Ortadoğu
Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri’nin feshedildiğini ilan etti

Mazlum Abdi, komutanlığını yaptığı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini açıkladı.
Şam’da geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve beraberindeki heyetle görüştükten sonra kameralar karşısına geçen Abdi, bu kararın bu yılın başlarında hükümetle mutabık kalınan entegrasyon planı kapsamında atılan önemli bir adım olduğunu belirtti.
Abdi, “Bugün Suriye Demokratik Güçleri’nin görevinin sona erdiğini duyuruyor ve tam sorumlulukla bu gücün bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini ilan ediyoruz,” dedi.
Abdi, bu açıklamanın, grubun güçlerinin orduya entegrasyonunun ardından Şara ile varılan bir anlaşmanın sonucu olduğunu söyledi.
SDG komutanı şöyle devam etti:
“Bugün, Suriye tarihinin önemli bir sayfasını çevirip ‘barış, istikrar ve yeniden inşa’ başlıklı yeni bir sayfayı açmaya başladığımız tarihi bir anın eşiğindeyiz. Bu günün, savaş alanlarından inşa alanlarına, silahlar döneminden barış dönemine doğru gerçek bir geçişin başlangıcı olmasını istiyoruz.”
SDG’nin “Suriye tarihinin en zor dönemlerinden birinde büyük bir sorumluluk üstlendiğini” savunan Abdi, ülkenin “yeni bir barış aşamasına” girmesiyle birlikte koşulların artık değiştiğini söyledi.
Abdi, Şam’da yaptığı konuşmada, Şara’nın Kürtçe eğitim hakkının korunmasını da kabul ettiğini vurguladı ve bu yıl içinde Kürtçe eğitimin hayata geçirilmesi için çalışacaklarını da sözlerine ekledi.
Abdi, “Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Süryaniler dahil tüm halkı için yeni bir Suriye inşa etmek istiyoruz; çocuklarının geleceğini koruyan ve gençlerine onurlu bir yaşam sağlayan, birleşik ve istikrarlı bir Suriye,” dedi.
SDG’nin çekirdeğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), komutanı Sipan Hamo’nun Mart ayında ülkenin doğu bölgelerinden sorumlu savunma bakan yardımcısı olarak atanmasıyla devlet güçlerine halihazırda entegre edilmişti.
Washington’un Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, SDG’nin Suriye devletiyle birleşmesindeki ABD Başkanı Donald Trump’ın rolünü övdü.
Barrack, Trump’ın “ileri görüşlü liderliğinin” SDG’nin düzenli bir şekilde entegrasyonunun önünü açtığını söyledi.
Ayrıca, anlaşmanın eğitimde Kürtçeyi tanımanın yanı sıra, Abdi ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt liderliğindeki idarenin başkanı İlham Ahmed’e Suriye hükümetinde “önemli roller” sağladığını da belirtti.
Şam’dan bu atamalarla ilgili herhangi bir teyit gelmedi fakat El Cezire’nin yerel basında yer alan haberlerden aktardığına göre Abdi, Şara’nın danışmanı olarak atanacak, Ahmed ise Parlamento idaresine atanacak.
Barrack, bu adımın “liderliklerine, Kürt ortaklarımızın fedakarlıklarına ve bölgesel istikrara yaptıkları yapıcı katkılara hak ettiği saygıyı gösterdiğini” söyledi.
Ortadoğu
İran el koyduğu Amerikan petrolünü sattı: Para kelebek hastalarına verildi

İran, yaptırımlar nedeniyle tedavi malzemesi bulamayan kelebek hastaları için ABD’ye ait bir petrol kargosuna el koyarak gelirini hastalara dağıttı. Yetkililer, 48 yıl sonra ilk kez bu yolla ABD’den tazminat tahsil edildiğini duyurdu.
İran, ABD yaptırımları yüzünden özel pansuman malzemelerine ulaşamayan bülloz epidermoliz, yani halk arasındaki adıyla “kelebek hastalığı” hastaları için ABD’den ilk kez tazminat tahsil ettiğini duyurdu.
İran’da kelebek hastası çocuklara destek veren EB House adlı sivil toplum kuruluşunun Genel Müdürü Seyid Hamid Haşimi Golpayegani, Azad News Agency’ye yaptığı açıklamada, İslam Cumhuriyeti’nin 48 yıllık tarihinde ilk kez bu tür bir yargı sürecinde ABD’den mali tazminat aldıklarını belirtti.
Golpayegani, elde edilen sonucun yaptırımların sonuçlarına karşı hukuki ve adli adımlarla vatandaşların haklarının korunabileceğini gösterdiğini dile getirerek “Bu yol devam etmeli” dedi.
Dava İsveçli şirketin teslimatı durdurmasıyla açıldı
Süreç, kelebek hastalarının özel pansuman malzemelerini temin etmekte güçlük çekmesi üzerine 2018 yılında başlatılan davaya dayanıyor.
Golpayegani’nin verdiği bilgilere göre İsveçli üretici, yaptırım kısıtlamalarını gerekçe göstererek malzemeleri İran’a göndermeyi reddetti. İranlı yetkililer ve hasta yakınları malzemeleri Türkiye dahil çevre ülkeler üzerinden getirmeyi denese de bu kanallarda da engellerle karşılaştı.
El konulan petrol satılarak hastalara dağıtıldı
İran mahkemesinin kararını uygulamak için Tahran yönetimi, Tahran Eyaleti Yüksek Mahkemesi Başkanı Nasır Atabati’nin aktarımına göre ABD’ye ait olan bir petrol yüküne el koydu.
Söz konusu petrolün satılmasının ardından elde edilen gelir hastalara tazminat olarak aktarılmak üzere ayrıldı. Golpayegani, paranın mağdurlara dağıtılmak üzere başka bir bankaya aktarılmadan önce yaklaşık 22 gün boyunca İran Merkez Bankası hesabında tutulduğunu açıkladı.
Washington yönetimi ise Tahran’ın politikalarını değiştirmek ve kısıtlamaların etrafından dolaşılmasını önlemek amacıyla petrol ihracatını, finansal işlemleri ve uluslararası ticareti kapsayan yaptırımlarını uzun süredir sertleştiriyor.
Donald Trump yönetimi Kasım 2018’de yaptırımları yeniden devreye sokmuş, dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo kısıtlamaların 600’den fazla kişi ve kurumu hedef aldığını ve İran yönetiminin “tavrını değiştirmeyi” amaçladığını savunmuştu.
Tahran’ın uluslararası topluma Washington’ın eylemlerine yanıt verme çağrısına rağmen ABD Hazine Bakanlığı kısa süre içinde kısıtlamaları deldiği gerekçesiyle listeye dokuz kişi ve ondan fazla şirketi daha ekledi.
Gerilim Temmuz 2026’da iki ülke arasındaki savaşın başlamasıyla yeni bir aşamaya ulaştı; Washington yaptırım listesine 50 kişi ile onlarca şirket ve gemiyi dahil etti.
Ağustos ayında ise Trump İran’a karşı “en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlattığını ilan ederek Tahran’a yardım eden ülkelere karşı ağır ekonomik yaptırım tehdidinde bulundu.
İran yönetimi de yaptırımların ve savaşın ekonomide yarattığı tahribatı gizlemiyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ablukası ve kısıtlamaları yüzünden ülkenin dış ticaretinin üçte bir oranında daraldığını dile getirdi.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Washington’ın adımlarını “defalarca izlenmiş bir filme” benzeterek, askeri harekat yerine yeniden yaptırımlara sarılmanın Beyaz Saray’ın çaresizliğini gösterdiğini savundu.
Ortadoğu
Huckabee, “Barış Kurulu” planlarını uygulanabilir bulmuyor

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, daha fazla Amerikan desteği olmadan “Barış Kurulu”nun Gazze planını hayata geçirip getiremeyeceğini sorguladı.
POLITICO’nun eline geçen ve büyükelçiliğin perşembe günü Dışişleri Bakanlığı yönetimine gönderdiği bir telgraf, Huckabee tarafından imzalanmış.
Telgraf, söz konusu kuruluşun yanı sıra Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin de Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme planlarını ilerletmek için yeterli personele sahip olmadığına dair endişeleri dile getiriyor.
Telgrafta belirtildiği üzere, Huckabee’nin soruları, ABD, İsrail ve uluslararası ortaklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan ana merkez olan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin (IGSC), Pentagon’un önümüzdeki yıl boyunca planlandığı gibi personelini azaltmasının ardından faaliyetlerini sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanıyor.
Telgrafta, mevcut planın bu görevlerin siviller tarafından üstlenilmesi olduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Kudüs Büyükelçiliği şu anda bu görevleri üstlenecek kadroya sahip değil fakat ihtiyaç duyulacak insan, mali ve lojistik kaynaklar konusunda bir fikir sahibi olursa bu mümkün olabilir. Barış Kurulu (BoP) personel sayısını artırmak için çalışıyor, ancak IGSC’deki tüm işlevleri yerine getirme kabiliyeti hâlâ belirsiz.”
Ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen İsrail’in saldırıları devam ediyor ve Filistinlilerin çoğunluğu hâlâ yerinden edilmiş durumda.
Daha iki hafta önce Huckabee, Fox News’e verdiği demeçte Barış Kurulu’nun “kademeli olarak ilerleyebileceğini ama herhangi bir yavaşlamanın tek nedeninin Hamas olduğunu” ileri sürmüştü.
Elçi, Hamas’ın silahsızlanma taahhüdünü yerine getirmediğini belirtmişti.
ABD’nin liderliğinde ve İsrail’de bulunan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin, Barış Kurulu’nun Gazze Şeridi’ne konuşlandırmayı planladığı Uluslararası İstikrar Gücü’nde kilit bir rol oynaması bekleniyor.
“Hassas ama gizli olmayan” olarak işaretlenen telgrafta Huckabee, koordinasyon merkezindeki çalışmaları yöneten sivillerin, İsrail ordusuyla “özellikle istihbarat paylaşımı konusunda” koordinasyon dinamiklerini “karmaşık hale getirebileceğini” savundu.
“DoW’nin [Pentagon] varlığını azaltmasıyla birlikte roller ve sorumluluklar Dışişleri Bakanlığı ve Barış Kurulu’na nasıl devredilecek?” diye soran ve Dışişleri Bakanlığı’ndan bu soruya yanıt vermesini isteyen elçi şöyle devam etti: “IGSC’nin kritik iş akışlarını nasıl devam ettireceğiz ve bu geçiş başlamadan önce hangi koşulların karşılanması gerekiyor?”
Huckabee ayrıca, Barış Kurulu’nun 11 Ekim’de IGSC’nin finansmanını devralmasının ardından merkezin yeniden yapılandırıldığını da belirtti Barış Kurulu ise bu yeniden yapılandırmayı doğrulamadı.
Merkez, geçen yıl ABD Merkez Komutanlığı tarafından Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak faaliyete geçirilmiş ve daha sonra yeniden adlandırılmıştı.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, söz konusu telgraf hakkında bilgisi olmadığını ve “Gazze’de insani yardım, güvenlik, yönetişim, hukukun üstünlüğü, altyapı geliştirme ve yeniden yapılanmanın iyileştirilmesi için geliştirilen son derece ayrıntılı planlara güven duyduğunu” belirtti ve “Mevcut kapasitelerimiz ve sistemlerimiz güçlü ve uygulamaya hazır,” dedi.
Telgrafta ayrıca, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ve “Gazze İdaresi Ulusal Komitesi” (NCAG) olarak adlandırılan Filistinli teknokratik yapının, Gazze Şeridi’ndeki yeniden inşa çalışmalarındaki gecikmeler nedeniyle zayıflayabileceği belirtiliyor.
Huckabee, “İnsani yardım, NCAG ve idarenin öncelikleri doğrultusunda artırılmalıdır. Ayrıca, gerilemeyi önlemek ve NCAG’nin güvenilirliğini göstermek için uzun vadeli yeniden inşa çabalarını tamamlayıcı nitelikte olmalıdır,” diye yazdı ve ABD’nin yabancı bağışçılara “insani ihtiyaçları karşılamak için üzerlerine düşen payı yerine getirmeleri” konusunda baskı yapacağını ekledi.
Ortadoğu
Almanya, Lübnan’da Hizbullah karşıtı misyona hazırlanıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), AB kararı doğrultusunda Lübnan’da Hizbullah karşıtı bir yurtdışı görevi üstlenmeye hazırlanıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığı diplomatlara göre Almanya, AB dışişleri bakanlarının geçen hafta karar verdiği, ülkede planlanan AB müdahalesine büyük olasılıkla katılacak.
Bu müdahalenin, yıl sonunda görevini tamamlayacak olan BM gücü UNIFIL’in yerini alması amaçlanıyor.
Bundeswehr, 2006 yılından bu yana UNIFIL’in bir parçası ve bu görevde deniz birimleriyle yer alıyor.
Gelecekteki AB misyonunun amacı, Lübnan’daki Hizbullah’ın etkisini sistematik olarak azaltmak ve “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğunun” oluşmasını önlemek için Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik aygıtını güçlendirmek.
Bu amaçla, misyonun hem askeri hem de sivil bir bileşeni olacak. Özellikle Fransa, uzmanların değerlendirmesine göre, eski himaye bölgesinde daha fazla nüfuz kaybını önlemek ve Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmek amacıyla, bir süredir bu misyonu şiddetle savunuyor.
Planlanan AB misyonu, aynı zamanda gelecekte İsrail birliklerinin Lübnan’da “şahitler olmadan” istedikleri gibi hareket etmelerini engellemeyi de amaçlıyor.
Bundeswehr’in katılımı halinde, İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacak.
UNIFIL sona yaklaşıyor
Lübnan’daki BM barış gücü misyonu (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü, UNIFIL), Mart 1978’de İsrail’in o dönemde ülkeye yaptığı işgale yanıt olarak kuruldu.
Misyon, İsrail’in geri çekilmesini izlemek ve Lübnan’ın bölge üzerindeki kontrolünü sağlamaya yardımcı olmak amacıyla güney Lübnan’a barış gücü birliklerinin konuşlandırılmasını öngörüyordu.
UNIFIL’in görev tanımı, 2006 Lübnan Savaşı’nın ardından genişletildi. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı uyarınca, görev tanımı artık Hizbullah’a silah sevkiyatını önleme hedefini de içeriyordu.
Ayrıca BM barış gücü askerleri, Lübnan hükümetiyle işbirliği içinde, Hizbullah’ın ülkenin güneyinde silah depolayamamasını ve İsrail topraklarına saldırı düzenleyememesini sağlamakla görevlendirildi. Bu çaba başarısızlıkla sonuçlandı.
Fakat uzmanlar, UNIFIL’in defalarca küçük çaplı çatışmaları kontrol altına almayı ve kontrolsüz tırmanışları önlemeyi başardığını belirtiyor.
Gazze işgalinin başlamasından bu yana İsrail, BM misyonunu sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İsrail birlikleri UNIFIL mevzilerini defalarca saldırdı.
Sonunda, 28 Ağustos 2025 tarihinde, ABD’nin baskısı altında BM Güvenlik Konseyi, UNIFIL birliklerinin 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren ülkeden çekilmesi gerektiğine karar verdi. Bu tarih hâlâ geçerli.
Alman donanmasının UNIFIL’deki faaliyetleri
2006 yılından bu yana Bundeswehr, öncelikle Hizbullah’a silah sevkiyatını önlemek amacıyla Lübnan’ın deniz sınırını kapatmakla görevli UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katılıyor.
Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerinin o zamandan beri büyük ölçüde tahrip ettiği, Lübnan’ın güney kıyısındaki bir kasaba olan Nakura’daki UNIFIL karargahına personel sağladı.
Buna ek olarak, Bundeswehr’e göre Alman donanması, “genel denizcilik ve seyir” konularına odaklanarak Lübnan donanması personeline ikili bir çerçeve içinde eğitim verdi.
Son olarak, Lübnan deniz kuvvetlerine maddi destek sağladı ve bu kuvvetlerin donanımını modernize etti. Örneğin, toplam dokuz adet kıyı radar istasyonunun inşasına destek verdi.
Bildirildiğine göre bu istasyonlar şu anda “Lübnan sularının gerçek zamanlı görüntüsünü sunuyor” ve böylece izinsiz silah sevkiyatlarının tespit edilmesine yardımcı oluyor.
Buna ek olarak devriye botları da Almanya tarafından temin edildi.
Almanya Federal Meclisi (Bundestag), UNIFIL görev süresini en son 6 Mayıs 2026 tarihinde uzattı.
Bu görev, hâlâ en fazla 300 askerin konuşlandırılmasını içeriyor ve 31 Aralık’ta sona eriyor.
Görev, 1 Ocak 2027’den itibaren kademeli olarak sonlandırılmak durumunda ve bu amaçla en fazla 80 Alman askeri personeli Lübnan’da kalmaya devam edebilir.
Fransa, Lübnan’ı kaybetmek istemiyor
Bir süredir, özellikle Fransa tarafından bir takip misyonu üzerinde çalışılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 25 Haziran’da Fransa’nın güneyindeki Antibes’te düzenlenen bir toplantıda, UNIFIL’in çekilmesinin ardından Lübnan’da faaliyete geçecek ve ülkenin “egemenliğini ve silahlı kuvvetlerini güçlendirecek” bir koalisyon planladıklarını açıkladılar.
Bunun amacı, Lübnan topraklarının “bölgesel gerginliğin alevlenme noktası” haline gelmesini veya “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğu” oluşmasını önlemek.
Fakat liderler, koalisyonun tam olarak nasıl bir yapı alacağının o sırada henüz belirsiz olduğunu da belirttiler.
Uzmanlar daha önce, 1920’den 1943’e kadar Lübnan’da manda gücü olan ve sonrasında da başlangıçta ülkede hâlâ oldukça güçlü bir konuma sahip olan Fransa’nın, uzun süredir üzerinde önemli bir etki kurduğu UNIFIL’in sona ermesini, Beyrut’taki konumuna büyük zarar verecek bir gelişme olarak değerlendirdiğini belirtmişti.
Lübnanlı gazeteci Suheyb Cevher, Haziran ayında Al Jazeera’ya verdiği demeçte, Fransa’nın şu anda, özellikle de ABD’nin Lübnan’ın iç işlerine giderek daha sert bir şekilde müdahale etmesi ışığında, ülkedeki konumunu yeniden tesis etmenin yollarını aradığını belirtmişti.
AB misyonu UNIFIL’in yerini alabilir
Fransa’nın oluşumunda önemli bir rol oynadığı planlanan AB misyonu, önümüzdeki yılın başlarında başlaması planlanıyor ve ilk etapta üç yıllık bir görev süresine sahip.
Avrupa Komisyonu’na göre, misyonun temel amacı, Hizbullah’a karşı Lübnan’ın “istikrarını, egemenliğini [ve] devlet kurumlarını” desteklemek.
Misyon, özellikle Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik kurumlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu amaçla, “birbirini tamamlayıcı görevler üstlenecek” askeri ve sivil iki ayak planlanıyor.
Avrupa Komisyonu’na göre askeri ayak, örneğin “sınır gözetimi ve kontrolü, istihbarat, gözetleme ve keşif, insan kaçakçılığıyla mücadele ve operasyonel koordinasyon” alanlarında danışmanlık desteği ve eğitimi içeriyor.
Yurtiçi kolluk kuvvetleri, siber suçlar ve insan kaçakçılığıyla mücadele gibi alanlarda ve ayrıca liman güvenliği yönetimi konusunda –özellikle Beyrut Limanı’nda– eğitilecek.
Şu an için AB misyonunun planlanan personel sayısının yaklaşık 160 olduğu belirtiliyor. Fransa ve İtalya’nın önemli bir rol oynayacağı söyleniyor. Ayrıca, Almanya’nın katılımı da kesin olarak planlanıyor.
AB, İsrail’le askeri olarak karşı karşıya mı gelecek?
Falat misyon, yalnızca Hizbullah’a yönelik değil.
Lübnan hükümeti, örgütün silahsızlandırılması için uğraşıyor. Örneğin geçen hafta, Lübnan yetkilileri 250 kilogram TNT ve 250 kilogram C4 patlayıcı taşıyan bir aracı ele geçirdi. Aracın Hizbullah’a ait olduğunu öne sürülüyor.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması, gelecekte AB tarafından desteklenecek. Bununla birlikte, AB misyonunun bir diğer amacı da, UNIFIL’in çekilmesinden sonra İsrail silahlı kuvvetlerinin Lübnan’da tamamen serbest hareket etmesini ve gözlemcilerin uyardığı gibi “şahit olmadan istediklerini yapabilmelerini” engellemek.
Buna karşı, AB üye devletlerinden askerlerin görevlendirilmesi planlanıyor.
Almanya’nın misyona katılması halinde, bu durum Alman askeri personeli için de geçerli olacak.
Bu da Bundeswehr’i İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya getirecek. Bu durum, şimdiye kadar hiç görülmedi.
Amerika7 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor







