Bizi Takip Edin

Avrupa

Nijer’deki darbenin Fransız Somaïr şirketi ile ne ilgisi var?

Yayınlanma

Eski Fransız sömürgesi Nijer’de geçen hafta bir grup askerin ülke yönetimine el koyması yani sevilen tabiri ile darbesi birçok ülke ve uluslararası kuruluş tarafından kınandı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) darbecilere, gözaltında tutulan Cumhurbaşkanı’nın göreve dönmesi için bir hafta süre tanıdı, aksi taktirde “askeri müdahale” seçeneğinin masada olduğunu duyurdu.

ECOWAS’a tepki, Nijer’in komşuları Burkina Faso ve Mali’den geldi: “Askeri müdahalede bulunurlarsa bu, Burkina Faso ve Mali’ye savaş ilanı olur.”

Kimse ECOWAS’ın askeri müdahalede bulunacağına ihtimal vermiyor ancak yine de Avrupa ülkeleri, vatandaşlarını tahliye etmeye başladı.

Başkent Niamey’de hafta sonu yapılan ve binlerce kişinin katıldığı gösterilerde Fransa protesto edilirken Nijer bayrağının yanında dalgalanan Rus bayrakları dikkat çekti. Darbenin arkasında Rusya olduğu ya da en azından Wagner üzerinden darbecilerin desteklendiğine ilişkin kanıyı güçlendirdi.

Dünya kamuoyunu yönlendiren Batı basınında, darbelerin Rusya ile özdeşleştirilmesi artık alışılageldik bir durum. Yine aynı şekilde, dünyanın herhangi bir ülkesinde kurulan bir sandıktan Batı’ya yakın bir seçeneğin çıkmasının adının demokrasi olması da.

Eski Fransız sömürgesi Nijer’de de durum farklı değil… Bu ülke, dün topla tüfekle, açıktan sömürülüyordu bugün ise sistem araçları üzerinden “yasal” ve “demokratik” bir biçimde. Afrika kıtasında Batı’ya yönelik büyüyen düşmanlığın altında bu yeni sömürünün halkta yarattığı nefreti aramak hâkim sistemle hesaplaşmak demek.

Aşağıda okuyacağınız Hintli Marksist tarihçi ve gazeteci Vijay Prashad ile Kongolu politika analisti Kambale Musavuli’nin kaleme aldığı makale, kolaya kaçmadan Nijer’deki darbenin altında yatan sebeplere ve darbenin aktörlerine mercek tutmaya çalışıyor:

***

Nijer, Sahel’de Batı karşıtı darbe yaşayan dördüncü ülke oldu

Nijer’deki darbe Mali, Burkina Faso ve Gine’deki darbelerin ardından geldi. Bu darbeler Fransız ve ABD askeri varlığına ve ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlere öfkelenen subaylar tarafından yönetildi

Vijay Prashad, Kambale Musavuli

26 Temmuz 2023 günü saat 03:00’te başkanlık muhafızları Nijer’in başkenti Niamey’de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum’u gözaltına aldı. Tuğgeneral Abdurrahman Tchiani liderliğindeki birlikler ülke sınırlarını kapattı ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Darbe, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu, Afrika Birliği ve Avrupa Birliği tarafından derhal kınandı. Nijer’de askeri üsleri bulunan Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri durumu yakından izlediklerini açıkladılar. Bazum yanlısı olduğunu iddia eden ordu ile başkanlık muhafızları arasında çıkan bir çatışma, başkenti tehdit etse de kısa sürede yatıştı. 27 Temmuz’da ordudan General Abdou Sidikou Issa bir açıklama yaparak “farklı güçler arasında kan gölüne neden olabilecek ölümcül çatışmadan kaçınmak” için durumu kabul edeceğini söyledi. Tuğgeneral Tchiani 28 Temmuz’da televizyona çıkarak Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP) başkanı olduğunu açıkladı.

Nijer’deki darbe Mali (Ağustos 2020 ve Mayıs 2021), Burkina Faso (Ocak 2022 ve Eylül 2022) ve Gine’deki (Eylül 2021) benzer darbelerin ardından geldi. Bu darbelerin her biri, Fransız ve ABD askerlerinin varlığına ve ülkelerine yaşatılan kalıcı ekonomik krizlere öfkelenen subaylar tarafından yönetildi. Afrika’nın bu bölgesi – Sahel – bir dizi krizle karşı karşıya kaldı: iklim felaketi nedeniyle toprağın kuruması, 2011’de Libya’daki NATO savaşı nedeniyle İslami militanlığın yükselişi, çöl boyunca silah, insan ve uyuşturucu trafiği için kaçakçılık ağlarının artması, uranyum ve altın da dahil doğal kaynaklara, bu zenginlikler için yeterli ödeme yapmayan Batılı şirketler tarafından el konulması ve üslerin inşası ve Batılı askeri güçlerin cezadan muaf tutularak ülkeye yerleşmesi.

CNSP, darbeden iki gün sonra CNSP’ye liderlik edecek 10 subayın isimlerini açıkladı. Bu isimler ordudan (General Muhammed Toumba) Hava Kuvvetlerine (Albay Binbaşı Amadou Abouramane) ve polis teşkilatına (Genel Müdür Yardımcısı Assahaba Ebankawel) kadar tüm silahlı kuvvetlerden geliyor. CNSP’nin en etkili üyelerinden birinin, eski Genelkurmay Başkanı ve Şubat 2010’da Başkan Mamadou Tandja’ya karşı yapılan darbeyi yöneten ve Bazum’un selefi Mahamadou Issoufou’nun 2011 başkanlık seçimlerini kazanmasına kadar Nijer’i yöneten Demokrasinin Restorasyonu Yüksek Konseyi’nin lideri General Salifou Modi olduğu artık açık. Issoufou’nun görevi sırasında ABD hükümeti Agadez’de dünyanın en büyük insansız hava aracı üssünü inşa etti ve Fransız özel kuvvetleri, uranyum madenciliği şirketi Orano (eskiden Areva’nın bir parçasıydı) adına İrlit şehrini garnizon haline getirdi.

General Salifou Modi’nin ordudaki nüfuzu ve uluslararası bağlantıları göz önüne alındığında CNSP’nin etkili bir üyesi olarak göründüğünü belirtmek önemli. Modi, 28 Şubat 2023 tarihinde Roma’da düzenlenen Afrika Savunma Şefleri Konferansı sırasında ABD Genelkurmay Başkanı General Mark Milley ile bir araya gelerek “terörle mücadele işbirliği ve bölgede şiddet içeren aşırıcılıkla mücadelenin sürdürülmesi de dâhil bölgesel istikrarı” görüştü. Modi 9 Mart’ta Mali’yi ziyaret ederek Albay Assimi Goïta ve Mali Genelkurmay Başkanı General Oumar Diarra ile Nijer ve Mali arasındaki askeri işbirliğini güçlendirmek üzere bir araya geldi. Birkaç gün sonra 16 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Bazum ile görüşmek üzere Nijer’i ziyaret etti. Modi 1 Haziran’da Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçisi olarak atandı. Bu atama Nijer’de pek çok kişi tarafından Modi’nin pasifize edildiği şeklinde nitelendirildi. Niamey’de Modi’nin, devletin başındaki Tuğgeneral Tchiani’nin üzerindeki etkili isim olduğu söyleniyor.

Yolsuzluk ve Batı

Nijer’den oldukça bilgili bir kaynak bize ordunun Bazum’a karşı harekete geçmesinin nedeninin “yolsuzluğa bulaşmış, Fransa’nın bir piyonu olması” olduğunu söylüyor. Nijerliler ondan ve çetesinden bıktı. Kamu fonlarını zimmetine geçiren ve birçoğu yabancı elçiliklere sığınmış olan devrik sistemin üyelerini tutuklama sürecindeler. Yolsuzluk meselesi, dünyanın en kârlı uranyum yataklarından birine sahip Nijer’in yakasını bırakmıyor. Nijer’de söz konusu “yolsuzluk” hükümet yetkililerinin küçük rüşvetleri değil, Fransız sömürge yönetimi sırasında geliştirilen ve Nijer’in hammaddeleri üzerinde egemenlik kurmasını ve kalkınması engelleyen bütün bir yapıdır.

“Yolsuzluğun” merkezinde, ülkedeki uranyum endüstrisinin sahibi ve işletmecisi olan Société des mines de l’Aïr (Somaïr) adlı sözde Nijer-Fransa “ortak girişimi” yer alıyor. Somaïr’in yüzde 85’i Fransa Atom Enerjisi Komisyonu ve iki Fransız şirketine aitken, sadece yüzde 15’inin Nijer hükümetine ait olması dikkat çekiyor. Nijer dünyadaki uranyumun yüzde 5’inden fazlasını üretiyor, ancak uranyumu çok yüksek kalitede. Nijer’in ihracat gelirlerinin yarısı uranyum, petrol ve altın satışlarından elde ediliyor. Fransa’daki her üç ampulden biri Nijer’den gelen uranyumla çalışıyor, aynı zamanda Afrika ülkesinin nüfusunun yüzde 42’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Nijer halkı onlarca yıldır zenginliklerinin ellerinden kayıp gitmesine seyirci kaldı. Hükümetin zayıflığının bir göstergesi olarak, geçen on yıl boyunca Nijer, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi ve Uluslararası Ticaret Odası nezdinde çok uluslu şirketler tarafından açılan sadece 10 tahkim davasında 906 milyon dolardan fazla para kaybetti.

Fransa 2002 yılında avro sistemine geçtiğinde frangı kullanmayı bıraktı. Ancak on dört eski Fransız sömürgesi, Fransa’ya büyük avantajlar sağlayan Communauté Financiére Africaine’i (CFA) [CFA frangı] kullanmaya devam etti (bu ülkelerin rezervlerinin yüzde 50’si Fransız Hazinesinde tutulmak zorunda ve Fransa’nın CFA’da yaptığı devalüasyonlar -1994’te olduğu gibi- onu kullanan ülkeler üzerinde yıkıcı etkilere sahip). 2015 yılında Çad Devlet Başkanı Idriss Déby Itno, CFA’nın “Afrika ekonomilerini aşağı çektiğini” ve “Afrika’nın gelişmesini engelleyen bu kordonu kesmenin zamanının geldiğini” söyledi. Şu anda Sahel’de sadece Burkina Faso ve Mali’de olduğu gibi Fransız birliklerinin çekilmesi değil, aynı zamanda Fransızların bölgedeki ekonomik hakimiyetinin kırılması da konuşuluyor.

Yeni bağlantısızlık

Temmuz ayında düzenlenen 2023 Rusya-Afrika Zirvesi’nde Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traoré, ülkesinin suikasta kurban giden sosyalist lideri Thomas Sankara’nın üniformasını andıran kırmızı bir bere taktı. Traoré, Sahel’deki askeri darbelerin kınanmasına ve bir Afrika Birliği heyetinin kısa bir süre önce ülkesine yaptığı ziyarete sert tepki gösterdi. “İsyan etmeyen bir köle merhameti hak etmez” dedi: “Afrika Birliği, Batı’nın kendi kukla rejimlerine karşı savaşmaya karar veren Afrikalıları kınamayı bırakmalı.”

Burkina Faso, şubat ayında Mali ve Gine hükümetlerinin de katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yapmıştı. Gündemde bu devletlerden oluşan yeni bir federasyonun kurulması var. Nijer’in de bu görüşmelere davet edilmesi muhtemel.

*Bu makale Globetrotter tarafından hazırlanmıştır.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English