Bizi Takip Edin

Diplomasi

Merz’in Çin ziyareti başlıyor

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Çin ziyaretine bugün başlıyor ve Alman liderin Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile buluşması bekleniyor.

POLITICO’daki analize göre yıllar boyunca Berlin, AB ile Çin arasındaki ilişkilerin yakınlaşmasının arkasındaki itici güç oldu ve insan hakları endişelerini bir kenara bırakarak 2020’de tarihi bir yatırım anlaşması için lobi faaliyetleri yürüttü.

Alman liderler, Çin ile daha yakın ticari ilişkilerin Pekin üzerinde ılımlı bir etki yaratacağını savundu ve bu gerekçe, Wandel durch Handel (ticaret yoluyla değişim) sloganıyla özetlendi.

Uzun bir süre boyunca bu durum iş dünyası için de olumluydu. Almanya, Pekin ile ticaret fazlası veren birkaç AB ülkesinden biriydi ve Çin’in iktisadi yükselişini besleyen hayati bileşenleri ve makineleri tedarik ediyordu.

Otomobil üreticisi Volkswagen ve kimya şirketi BASF gibi endüstri devleri, Çin pazarından yararlanmak için büyük yatırımlar yaptı.

Fakat bu anlayış bir süredir değişmiş durumda ve Alman şirketlerin Çin’deki satışları dramatik bir şekilde azaldı.

Merz, geçen hafta, CDU etkinliğinde yaptığı açıklamada, daha yakın işbirliği kurmak için Çin’e seyahat edeceğini söylemiş ve “Dünya çapında bizim gibi düşünen, bizim gibi davranan ortaklar bulmak stratejik çıkarlarımız için önemli,” demişti.

Ne var ki birçok Alman sanayi lideri, şansölyeden çok daha sert bir tutum sergilemesini istiyor ve “Çin şoku” olarak adlandırdıkları durumdan şikayetçi.

Covid pandemisinden bu yana ticaret dengesi Almanya aleyhine dönerken (2025’te 90 milyar avro), Almanya’nın çok önemli imalat sektöründe yaşanan iş kaybının büyük bir kısmı Çin’e atfediliyor.

DGA Group’ta çalışanve uzun süredir Çin’i izleyen Jörg Wuttke, 17 Şubat’ta şansölyenin ziyaretinden önce ona brifing verdi ve “ne kadar iyi hazırlandığını” görünce şaşırdığını söyledi.

Merz, yaklaşık iki saat boyunca altı Çin uzmanının konuşmalarından notlar aldı ve soru sormaktan öteye pek bir şey söylemedi.

Wuttke, Merz’in önceliğinin, Xi ile bağlantı kuracak şekilde sorunları aktarmak olduğunu söyledi.

Wuttke, “Merz, Avrupa’da Çin için muhtemelen en önemli politikacı olduğunun farkında,” dedi.

Fakat Çin’in kozları da yabana atılacak gibi değil. Almanya zamanla Çin’den ithal edilen kritik hammaddelere bağımlı hale geldi ve bu da Berlin bu tür bağımlılıkları azaltmak veya “riskleri azaltmak” için daha uzun vadeli bir politika izlemeye çalışsa da, Pekin’e neredeyse istediği zaman Alman fabrikalarını kapatma gücü verdi.

Almanya’nın”bağımsızlık” hedefinin gerçekleştirilmesi yıllar alacak. O zamana kadar, giderek artan sayıda Alman sanayi lideri, Alman şirketlerinin sübvansiyonlar, kasıtlı damping ve değerinin altında bir para birimi nedeniyle Çin’in büyük fiyat avantajları karşısında çökmesi nedeniyle büyük bir hasar göreceğini savunuyor.

Merz, Almanya’nın Çin ve “kendi kurallarına göre yeni bir çok taraflı düzen tanımlama” hedefi konusunda “hayal kurmaması” gerektiğini kabul ediyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Asya programı direktörü Andrew Small, “Merz, Çin şokunun Alman ekonomisi üzerindeki etkisi açısından mümkün olan en kötü zamanda gidiyor. Rakamlar açıkça çok kötü ve iyileşeceklerine dair hiçbir öngörü yok,” dedi.

Birçok yönden, bu gezi, Çin’in geniş ve hızla büyüyen pazarının Alman sanayisinin umudu olarak görüldüğü geçmişte şansölyelerin yaptığı gezilere benzeyecek.

Merz, yaklaşık otuz iş adamından oluşan bir heyetle seyahat ediyor.

Handelsblatt’a göre Merz’e eşlik edecek önemli isimler arasında şunlar da yer alıyor:

  • Bill Anderson, Bayer
  • Oliver Blume, Volkswagen
  • Roland Busch, Siemens
  • Björn Gulden, Adidas
  • Ola Källenius, Mercedes-Benz
  • Carsten Knobel, Henkel
  • Tobias Meyer, DHL
  • Bettina Orlopp, Commerzbank
  • Oliver Zipse, BMW

Kimya şirketi Covestro’nun patronu Markus Steilemann, ilaç şirketi Boehringer-Ingelheim’ın patronu Hubertus von Baumbach ve Airbus’ın ticari uçak bölümünün genel müdürü Lars Wagner da heyette yer alıyor.

Handelsblatt gazetesinin verdiği bilgiye göre, seyahate katılmak isteyen iş dünyası temsilcilerinin sayısı, mevcut yer sayısından çok daha fazlaydı.

Handelsblatt’ın elindeki taslakta belirtilenlere göre, Çin, ticaret odalarını “Alman federal hükümetini ve Avrupa Birliği kurumlarını Çin ile daha güçlü bir politika koordinasyonu için harekete geçmeye” teşvik ediyor.

Bu kapsamda Alman ekonomi birliklerinden “işbirliği ve alışverişin güçlendirilmesi” konusunda bir niyet mektubu imzalamaları istendi.

Merz ve beraberindeki heyet üç gün boyunca Pekin ve teknoloji merkezi Hangzhou’da dolaşacak, Xi ile akşam yemeği yiyecek, Yasak Şehir’i ve Mercedes Benz ile Siemens Energy’nin şubelerini ziyaret edecek.

Fakat POLITICO’ya göre çok az kişi kapsamlı anlaşmaların yapılacağını bekliyor. Alman sanayi liderleri bunun yerine, koşullarını iyileştirmek için daha somut ve acil ilerleme çağrısında bulunuyorlar.

Alman Mühendislik Federasyonu’nun (VDMA) genel müdürü Thilo Brodtmann, Merz’in gezisi öncesinde yaptığı açıklamada, “Önemli rekabet koşulları sistematik olarak bozulduğu için şirketlerimiz giderek artan bir baskı altında,” dedi.

Sonuç olarak, geçen yılın ilk 11 ayında Almanya’nın Çin’e makine ihracatı yüzde 8,5 azalırken, Çin’den makine ithalatı yüzde 12,5 arttı.

Brodtmann, şansölyeden Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki ihracat kontrollerini ele almasını ve Çin’in zarar eden ve indirimli fiyatlar sunan “zombi şirketleri” sübvanse etme uygulamasını sona erdirmesini istedi.

Yönetici, “Alman şirketleri diğer şirketlerle değil, Çin hazinesiyle rekabet ediyor,” diyerek sübvansiyonları daha geniş bir perspektiften ele aldı.

Merz’in elindeki en güçlü araç, Pekin’in Avrupa pazarına olan artan bağımlılığı. Bu bağımlılık, Çin’in iç talebinin düşmesiyle daha da arttı.

Merz’in partisi CDU’nun Çin ilişkileri konusunda uzmanlaşmış milletvekili Nicolas Zippelius, Merz’in kamuoyuna yansıttığından daha güçlü olabileceğini söyledi.

Zippelius şöyle dedi:

“Çin ve Almanya’nın birbirlerine çok büyük zarar verebileceğini söyleyebilirim. Almanya’nın AB içindeki güçlü sesini küçümsememeliyiz. AB, geçmişte gümrük vergileri ve diğer önlemler gibi yöntemlerle gücünü göstermiştir.”

Zippelius, bu tür görüşmelerin özel olarak yapıldığını da ekledi ve şöyle dedi:

“Açıkça birbirimize karşı risk almamızın faydalı olacağını düşünmüyorum. Fakat kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde bunu çok net bir şekilde iletebilirsiniz. Ve orada kesinlikle bir kozunuz var.”

ECFR’den Small, “Etki gücü var. Fakat Çin tarafında, Avrupa’nın bunu kullanmaya istekli olmadığı değerlendiriliyor,” dedi.

Nitekim Çin, AB’nin geçmişte güneş panelleri ve telekomünikasyon gibi sektörlerde Pekin ile olası ticaret çatışmaları konusunda Çin’in misillemesinden korktuğu için geri adım attığını biliyor.

Small’a göre Merz ve diğer Avrupalı liderler bir cevap ararken, zaman Çin’in lehine işliyor:

“Avrupa tarafında daha ciddi ve uyumlu bir eylem olmazsa, Çin şu anda yaptıklarının yanına kâr kalacağını ve tüm bu sorunların devam edeceğini hesaplayacaktır.”

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English