Diplomasi
Moskova’daki Yüksek Ekonomi Okulu, dünya savunma sanayiinin gelişimini değerlendirdi

Dünya savunma sanayiinin gelişim eğilimlerinin ele alındığı “Şlıkov Okumaları” adlı yeni konferans, 21 Mayıs’ta Ulusal Araştırma Üniversitesi Ekonomi Yüksek Okulu’nda (VŞE) önde gelen Rus ve yabancı uzmanları bir araya getirdi.
Konferans, adını Sovyet gizli ajanı Vitaliy Şlıkov’dan alıyor. Şlıkov, GRU’daki (Ana İstihbarat Direktörlüğü) uzun yıllar süren hizmetinin ardından 1990’lardan 2011’deki vefatına kadar gazetecilik faaliyetleri ve uzman analitik çalışmalarla meşgul oldu. Bu formattaki ilk etkinliğin organizatörlüğünü VŞE Dünya Askeri Ekonomi ve Strateji Enstitüsü (IMVES) üstlendi.
Türkiye, Hindistan, AB: Savunma sanayii ve istihbarat kurumlarının dönüşümü
Uzmanlar, büyük ülkelerin askeri sanayilerinin uluslararasılaşmasının olası sınırlarını, dinleyicileri sık sık tarihsel bir perspektife yönlendirerek belirlemeye çalıştı.
Bağımsız analist Arda Mevlütoğlu, Türk savunma sanayiinin evrimini özetledi. Mevlütoğlu, askeri gücün artırılmasında önemli bir sıçramanın İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, özellikle 1947’de, ABD ile Türkiye’ye askeri yardım sağlanması anlaşmasının imzalanması ve NATO’ya katılım zemininde yaşandığını hatırlattı.
O zamandan beri Ankara, Amerikan askeri teçhizatı, teknolojileri ve doktrinlerinin büyük bir alıcısı haline geldi ve bu da kapsamlı bir dönüşüme yol açtı. Ancak bunun diğer bir yüzü, Türkiye’nin “ellerinin göreceli olarak bağlanması” oldu. Bu durum, 1964’teki Kıbrıs Barış Harekatının ardından ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın Amerikan silahlarının kullanımı konusunda danışılmasını talep eden mektubuyla açıkça ortaya çıktı.
Bu olay, Türkiye’de savunma sanayiinde daha fazla stratejik özerkliğe doğru ilerleme gerekliliği görüşünü pekiştirdi. Fakat süreç, bundan sonra da her zaman aynı hızda ilerlemedi.
Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO RAN) uzmanı Dmitriy Stefanoviç’in daha sonra belirttiği gibi, Türkiye, kendi savunma sanayii kompleksinin hızlandırılmış gelişiminin ülke çevresinde gelişen krizle olan bağlantısının açıkça görüldüğü çarpıcı bir örnek.
Türkiye’nin dış pazarlara yönelik askeri tedarik genişlemesi, iç kurumsal reformların yapılmasının ve hızlandırılmış askeri sanayileşme için işletmelerin kurulmasının ardından 2004 yılında başladı. Özel firmaların buradaki başarıları, devlet desteği olmadan mümkün olmazdı.
Mevlütoğlu, Türkiye’nin şu anda insansız hava aracı (İHA) dünya ihracat pazarını fethetme konusundaki başarılarıyla özellikle gurur duyduğunu vurguladı. Türkiye, çeşitli türlerdeki dronları (sadece muharip değil, aynı zamanda yardımcı işlevleri yerine getirenler de dahil) halihazırda 50’den fazla ülkeye tedarik ediyor ve son 20 yılda satışlardan elde ettiği gelirler 29 kat arttı.
Stratejik güvenlik sorunları üzerine bağımsız analist ve Hint haber ajansı Press Trust of India‘nın danışman editörü Vinay Shukla ise, ülkenin ithal ikamesi alanındaki kayda değer başarılarını hatırlattı.
Shukla’nın belirttiğine göre, 21. yüzyılın başlarında Hindistan savunma sanayii ürünlerinin yüzde 70’ine kadarını ithal ederken, şimdi ihtiyaç duyulanın yaklaşık yüzde 65’i ülke içinde üretiliyor. Koronavirüs pandemisinden sonra, ekonomik zorluklara rağmen, ülkede savunma sanayii için entegre bir geliştirme programı başlatıldı.
Shukla ayrıca, uzun bir süre Hindistan’ın ileri askeri teknolojilere sahip olmadığını ve bu nedenle ülkede bu teknolojilerin transferi için Rusya’ya hâlâ minnettar olunduğunu ifade etti.
Hindistan’da yabancı şirketler, savunma sektöründeki işletmelerde önemli bir paya sahip olma hakkına sahip.
Savunma sanayii alanındaki en bilinen Rus-Hint ortak girişimleri arasında, 1998’de kurulan ve süpersonik seyir füzeleri üreten BrahMos Aerospace bulunuyor. Bu füzeler denizaltılardan, gemilerden ve kara platformlarından fırlatılabiliyor.
2024 yılında RİA Novosti‘nin haberine göre, şirketin mevcut sipariş portföyü yaklaşık 7,5 milyar dolar seviyesinde. Uzman, Yeni Delhi’nin gelecekte silah ithalatını artırabileceği olası kaynaklar arasında Rusya’nın yanı sıra ABD ve İsrail’i de saydı.
Hollandalı bağımsız uzman Grigoriy Zerşçikov ise Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki transatlantik alandaki bölünme koşullarında Avrupa istihbarat servislerinin karşılaştığı zorlukları analiz etti.
Zerşçikov, Britanya’nın AB ile istihbarat işbirliğini hiçbir zaman kesmediğini ve yeni gerçekliklerde bunu yalnızca artırdığını belirtti. Bununla birlikte, Avrupa Birliği’nde hiçbir zaman tek bir istihbarat teşkilatı bulunmadığını, bu durumun da zorluklara karşı birleşik bir cepheyle yanıt vermeyi zorlaştırdığını ifade etti.
Birlikte ayrıca ciddi teknik zafiyetler de mevcut: Bulut hizmetlerinin yüzde 70’i ABD tarafından kontrol ediliyor ve dijital altyapının yaklaşık yüzde 80’i dışarıdan ithal ediliyor. Fakat Avrupa Birliği bu sektöre yatırım yapmaya hazır.
Modern bir bulut altyapısı oluşturmak için 300 milyar avroluk bir programın hayata geçirilmesi ve AB uydu takımyıldızının oluşturulması planlanıyor.
Yerleşik uygulamaların yeniden biçimlendirilmesine yönelik ilk işaretler görülüyor ve kısa bir süre önce personel yetiştirmek üzere AB’nin ilk istihbarat koleji de kuruldu.
Bununla birlikte, Donald Trump yönetiminden sonra ABD ile ilişkilerin niteliğine dair gelecekteki senaryolar henüz net değil.
Çin’in ordu ve ekonomide kullandığı yüksek teknolojiler
VŞE Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Vasiliy Kaşin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) insansız hava aracı alanındaki başarılarının tüm dünya için stratejik öneme sahip olduğunu, zira bu alandaki gelişmelerin modern çatışmalara dair anlayışı temelden değiştirdiğini belirtti.
Çinliler, bu bağlamda kendi savunma sektörlerinin ve çift kullanımlı teknolojilerin geliştirilmesi alanında zorlukların varlığını kabul ediyorlar.
Özellikle sivil havacılık üretiminde ÇHC’nin uluslararası işbirliğine olan bağımlılığı hâlâ tam düzeyde. Bu durum, ABD’nin yaptırım baskısı için geniş bir alan bırakıyor.
Xiaomi şirketi 3 nanometre teknolojisine sahip yenilikçi mikroişlemcisini duyurduğunda, üretiminin Tayvan’da, TSMC tesislerinde gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Bununla birlikte, Çin için Rusya ile işbirliği, örneğin yapay zekâ alanında önemli.
Bu işbirliği, Trump’ın ÇHC’ye bu yönde yaptığı baskının ardından 2019’dan sonra yoğunlaştı, zira Çinlilere, örneğin yüz tanıma gibi daha ileri teknolojileri sağlayan ülke Rusya.
MGIMO (Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) Dünya Ekonomisi Bölümü Doçenti Denis Kalaşnikov, küresel teknolojik liderliğin ÇHC için tüm Çinlilere rahat yaşam koşulları sağlama (kişi başına düşen GSYİH’nın 2-3 kat artırılması) hedefine ulaşmanın anahtarı olarak görülebileceğini belirtti.
Diğer ülkeler daha önce bu yolu büyük ölçüde çok uluslu şirketlerinin yardımıyla ve uluslararası iş bölümünde kendi yerlerini bularak kat etmişlerdi.
Fakat zaman değişti ve nesnelerin interneti çağının gerçeklerinde, başarı umuduyla eski uygulamaları basitçe tekrarlamak artık yeterli olmayabilir.
İlginç bir şekilde, ÇHC’nin amiral gemisi altyapı projesi olan Kuşak ve Yol Girişimi, diğer ortak ülkelerde Çin üretim tesislerinin basitçe kurulmasını da içeriyordu, ancak son zamanlarda ideolojisi değişiyor.
Genel olarak, Çinli çok uluslu şirketler giderek daha fazla tüketiciler için ürün üretmeye değil, diğer çok uluslu şirketler için bütün üretim zincirleri oluşturmaya odaklanıyor.
Bununla birlikte, Çin’de devlete ait ve özel şirketler, büyük ve küçük işletmeler birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine birbirlerini tamamlıyorlar.
Ayrıca Pekin, sanayisizleşme yoluyla post-endüstriyel gelişim aşamasına geçmeye çalışan Batılı ülkelerin hatalarını dikkate aldı. Bunun yerine, Xi Jinping liderliğindeki ülke yönetimi “yeni kalitede üretici güçlere” odaklanıyor (bu, yeniliklerle birlikte geleneksel endüstrilerin modernizasyonunu da öngörüyor).
Bunun yanı sıra, günümüzde aydınlatma armatürleri, ayakkabılar ve oyuncaklar gibi neredeyse tüm malların üretimi yüksek teknolojili hale geliyor ve Çin’deki fabrikalar giderek daha fazla robotlaşıyor ve insansızlaşıyor.
Yapay zekâ yardımıyla tüketiciler hakkındaki verilerin gerçek zamanlı olarak işlenmesi sayesinde (örneğin talep tahmini yoluyla) yerli şirketler tedarik zincirlerini daha hızlı ve verimli bir şekilde doğru yönde yeniden yapılandırabiliyor.
National Interest: NATO yardımı Ukrayna’nın askeri olarak geri kalmasına yol açtı
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









