Ortadoğu
Netanyahu, küresel Yahudi güvenlik gücü kurulmasını talep etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Sydney’deki Bondi Plajı saldırısının ardından Avustralya hükümetini eleştirerek dünya genelinde silahlı Yahudi güvenlik yapılarının kurulmasını talep etti.
Avustralya’nın Sydney kentindeki Bondi Plajı’nda gerçekleşen saldırı, İsrail ve Avustralya hattında yeni bir güvenlik doktrini tartışmasını başlattı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırıdaki güvenlik zafiyetine dikkat çekerek Avustralya hükümetine sert eleştiriler yöneltti.
Netanyahu, Yahudi topluluklarının korunması amacıyla İsrail’deki sivil-güvenlik modeline benzer, küresel ölçekte silahlı ve örgütlü yapıların hayata geçirilmesini önerdi. Bu açıklama, Yeni Güney Galler (NSW) eyalet hükümetinin yerel bir Yahudi güvenlik grubuna silah taşıma yetkisi vermeyi gündemine aldığı süreçle eş zamanlı gerçekleşti.
Netanyahu küresel milis gücü öneriyor
İsrail Başbakanı, katıldığı yayında Yahudi topluluklarının çevresel ve toplumsal güvenliğinin sağlanması gerektiğini savundu. Saldırı sırasında güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığını belirten Netanyahu, radikal unsurların eyleme geçmeden durdurulması gerektiği görüşünü paylaştı.
Netanyahu, Avustralya hükümetine seslendiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Siz eğer Yahudilerin korkmadan yaşayabileceği alanlar yaratmazsanız, bu tür saldırılar kaçınılmaz olur. Ben uzun süredir Yahudi topluluklarının çevresel ve toplumsal güvenliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorum. Teröristleri ve radikalleri, harekete geçmeden önce durdurmanız gerekir. Şimdi Avustralya hükümetine açıkça söylüyorum: Uyanın. Gerçekle yüzleşin.”
Avustralya’nın atması gereken adımlara ilişkin bir soruyu yanıtlayan Netanyahu, istihbaratın etkin kullanılması gerektiğini vurguladı. Radikal eğilimleri bilinen kişilere özgür alan tanımanın “delilik” olduğunu savunan İsrail Başbakanı, silahsız sivillerin otomatik silahlı saldırganlar karşısında çaresiz kaldığını belirtti.
Netanyahu, Hanuka etkinliğindeki olası bir senaryo üzerinden şu değerlendirmeyi yaptı:
“Hesaplayalım: Eğer o Hanuka etkinliğinde birkaç silah olsaydı -ister 5, ister 10, ister 15- bu saldırı anında sona erdirilirdi. İsrail’de bunu defalarca gördük. Bugün de görüyoruz. Ve bence artık buna ihtiyaç var. Dünya bu kararı görüyor. Bu kararın farkına varmak zorunda.”
Avustralya hükümetinin Filistin devletini tanıma yönündeki adımlarını da eleştiren Netanyahu, “Ama şimdi geçmişi tartışmanın değil, harekete geçmenin zamanı” ifadesini kullandı.
İsrail basını profesyonel yapılanmayı savunuyor
Netanyahu’nun çağrısı, İsrail hükümetine yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde yayımlanan bir görüş yazısıyla paralellik gösteriyor. “Yahudi Halk Muhafızları” adı altında yeni bir yapının kurulmasını öneren makale, küresel ölçekte kalıcı ve profesyonel bir güvenlik ağının oluşturulmasını talep ediyor.
Önerilen model; hızlı müdahale ekipleri, ortak güvenlik protokolleri, erken uyarı mekanizmaları ve şiddet eylemine dönüşmeden önce kışkırtma süreçlerinin tespitini içeriyor. Yapının İsrail, ABD ve müttefik ülkelerin istihbarat birimleriyle koordineli çalışması öngörülüyor. Makalenin yazarı Yoel Zilberman, İsrail’de faaliyet gösteren ve tartışmalı bir konuma sahip olan Haşomer Hahadaş (Yeni Muhafız) örgütünün kurucusu ve genel müdürü olarak tanınıyor.
Haaretz gazetesi, Haşomer Hahadaş’ı “İsrail’in en büyük milislerinden biri” olarak nitelendiriyor. Gazete, örgütün hukuken sivil toplum kuruluşu statüsünde olmasına rağmen sahada fiili güvenlik işlevleri üstlendiğini, üyelerinin bireysel silah ruhsatlarına sahip olduğunu ve İsrail polisi ile ordusuyla entegre çalıştığını belirtiyor.
Yeni Güney Galler hükümeti silah yetkisini genişletiyor
Sydney’i de içine alan Yeni Güney Galler (NSW) eyalet hükümeti, Bondi saldırısının ardından güvenlik politikalarında değişikliğe gitmeye hazırlanıyor. Deepcut News haber portalının aktardığına göre yönetim, yerel bir Yahudi güvenlik grubu olan Community Security Group (CSG) üyelerine silah taşıma yetkisi vermeyi değerlendiriyor.
NSW Başbakanı Chris Minns, Sky News kanalına verdiği demeçte, CSG’nin ciddi tehditlere yanıt verebilmesi için silahlanmasına izin verilip verilmeyeceği sorusunu “Evet, var” şeklinde yanıtladı.
Mevcut düzenlemede CSG’nin ruhsatı yalnızca ibadethaneler ve okullarda silah taşınmasına olanak tanıyor. Bondi Plajı’ndaki Hanuka etkinliğinde görevli personelin silahsız olduğunu hatırlatan Minns, yetkinin kapsamının genişletilmesi için görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Minns, “Bu konuyu özellikle Yahudi etkinlikleri bağlamında kendileriyle görüşüyoruz” dedi.
Gönüllü yapıdan istihbarat ağına
Community Security Group (CSG), Avustralya’daki Yahudi topluluğunu korumayı amaçlayan gönüllü bir yapı olarak NSW, Victoria, Batı Avustralya ve Queensland eyaletlerinde faaliyet gösteriyor. Örgüt, misyonunu “Yahudi yaşamını ve yaşam tarzını tehditlere karşı korumak” olarak tanımlıyor.
CSG’nin faaliyet alanları arasında Yahudi okulları ve sinagoglar için güvenlik danışmanlığı, risk değerlendirmesi, etkinliklerde personel görevlendirilmesi ve antisemitik olayların raporlanması yer alıyor. Örgüt ayrıca yerel polis ve eyalet güvenlik birimleriyle bilgi paylaşımı ve koordinasyon sağlıyor.
CSG’nin yapısı ve uluslararası bağlantıları, Avustralya Güvenlik İstihbarat Teşkilatı (ASIO) tarafından yürütülen bir soruşturmayla tartışmalı hale geldi. The Guardian gazetesinin şubat ayında yayımladığı habere göre soruşturma, kimliği “HWMW” koduyla gizlenen bir Avustralya ordusu subayının CSG aracılığıyla İsrail’de aldığı eğitimlere odaklandı.
ASIO, söz konusu subayın güvenlik iznini iptal etti. Kararın gerekçesinde, subayın “Avustralya Hükümeti’nden ziyade İsrail’e daha yüksek düzeyde sadakat gösterdiği” belirtildi. İdari İnceleme Mahkemesi kayıtlarına göre HWMW, İsrail’deki eğitimini Avustralyalı amirlerinden gizledi. Subay, bu gizliliğin nedenini “CSG hakkında daha fazla soru yanıtlamasını gerektirecek olması ve CSG tarafından bu konuda ketum olması yönünde uyarılması” sözleriyle açıkladı.
Örgüt içi kaynaklar devşirme havuzunu doğruluyor
Soruşturma kapsamında ifade veren HWMW, CSG’nin İsrail’deki eğitimlerinin İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad için “doğal bir devşirme havuzu” işlevi gördüğünü itiraf etti.
Eski bir CSG üyesi de bu iddiaları doğrulayarak örgütün istihbarat servisleriyle ilişkisini şu sözlerle anlattı:
“CSG’nin İsrail istihbarat servisleri için bir devşirme alanı olarak uzun bir geçmişi var. Bu servislerle açık ve çift yönlü bir iletişim hattına sahipler” dedi.
Aynı kaynak, kendisine de İsrail’de eğitim teklif edildiğini ancak örgütten ayrıldığını belirterek, “Genellikle genç muhafızlıktan kıdemli muhafızlığa geçtiklerinde, yani yaklaşık iki yıl sonra, insanları bu tür seyahatlere gönderiyorlar” diye konuştu.
Sivil toplum kuruluşları silahlanmaya karşı çıkıyor
NSW Başbakanı Minns’in silah yetkisini genişletme sinyali, insan hakları savunucularının tepkisini çekti. New South Wales Council for Civil Liberties (NSWCCL), silahların çalınarak yasa dışı amaçlarla kullanılma riskine dikkat çekti.
NSWCCL Başkanı Timothy Roberts, toplumdaki silah sayısının artmasının güvenliği sağlamayacağını savundu. Roberts, “Toplumda ne kadar fazla silah varsa, o kadar güvensiz oluruz. CSG’nin silah kullanımının gözden geçirilmesi de dahil olmak üzere her türlü silah düzenlemesi bu maliyet dikkate alınarak değerlendirilmelidir” dedi.
Roberts, Deepcut News haber portalına yaptığı açıklamada, herkesin yaşam ve güvenlik hakkının temel öncelik olduğunu vurgulayarak, “Herkesin güvende olmasını sağlamamız gerektiği konusunda başbakanla hemfikiriz. Bu da silahlı suçları ve uygunsuz silah kullanımını azaltacak etkili adımlar atmak anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












