Bizi Takip Edin

Amerika

New York eyaleti cezaevlerindeki ölümleri bildirmeyi durdurdu

Yayınlanma

New York eyaleti Ceza İnfaz Kurumu (DOC), eski New York Şehri Belediye Başkanı Bill de Blasio döneminden kalma, bir tutukevinde biri öldüğünde basına haber verme uygulamasının sona erdiğini açıkladı.

Yeni DOC baş sözcüsü Frank Dwyer, parmaklıklar ardındaki son ölümler hakkında kamuoyunun bilgilendirilmemesi sorulduğunda, “Bu bir politika değil, bir uygulamaydı,” dedi.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca, departmanın medya ekibi cezaevlerinde ölen kişilerin ölümünü duyuran bir basın açıklaması yayınlıyordu. Bültende genellikle kişinin adı, kaldığı yer, ölüm tarihi ve saati gibi temel bilgiler yer alıyordu.

Fakat son iki hafta içinde DOC, 14 Mayıs’ta Rikers’ta akıl hastası kişiler için özel bir birimin üst katından atladığı iddia edildikten sonra ölen 52 yaşındaki Rubu Zhao ve Cumartesi günü yetkililerin ilk olarak kalp krizi olarak etiketledikleri kafatası kırığı nedeniyle ölen 31 yaşındaki Joshua Valles de dahil olmak üzere en az iki ölüm hakkında kamuoyunu bilgilendirmedi. Valles, ölümünden günler önce DOC gözetiminden ayrılmıştı.

Gözetmenin Swain’e gönderdiği mektuba göre, Valles 20 Mayıs’ta sağlık personeline baş ağrısı şikayetinde bulunduğunda Rikers’ta özel bir tıbbi birime yerleştirilmişti. 

Raporda Valles’in daha sonra Elmhurst Hastanesine getirildiği, burada durumunun kötüleştiği ve yaşam destek ünitesine bağlandığı belirtildi. Gözlemci, hapishane yetkililerinin Valles’in hastaneye naklini 24 saatlik rapor olarak adlandırılan bölüme kaydetmediklerini söyledi.

Bunun yerine, görevli memurlar Rikers’ta tutulan fiziksel bir kayıt defterinin içine el yazısıyla bir not düşmüşler. Mart 2019’da şehrin Soruşturma Departmanı, hapishane yetkililerinin tehlikeli olayları önemli ölçüde eksik saydığı sonucuna vardıktan sonra, Islah Departmanının kayıt tutma sistemini tamamen dijitalleştirmesini tavsiye etmişti.

The Legal Aid Society’de Mahpus Hakları Projesi’nde çalışan avukat Kayla Simpson, “Bence bu, hikâyeyi kontrol etmek için hapishaneleri incelemeden tecrit etmeye yönelik bir dizi girişimin parçası,” dedi.

Şimdiki New York Şehri Belediye Başkanı Eric Adams yönetimi altında, DOC ayrıca Rikers ve diğer şehir hapishanelerinden gerçek zamanlı video izleme erişimini, kurumu denetleyen Düzeltme Kurulu üyelerine vermeyi reddetti.

Dwyer, tüm hapishane ölümlerinin departmanın sağlık işleri birimine, özel soruşturma ekibine, din görevlisine ve hukuk ekibine rapor edildiğini belirtti.

Dwyer, şehrin adli tabibinin yanı sıra eyalet başsavcılığı ve eyalet Islah Komisyonu ile de temasa geçildiğini sözlerine ekledi.

DOC’nin ölüm açıklamalarında yapılan değişiklik, departmanı denetleyen federal gözlemcinin, Islah Komiseri Louis Molina ve ekibini yakın zamanda meydana gelen bir ölüm ve diğer dört ‘hapsedilen kişilere zarar veren ciddi ve rahatsız edici olay’ hakkında düzgün bir şekilde bilgilendirmedikleri için eleştirdiği sırada geldi.

Cuma günü yayınlanan özel bir raporda federal gözlemci Steve Martin, iki hafta boyunca solunum cihazına bağlı kalan ve gardiyanlar tarafından dövüldükten sonra boynundan aşağısı felç olan bir tutukluyla ilgili medya raporlarına güvenmek zorunda kaldığını yazdı.

Molina özel raporu gizli tutmaya çalışmış ve Martin’e ‘büyük adımlar attığımız bir dönemde bunun departmana büyük zarar vereceğini’ söylemişti. Molina ayrıca raporun ‘kendi kendimizi yönetemeyeceğimize inananların ateşini körükleyeceğini’ de savunmuştu.

Martin’in Cuma günkü özel raporuna göre, izleme ekibi Valles’in durumundan ancak hastaneye kaldırıldıktan iki gün sonra haberdar oldu. Hapishane yetkilileri Martin’e Valles’in kalp krizi geçirmiş gibi göründüğünü ve herhangi bir cinayet şüphesi olmadığını söylemişti.

Martin ayrıca, Molina’nın ‘resmi bir yanlışlık olmadığını’ ve ‘vakayla ilgili başka hiçbir ayrıntı bilmediklerini’ söylediğini yazdı. Fakat Martin’in son mektubuna göre, yapılan otopside Valles’in kafatasında çatlak olduğu ortaya çıktı.

Hapishane yetkililerine göre Valles bir ay önce başka bir mahkumla kavga etmiş ama herhangi bir yaralanma rapor edilmemiş.

Amerika

Trump’ın Alaska planı: Peltola kazanırsa Senato’da yemin krizi çıkabilir

Yayınlanma

Demokrat Mary Peltola’nın Alaska senatörlük yarışını kazanması halinde, Donald Trump’ın itiraz çağrısıyla ABD Senatosu’nda yemin krizi patlak verebilir. Cumhuriyetçiler, oy pusulasındaki isim benzerliğinin seçmeni yanılttığını öne sürerek tescil sürecini bloke etmeye hazırlanırken, nihai kararın Genel Kurul’daki çetin pazarlıklara kalması bekleniyor.

ABD Senatosu, Alaska’daki kritik senatörlük yarışının ardından Genel Kurul’da patlak verebilecek çetin bir usul krizine hazırlanıyor.

Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan ile Demokrat eski Temsilciler Meclisi üyesi Mary Peltola arasındaki yarışta ibrenin Demokrat adaya dönmesi, Başkan Donald Trump’ın olası bir mağlubiyeti hileli ilan ederek Senato’daki müttefiklerini sonuçlara itiraz etmeye çağırması ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Senatörler, benzer bir itiraz dalgasının diğer çekişmeli eyaletlere de sıçrayabileceğini hesaba katıyor.

Demokrat senatörler, Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune’u genel olarak kurallara bağlı bir isim olarak değerlendiriyor ve Alaska Valisi ile Vali Yardımcısı tarafından tescillenen resmi bir seçim sonucunu keyfi biçimde çöpe atmaya yanaşmayacağını düşünüyor.

Ancak Trump’ın, yarışın kıl payı kaybedilmesi halinde Senato’daki MAGA çizgisine yakın müttefiklerini harekete geçirme ihtimali masada duruyor.

Bu senaryoda Cumhuriyetçi Sullivan’ın olası yenilgisini, oy pusulasında yer alan ve ismi kendisiyle neredeyse aynı olan bağımsız aday Daniel J. Sullivan Jr.’ın seçmen nezdinde kafa karışıklığı yarattığı iddiasına bağlaması bekleniyor.

Alaska eyalet yönetiminin Peltola’nın zaferini tescil etmesi ve ardından Trump’ın Senato’daki Cumhuriyetçilere bu sonucu tanımama çağrısı yapması, Çoğunluk Lideri Thune’u iki ateş arasında bırakacak.

Senato Demokrat grubundan bir danışman, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, hazırlıkların boyutunu “Herkes her ihtimali inceden inceye hesaplıyor ve herkes her senaryoya karşı tedbir alıyor” sözleriyle özetliyor.

George Washington Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Senato içtüzüğü uzmanı Sarah Binder, Trump’ın Alaska’daki Demokrat zaferine meydan okuma tehdidinin Genel Kurul’da sert bir hesaplaşmaya yol açabileceğini belirtiyor.

Trump’ın Demokratların seçimlerde hile yaptığına dönük sabit ısrarı karşısında hiçbir ihtimalin göz ardı edilemeyeceğini kaydeden Binder, sürecin bilinmezliğini şöyle açıyor:

“Alaska yönetimi Peltola’nın seçildiğini tescil ederse, Trump Cumhuriyetçileri onun yemin etmesini engellemeye zorlar mı? İkinci mesele, böyle bir çağrı gelirse Cumhuriyetçiler gerçekten bu talimatın peşinden gider mi? İşte bu noktada, Senato’nun resmi bir yemin törenini engellemek için ne yapabileceği gibi tam bir arı kovanına giriyoruz. Önümüzde haritası çıkarılmış tek bir yol yok.”

Binder, geçmiş örneklere bakıldığında, Alaska resmi olarak Peltola’yı kazanan ilan etse bile Cumhuriyetçilerin yemin oturumunda doğrudan itiraz kaydı düşebileceğini vurguluyor.

Senato işleyişine yakın kaynaklar, Trump müttefiki tek bir senatörün ya da bir grup Cumhuriyetçinin, Peltola’nın veya sonuçlarına itiraz edilen bir başka yakın yarışın galibi Demokrat adayın 2027 başında göreve başlama yemini etmesine karşı itiraz beyanında bulunabileceğini aktarıyor.

Böyle bir tıkanıklık, krizi çözmek adına Thune ile Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer arasında doğrudan pazarlık masası kurulmasını zorunlu kılacak.

Senato’daki Cumhuriyetçi kaynaklar ise görevdeki Dan Sullivan’ın Peltola’yı mağlup edeceğine kesin gözüyle baktıklarını dile getiriyor.

Son kamuoyu yoklamaları Peltola’yı rakibinin 2 yüzde puanı önünde gösterse de yarış halen hata payı sınırları içinde seyrediyor.

Data for Progress, InsiderAdvantage ve Alaska Survey Research tarafından yapılan araştırmalar Demokrat adayın 2 puan önde olduğunu ortaya koyarken, New York Times ve Siena ortaklığında 24 Eylül ile 1 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen anket Peltola’nın farkı 7 puana kadar çıkardığını gösterdi.

Alaska’da tercihli oylama sisteminin uygulanması da oy sayım dinamiklerini değiştirebilecek unsurlar arasında yer alıyor.

Senato tarihinde buna benzer bir kriz en son Ocak 1997’de kayıtlara geçmişti.

Louisiana’daki 1996 senatörlük seçiminde Demokrat Mary Landrieu yarışı 5 bini aşkın oy farkıyla kazanmış, ancak Cumhuriyetçi rakip Woody Jenkins geniş çaplı usulsüzlük iddialarıyla Senato’ya resmi itiraz dilekçesi vermişti.

Dönemin Senato yönetimi, Landrieu’nun yemin ederek göreve başlamasına itiraz hakkı saklı kalmak kaydıyla izin vermiş, hile iddialarını ise incelenmek üzere Senato Kurallar Komisyonu’na havale etmişti.

Bu formül, yolsuzluk iddialarının somutlaşması halinde Senato’nun salt çoğunluk oyuyla Landrieu’yu görevden alma kapısını aralık bırakıyordu.

Neticede Kurallar Komisyonu, bazı usulsüzlüklerin yaşandığını kabul etse de Ekim 1997’de oybirliğiyle soruşturmayı sonlandırarak Landrieu’yu aklamıştı.

Trump yönetimi, Peltola’nın ipi göğüslemesi halinde Senato’da Cumhuriyetçi eğilimli bir eyaleti kaybetmemek için benzer bir kavganın hukuki zeminini şimdiden kuruyor.

Trump’ın kontrolündeki Adalet Bakanlığı geçen hafta federal mahkemeye başvurarak, Senatör Dan Sullivan’ın seçimi az bir farkla kaybetmesi durumunda sonucun tescil edilmesinin durdurulmasını talep etti.

Bakanlık, Sullivan’ın pusulada neredeyse adaşı olan Daniel J. Sullivan Jr. yer almasaydı seçimi kazanacağını öne sürebileceği bir hukuki kurgu geliştirdi.

Hukuk uzmanları Adalet Bakanlığı’nın bu davasını dayanaktan yoksun bularak geçersiz sayıyor. Bu da Trump’ın yargıdan sonuç alamayınca doğrudan Senato’daki Cumhuriyetçilere döneceği ve Peltola’nın koltuğa oturtulmaması talimatı vereceği beklentisini güçlendiriyor.

Senato siyasetini izleyen Arizona Eyalet Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Steven S. Smith, tarafların taktiğini şu sözlerle açıklıyor:

“Diğer Dan Sullivan’ın seçmende kasıtlı bir yanılsama yarattığı tezini şimdiden işlediler. Bu mesele Alaska mahkemelerince karara bağlanmış olsa bile, seçim adaletinin zedelendiği iddiasını gündemde tutacaklar.”

Alaska Seçim İdaresi, Cumhuriyetçi Vali Yardımcısı’nın talimatıyla başlangıçta bağımsız aday Dan J. Sullivan’ın adını pusuladan çıkarmıştı.

Fakat bir eyalet yargıcı adayın yeniden pusulaya eklenmesine hükmetti ve bu karar Alaska Yüksek Mahkemesi tarafından da onaylandı.

Oy pusulasında seçmenin kafasını karıştırmamak için görevdeki Cumhuriyetçi senatör “Dan S. Sullivan”, partisiz aday ise “Daniel J. Sullivan Jr.” olarak yazıldı.

Hukuk uzmanları, eyalet yüksek mahkemesinin tescil ettiği bir adaylık sürecinin ardından yerel yetkililerin Peltola’nın olası galibiyet belgesini onaylamayı reddetmesinin mahkemelerden döneceğine dikkat çekiyor.

Dolayısıyla düğüm doğrudan federal Senato’ya kalıyor. Ulusal çapta görünürlük kazanmak isteyen hırslı Cumhuriyetçi senatörler veya doğrudan Trump’a sadık isimler, Peltola’nın yeminini durdurmak için Genel Kurul zeminini kullanabilir.

Profesör Smith, Trump destekçisi Cumhuriyetçilerin eldeki her çatlağı zorlayacağını belirterek, Demokrat adayın tescil alması halinde Senato dengeleri elveriyorsa Cumhuriyetçilerin kesinlikle itiraz bayrağını çekeceğini dile getiriyor.

Öte yandan Peltola seçimi kazansa bile, mazbatasını alabilmesi için Cumhuriyetçi Vali Mike Dunleavy ile eyaletin içişleri yetkilerini yürüten Vali Yardımcısı Nancy Dahlstrom’un imzasına ihtiyaç duyacak.

Eğer eyaletin Cumhuriyetçi idarecileri Demokrat adayın zaferini tescillemeyi reddederse, Senato kuralları gereği 3 Ocak’ta yeni yasama dönemi başladığında Genel Kurul’un Peltola’yı doğrudan göreve başlatması hukuken mümkün olmayacak. Böyle bir senaryoda kördüğüm yeniden Alaska mahkemelerine taşınacak.

Benzer bir kriz 2009 yılında Minnesota’da yaşanmıştı.

Demokrat Al Franken ile Cumhuriyetçi Senatör Norm Coleman arasındaki kıyasıya yarışta, Minnesota Yüksek Mahkemesi Franken’ın yaklaşık 200 oy farkla kazandığını oybirliğiyle teyit edene kadar eyaletin Cumhuriyetçi Valisi Tim Pawlenty mazbatayı imzalamamıştı.

O tarihte Senato’da 59 sandalyeye sahip olan Demokrat çoğunluk dahi hukuki süreç tamamen sonuçlanana kadar Franken’ın yemin ederek göreve başlamasını bekletmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Lockheed Martin ile ABD ordusu arasında 694 milyon dolarlık füze imzası

Yayınlanma

ABD Hava Kuvvetleri, AGM-183A ARRW hipersonik füzelerinin üretimi kapsamında savunma sanayisi şirketi Lockheed Martin ile 694 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Hipersonik silah projelerine 2018’den beri 12 milyar dolardan fazla bütçe ayıran Washington yönetimi, diğer füze programlarında ise çeşitli kalite ve tedarik gecikmeleriyle karşılaşıyor.

ABD Hava Kuvvetleri, AGM-183A Havadan Fırlatılan Hızlı Müdahale Silahı (ARRW) adlı hipersonik füzelerin üretimi için savunma sanayisi şirketi Lockheed Martin ile 694 milyon dolarlık sözleşme imzaladı.

ABD Hava Kuvvetleri Basın Servisi, anlaşmanın 29 Eylül tarihinde ABD Savaş Bakanlığının sektör genelinde uyguladığı esnek tedarik programı çerçevesinde yapıldığını duyurdu.

ARRW hipersonik füzesi, katı yakıtlı bir fırlatma motoruyla donatılmış yapısıyla dikkati çekiyor. Bu itici güç, mühimmatı ses hızının beş katının üzerine çıkarıyor; ardından hipersonik süzülme bloğu ana gövdeden ayrılıyor.

ABD Hava Kuvvetlerinin paylaştığı teknik verilere göre füze, uzak mesafelerden yüksek öneme sahip, güçlü şekilde korunan ve zaman kaybetmeden ani vuruş gerektiren hedeflerin imhası için tasarlandı.

Söz konusu füze sisteminin seri üretim aşamasına geçişini değerlendiren ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Troy Meink, bu adımı ileri silah sistemleri geliştirme programında bir dönüm noktası şeklinde tanımladı.

Meink konuya ilişkin açıklamasında, “Bu gelişme, ileri silah geliştirme programımızda bir dönüm noktasıdır. ARRW projesini test aşamasından üretim safhasına geçirerek muharebe birlikleri komutanlarına hasmın en modern erişimi engelleme ve alandan men etme sistemlerini aşabilecek kabiliyette, yüksek hızlı ve güvenilir bir silah sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bakanlık, sipariş kapsamındaki füze adedini ve teslimat takvimini güvenlik gerekçeleriyle kamuoyuna açıklamadı.

Dark Eagle füzelerinin konuşlandırılması gecikmelerle karşılaştı

Bloomberg’in bu ayın başında yayımladığı habere göre ABD Kara Kuvvetleri, Dark Eagle adını taşıyan ilk uzun menzilli hipersonik füzesinin sahaya intikalini üç yılı aşkın süre ertelemek zorunda kaldı.

Program İdaresinden alınan bilgiler, konuşlandırma faaliyetlerinin halen devam ettiğini gösteriyor. Sistemin tam muharip düzenle konuşlandırılması için ek eğitimlerin tamamlanması, teknik desteğin sağlanması ve kompleksin operasyonel hazır oluş seviyesine ulaştırılması gerekiyor.

Füzenin teslim ve konuşlandırma takviminde, 2023 ve 2025 yılları da dahil olmak üzere defalarca erteleme kararı alındı. ABD Kara Kuvvetleri Füze Programları Yöneticisi Korgeneral Frank Lozano, temmuz ayında Bloomberg’e yaptığı açıklamada, üretici firma Lockheed Martin’in imalat hattında kalite kusurları görüldüğünü bildirdi.

İlk partide yer alan geri kalan füzelerin ordu tarafından kabul edilmesinin, söz konusu üretim aksaklıklarının giderilmesine bağlı olduğu ifade edildi.

Bloomberg’in aktardığı rakamlara göre ABD, hipersonik silah projelerinin araştırma ve geliştirme süreçlerine 2018 yılından bu yana 12 milyar dolardan fazla bütçe harcadı.

Öte yandan The War Zone yayını, Ekim 2026’da ABD yapımı bir diğer çalışma olan HACM adlı hipersonik seyir füzesinin ilk uçuş testinin yapıldığını yazdı. Bu mühimmatın seri üretimine ise 2027 yılına kadar başlanması hedefleniyor.

Daha önce The Wall Street Journal gazetesinde yer alan bir değerlendirmede, hipersonik silah teknolojileri üzerinde 60 yıldır çalışan ABD’nin, Rusya ve Çin ile kıyaslanabilir düzeyde somut bir başarı elde edemediği kaydedilmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump: Brezilya seçimleri hileli görünüyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Lula’nın kazandığı Brezilya başkanlık seçiminin, herhangi bir kanıt sunmadan “hileli” gibi göründüğünü iddia etti.

 Trump, Maryland’daki Andrews Ortak Üssü’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Açıkçası, yine hileli bir seçim gibi görünüyordu. Taraftar olmadım, ama dünya gözünde çok kötü bir izlenim bıraktı. Seçimler tartışmasız olmalı ve bana gerçekten çok kötü göründü,” dedi.

Öte yandan aynı basın toplantısında Trump, bunun herhangi bir sonucu olup olmayacağı konusunda çekimser davrandı.

“Seçimle ilgili bir şey yapacak mısınız?” sorusuna başkan, “Ben Brezilya’yı yönetmiyorum, ABD’yi yönetiyorum,” diye yanıt verdi.

“Lula’yı severim” diye ekleyen Trump, bunun yine de “kötü bir izlenim” yarattığını belirtti.

Pazar günü dördüncü dönemini garantileyen Lula’nın tarihi zaferi, Trump ve hareketi için de yenilgi anlamına geldi.

Başkan hiçbir adayı açıkça desteklemedi ama daha geniş kapsamlı MAGA hareketi gibi, zaman zaman Lula’nın sağcı rakini Flávio Bolsonaro’yu övmüştü.

Trump ayrıca, Brezilya’nın eski Başkanı Jair Bolsonaro’yu da kamuoyu önünde desteklemişti.

Bu yorumlar, seçimin hile sonucu gerçekleştiğini iddia eden genç Bolsonaro’nun sözlerini yansıtıyordu.

Mağlup aday, ulaşımdaki gecikmeleri telafi etmek amacıyla oy verme süresini iki saat uzatan ve Lula tarafından atanan bir Yüksek Mahkeme yargıcının pazar günü geç saatlerde aldığı karara işaret etti.

Reuters, uzatılan saatlerde 35.000’den az oy kullanıldığını bildirdi; bu rakam, Lula’nın 4 milyonluk oy farkının çok altında kaldı.

Ayrıca Bolsonaro’nun partisi de bazı bölgelerde oy verme merkezlerinin açık kalmasını talep etti.

Trump da pazartesi günü, “Verilen uzatma çok tuhaftı,” dedi.

Bolsonaro, dört yıl önceki babası gibi, yenilgiyi kabul etmeyi reddetti ve sonuçların iptal edilmesini talep etti.

Kötü hava koşulları ve ulaşımdaki aksaklıklar bazı seçmenlerin sandığa gitmesini engellediğinde, her iki kampanya da bu gerekçeyle süre uzatımı talep edebiliyor.

Bir Brezilyalı yetkili, oy sayılarının tartışmaya açık olmadığını belirterek, ABD’nin eninde sonunda Lula’nın zaferini tanıyacağına dair güvenini dile getirdi.

Ayrıca yetkili, “Trump tanımazsa ne olur ki? En fazla, Çin’in yararına olacak şekilde diplomatik ilişkileri kesebiliriz fakat ABD, bir kukla hükümeti dayatmak için Brezilya’yı işgal etmeyecektir. Biz Venezuela değiliz. Hükümetimiz ayakta kalacaktır,” diye ekledi.

Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Lula’yı zaferinden dolayı tebrik edip etmeyeceğine ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Lula’nın zaferi, Trump yönetiminin ABD’nin iradesini tüm yarımküreye dayatma yeteneğinin sınırlı olduğunu gösterdi. 

Brezilyalı lider, gümrük vergileri gibi konularda Trump’a karşı çıkmakla kalmamış, pazar günkü oylamayı ülkenin demokrasisini ve kendi bağımsız kararlarını alma yeteneğini kurtarmanın anahtarı olarak da nitelendirmişti.

Bu, Washington ile ilişkiler kötüye gitmeye devam ederse Çin ile bağların daha da derinleştirilmesini de içerebilir.

Yönetim, Lula’yı aktif olarak hedef almakla Brezilya’nın solcu hükümetiyle kırılgan bir ateşkes sürdürmek arasında gidip geldi.

2025 yılında Trump yönetimi, 2022 seçimlerinin ardından başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe girişimini kışkırtmakla suçlanan eski Cumhurbaşkanı Bolsonaro’ya yönelik kovuşturmaların sonlandırılması için Brezilya’yı zorlamak amacıyla yüksek gümrük vergileri uyguladı.

Fakat bu önlemler, Lula’nın siyasi konumunu güçlendirme gibi istenmeyen bir etkiye yol açtı ve bu başarısızlık, her iki ülkeyle de bağları olan iş çevrelerinin arka kanallardan yaptığı girişimlerle birleşince, durumu bir süreliğine yatıştırdı.

Lula’nın zaferi, Trump’ın MAGA kampındaki bazı kesimlerden hızlı bir tepkiye yol açtı.

Trump’ın Jamaika büyükelçisi adayı ve Trump’ın görev süresinin başlarında Voice of America’yı lağv eden kişi olan Kari Lake ve Trump’ın eski danışmanı ve MAGA ideoloğu Steve Bannon da dahil olmak üzere, MAGA figürleri yolsuzluk iddialarını dile getirdi.

Bannon, Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan diplomatik ilişkileri kesmelerini ve “Brezilya ile her şeyi sonlandırmalarını” istedi.

Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro, Brezilya Yüksek Mahkemesi yargıcının Pazar günü oy verme süresini uzatmasının ardından, bu sonucun “ara seçimler için ibretlik bir hikâye” olduğunu söyledi.

Navarro, “Lula’nın sorunu sadece güvenilemez olması değil, aynı zamanda komünist Çin’in kontrolü altında olması ve onun emrinde hareket etmesi,” dedi.

Danışman Jason Miller, seçim sonuçlarını kabul etmenin “imkansız” olduğunu belirten Bolsonaro’nun seçim kampanyası açıklamasını yeniden paylaştı.

Turning Point USA sözcüsü ve The Charlie Kirk Show’un yapımcısı Andrew Kolvet, Lula’nın seçimlerin birinci ve ikinci turları arasında nasıl bu kadar büyük bir destek artışı sağlayabildiğini sorguladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English