğunu yazıyor. Susman, yeni başkanın “dar görüşlü” olmadığını memnuniyetle şirketler dünyasına duyuruyor. Mamdani, kentin zenginlerini pek gücendiren Bill de Blasio (Jamie Dimon, onunla bir kez bile görüşmediğinden yakınıyordu!) gibi değildi. New York ve ülke çapında Demokrat politikacılara danışmanlık yapan ve iletişim şirketi Orchestra’nın genel müdürü olan Jonathan Rosen, Mamdani’nin ön seçimlerden bu yana cazibesini kullandığı “epik bir hücum” turu düzenleyerek “muazzam bir beceri sergilediğini” düşünüyor.
Üstelik, Batı Yakasında bir başka beyaz gömleklinin yükselişi de gözlerden kaçmıyor: Kaliforniya Valisi Gavin Newsom. Trump’a karşı yüksek perdeden çıkışlarıyla dikkat çeken Demokrat vali, eyaletindeki büyük teknoloji şirketleri ile de ilişkiler geliştiriyor, yapay zeka ve veri merkezleri konusunda yeni adımlar atıyor.
Trump rüzgarı diniyor mu?
Rodrik’in de dediği gibi zamanlama önemli. Chakrabarti de POLITICO’ya verdiği demeçte, “Bazı açılardan, Justice Democrats’ın 2018’de çok erken olduğunu düşünüyorum. Şu anda bunu yapmak için siyasi bir fırsat olduğunu gerçekten düşünüyorum,” diyor. “Kapı kapı gezerek örgütlenme, halkla iç içe olma” lakırdısı, Mamdani’de olduğu gibi Charkrabarti’de de görünür durumda; Demokratlar “örgütün gücünü” keşfediyor.
Bu noktada, Amerikan siyasetindeki Trumpçı dönüşün abartıldığına, hatta yeniden düzenleme defterinin kapanmaya başladığına dair görüşler çoğalıyor. Gazeteci G. Elliott Morris, 2024 seçimlerinin, Joe Biden’ın başkanlığı döneminde artan enflasyonun büyük ölçüde etkisiyle ortaya çıkan iktisadi endişelerden kaynaklanan, mevcut iktidara karşı bir seçim olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor.
Nitekim çeşitli eyaletlerde yapılan ve Demokratların kazandığı seçimler de, mevcut Trump iktidarına karşı duyulan hoşnutsuzluğun bir göstergesi. Elliott, 2024’ten 2025’e kadar Cumhuriyetçilerin en fazla destek kaybettiği grup (ortalama 25 puan), Cumhuriyetçi Parti’yi “geniş, çok ırklı, işçi sınıfı koalisyonuna” dönüştüreceği varsayılan seçmenlerdi.
Yazara göre veriler, Trump’ın kazanan koalisyonunun, eğer bir zamanlar var olmuşsa bile, neredeyse tamamen ortadan kalktığını gösteriyor. Pew araştırmasına göre beyaz olmayan, işçi sınıfı/düşük gelirli ve genç Amerikalılar, 2020’den 2024’e kadar, başkanlık seçimlerinde (oy farkı olarak) ortalama 12 puan Trump’a doğru kaymıştı. 2025 yılında ise, aynı gruplar tekrar “sola”, üstelik bu sefer ortalama 25 puanlık bir farkla kaydığı görülüyor.
Örneğin, Virginia’nın çıkış anketinde Cumhuriyetçilerin oy farkı, yaşlı seçmenler hariç tüm alt gruplarda düşmüş. Beyaz olmayan, düşük gelirli ve genç seçmenlerin tümü ortalamanın üzerinde bir oranda Demokratlara yönelmiş. Cumhuriyetçi Parti’nin oy farkı Asya kökenli Amerikalı seçmenler arasında 40 puan, Hispanik/Latin seçmenler arasında 20 puan ve 18-29 yaş grubu arasında 22 puan düşmüş. Beyaz seçmenler sadece 5 puanlık bir kayma göstermiş. Cinsiyet farkı devam etmiş ama her iki grup da Demokratlara kaymış: erkekler 3 puan, kadınlar ise 15 puan.
Ekonominin en önemli konu olduğunu belirten seçmenler arasında, ekonomiye ilişkin güven 2024 ile bu yılki New Jersey ve Virginia seçimleri arasında 93 puan Demokratlara doğru kaymış. Öte yandan, göçmenlik konusunu en önemli konu olarak belirtenlerin oranı genel olarak değişmemiş ve bu grup 2024’teki gibi Cumhuriyetçi Parti’yi desteklemeye devam etmiş.
Elliott’a göre, 2024’te Demokratlara kaybettiren enflasyon kaynaklı öfke dinamiği, 2025’te tersine dönerek Cumhuriyetçileri zarara uğrattı. Yazara göre anketler uzun süredir, “seçmenlerin Trump yönetiminin mevcut politika çıktılarına oy vermediklerini” ve “Trump’ın gündemini hemen hemen hiçbir konuda onaylamadıklarını” gösteriyor.
Axios da “mavi dalga”nın Trump’ın iktisadi performansı ile ilgili olduğuna inanıyor. Buna göre mesa, “Amerikalıların ürünlerin gerçekten daha ucuz olmasını istiyor” oluşu.
ABD’de çoğu fiyatın seviyesi yıllardır yükselmeye devam ediyor ve bu da birçok temel ihtiyaç maddesinin maliyetinde önemli bir artışa neden oluyor. “Bu durum,” diyor Axios, “enflasyonla savaşı büyük ölçüde kazanılmış olarak gören Trump yönetimi ve Federal Rezerv yetkililerinin, fiyatların düşmesini isteyen seçmenlerle aynı görüşte olmadıklarını gösteriyor.”
Gıda fiyatları Şubat 2020’den bu yana %29,2 hanehalkı enerji fiyatları ise %40 arttı. Düşük manşet enflasyon ise, 2025 yılında fiyatları hızla artan bazı sık satın alınan ürünleri gizliyor. Kahve, bir yıl önce, o zamanlar aday olan Trump’ın gıda fiyatlarının düşeceğini vaat ettiği zamana göre %20 daha pahalı; kıyma %15 daha pahalı ve bu basit örnekler “seçmen davranışını” etkilemeye devam ediyor.
Fox News’in New Jersey valilik seçimleri için yaptığı çıkış anketi, ekonomiyi öncelikli gören seçmenlerin, atadan iş adamı Cumhuriyetçi Jack Ciattarelli’ye karşı, eski savcı olan Demokrat Mikie Sherrill’i desteklediğini ortaya koymuş.
ABC’nin çıkış anketi, ekonominin Virginia seçmenleri için en önemli konu olduğunu göstermiş ve seçmenler de Demokrat Abigail Spanberger’i bu nedenle 20 puan farkla desteklemiş.
Pastiş olarak Mamdani
Pandemi döneminde özellikle perakende ve gıda hizmetlerinde işgücü maliyetlerinin artması nedeniyle kızan patronların Trump dönemindeki en büyük kazançları, “Büyük Harika Yasa”daki Medicaid çalışma şartları oldu. Şubat 2025’te Temsilciler Meclisi’ne sunulan bir tasarı, Medicaid’e kayıtlı belirli yetişkinler için sigorta kapsamı koşulu olarak asgari çalışma gerekliliği içeriyordu. Cumhuriyetçilerin “zaferlerinden” biri buydu.
Diğeri de, değindiğimiz gibi, yapay zeka. “Orta sınıf”ın yeniden inşası için tüketimi kolaylaştırmak gerek. Birçok sektördeki yapay zeka uygulamalarının yabancı işçilerin kendi memleketlerinde istihdamını kolaylaştırdığına işaret etmiştim. Özellikle hizmet sektöründe işgücü maliyetlerini dışarı kaydırmak daha da kolay olabilir. Ama bu durumda, “istihdamı güçlendirme” iddiasının altı tamamen boş hale gelir. Uluslararası işbölümü yeniden oluşturulur, coğrafi ve sınıfsal ayrım noktaları diğer hiyerarşilerle tahkim edilir.
Dolayısıyla Mamdani’nin, 20. yüzyıldaki türden bir “reformist” saymak da mümkün değil. Kimse, “refah devleti”ne dönüşü savunmuyor. İşçilerin politik ve iktisadi gücünü artırmak isteyen yok. O yüzden New York’ta “sosyal konut” vaadi, kentte yeni inşaatları mümkün kılan uzun prosedürlerin gevşetilmesinden başka bir anlama gelmeyen, eski başkan Eric Adams’ın “City of Yes” girişimini devralmak zorunda mesela. New York’un yeni imar projelerini onaylama sürecini, Üniform Arazi Kullanım İnceleme Prosedürünü (ULURP) değiştirmek amacıyla tasarlanan girişim ve bu girişim için yapılan referandumlar, Mamdani’nin kalkış noktası olacak. ULURP “bürokrasisi” azaltılacak, müteahhitlere “sosyal konut” inşasını hızlandırma şansı tanınacak.
Yani ortada “reformizmin gölgesi”, veya Fredric Jameson’ın postmodern zamanlar için kullandığı şekliye, “pastiş” var: Aşırılaştırma yoluyla, taklit ettiği şeyi bir tür “normal”e işaret etmek için kullanan parodinin aksine, kendi içine kapalı stilistik çeşitliliklerden ve heterojenliklerden oluşan, anlaşılmaz, boş/anlamsız bir öykünme.
“Program”diye, sol olmayan sola, “Biraz daha dayanın!” demek için uydurulmuş bir kuru gürültü…
(1) JD Vance’i başkanlığa hazırlayan zengin bağışçılar, buna, aristokrasi ile işçi sınıfını müttefik kılmakanlamında, “aristopopülizm” diyorlar. Amerikan rüyasını orta sınıfı yeniden inşa etmek istediklerini söyleyen Trumpçılar, bilakis orta direği yok edecek bir politika seti öneriyorlar.
(2) Sağlık sorunları dışında, işsizlik tehdidi veya gerçeği kadar stres yaratan çok az şey var: Amerikan Psikoloji Derneği’nin Mayıs 2025’te yaptığı bir anket, çalışanların dörtte üçünün iş güvencesizliği nedeniyle stres yaşadığını ortaya koyuyor.
(3) Elbette, bağışların altı biraz kazındığında, Soros bağlantısı da görülüyor: Mamdani’yi aday gösteren partilerden biri, Working Families Party (Çalışan Aileler Partisi), net bir şekilde Açık Toplum Vakfı bağlantılı ve bu partinin Siyasi Eylem Komitesi (PAC), 7 Temmuz 2025 itibariyle Mamdani için 702.000 dolara yakın para harcamıştı. Açık Toplum Vakfı’nın, “ana ortak” olarak nitelendirdiği Working Families Party’nin de bulunduğu örgütlere 2021 yılında 20 milyon dolarlık bir bağış taahhüdünü kamuoyuna duyurmuştu. Mamdani’nin seçimlerden hemen sonra Alex Soros ile birlikte poz verdiği fotoğraf böylece daha da anlam kazanıyor.
(4) Vanity Fair’e konuşan ve New York’un büyük bağışçılarıyla düzenli olarak çalışan üst düzey bir stratejist, bazı süper zenginlerin Mamdani karşıtı açıklamalarını önemsemiyor ve şunları söylüyor: “Bence bu daha çok bir öfke patlaması. 2013 yılında, emlak sektörünün Bill de Blasio’yu durdurmak için bir araya geleceği konuşuluyordu. Bu gerçekleşmedi. Ve bugünlerde büyük bir bağışçıysanız, sadece kamuoyu yoklamalarına veya bazı süper PAC’lerin size söylediklerine güvenmiyorsunuz. [Bir adayı destekleyip desteklememeye karar vermek için] Kendi yoklamalarınızı yapıyorsunuz.”
Amerika
ABD Senatosu, dijital dolar yasağını içeren tasarıyı kabul etti

ABD Senatosu, Fed’in 31 Aralık 2030’a kadar merkez bankası dijital para birimi (CBDC) niteliğinde bir dijital dolar çıkarmasını yasaklayan düzenlemeyi kabul etti. 85’e karşı 5 oyla geçen hüküm, 21st Century ROAD to Housing Act tasarısına Cumhuriyetçilerin girişimiyle eklendi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Temsilciler Meclisi’nin de onayı ve Başkan Trump’ın imzası gerekiyor.
ABD Senatosu, Merkez Bankası’nın (Fed) merkez bankası dijital para birimi (CBDC) olarak dijital dolar veya CBDC’ye “esaslı ölçüde benzer” herhangi bir dijital varlık çıkarmasını 31 Aralık 2030’a kadar yasaklayan 21st Century ROAD to Housing Act tasarısını kabul etti.
Tasarı Senato’da 85’e karşı 5 oyla geçti.
CBDC, nakit ve kaydi paranın yanında ulusal para biriminin üçüncü biçimi olarak tanımlanıyor. Bu tür dijital para birimlerinin ihracı ve kontrolü doğrudan merkez bankaları tarafından yürütülüyor.
Bazı CBDC projelerinde kripto para ve blokzincir teknolojilerinden yararlanılsa ve dijital para birimleri kriptografik tokenlar şeklinde ihraç edilse de, bu varlıklar merkezi bir ihraççıya sahip olmaları nedeniyle kripto para olarak değerlendirilmiyor.
Dünyada birçok ülke kendi CBDC projelerini geliştiriyor veya test ediyor.
Çin, dijital yuanı 2020 yılından bu yana deneme programları kapsamında test ederken, Rusya’da dijital rublenin geniş çaplı kullanımına 1 Eylül’de başlanması planlanıyor.
Esasen emlak piyasasına ilişkin düzenlemeler içeren 21st Century ROAD to Housing Act tasarısındaki CBDC yasağı hükmü, Cumhuriyetçilerin girişimiyle metne eklendi.
Tasarının şimdi Temsilciler Meclisi’nde oylanması, ardından da Başkan Donald Trump’ın imzasına sunulması gerekiyor.
Trump yönetimi daha önce de dijital doların hayata geçirilmesine karşı çıkarken, sabit kripto para birimlerini destekleyen bir çizgi izledi.
ABD’de GENIUS Act adlı sabit kripto para yasasının kabul edilmesinin ardından Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD devlet tahvilleriyle desteklenen sabit kripto para birimlerinin Amerikan kamu borcuna yönelik yeni bir talep kaynağı oluşturacağını ve doların dijital ödemelerdeki konumunu güçlendireceğini söyledi.
Fed de dijital dolar fikrinden bir yıldan uzun süre önce uzaklaşmıştı.
Kurumun eski başkanı Jerome Powell, görev süresi boyunca ABD’de merkez bankası dijital para biriminin hayata geçirilmeyeceğini açıklamıştı. Powell’ın yerine gelen mevcut Fed Başkanı Kevin Warsh da CBDC karşıtı bir tutum sergiliyor.
Avrupa Birliği ise dolar bazlı sabit kripto para birimlerinin yaygınlaşmasına karşılık dijital euro projesini bir CBDC olarak destekliyor. Birlik, pazarını korumaya yönelik adımlar da attı.
Bu yıl yürürlüğe giren MiCA kripto varlık düzenlemeleri, Avrupa’daki kripto para borsalarında işlem gören tüm sabit kripto para birimlerinin, özel lisans almış ve AB içinde faaliyet gösteren ihraççılar tarafından çıkarılmasını şart koşuyor.
Toplam piyasa değeri 317 milyar dolar olan sabit kripto para piyasasının yüzde 90’dan fazlasını dolar bazlı ürünler oluşturuyor.
En büyük sabit kripto para birimleri, 186 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Tether’in USDT’si ile 74 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Circle’ın USDC’si olarak öne çıkıyor.
Trump ailesiyle bağlantılı kripto para projesi World Liberty Financial tarafından yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürülen USD1 adlı sabit kripto para birimi ise yaklaşık 4,5 milyar dolarlık piyasa değeriyle kategorisinde dördüncü sırada yer alıyor.
USD1 arzının yaklaşık yüzde 75’i Binance’te tutuluyor.
Amerika
Google yapay zeka için A24 stüdyosuna ortak oluyor

Google, yapay zeka alanında iş birliği geliştirmek amacıyla bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapmaya hazırlanıyor. The Wall Street Journal gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre ortaklık kapsamında sinema sektörüne yönelik yeni yapay zeka araçlarının geliştirilmesi hedefleniyor.
The Wall Street Journal gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Google, yapay zeka alanındaki ortaklık kapsamında bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapacak.
Gazete, bu adımın teknoloji devinin bir sinema stüdyosundan ilk kez hisse satın aldığı örnek olduğunu kaydetti.
Google bünyesindeki yapay zeka birimi DeepMind ile A24, filmlerin üretimi ve dağıtımı için yeni araçlar geliştirmeyi planlıyor.
A24 stüdyosunun teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalarını yürüten ortağı Scott Belsky, geliştiricilerin yapay zekayı film üretimini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla öne çıkardığını, ancak bu durumun sinemacılar arasında memnuniyetsizlik yarattığını ifade etti.
Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Belsky, “Yaratıcı kontrolü koruyan ve risk alma isteğini teşvik eden daha etkili yapay zeka uygulama yöntemlerinin olduğuna inanıyoruz” dedi.
Yeni araçların, kullanıcı taleplerine göre doğrudan içerik üreten üretken yapay zekadan farklı olacağını belirten Belsky, Google’ın A24 stüdyosunun film ve televizyon arşivine erişim hakkı elde etmeyeceğini kaydetti.
DeepMind Başkan Yardımcısı Eli Collins ise ortaklığa ilişkin, “Teknolojinin, alanındaki en iyi uzmanların ellerine ulaştığı anlarda büyük ilerlemelerin kaydedileceğine inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.
ABD merkezli bağımsız bir sinema şirketi olan A24 stüdyosu, özellikle yazar ve festival filmleri üzerine odaklanmasıyla tanınıyor. Yakın zamanda “Gerçekliğin Sahne Arkası” (Y2K) ve “Marty Supreme” filmlerini izleyiciyle buluşturan stüdyonun portföyünde, yedi Oscar ödülü kazanan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” (Everything Everywhere All at Once) yapımının yanı sıra “Yeşil Şövalye” (The Green Knight), “Deniz Feneri” (The Lighthouse), “Cadı” (The Witch), “Ritüel” (Midsommar), “Geçmiş Yaşamlar” (Past Lives), “Demir Pençe” (The Iron Claw), “When You Finish Saving the World” ve “İç Savaş” (Civil War) gibi filmler yer alıyor.
Amerika
SpaceX, 6,3 milyar dolarlık bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı

SpaceX, açık kaynaklı yapay zeka girişimi Reflection AI ile önemli bir bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı.
Anlaşma kapsamında Reflection, gelişmiş modelleri eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan en üst düzey yapay zeka çipleri olan Nvidia GB300’lere anında erişim elde edecek.
CNBC’nin incelediği belgelere göre, 1 Temmuz 2026’dan itibaren 2029 yılına kadar SpaceX’e aylık 150 milyon dolar ödeme yapmayı kabul etti.
Anlaşma süresi sonuna kadar devam ederse, ödemelerin toplam tutarı yaklaşık 6,3 milyar dolara ulaşacak.
Her iki şirket de ilk üç ayın ardından 90 gün önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir.
Anlaşma, SpaceX’in rekor kıran halka arzının ardından devasa veri merkezi altyapısını nasıl kullandığını gösteriyor.
Şirket, Colossus’u kısmen ChatGPT’nin rakibi olan Grok’a güç sağlamak amacıyla kurmuştu.
Şimdi ise SpaceX, bu altyapıyı dışardaki yapay zeka şirketlerine hesaplama gücü kapasitesi satmak için de kullanıyor.
SpaceX, daha önce Anthropic, Google ve Cursor ile hesaplama gücü konusunda anlaşmalar imzalamıştı. Musk’ın şirketi şu anda Cursor’u satın alma sürecinde.
Reflection, bu listeye stratejik açıdan farklı bir müşteri daha ekliyor: Hükümetlerin ve işletmelerin kapalı yapay zeka sistemlerine olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, açık kaynaklı modellere odaklanan bir yapay zeka laboratuvarı.
Zamanlama dikkat çekici. Anthropic’in Fable ve Mythos’a erişimi kesmesinin ardından açık kaynaklı yapay zeka ivme kazandı.
Bu durum, kritik işler için kapalı model sağlayıcılarına güvenmenin riskleri konusunda soru işaretleri yarattı.
Bu olay, açık model şirketlerine, müşterilerin modelleri daha fazla kontrol sahibi olarak inceleyebilmesi, özelleştirebilmesi ve çalıştırabilmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir argüman sağladı.
Reflection, son değerlemesi 25 milyar dolar olan bu girişim olarak, OpenAI, Anthropic ve Google’ın öncü sistemleriyle rekabet edebilecek Amerikan açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeye çalışırken, hükümetlere ve işletmelere kapalı sistemlere kıyasla daha fazla esneklik sunma hedefiyle bu yaklaşımı doğrudan benimsedi.
Reflection sözcüsü yaptığı açıklamada, “Son zamanlarda yaşanan olaylar, açık kaynağın yapay zeka ekosistemi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor; giderek daha fazla ülke ve işletme, yalnızca kapalı modellere bağımlı olmanın getirdiği riskleri ve maliyetleri fark ediyor,” dedi.
Reflection, bu anlaşmanın kendisine “Amerikan açık zekası” olarak adlandırdığı şeyi hızlandırmak için ek hesaplama gücü, yani hesaplama kapasitesi sağladığını belirtti.
Girişim henüz halka açık bir öncü açık kaynaklı model yayınlamadı fakat hükümet ve ulusal güvenlik müşterileriyle ivme kazanmaya devam ediyor.
Şirket, Enerji Bakanlığı’nın Genesis Misyonu ile birlikte çalışıyor ve Pentagon’un daha geniş kapsamlı yapay zeka çabalarının bir parçası.
SpaceX için bu anlaşma, hesaplama gücünün yapay zeka yarışında stratejik bir değer haline geldiğinin bir başka işareti.
Gelişmiş Nvidia çiplerine erişim, öncü modelleri eğitmeye ve kullanmaya çalışan şirketler için hâlâ en büyük kısıtlamalardan biri olmaya devam ediyor.
Colossus’u dış müşterilere açarak şirket, kıt grafik işlem birimi kapasitesini satmak için yarışan bulut sağlayıcıları ve yapay zeka altyapı şirketlerinin yanına konumlanıyor.
Bu aynı zamanda SpaceX’e, büyüyen yapay zeka altyapısı anlatısını haklı çıkarmak için başka bir yol sunuyor.
Yatırımcılar, SpaceX’in roketler ve Starlink’in ötesine geçerek yapay zeka, veri merkezleri ve hesaplama hizmetlerine genişleyip genişleyemeyeceğini izliyor.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









