Amerika
Mamdani vakası – 1: ‘Sınıfsal’ laf kalabalığı

“Bu belediye başkanına oy veren ortalama bir Ivy League mezununun, eğitiminin o kadar değerli olmamasına ve petrol ve gaz sondajı yapmayı bilen, Teksas’a taşınan komşusunun daha değerli bir mesleğe sahip olmasına çok kızgın olduğunu düşünüyorum.”
Yukarıdaki sözler, Palantir’in eksantrik CEO’su Alex Karp’a ait. ABD’nin ve “Batı medeniyetinin” kurtuluşu için Nietzsche’den mülhem aristokratik isyana bel bağlayan Karp, Zohran Mamdani’nin seçilmesini bu tür bir “tersine sınıf savaşına” bağlıyor. En azından Wall Street Journal için bir analiz kaleme alan Allysia Finley, Karp’ın sözlerine aktarmadan önce buna işaret ediyor.
Mamdani’nin zaferini “kimlik” siyasetinin reddi, “sınıfsal” taleplerin yükselişi olarak görenler Türkiye’de ve dünyada epeyce mevcut.(1) Üstelik bunlar hem muhalefete hem de iktidara yakın kimselerden aynı anda dile getiriliyor. İnsanın, “Senin sınıfın hangisi?” diye sorası geliyor. Ortada bir kafa karışıklığı elbette var, oraya geleceğiz; ama bir yandan da, Mamdani’de olumlu ve olumsuz anlamlarda “solculuk” arayanların hangi sınıftan olmadıkları konusunda bir fikre sahip olmak önemli.
Bu bağlamda, hiç istemesem de, Lenin’den bir alıntı yapmak zorundayım. 1919 yılında, “Harika Bir Başlangıç: Arka Cephedeki İşçilerin Kahramanlığı ‘Komünist Subbotnikler’” başlıklı makalesinde Lenin, “sınıf”, “sınıf savaşı”, “sınıfların ortadan kaldırılması” gibi sürüyle sözcük ve terimin ardından, sınıfların nasıl tanımlanacağına dair oldukça özlü ve nesnel bir tanım yapıyor:
“Peki, ‘sınıfların ortadan kaldırılması’ ne anlama geliyor? Kendilerini sosyalist olarak tanımlayan herkes bunu sosyalizmin nihai hedefi olarak kabul eder, fakat hiçbiri bunun önemini tam olarak kavrayamaz. Sınıflar, tarihsel olarak belirlenmiş bir toplumsal üretim sisteminde işgal ettikleri yer, üretim araçları ile (çoğu durumda yasalarla belirlenmiş ve sabitlenmiş) ilişkileri, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki rolleri ve dolayısıyla sahip oldukları toplumsal servetin payının boyutu ve bu serveti elde etme biçimleri bakımından birbirinden farklı olan büyük insan gruplarıdır. Sınıflar, belirli bir toplumsal ekonomi sisteminde işgal ettikleri farklı konumlar nedeniyle birinin diğerinin emeğini temellük edebileceği [appropriate] insan gruplarıdır.”
Şimdi daha açık sorabiliriz: Zohran Mamdani’nin programı hangi sınıfın programı ve acar New York Belediye başkanı kimlerden oy aldı?
Soylulaştırılmış mahalleler ve “devcileyin bir orta direk”
Amerikan sosyolojisinin en kötü armağanlarından biri, belki de birincisi, karmaşık toplumsal olguları istatistiğe indirgemesi. Bununla birlikte, veya tam da bu yüzden, her şeyin verisine ulaşmak mümkün oluyor.
Bir istatistik çalışmasına işaret edeceğim; New York Times’a ait. Adayların, yani Mamdani, Cuomo ve Sliwa’nın, seçmen grupları nezdinde nasıl bir performans sergilediğine bakıyoruz. Çoğunluğu beyaz mahallelerde Cuomo Mamdani’ye karşı açık ara öndeyken (%52’ye %38), siyah, hispanik ve Asya kökenlilerinin çoğunlukta olduğu mahallelerde hep Mamdani önde (sırasıyla %61, %57, %47). Siyah oyları söz konusu olduğunda, ön seçimlerde şaşırtıcı derecede iyi performans gösteren Cuomo’nun seçmenlerini Mamdani’ye kaybettiği görülüyor.
Sonra gelir grupları geliyor. NY Times, gelir gruplarını üçe ayırıyor; yüksek, orta ve düşük. Yüksek gelirliler seçim bölgelerinin (precinct) %5’inde, orta gelirliler (yanlış duymayacaksınız!) %80’inde, düşük gelirliler ise %15’inde yaşıyor. Mamdani orta ve düşük gelirli seçim bölgelerinde %51 oy alırken, Cuomo yüksek gelirli seçim bölgelerinde %50 almış (Mamdani %47).
CNBC, geçen haziran ayında “orta sınıf” olmak için ne kadar kazanmak gerektiğini kendince hesaplamış. Buna göre New York City’de, ”orta sınıfın alt sınırı” 51.051 dolar; “orta sınıfın üst sınırı” 153.154 dolar; ortalama hane geliri 76.577 dolar. NY Times da, “Düşük gelirli bölgelerin medyan geliri 50.000 doların altında, orta gelirli bölgelerin medyan geliri 50.000 ile 200.000 dolar arasında ve yüksek gelirli bölgelerin medyan geliri 200.000 doların üzerinde,” diyor.
Mamdani Brooklyn’in soylulaştırılmış mahallelerinde müthiş bir performans göstermiş: Clinton Hill, Prospect Heights, Bushwick, Fort Greene, South Slope…(2)
Ünlü rapçi Biggie Smalls’ın pek sevdiği Clinton Hill’deki evi, 2013 yılında 750.000 dolara bir emlakçı tarafından satışa çıkarılmıştı. Biggie’nin zamanında çalıştığı dükkanın sahibi, “Mahalle değişti. Her şeyi satıyoruz. Artık her yer yuppilerle dolu,” diyordu. Ama “artılar” da var: Suç oranları hızla düşüyor ve Daily News makalesine göre, bloğun hemen aşağısında şık bir Fransız bistrosu açılmış!
Ya da “New York’un çocuğu” yönetmen Spike Lee’ye kulak verebiliriz. Do the Right Thing filmini çektiği Bedford-Stuyvesant artık soylulaştırılmış bir mahalle; Mamdani orada da oyların %77’sini almayı başarmış. Lee, 2014 yılında New York Magazine’de yayınlanan öfkeli bir konuşmasında, Brooklyn’in soylulaştırımış mahallelerine verip veriştiriyor ve şunları söylüyordu, uzun ama alıntılıyorum:
“New York Times’ta soylulaştırmanın faydalarını anlatan boktan bir makale vardı. Ben buna inanmıyorum.
Mesele şu: Ben burada, Fort Greene’de büyüdüm. Burada, New York’ta büyüdüm. Burası değişti. Ve neden imkanların iyileşmesi için güney Bronx’a, Harlem’e, Bed Stuy’a, Crown Heights’a beyaz New Yorkluların akını gerekiyor? Ben 165 Washington Park’ta yaşarken çöp hiçbir zaman toplanmıyordu. P.S 20 iyi değildi. P.S 11. Rothschild 294. Polis ortalıkta yoktu. Sabahın üçünde 125. Cadde’de beyaz annelerin bebek arabalarında bebeklerini gezdirdiğini gördüğünüzde, bunun size bir şey ifade etmesi gerekir.
(…)
Sonra da s**tiğim Christopher Columbus Sendromu devreye giriyor. Bunu keşfedemezsin! Biz buradaydık. Gelip tek başına sahiplenemezsin. 40 yıldır Mount Morris Park’ta s**tiğim Afrika davulları çalan kardeşler vardı ve şimdi bunu yapamıyorlar çünkü yeni sakinler davulların gürültülü olduğunu söylediler. Babam harika bir caz müzisyenidir. 1968’de bir ev satın aldı ve geçen yıl s**tiğim insanlar taşındı ve babamı polise şikayet etti. O elektro bas çalmıyor bile! Akustik bas çalıyor! 1968’de lanet olası evi satın aldık ve şimdi polisi mi çağırıyorsunuz? 2013’te mi? Siktirin gidin buradan!”
(…)
Bunları öylece yapamazsın. Bir şey daha var: Michael Jackson öldüğünde, Fort Greene Park’ta onun için bir parti düzenlemek istediler ve birdenbire Fort Greene’deki beyazlar, ‘Bir dakika! Siyahların Michael Jackson’ın hayatını onurlandırmak için parti vermelerine izin veremeyiz. Mahalleye kimler geliyor? Bir sürü çöp bırakacaklar.” dediler. Çöp mü? Sabahları Fort Greene Park’ı gördün mü? Lanet olası Westminster Köpek Gösterisi gibi. 20.000 köpek koşuşturuyor. Vay canına. Bu yüzden partiyi Prospect Park’a taşımak zorunda kaldık!
Ve sonra! Yani insanların mülkiyet değişikliğinden mi bahsediyorsun? Peki ya kiralık dairelerde yaşayanlar? Artık bunu karşılayamıyorlar! Sen bunu karşılayamıyorsun. İnsanlar Fort Greene’de yaşamak istiyor. İnsanlar Clinton Hill’de yaşamak istiyor. Lower East Side’dan Williamsburg’a taşınıyorlar, ama lanet olası hipsterlar yüzünden artık lanet olası Williamsburg’u bile karşılayamıyorlar. Bushwick’e şimdi ne diyorlar? Ne diyorlar? [Seyirciler: East Williamsburg]
Bu da başka bir şey: S**tiğimin… Bu emlakçı piçler isimleri değiştiriyorlar! Stuyvestant Heights? 110. ile 125. arasında, Harlem için başka bir isim var. Ne? Ne? Ne? Hayır, hayır, Morningside Heights değil. Yeni bir isim var. [Seyirciler: SpaHa] Bu da ne a*** k***? İsimleri nasıl değiştiriyorsunuz?
(…)
Peki, okulların daha iyi hale gelmesi için neden bu kadar çok beyaz insanın gelmesi gerekti? Neden Bed Stuy ve Harlem’de artık daha fazla polis koruması var? Neden çöp daha düzenli olarak toplanıyor? Biz buradaydık!”
Wall Street’in gediklilerinden, CNBC editörü ve hedge fonu yöneticisi John Carney, kendi Substack hesabından Demokratik ön seçimlerin ardından yayımladığı yazısında, Mamdani’nin Park Slope veya Bushwick gibi soylulaştırılmış mahallelerde mukim destekçilerinin, hiçbir anlamda işçi sınıfı olmadığına, ama tam olarak “elit” de sayılmayacaklarına işaret ediyor ve şunları yazıyor:
“Amerikan siyasetinde giderek daha merkezi bir hale gelen bir gruba aitler: aşağı doğru hareket eden profesyoneller, üniversite sistemimizin aşırı üretilmiş mezunları, orta sınıf istikrarını beklemek üzere yetiştirilmiş, fakat bunun yerine sistemin yüksek kira ve tükenmişlikten başka sunabileceği çok az şey olduğunu keşfetmiş kişiler. Onların öfkesi gerçek ve eğer sağ, iktisadi yenilenme etrafında çoğunluk koalisyonu kurma konusunda ciddiyse, bu öfkeyi alay etmek yerine anlamaya başlamalı.”
Mamdani’nin kazandığı mahalleler, ona göre, yirminci yüzyılın işçi sınıfının kalesi olan mahalleler değil. Bunlar “daha yeni, daha garip” bir şey: eğitimli güvencesizlerin (precarity) yaşadığı bölgeler. Carney, bu mahallelerin sakinlerini “kâr amacı gütmeyen kuruluşların yöneticileri, serbest yazarlar, aşırı iş yükü altında çalışan öğretmenler ve altı haneli gelirlerine rağmen maaşlarını maaş gününe kadar idare etmek zorunda kalan yazılım mühendisleri”, ezcümle, “post-endüstriyel bir sürüklenmenin yaşandığı bölgeler”de yaşayanlar olarak tarif ediyor. Ona göre bu kimseler, “fakir olmak için çok zengin, güvende hissetmek içinse çok fakirler.”
“Orta sınıf” masalı
İyi ama istisnasız herkesin; Cumhuriyetçilerin, Demokratların, onların Türkiye’deki distribütörlerinin “orta sınıfların eriyişinde” hemfikir olmalarına ne diyeceğiz? Kim, neyi kastediyor?
“Orta sınıf”ın maddi tanımını yapmak zor. ABD’de orta gelirli olmanın kimi kriterleri var. Ama bunlar öyle kriterler ki, somut duruma uyarladığınızda, örneğin New York eyaletinde yıllık geliriniz 60 bin dolar olsa da “orta gelirli” sayılabiliyorsunuz, 120 bin dolar olsa da. El Cezire’nin konuştuğu Filistin asıllı New Yorklu Zein Rimawi, 1988 yılında evlendiğinde, bir haftalık maaşının ortalama kirayı karşıladığını, şimdi ise bir aylık maaşının büyük bir kısmını kiraya harcadığını söylüyor ve “New York’taki orta sınıf yok oluyor. Böyle devam ederse, yakında sadece iki sınıf kalacak: zenginler ve fakirler,” diyor.
The New School bünyesindeki “Center for New York City Affairs” de, Ekim 2024’te, pandemi sonrası New York’unda “küçülen ve zor durumda kalan” orta sınıf üzerine bir araştırma yapmış. Buna göre pandemi, New York City’deki orta sınıfın düşüşünü hızlandırmış; orta gelirli işlerde önemli ölçüde istihdam kaybı yaşanmış ve bu tür işlerde ücret artışı yavaşlamış. Araştırma şu sonuca varıyor: orta sınıfın iktisadi istikrarsızlığı arttı ve iş ve gelir kutuplaşması yoğunlaştı.
Araştırmanın bulgularına göre 2019-2023 yılları arasında New York City, orta gelirli ücretler ödenen 76.000’den fazla işi kaybetmiş; ki bu, bu tür işlerin toplamının neredeyse %5’ine denk geliyor.
Pfizer Başkan Yardımcısı Susman: Mamdani kazandığı için memnunum
Orta gelirli çalışanlar, 2019-2023 yılları arasında %5,4’lük reel ücret artışı görmüş. Bu artış, orta gelirli çalışanlar için ulusal ortalamanın (%3,0) üzerinde olsa da, düşük ücretli çalışanların elde ettiği artıştan (%6,0) daha az ve New York City’deki yüksek ücretli çalışanların elde ettiği artıştan (%18,2) çok çok daha düşükmüş.
Orta gelirli işlerde istihdam azalıyor (özellikle idari işler, memurluk ve inşaat), ücret artışları göreli olarak diğer bölmelerin altında kalıyor; düşük ve yüksek ücretli işlerde ise hem istihdam artıyor, hem de ücretler göreli olarak daha fazla yükseliyor.
Buna bir de, pandemi döneminde göç eden finans sektörünü de eklemek gerek. New York artık finansal hizmetler alanında en yüksek istihdam büyümesine sahip şehir olmaktan giderek uzaklaşıyor. Bloomberg araştırmasına göre, 2020’den 2023’e kadar, yaklaşık 1 trilyon doları yöneten 150’den fazla finans şirketi genel merkezlerini New York’tan başka yerlere taşıdı.
İşgücü İstatistikleri Bürosu’nun verilerine göre, 2020’den sonra finans şirketlerinin taşınması, Teksas’ın en fazla finans istihdamını kazanmasına ve New York’un sektördeki en fazla istihdam kaybını yaşamasına neden oldu.
The New School araştırmasına dönüyorum. Rapor, New York City’nin orta sınıfının “potansiyel erozyonu”nun, iktisatçı Branko Milanovic’in ünlü “fil eğrisi”ni çarpıcı bir şekilde hatırlattığını savunuyor. Bu eğri, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ekonomilerdeki düşük ve orta gelirli kesimin küreselleşmeden önemli ölçüde faydalandığını ve 1980’lerden bu yana gelirlerinin hızlı bir şekilde arttığına işaret ediyor.
Buna karşılık, gelişmiş ekonomilerde, örneğin ABD’de, alt-orta ve orta gelirli kesim, aynı dönemde gelirlerinde herhangi bir artış yaşamadı; fakat dünyanın en zengin %1’i (veya yüksek gelirli bölmesi) önemli gelir artışları kaydetti ve küreselleşmenin kazananları olarak küresel gelir artışından en büyük payı aldı.
“Diğer bir deyişle,” diyor araştırmacı Mohamed Obaidy, “gelişmiş ekonomilerdeki orta gelirli kesim, küreselleşmenin en büyük kaybedenleridir. Eğri, o zamandan beri güncellenmiştir ve hâlâ geçerliliğini korumaktadır.”
Obaidy’ye göre bu fenomen, büyük ölçüde, gelir dağılımında en üst gelir grubunu özellikle kayıran uluslararası ticaret ve finansal kurumsal düzenlemelerden kaynaklanıyor ve bunun zararlı etkilerinden biri, “yerli ve yabancı vatandaşlar arasında siyasi kutuplaşmayı” artırması.
New York Times, “Zohran Mamdani ve Çırpınıp Duran Yuppilerin İntikamı” başlıklı makalede, bu “sınıf”ın örneğini veriyor:
“Brooklyn’de yaşayan üç çocuk annesi Kate Schutzengel, hayatının oldukça iyi olduğunu biliyor.
38 yaşında ve teknoloji sektöründe çalışan Bayan Schutzengel, ailesinin geçen yıl 50.000 dolarlık çocuk bakım masraflarını karşılayabilmesine, kendisi ve eşinin faiz oranları düşükken ev satın alabilmelerine ve pandemi sırasında ipoteklerini yeniden finanse edebilmelerine minnettar.
Şikâyet etmiyor. Ama çocuklarının, yataklarının etrafını perdelerle çevrilmiş tek bir yatak odasını ne kadar süreyle paylaşabileceklerini de merak ediyor. Kendisi ve kocası, nispeten uygun fiyatlı mahalleleri Kensington’da daha büyük daireler aradıklarında, hiçbirinin fiyatı bütçelerine uygun değildi.
Schutzengel, ‘Makul bir şekilde atabileceğimiz bir sonraki adım yok gibi görünüyor,’ diyor.
Bu duygu, ulaşamadıkları ışıltılı zenginliklerle dolu bir şehirden hayal kırıklığına uğramış, genç ve orta sınıfa mensup New Yorklular tarafından da paylaşılıyor. Sınırsız imkanlara sahip bir New York’u –ya da en azından dairelerinde çamaşır makinesi ve kurutma makinesi bulunan bir New York’u– görmek yerine, bir serap görüyorlar.”
NY Times, Mamdani’nin başarısında, “altı haneli maaşları ve üniversite diplomaları sayesinde iktisadi açıdan güvensiz hissetmemeleri gereken bir grup seçmenin” önemli rol oynadığının yadsınamayacağına işaret ediyor. Haberde, Bayan Schutzengel için otobüse binmek için 2,90 dolar ödemenin pek de zor olmadığı, ayrıca kira dondurmanın da ailesini etkilemeyeceği vurgulanıyor.
NY Times ayrıca, Mamdani’nin Cuomo’ya en büyük farkı Park Slope gibi Brooklyn mahallelerinde elde ettiğini, bu mahallelerde Hillary Clinton’ın, 2016 Demokrat başkanlık ön seçimlerinde Senatör Bernie Sanders’ı çift haneli farkla yendiğini hatırlatıyor ve ekliyor: “Mamdani, en zengin mahallelerin çoğunda kazandı, fakat TriBeCa ve Upper East Side gibi en zengin mahallelerde kazanamadı.”
Soylulaştırma ile bağlantısı açık. Haber, bugünün New York’unun, 1970’lerin sonlarında yaşanan mali krizin ardından ortaya çıkan, “daha tehlikeli ve çok daha yoksul bir şehrin enkazından”, New York’un gayrimenkul ve finans güçleri ile yerel Demokratlardan müteşekkil güç odakları tarafından, sosyal statüsü yükselen sakinlerin keyif alması için yaratıldığını vurguluyor. Şehrin medya tekelinin analizine göre, burada büyük bir ironi var: Bu değişiklikler, Mamdani’yi destekleyen yeni bir seçmen kitlesinin oluşmasına yardımcı oldu.
Bir başka New York Times yazarı Jonathan Mahler, “Yılda 120.000, 140.000 dolar kazanıyorlar ve bu, New York’ta üst-orta sınıf bir yaşam sürmek için hiç de yeterli değil. İşte Mamdani’nin seçmenleri bunlar,” diyor.
Dolayısıyla, “orta sınıf”, bir maddi gerçekliğe, bir de ondan neşet eden ama ona indirgenemeyecek bir “ruh haline”, bir “dünya görüşüne” işaret ediyor: İçinde yaşayanlar açısından, enflasyon ve hayat pahalılığı ile somutlaşan bir hayatta kalma korkusu; dışarıdan bakıp kayboluşuna hayıflananlar arasında ise, egemen sınıfın egemenliğini her daim yeniden üretmeye hazır, ama o sınıfa dahil edilmeyenlerin aradan çekilme ihtimalinden duyulan endişe. Lenin’in kriterlerine bakılırsa, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki imtiyazlarını kaybetmelerinin, hem öznel (sınıf düşme) hem de nesnel (kapitalist üretim ve/veya yeniden-üretimin kesintiye uğrama ihtimali) nedenlerle tolere edilemeyecek hale gelmesi…
Bu da bizi, Mamdani’nin programına götürüyor.
Söylediğinin tersini yapmak veya sınıf programı
“Demokratik sosyalist” Mamdani’ye yönelik soldan gelen eleştirilerin en yaygını “gerçek bir devrimci atılımı engellemek için reformizmi pompalayan burjuvazinin truva atı” olması.
Burada esas olarak bir “kandırmaca”ya işaret ediliyor. Ortada bir kandırmacanın gerçekten olduğunu, ama zannedilen şekilde olmadığını düşünüyorum.
Bazen yüksek sesle dillendirilen, bazen ima yoluyla anlatılan varsayım şu: Mamdani ve onun gibiler solcu bir programla ortaya çıkıyorlar ki, ezilenlerin devrimci potansiyelini soğursunlar, düzenin dışına çıkma ihtimaline karşı onları yeniden düzenin bekçi köpekleri ve tel örgülerle çevrili kampına geri döndürsünler, devrimciliğe karşı reformizmin kazığını sınıfın kalbine çakabilsinler.
Bunun her yarım doğru gibi gerçeğin üzerini örttüğünü düşünüyorum. Egemen sınıf programı, yalnızca solun önünü kesmek için değil, bir krize çözüm yolu olarak da oluşturulabilir. Dahası, Mamdani’nin programı reformist olsa bile (ki öyle olmadığını gösterebilmeyi umuyorum), bu programın hangi sınıftan güç aldığının araştırılmamasının da o kadar sınıfsal olduğuna işaret ediyorum: Emeğin toplumsal örgütlenmesinde imtiyazlı bir rol oynadığı halde maddi olarak egemen sınıfa dahil olmayanlar, esas sınıf mücadelesinin kendileri tarafından verildiğinde pek ısrarcıdırlar; çünkü toplumun bütününe dair bilgi üretiminde de, klasik proleterlerden çok daha işlev sahibidirler ve kendi çıkarlarını işçi sınıfının çıkarlarıymış gibi göstermekte pek mahirdirler.
Mamdani programının, tıpkı Trump programı gibi, söylediğinin tersini yaptığı (veya yapacağı) yer şurası: Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu daha da artıracak bir eğilim.
Üstelik, temel kriterler açısından bakıldığında, Mamdani programı ile, örneğin MAGA programı arasındaki kesişimler daha da belirgin: Pfizer Başkan Yardımcısı Susman’a göre, Mamdani şehir yönetimini daha verimli hale getirmeyi, bürokrasiyi azaltmayı ve yeni işletmeler için engelleri azaltmayı taahhüt ediyor. Bunların hepsi, “DOGE” ve Silikon Vadisi’nin Trump’tan elde etmek istedikleri ile uyumlu. Buraya daha sonra değineceğiz.
İşçileri hizmet edecekleri yere taşımak
Bu akılda tutulduğunda, Mamdani’nin “solcu” vaatlerinin Michael Bloomberg ve Bill de Blasio’nunkiler ile benzerliği hayret verici olmaktan çıkıyor. Daha geçen temmuz ayında, yani Mamdani ön seçimleri kazandıktan sonra, ABC’de çıkan bir haber de buna işaret ediyordu: Bloomberg, şehir içi otobüslerin ücretsiz olmasını önermiş, zenginlere yönelik (%18,5’lik emlak vergisi artışı da dahil) yüksek vergi artışlarını savunmuş, uzun süredir ihmal edilmiş mahallelerde süpermarketler inşa etmek için milyonlarca dolarlık bir bütçe ayırmıştı.
2007 yılında Bloomberg, WABC’ye verdiği röportajda toplu taşıma hedeflerinden bahsederek, “En ideal sistemi tasarlayacak olsaydınız, toplu taşımayı ücretsiz hale getirir ve otomobillerden çok yüksek ücretler alırdınız,” demişti.
Kansas City ve Boston’daki süregiden ücretsiz ulaşım programları da dikkat çekiyor. Cuomo’nun belediye başkanlığı için ulaşım planı, Mamdani’nin savunduğu “ücretsiz otobüs pilot programının genişletilmesi”ni değerlendirmek ve düşük gelirli sakinler için toplu taşıma ücretlerinde %50 indirim uygulamasını genişletmeyi içeriyordu.
Neden? Susman, metro/ulaşım altyapısının düzeltilmesinin işverenlerin çıkarına olduğunu savunuyor. “Alım gücü” (affordability) propagandası yapan Mamdani’nin aldatmacası burada ortaya çıkıyor.
Birincisi, özellikle Central Park ve Manhattan bölgesinde sürücülerden alınan “trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi” (otomobillerden 15 dolar, kamyonetlerden 24 dolar), otomobil kullanmayı halihazırda zenginlerin ayrıcalığı haline getirmiş durumda. İşe bisikletle ve toplu taşıma araçlarıyla giden Mamdani, şehrin bisiklet yolu ağını genişletmeyi, okulların önündeki araç trafiğine kapalı caddelerin sayısını artırmayı ve trafik sıkışıklığı ücretlendirmesinin trafiği azalttığı için Manhattan’da daha fazla alanı yayalara ayırmayı planlıyor.(3)
Eski Vali Cuomo, trafik sıkışıklığı vergisini savunduğu bir konuşmasında, verginin, genişletilmiş New Tork’un ulaşım müdürlüğü MTA’nın sermaye ihtiyaçlarını karşılamak için tek mantıklı ve gerçekçi seçenek olduğunu savunmuş, Manhattan’a araba ile girmenin bir “lüks” olduğunu ve sadece “çok zengin insanlar”ın bunu karşılayabileceği için çoğu sürücünün bu değişiklikten etkilenmeyeceğini iddia etmişti: “Dış mahalle sakinleri arabalarıyla Manhattan’a girmiyorlar. Buraya bu şekilde gelmiyorlar. Ben Queensli bir çocuğum. Sadece çok zengin insanlar Manhattan’a arabayla girebilir. Geçiş ücreti ödemek zorundasınız. Park ücreti ödemek zorundasınız… Muhtemelen günde 100 dolara yakın bir tutar.”(4)
İkincisi, işçilerin nereden gelip nereye gittiği önemli. Susman’ın Mamdani’nin ulaşım planını hevesle desteklemesinin ardında bu da var. New York eyaletinin raporuna göre, 880.000’den fazla New York sakini, diğer dört idari birimden (borough) Manhattan’a gidip geliyor ve burada Manhattan’da ikamet eden 628.000 işçiye ve şehir dışından gelen 540.000 işçiye katılıyor. Manhattan dışındaki idari birimlerdeki işçilerin, işlerine otomobille gittikleri tespit edilmiş. Tek istisna soylulaştırılmış Fort Greene/Bay Ridge; bu iki semtin yer aldığı Downtown Brooklyn, her ne hikmetse, en geniş metro ağına sahip.
Dahası, New Jersey, neredeyse artık New York City’nin işçi havuzu olmuş durumda. New Jersey’in kuzeyinden New York City’ye gidip gelenlerin sayısı 1990’da 276.000 iken %62 artışla 2022’de 447.000’e ulaşmış. New Jersey’den New York City’ye işçi akışı her on yılda bir artmış ama en büyük artış, şehrin en güçlü istihdam artışını yaşadığı 2010-2019 yılları arasında gerçekleşmiş. Regional Plan Association’ın raporuna göre bu işgücü kaynağı, New York City’nin yeniden canlanması ve New Jersey’deki gelirlerin artmasında önemli bir rol oynadı.
145.000 New Jerseyli, 1990’dan 2019’a kadar Manhattan’daki istihdam büyümesinin %24’ünü ve beş ilçenin dışından gelen tüm yeni yolcuların %72’sini oluşturmuş. Bu çalışanların ücretleri, 2019 yılında New Jersey’in kuzeyinde çalışanların kazandıkları ücretlerden %64 daha yüksekmiş.
Rapora göre, New Jersey ve New York arasındaki ulaşımın gelişmesi kritik önemde. Örneğin, 1996 ile 2003 yılları arasında Midtown Direct hizmetinin başlatılması ve diğer iyileştirmeler, birçok New Jersey Transit yolcusu için Manhattan’a gidiş-dönüş yolculuk süresini 20 dakika kısaltmış. Dolayısıyla, “alım gücü” propagandasının parçası olarak ulaşım vaatleri, New York City’nin işgücü havuzu olarak New Jersey’in konumunu pekiştirir nitelikte.(5) Bu iki mesele, “ücretsiz ulaşım” konusundaki ısrarın nedenlerine ve sonuçlarına işaret ediyor: Trafiği azaltma kisvesi altında mobiliteyi kısıtlama; işçileri uzaktan taşıma imkanlarının geliştirilmesi ve şehir merkezindeki kalabalıkların azaltılması.
Kiraların dondurulması: Emlak tekelleri aportta bekliyor
Aynı şey dört seneliğine kira dondurma vaadi için de geçerli. Birincisi, New York City’de, tıpkı başka Amerikan kentlerinde olduğu gibi, kira dondurmaya uygun olan ve olmayan konutlar var. Kentteki tüm kiralık dairelerin %41’i uygun olan kategorisinde; üstelik bu daireler çoğunlukla 1974’ten önce inşa edilmiş, 6 veya daha fazla daireden oluşan binalarda bulunuyor.
İkincisi, kira dondurma daha önce Bill de Blasio tarafından üç kez uygulandı: 2015, 2016 ve 2020. Tüketici Fiyat Endeksi 2013 ile 2023 arasında %27’den fazla artarken, sabitlenmiş kiralar %12’den az arttı.
Mamdani’nin önerisinden önce, ev sahipleri, bir zamanlar sabit kiralı dairelerde kira artışlarına izin veren birçok mekanizmayı ortadan kaldıran 2019 Konut İstikrarı ve Kiracı Koruma Yasası’nın (HSTPA) etkilerini hissediyorlardı.
On yıllar boyunca ev sahipleri, burada ayrıntılarını yazmamıza gerek olmayan geri ödemeler alabiliyorlardı. HSTPA bunları ortadan kaldırmış görünüyor. Columbia Business School’a göre, bunun sonucu “ertelenen bakım işlerinde dramatik bir artış” ve depolama alanlarında bir patlama oldu; yani, kiralama maliyetinin potansiyel gelirden daha fazla olması nedeniyle eldeki birimlerin kiralanmaması.
New York Küçük Mülk Sahipleri Derneği (SPONY) yönetim kurulu başkanı Ann Korchak, bu noktayı vurguluyor ve “kiracı taşındıktan sonra gerekli yenilemeler için finansal kaynakları olmadığı için 50.000’den fazla dairenin boş olduğunu” söylüyor. Ona göre kira dondurmadan önce bu 50.000 konut halkın kullanımına açılsa çok şey değişir.
Bu 50.000 birim, şehrin kira sabitlemeli konut stokunun yaklaşık %5’ini temsil ediyor. Finansal zorluklar borçlarla daha da ağırlaşıyor. Columbia, 26.000 kira sabitlemeli binanın 105 milyar dolarlık kredi ile teminat altına alındığını tahmin ediyor. HSTPA neden değil; fakat yasa, sabitlenmiş kiralardan beklenen gelirin artık sınırlandırılması nedeniyle borçların yeniden finansmanını veya yeniden yapılandırılmasını çok daha zor hale getirmiş. Örneğin Bronx’ta bazı mülk sahipleri, amiyane tabirle “astarı yüzünden pahalıya” geldiği için yok pahasına mallarını elden çıkarmak zorunda kalmaya başlamış: Bu evlerin sahipleri, ortalama ev fiyatlarının en az %10’u indirimle evlerini satışa koyuyor ve çok daha uzun süre satışta kalıyormuş.
Bu bağlamda, kulağa hoş gelen kira dondurmalarının sonuçlarını tahmin etmek zor değil: Küçük mülk sahiplerinin, mali açıdan güçlü emlak şirketlerine yenilmesi; soylulaştırılan mahallelerin de soylulaştırılması için yeni bir itki (zira kelepir evlerin kentsel dönüşüme tabi tutulması, büyük şirketlerin kira dondurulmasından da kurtulması demek); daireleri boş tutan ya da depolama alanı olarak kullandıran spekülatörlerin çoğalması.
Dolayısıyla, işçilere yönelik “uygun” evler safsatası, konut stokunun halihazırda piyasaya tabi olduğu ve en başından eşitsiz bir ilişkiyi yansıtması nedeniyle vaat ettiği şeyin tam tersine neden olur.(6) New York City’nin Kira Yönergeleri Kurulu’nun (RGB) araştırmasından uzunca aktarıyorum:
“Uzun vadede bakıldığında, Gelir ve Satın Alınabilirlik araştırması, 1968’den 2024’e kadar, mevcut kira sabitleme sistemimizin tüm süresi boyunca, kiraların %1.017 arttığını, diğer tüm ölçülen malların maliyetlerinin ise %826 arttığını göstermektedir. New York’un konut satın alınabilirliği krizinin ülke çapındaki konut krizini yansıttığını sık sık duyuyoruz, fakat aynı dönemde ülke genelinde kira ile diğer maliyetler arasındaki fark belirgin şekilde daha azdı: kira %870, diğer tüm maliyetler ise %801 arttı.
New York City’deki kiralar, ücretlerden çok daha hızlı artmıştır. Sonuç olarak, bugün kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %46’sı kira yükü altındadır; bu oran, piyasa fiyatından kira ödeyen kiracılardan %5 daha yüksektir. AMI’nın [Bölge Medyan Geliri] %50’sinden az kazanan kira sabitlemesi uygulanan kiracılar arasında, şaşırtıcı bir şekilde yüzde 84’ü kira yükü altındadır.
Bu yılki Gelir ve Uygunluk araştırması, 2020’den bu yana ilk kez işsizlikte hafif bir artış olduğunu da göstermiştir. Bugün işsizlik başvuruları 2019’a göre beş kat daha fazla. Kiracıların beşte biri (% 20,5) federal yoksulluk seviyesinin altında yaşıyor ve bu seviye iktisadi güvenliğin gerçek maliyetinin çok altında.
Belki de en endişe verici olanı, New Yorkluların enflasyona göre ayarlanmış gelirlerinin %0,4 düşüş göstermesi ve bu düşüşün geçen yılki %1,8’lik düşüşü daha da ağırlaştırmasıdır. Bu yılki reel ücretlerdeki düşüş, kira sabitlemesi uygulanan ortalama bir hanenin yıllık net gelirinde 240 dolarlık bir azalmaya tekabül ediyor. Bu haneler, geçen yılki bir yıllık RGB kira artışına bağlı olarak 486 dolar daha fazla kira ödemek zorunda kalıyor.
Yukarıdakiler göz önüne alındığında, 2024 yılında New York City sakinlerinin kişisel iflas başvurularının yaklaşık %14 artması üzücü ama şaşırtıcı değil. Bu, başvuruların art arda ikinci kez artış gösterdiğini gösteriyor. Bu arada, nakit yardım vakaları beşinci yıl üst üste artarak şu anda yarım milyon hanenin üzerine çıktı; bu, 2019’a göre %66’lık endişe verici bir artış anlamına geliyor. Kira borçları için ‘tek seferlik yardımlar’ da dahil olmak üzere acil durum yardımları, 2008 finans krizinden bu yana en yüksek seviyeye (135.470 hane) ulaştı.”
Dolayısıyla işçilerin, yoksulların, renkli halkların başta Manhattan olmak üzere kibar semtlerden uzaklaştırılırken, onların taşınmasının ve barınmasının planlanması birbirine paralel ilerliyor.
Tanzim satış: Reformizmin kötüsü
Bir de beslenme var, ona da değinip birinci bölümü kapatıyorum. Mamdani, her borough’ya birer “tanzim satış” mağazası açacağını vaat ediyor. Joe Biden’ın (ve Recep Tayyip Erdoğan’ın!) daha önce yaptığı gibi, yeni belediye başkanı gıda enflasyonundan, perakendecilerin fiyatları şişirmesini sorumlu tutuyor. New York City’nin sahip olacağı tanzim satış mağazaları, “kâr amacı gütmeden çalışacakları” için fiyatları düşürecek; en azından iddiası bu.
Peki nasıl? Geçen temmuz ayında, önerisi için “şirket [corporate] marketlere” verilen 140 milyon dolarlık şehir sübvansiyonundan yararlanabileceğini ima etti. O zamanlar, Mamdani’nin FRESH programını kastettiği söyleniyordu. Daha sonra, tanzim satış planının şehre “sadece 60 milyon dolara” mal olacağını iddia etti.
Birincisi, Mamdani’nin hesabı doğru değil. Şehrin internet sitesinde göre, 140 milyon dolar aslında, “FRESH aracılığıyla NYC ekonomisine yatırılan para miktarını” ifade ediyor ve bu 12 yılı kapsıyor. Aynı 12 yıllık süre zarfında, FRESH programı kapsamında katılımcı marketlere sadece 30 milyon dolarlık vergi indirimi sağlanmış. Beş birimde “gıda çöllerini” azaltmayı amaçlayan toplam 27 market, FRESH indirimlerinden yararlanmış.
“Gıda çölleri”, uygun fiyatlı ve besleyici gıdalara erişimi sınırlı olan mahalleleri ve toplulukları tanımlıyor. ABD Tarım Bakanlığı “gıda çölü”nü, yoksulluk oranının en az %20 olduğu ve topluluk sakinlerinin %33’ünün kentsel alanlarda en yakın marketten 1 mil, kırsal alanlarda ise en yakın marketten 10 mil uzakta yaşadığı bir topluluk olarak tanımlıyor.
Dahası, tanzim satış mağazaları yeni bir fikir de değil.(7) Örneğin Kansas City başta olmak üzere, Atlanta, Chicago ve Madison gibi birçok Amerikan kentinde bu uygulama var. Washington Post, bu uygulamaları aktardıktan sonra, eleştirmenlerin, marketlerin kâr marjlarının çok düşük olması ve Walmart gibi büyük zincirlerin sunduğu fiyatlarla rekabet etmekte zorlanmaları nedeniyle bu çabaların gerçekçi olmadığını söylediğini yazıyor.
Habere göre son aylarda Florida ve Massachusetts’te yüksek profilli tanzim satış projeleri başarısızlıkla sonuçlanmış.
Boston bölgesinde mayıs ayında kapanan bir düşük maliyetli market zinciri kuran eski Trader Joe’s başkanı Doug Rauch, “Bir market işletmek zor bir iştir. Misyonunuza inançla bağlı olabilirsiniz, fakat bu tür işletmeleri nasıl yöneteceğiniz konusunda geniş bir deneyim ve bilgiye sahip değilseniz, gerçekten zor durumda kalırsınız,” diyor.
Ayrıca, özellikle Kansas City’deki ürünlerin kalitesi gitgide düşmüş. Başlangıçta bu marketleri destekleyen bir şehir sakini domatesler için “Bu çok üzücü,” demekten kendini alamıyor. Marketin etrafındaki güvenlik sorunu da cabası.
Bir başka mesele ise, marketlerin büyük kâr marjlarıyla çalışmıyor oluşu. Kâr marjları %1 ila %3 civarında değişiyor ve fiyatlar büyük ölçüde hacmi önceliklendiren tedarikçiler tarafından belirleniyor. Dolayısıyla tek bir market (veya Mamdani’nin öngördüğü türde 5 marketten oluşan küçük bir ağ) büyük bir zincir kadar iyi bir anlaşma yapamıyor. Bu durumda küçük bakkallar ve marketler daha da zor duruma düşürken, belediye mağazaları da toptancılardan büyük süpermarket zincirleri gibi ucuza mal alamaz. Dolayısıyla ancak üretim ve tedarik zincirleri de kamunun kontrolüne geçerse yoksulların karnını daha iyi ve ucuz besinlerle doyurmak mümkün olur.(8)
Üstelik, ürün çeşidi konusunda yaşanacak kafa karışıklığı, zenginlerle yoksulların alışveriş mekanlarının ve diyetlerinin daha da ayrışmasına neden olacak. New York Times, “Fakat o, New Yorklulara sosyalist fiyatlarla kapitalist tüketici markası seçeneği sunmak istiyor. Mamdani’nin sosyalizm anlayışı, kolektif, işbirliğine dayalı fedakârlık değil, bireyci, maliyetsiz, ödünsüz bir sosyalizmdir,” diye yazıyor.(9)
Mamdani’nin New York’u, “orta sınıf”ı kurtarmaktan ziyade, yoksulları ayak altından çekecek kastlaşmış bir megakente işaret ediyor. Segregasyonun normalleşmesi, Cumhuriyetçilerle Demokratları ortaklaşan bir egemen sınıf programı gibi görünüyor. Yapay zeka ve bürokrasinin azaltılmasında zemin düzlenirken, “yeşil dönüşüm”, sanayi politikaları ve göç meselesinde çatallanmabaşlıyor. Bir sonraki yazıda buna, yani olası “Mamdanomics”e işaret edecek ve Demokrat parti’nin yeniden inşasında Mamdani ve başka bazı isimlere düşen role göz atarak diziyi bitireceğiz.
(1) Mesela The Guardian’da yazan Nesrine Malik, tam tersine, Mamdani’nin zaferinin, “kimlik” siyasetinin seçim kazandırabileceğini gösterdiğine inanıyor.
(2) İki istisna var: Ortalama yoksulluk sınırının da altında yer alan ve Demokratik ön seçimlerde Cuomo’ya açık farkla kaybettiği Brownsville ve East Flatbush’ta Mamdani, işleri tamamen tersine çevirmiş görünüyor.
(3) Bir araştırmaya göre, son 50 yılda, New Yorkluların sahip olduğu araç sayısı 640.000 artarak toplam araç sayısında %45’lik bir artışa neden oldu. Bu süre zarfında nüfus ise sadece %11 arttı. Araç sahibi olmayan hanelerin ortalama geliri 45.769 iken, araç sahibi olanların ortalama geliri 90.100 dolar.
(4) İnanılmaz ama, Cuomo 2019 yılında ölümüne desteklediği vergiden, 2023’te şüphe duymaya başlamıştı: “Koşullar değişti. Maliyet çok yükseldi… Suç oranının yüksek olduğu, evsizlerin olduğu New York City’ye girmek için daha yüksek bir geçiş ücreti ödemek istemiyorum. Evde kalacağım. Bugünün gerçekliğini gösteren bir analiz görmek isterim Ücretleri artırırsanız, daha fazla insanın evde kalmasına neden olur musunuz, bu da aslında daha az para kazanmanıza neden olur mu?” Vergilerin esas olarak kalabalık sınıflardan toplandığını anlayamayan bir garip vali!
(5) 2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre, çoğunluğu işçi olan New Jersey’den gelen yolcular, Hudson Nehri’ni New Jersey Transit (NJT) banliyö treni (17,2%), otobüs (37%), New York ve New Jersey Liman İdaresi tarafından işletilen PATH trenleri (23,4%), özel feribot hizmeti (3,4%) veya otomobil (19%) ile geçiyor. Sonuç: New York’a giriş ve çıkışların nispeten uzun sürmesi ve yüksek maliyetli olması nedeniyle, Hudson Nehri’ni araba ile geçmek, araştırmaya katılanlar için cazip bir seçenek değil.
(6) 2023 yılından bir New York Times haberi şu bilgileri veriyor: Kira sabitlemesi uygulanan dairelerin aylık kira ortalaması 1.400 dolar iken, düzenlemeye tabi olmayan dairelerin kira ortalaması 1.845 dolar. Şehrin kira kurulu, kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %22’sinin kira ödemelerinde gecikme yaşadığını; kira sabitlemesi uygulanan kiracılar arasında, %17’sinin geçmişte tahliye edilmiş veya tahliye edilme korkusuyla taşınmış, %13’ünün ise 2024’te resmi veya gayri resmi tahliye girişimine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Ayrıca, Kurul önünde yapılan Columbia Yoksulluk İzleme Raporu sunumuna göre, kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %17’si 2024’te en az bir kez ay sonuna kadar parasız kalmış.
(7) New York City belediyesi bile on yıllardır gıda perakendeciliği işinde: 1930’larda, Belediye Başkanı Fiorello LaGuardia, şehir sokaklarını tıkayan gıda arabaları için hijyenik alanlar sağlamak amacıyla şehir tarafından işletilen kapalı pazarlar ağı kurmuş. Bu LaGuardia pazarlarından altısı bugün hâlâ faaliyet gösteriyor ve bu pazarlar, gıda fiyatlarının daha düşük olmasını sağlamak için satıcıların kiralarını piyasa fiyatının altında tutan şehrin Ekonomik Kalkınma Kurumu tarafından işletiliyor.
(8) Bizdeki süpermarket zincirlerine benzer bir mantıkla, bazı büyük New York süpermarket işletmecileri, üreticilerden ürün satın alan ve gelirlerini üyelerle paylaşan gıda dağıtımcılarının sahipliğinde ortaklar. Bu işletmeciler, kâr amacı gütmeyen bir kamu kuruluşunun bu ağlara katılmasını kabul etmiyor. Şehrin kendi merkezi dağıtım ve toplu alım sistemini kurması konusunda ise, Gristedes ve D’Agostino’s zincirlerinin sahibi olan Cumhuriyetçi milyarder John Catsimatidis, böyle bir yatırımın ancak şehrin en az 100 mağaza işletmesi durumunda mantıklı olacağını söylüyor.
(9) Bu arada Mamdani, Elektronik Yardım Transferi (EBT) uygulamasındaki “sahtekârlıkları” bahane ederek, “temassız” yardım katlarına geçişi savunuyor. EBT, geleneksel gıda kuponlarının elektronik bir alternatifi olarak hizmet veriyor ve alıcıların gıda alımları için Ek Beslenme Yardım Programı (SNAP) avantajlarından yararlanmalarını sağlıyor. Trump yönetiminin etrafındaki “liberter” kurumlar SNAP’in ne kadar da zarar yarattığını anlatadursun, Mamdanimarketlerin temassız EBT’ler aracılığıyla gözetleme ve denetim mekanizmasını artırarak “kaçakları” azaltmayı planladığı açık.
Amerika
ABD Senatosu, dijital dolar yasağını içeren tasarıyı kabul etti

ABD Senatosu, Fed’in 31 Aralık 2030’a kadar merkez bankası dijital para birimi (CBDC) niteliğinde bir dijital dolar çıkarmasını yasaklayan düzenlemeyi kabul etti. 85’e karşı 5 oyla geçen hüküm, 21st Century ROAD to Housing Act tasarısına Cumhuriyetçilerin girişimiyle eklendi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Temsilciler Meclisi’nin de onayı ve Başkan Trump’ın imzası gerekiyor.
ABD Senatosu, Merkez Bankası’nın (Fed) merkez bankası dijital para birimi (CBDC) olarak dijital dolar veya CBDC’ye “esaslı ölçüde benzer” herhangi bir dijital varlık çıkarmasını 31 Aralık 2030’a kadar yasaklayan 21st Century ROAD to Housing Act tasarısını kabul etti.
Tasarı Senato’da 85’e karşı 5 oyla geçti.
CBDC, nakit ve kaydi paranın yanında ulusal para biriminin üçüncü biçimi olarak tanımlanıyor. Bu tür dijital para birimlerinin ihracı ve kontrolü doğrudan merkez bankaları tarafından yürütülüyor.
Bazı CBDC projelerinde kripto para ve blokzincir teknolojilerinden yararlanılsa ve dijital para birimleri kriptografik tokenlar şeklinde ihraç edilse de, bu varlıklar merkezi bir ihraççıya sahip olmaları nedeniyle kripto para olarak değerlendirilmiyor.
Dünyada birçok ülke kendi CBDC projelerini geliştiriyor veya test ediyor.
Çin, dijital yuanı 2020 yılından bu yana deneme programları kapsamında test ederken, Rusya’da dijital rublenin geniş çaplı kullanımına 1 Eylül’de başlanması planlanıyor.
Esasen emlak piyasasına ilişkin düzenlemeler içeren 21st Century ROAD to Housing Act tasarısındaki CBDC yasağı hükmü, Cumhuriyetçilerin girişimiyle metne eklendi.
Tasarının şimdi Temsilciler Meclisi’nde oylanması, ardından da Başkan Donald Trump’ın imzasına sunulması gerekiyor.
Trump yönetimi daha önce de dijital doların hayata geçirilmesine karşı çıkarken, sabit kripto para birimlerini destekleyen bir çizgi izledi.
ABD’de GENIUS Act adlı sabit kripto para yasasının kabul edilmesinin ardından Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD devlet tahvilleriyle desteklenen sabit kripto para birimlerinin Amerikan kamu borcuna yönelik yeni bir talep kaynağı oluşturacağını ve doların dijital ödemelerdeki konumunu güçlendireceğini söyledi.
Fed de dijital dolar fikrinden bir yıldan uzun süre önce uzaklaşmıştı.
Kurumun eski başkanı Jerome Powell, görev süresi boyunca ABD’de merkez bankası dijital para biriminin hayata geçirilmeyeceğini açıklamıştı. Powell’ın yerine gelen mevcut Fed Başkanı Kevin Warsh da CBDC karşıtı bir tutum sergiliyor.
Avrupa Birliği ise dolar bazlı sabit kripto para birimlerinin yaygınlaşmasına karşılık dijital euro projesini bir CBDC olarak destekliyor. Birlik, pazarını korumaya yönelik adımlar da attı.
Bu yıl yürürlüğe giren MiCA kripto varlık düzenlemeleri, Avrupa’daki kripto para borsalarında işlem gören tüm sabit kripto para birimlerinin, özel lisans almış ve AB içinde faaliyet gösteren ihraççılar tarafından çıkarılmasını şart koşuyor.
Toplam piyasa değeri 317 milyar dolar olan sabit kripto para piyasasının yüzde 90’dan fazlasını dolar bazlı ürünler oluşturuyor.
En büyük sabit kripto para birimleri, 186 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Tether’in USDT’si ile 74 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Circle’ın USDC’si olarak öne çıkıyor.
Trump ailesiyle bağlantılı kripto para projesi World Liberty Financial tarafından yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürülen USD1 adlı sabit kripto para birimi ise yaklaşık 4,5 milyar dolarlık piyasa değeriyle kategorisinde dördüncü sırada yer alıyor.
USD1 arzının yaklaşık yüzde 75’i Binance’te tutuluyor.
Amerika
Google yapay zeka için A24 stüdyosuna ortak oluyor

Google, yapay zeka alanında iş birliği geliştirmek amacıyla bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapmaya hazırlanıyor. The Wall Street Journal gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre ortaklık kapsamında sinema sektörüne yönelik yeni yapay zeka araçlarının geliştirilmesi hedefleniyor.
The Wall Street Journal gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Google, yapay zeka alanındaki ortaklık kapsamında bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapacak.
Gazete, bu adımın teknoloji devinin bir sinema stüdyosundan ilk kez hisse satın aldığı örnek olduğunu kaydetti.
Google bünyesindeki yapay zeka birimi DeepMind ile A24, filmlerin üretimi ve dağıtımı için yeni araçlar geliştirmeyi planlıyor.
A24 stüdyosunun teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalarını yürüten ortağı Scott Belsky, geliştiricilerin yapay zekayı film üretimini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla öne çıkardığını, ancak bu durumun sinemacılar arasında memnuniyetsizlik yarattığını ifade etti.
Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Belsky, “Yaratıcı kontrolü koruyan ve risk alma isteğini teşvik eden daha etkili yapay zeka uygulama yöntemlerinin olduğuna inanıyoruz” dedi.
Yeni araçların, kullanıcı taleplerine göre doğrudan içerik üreten üretken yapay zekadan farklı olacağını belirten Belsky, Google’ın A24 stüdyosunun film ve televizyon arşivine erişim hakkı elde etmeyeceğini kaydetti.
DeepMind Başkan Yardımcısı Eli Collins ise ortaklığa ilişkin, “Teknolojinin, alanındaki en iyi uzmanların ellerine ulaştığı anlarda büyük ilerlemelerin kaydedileceğine inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.
ABD merkezli bağımsız bir sinema şirketi olan A24 stüdyosu, özellikle yazar ve festival filmleri üzerine odaklanmasıyla tanınıyor. Yakın zamanda “Gerçekliğin Sahne Arkası” (Y2K) ve “Marty Supreme” filmlerini izleyiciyle buluşturan stüdyonun portföyünde, yedi Oscar ödülü kazanan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” (Everything Everywhere All at Once) yapımının yanı sıra “Yeşil Şövalye” (The Green Knight), “Deniz Feneri” (The Lighthouse), “Cadı” (The Witch), “Ritüel” (Midsommar), “Geçmiş Yaşamlar” (Past Lives), “Demir Pençe” (The Iron Claw), “When You Finish Saving the World” ve “İç Savaş” (Civil War) gibi filmler yer alıyor.
Amerika
SpaceX, 6,3 milyar dolarlık bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı

SpaceX, açık kaynaklı yapay zeka girişimi Reflection AI ile önemli bir bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı.
Anlaşma kapsamında Reflection, gelişmiş modelleri eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan en üst düzey yapay zeka çipleri olan Nvidia GB300’lere anında erişim elde edecek.
CNBC’nin incelediği belgelere göre, 1 Temmuz 2026’dan itibaren 2029 yılına kadar SpaceX’e aylık 150 milyon dolar ödeme yapmayı kabul etti.
Anlaşma süresi sonuna kadar devam ederse, ödemelerin toplam tutarı yaklaşık 6,3 milyar dolara ulaşacak.
Her iki şirket de ilk üç ayın ardından 90 gün önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir.
Anlaşma, SpaceX’in rekor kıran halka arzının ardından devasa veri merkezi altyapısını nasıl kullandığını gösteriyor.
Şirket, Colossus’u kısmen ChatGPT’nin rakibi olan Grok’a güç sağlamak amacıyla kurmuştu.
Şimdi ise SpaceX, bu altyapıyı dışardaki yapay zeka şirketlerine hesaplama gücü kapasitesi satmak için de kullanıyor.
SpaceX, daha önce Anthropic, Google ve Cursor ile hesaplama gücü konusunda anlaşmalar imzalamıştı. Musk’ın şirketi şu anda Cursor’u satın alma sürecinde.
Reflection, bu listeye stratejik açıdan farklı bir müşteri daha ekliyor: Hükümetlerin ve işletmelerin kapalı yapay zeka sistemlerine olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, açık kaynaklı modellere odaklanan bir yapay zeka laboratuvarı.
Zamanlama dikkat çekici. Anthropic’in Fable ve Mythos’a erişimi kesmesinin ardından açık kaynaklı yapay zeka ivme kazandı.
Bu durum, kritik işler için kapalı model sağlayıcılarına güvenmenin riskleri konusunda soru işaretleri yarattı.
Bu olay, açık model şirketlerine, müşterilerin modelleri daha fazla kontrol sahibi olarak inceleyebilmesi, özelleştirebilmesi ve çalıştırabilmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir argüman sağladı.
Reflection, son değerlemesi 25 milyar dolar olan bu girişim olarak, OpenAI, Anthropic ve Google’ın öncü sistemleriyle rekabet edebilecek Amerikan açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeye çalışırken, hükümetlere ve işletmelere kapalı sistemlere kıyasla daha fazla esneklik sunma hedefiyle bu yaklaşımı doğrudan benimsedi.
Reflection sözcüsü yaptığı açıklamada, “Son zamanlarda yaşanan olaylar, açık kaynağın yapay zeka ekosistemi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor; giderek daha fazla ülke ve işletme, yalnızca kapalı modellere bağımlı olmanın getirdiği riskleri ve maliyetleri fark ediyor,” dedi.
Reflection, bu anlaşmanın kendisine “Amerikan açık zekası” olarak adlandırdığı şeyi hızlandırmak için ek hesaplama gücü, yani hesaplama kapasitesi sağladığını belirtti.
Girişim henüz halka açık bir öncü açık kaynaklı model yayınlamadı fakat hükümet ve ulusal güvenlik müşterileriyle ivme kazanmaya devam ediyor.
Şirket, Enerji Bakanlığı’nın Genesis Misyonu ile birlikte çalışıyor ve Pentagon’un daha geniş kapsamlı yapay zeka çabalarının bir parçası.
SpaceX için bu anlaşma, hesaplama gücünün yapay zeka yarışında stratejik bir değer haline geldiğinin bir başka işareti.
Gelişmiş Nvidia çiplerine erişim, öncü modelleri eğitmeye ve kullanmaya çalışan şirketler için hâlâ en büyük kısıtlamalardan biri olmaya devam ediyor.
Colossus’u dış müşterilere açarak şirket, kıt grafik işlem birimi kapasitesini satmak için yarışan bulut sağlayıcıları ve yapay zeka altyapı şirketlerinin yanına konumlanıyor.
Bu aynı zamanda SpaceX’e, büyüyen yapay zeka altyapısı anlatısını haklı çıkarmak için başka bir yol sunuyor.
Yatırımcılar, SpaceX’in roketler ve Starlink’in ötesine geçerek yapay zeka, veri merkezleri ve hesaplama hizmetlerine genişleyip genişleyemeyeceğini izliyor.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









