Ortadoğu
Netanyahu geri mi dönüyor?

İsrail’de 2019 Mart ayından beri devam eden seçim döngüsünü kırarak 12 yıllık Netanyahu iktidarını bitiren Değişim Koalisyonu bir yıl sonra dağıldı. Netanyahu’nun tamamen sağcı bir hükümetle geri dönmesi ihtimaller arasında.
İsrail parlamentosu Knesset’in feshedilmesinin ardından İsrail vatandaşları dört yılda beşinci kez sandık başına gidecek. Başbakan Naftali Bennett, 1 Kasım’da yapılması kararlaştırılan seçime kadar koltuğunu koalisyon ortağı ve Dışişleri Bakanı Yair Lapid’e devretti. Sekiz partili koalisyon hükümetinin dışişleri bakanı olan Lapid’in koalisyon anlaşması gereğince Bennett’in iki yıllık görev süresinin ardından başbakan olması gerekiyordu.
İsrail’de hükümet krizi, Kasım 2018’de Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın hükümetten desteğini çekmesiyle başladı. Netanyahu hükümetinin düşmesi üzerine 9 Nisan ve 17 Eylül 2019’da iki kez seçime gidildi. Tek başlarına yeterli çoğunluğu sağlayamayan partiler, koalisyon için de anlaşamayınca Mart 2020’de üçüncü erken seçim yapıldı. Knesset’e girebilen partilerin koalisyon kuramayacağına kesin gözüyle bakılırken Likud Lideri Binyamin Netanyahu’ya beklenmedik bir destek geldi. Mavi-Beyaz partisinin lideri Benny Gantz, Kovid-19 salgınının getirdiği olağanüstü şartları öne sürerek kendi partisini dağıtma pahasına Netanyahu koalisyonuna katıldı ve yeni hükümet 14 Mayıs’ta göreve başladı. Ancak koalisyon, tıkanan bütçe görüşmeleri nedeniyle 6 ay sonra, 23 Aralık’ta dağıldı.
Uç kanatların koalisyonu
23 Mart 2021 seçimlerine giderken partiler, “Netanyahu karşıtları” ve “Netanyahu yanlıları” olarak kutuplaştı. Netanyahu’nun partisi sandıktan birinci çıktı ve Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Netanyahu ve onu destekleyen sağcı partilerin (Ortodoks Yahudi partileri) sandalye sayısı 52’de kaldı ve güvenoyu alacak sayıya ulaşamadı. Bunun üzerine Rivlin, 17 sandalye ile Knesset’te ikinci konumda bulunan merkez Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Lapid’e verilen sürenin dolmasına az bir süre kala, aşırı sağcı Yamina Partisi ile Arap Ra’am Partisi ikna edildi ve “Değişim Koalisyonu”nu kuruldu. Böylece Knesset’te sadece yedi sandalye ile temsil edilen ve Araplara karşı nefret söylemleri ile tanınan aşırı sağcı Bennet, bir Arap partisinin desteğiyle Başbakan olan ilk lider olarak İsrail tarihine geçti. Ancak tek ortak noktaları Netanyahu karşıtlığı olan, ideolojik olarak birbirlerinin zıddı sekiz partinin toplam 62 milletvekiliyle oluşturduğu koalisyonun uzun ömürlü olmayacağı kurulduğu ilk günden belliydi.

Nitekim üç sağ, iki merkez, iki sol ve bir de Arap partisini barındıran koalisyona ilk iki darbe en sağdan, Başbakan’ın partisi Yamina’dan geldi. Milletvekili Amichai Chikli, koalisyonu desteklemeyeceğini en başından ilân etti. Ardından nisan ayında Idit Silman, yeterince sağ politika uygulamadığı gerekçesiyle koalisyondan desteğini çektiğini duyurdu. İki vekilin desteğini çekmesiyle koalisyonun vekil sayısı 60’a düştü. Böylece 120 sandalyeli hükümetin muhalefet karşısındaki oy sayısı eşitlendi. Mayıs ayında Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenazesinde yaşananlar nedeniyle bu kez sol Meretz Partisi’den Filistinli milletvekili Gayda Rinavi Zuabi’nin koalisyondan ayrılma kararı, hükümeti düşme riskiyle karşı karşıya bıraktı. Kriz, Zuabi’nin ikna edilmesiyle aşıldı.
Hükümeti düşüren yasa
Zuabi krizinin üzerinden çok geçmeden Haziran ayında Knesset’e gelen “yerleşimci yasası”nın uzatılmasını öngören kanun tasarısı, hükümetin sonu oldu. Söz konusu yasa, işgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan İsrailli yerleşimcilerin, aynı bölgedeki Filistinlilerin aksine İsrail askeri mahkemeleri yerine sivil mahkemelerde yargılanması gibi ayrıcalıkları sağlayan olağanüstü halin düzenli olarak beş yılda bir uzatılmasını öngörüyor. Batı Şeria’daki yaklaşık yarım milyon yerleşimciye İsrail’de vatandaşmış muamelesi yapılmasını öngören ve 1967’den bu yana yürürlükte olan yasanın süresinin uzatılmasını öngören oylama ilk kez Knesset’ten geçmedi. Koalisyon ortaklarından bazı Arap vekiller yasa aleyhine oy kullandı, ancak yasanın geçmemesinin asıl mimarı Netanyahu.
Netanyahu ve onu destekleyen muhalefetteki aşırı sağ partiler, yasayı desteklemelerine rağmen hükümeti devirme umuduyla aleyhte oy kullandı. Yamina’dan milletvekili Uri Orbach, hükümetin başarısız olması nedeniyle muhalefet tarafından Knesset’in feshedilmesi tasarısı gündeme gelirse lehte oy kullanacağını Başbakan Bennett’e iletti. Bu gelişme üzerine Knesset’te 60’a 60’a dengesi koalisyon aleyhine bozuldu ve Bennett-Lapid hükümeti erken seçim kararı aldı. Knesset’in haziran ayının sonundan önce feshedilmesiyle yerleşimci yasasının süresi otomatik olarak uzamış oldu. Zaten Bennett de “ülkenin anayasal kaosa girmesini engellemek” amacıyla fesih kararı aldıklarını vurguladı ve “İsrail’in güvenliğini daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde siyasi oyuna çeviren muhalefetin aksine ben, İsrail’in güvenliğine bir gün bile zarar vermeyi reddettim” dedi.
İsrail sağı Netanyahu’ya evet diyecek mi?
Seçim maratonunun başlaması siyasi partileri de hareketlendirdi. Seçimin en tartışmalı adayı ise kuşkusuz 12 yılı üst üste olmak üzere 15 yıl boyunca başbakanlık görevini yürüterek bir rekora imza atan eski Başbakan Binyamin Netanyahu. İsrail yönetimine damga vurmasının yanında muhalefette de etkinliğini kanıtladı. Değişim Koalisyonu’ndaki sağcı partileri hedefine koyan Netanyahu, adım adım izlediği yıpratma stratejisi ve propaganda ile hükümeti düşürecek taşları döşedi. Netanyahu’ya göre, 1 Kasım’da yapılacak seçimler, tekrar göreve gelmesi için bir fırsat. Hakkındaki rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma davaları devam eden Netanyahu’nun A planı kuşkusuz yeni bir seçim değildi, ancak yeni bir hükümet için yeterli desteği bulamadı. Üst üstte üç seçimde hükümet kuracak sayıya ulaşamamasına rağmen İsrail basınının günlük yayınladığı anketler Netanyahu’ya cesaret veriyor. Anketlere göre Netanyahu, 58 sandalye kazanabilir ve liderliği altında tamamen sağcı bir hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa yaklaşabilir.
Yamina dağılmanın eşiğinde
Kısa süreli başbakanlığında partisi Yamina’nın büyük kan kaybettiği Bennett ise tekrar aday olmayacağını duyurdu. Bennett, Netanyahu’nun da sağında mevzilenen, Arap düşmanı ifadeleriyle nam salmış uç bir isim olmasına rağmen, bir Arap partisi ile ittifak kurduğu gerekçesiyle Netanyahu’nun başını çektiği aşırı sağcılar tarafından “hain” damgası yedi. Sağcı tabandaki itibarı sarsılan Yamina’nın bu seçimde merkez-solla koalisyona girmesi beklenmiyor. Aslında İçişleri Bakanı Ayelet Shaked’in, Yamina’nın yeni lideri olarak seçim yarışına gireceği bile kuşkulu. Anketlerde seçim barajını kıl payı aştığı görülen Shaked aday olur ve partisi barajı aşarsa, Knesset’te Netanyahu’ya can suyu olabilir. Ancak aday olup da seçim barajına takılması senaryosu Netanyahu’nun en kötü kabûsu. Netanyahu’nun başbakan olması için bir şansı varsa bu, sağ oylardan birini bile ıskalamamasına bağlı.
Birleşme olabilir
Shaked’in Netanyahu’ya meyleden tavrı, koalisyondaki diğer sağ partileri zor duruma düşürecek gibi görünüyor. Anketlerde baraj bandında seyreden Adalet Bakanı Gideon Saar liderliğindeki Yeni Umut Partisi’nin, Yamina ile birleşme umudu kalmayınca merkez Mavi ve Beyaz Partisi ile birleşme görüşmelerine başladığı iddia ediliyor. İsrail basınında çıkan haberlere göre eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da koalisyona katılacak. Eisenkot’un hem soldan hem de sağdan seçmen çekme yeteneğine sahip olduğuna inanılıyor.
Taze Başbakan oyunu artırabilecek mi?
Bennett’ten Başbakanlık koltuğunu geçici olarak devralan Yair Lapid’in partisi Gelecek Var, anketlerde Netanyahu’nun ardından ikinci sırada görünüyor. İsrail tarihinin etnik ve ideolojik olarak en çeşitli koalisyonu olan Değişim Koalisyonu’nun mimarı olan Lapid, aynı zamanda 2009’dan bu yana iki devletli bir çözümü destekleyen ilk İsrail başbakanı. İsrail sağı, solu, merkezi ve Arap bir partiyi pragmatik bir çözümle, Netanyahu karşıtlığında tek bir çatı altında buluşturmak her ne kadar ömrü kısa da olsa, önemli bir başarı. Ancak koalisyonun dağılmasına neden olan “yerleşim yasası” oylamaları, Netanyahu’nun başını çektiği İsrail sağının gerektiğinde daha da pragmatik olabileceğini gösterdi. Seçim yarışına Başbakan sıfatıyla girecek olan Lapid, bu dönemde etkinliğini ve liderliğini kanıtlayarak elini güçlendirmeye çalışacak. Lapid, Kasım ayında yeni bir koalisyon hükümeti kurulamaması ihtimalinin yüksek olduğu da düşünüldüğünde, beklenenden uzun bir süre geçici başbakan olarak kalabilir. Lapid’in bu süreçteki icraatları sol kampa olan güveninin artması için fırsat olabileceği gibi tam tersi bir etki de yapabilir.
İsrail siyasetinde kördüğüm
1 Kasım seçimlerinde daha önceki seçim sonuçlarından çok farklı bir tablo çıkması beklenmiyor. Dolayısıyla İsrail siyasetinin içine düştüğü kemikleşmiş kimlik siyasetiyle atılan kördüğüm öyle kolay çözülecek gibi durmuyor. Her ne kadar “Netanyahu karşıtlığı” gibi pragmatik ve belki de sığ bir amaç için kurulmuş da olsa Değişim Koalisyonu denemesi, siyaseten uç cephelerde yer alan kanatları bir araya getirecek motivasyonun kaynağının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bir de İsrail sağının radikal politikalarından taviz vermeye hazır olmadığını…
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor












