Bizi Takip Edin

Diplomasi

Nobelli Machado ve Avrupalı dostları

Yayınlanma

Nobel Barış Ödülü sahibi Venezuelalı muhalif María Corina Machado, ABD Başkanı Donald Trump ve Latin Amerikalı müttefiklerinin yanı sıra, Avrupa’da da birçok dosta sahip.

Örneğin Almanya’nın bir önceki “trafik lambası” koalisyonunun küçük ortağı Hür Demokratlar (FDP) ile yakın bağları olan Friedrich Naumann Vakfı, sağcı Machado ve destekçileriyle “yıllardır yoğun bir şekilde” işbirliği yapmaktan “gurur duyduğunu” belirtti.

Venezuela’da birçok darbe girişimine karışan ve ülkesine yönelik Amerikan yaptırımlarını savunan Machado, bir süredir içinde Marine Le Pen’in Ulusal Birlik (RN) partisi ile Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın partisi Fidesz’i de barındıran Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) sağcı ittifak Avrupa için Vatanseverler (PfE) ile de çalışıyor.

Machado’nun da bir konuşma yaptığı eylül ayındaki PfE etkinliği, “Reconquista başlıyor” sloganı altında düzenlendi. “Reconquista” (yeniden fetih), Endülüs döneminde İber Yarımadasındaki Hristiyanların, yarımadadaki Müslümanların varlıklarını ortadan kaldırma amaçları ve çabalarına verilen ad.

Chávez’e darbede de onun parmağı vardı

Venezuela’nın başkenti Caracas’ta, zengin ve muhafazakâr bir iş adamı ailesinden gelen María Corina Machado, başından beri Hugo Chávez (1999-2013) ve Nicolás Maduro (2013’ten beri) başkanlarına karşı muhalefetin aşırı sağ kanadının bir parçası olageldi.

Machado’nun imzası, Chávez’e karşı darbe sonrasında parlamentoyu ve Yüksek Mahkemeyi fesheden ve çok sayıda diğer yetkilinin görevini askıya alan 12 Nisan 2002 tarihli Carmona Kararnamesi’nde bile yer almıştı.

Wall Street Journal’da yer alan bir habere göre, Machado, 2019 yılında parlamento başkanı Juan Guaidó’yu tek taraflı olarak başkan ilan ederek darbe girişiminde bulunan sağcı Venezuela muhalefetinin dört aktivistinden biriydi.

O dönemde bu girişim Almanya ve AB tarafından açıkça desteklenmişti; ABD ise Guaidó’yu başkan olarak tanımış fakat plan sonuçta başarısız olmuştu.

Machado her zaman ABD ile yakın ilişkiler sürdürdü. Mayıs 2005’in sonunda, ABD Başkanı George W. Bush tarafından Beyaz Saray’da kabul edildi ve yaklaşık bir saat süren bir görüşme yaptığı söyleniyor.

Alman vakfı bağlantısı: Latin Amerika’da kirli darbeler

Ayrıca, FDP’ye yakın olan ve yakın zamanda yaptığı bir açıklamada “Machado ve destekçileriyle uzun yıllardır yakın bir şekilde çalıştığı için gurur duyduğunu” belirten Friedrich Naumann Vakfı ile de iyi ilişkileri var.

Friedrich Naumann Vakfı, 2017’den beri RELIAL (Red Liberal de América Latina) ağı aracılığıyla Machado’nun partisi Vente Venezuela ile bağlantılı.

RELIAL, 2004 yılında Friedrich Naumann Vakfı’nın girişimi ile kuruldu ve vakfın desteğini almaya devam ediyor. Ağ, Latin Amerika’nın dört bir yanından, her biri alt kıtanın “eski beyaz elitlerinin” çıkarlarını temsil eden sağcı liberal örgütleri bir araya getiriyor.

RELIAL üyeleri zaman zaman darbelerde de yer aldı. RELIAL üyesi Partido Liberal de Honduras (PLH) yetkilileri, Haziran 2009’da Tegucigalpa’daki darbede öncü rol oynadı.

Paraguay’daki Partido Liberal Radical Auténtico (PLRA) da, lideri Federico Franco Haziran 2012’de Asunción’da iktidarı ele geçirdiğinde RELIAL’ın bir üyesiydi.

Neofaşist olsa hadi neyse de bu klasik Latin Amerika faşisti!

AB’deki sağcı ‘Venezuela Koalisyonu’ Machado’ya ödül vermişti

Machado, Nobel Barış Ödülü’nü almadan önce, aşırı sağcı bir parlamento çoğunluğunun kurulmasına yardımcı olan bir oylama sonucunda Avrupa Parlamentosu’nun “Sakharov Ödülü”nü almıştı.

Bundan önce, Eylül 2024’te AP, 28 Temmuz 2024’te Venezuela seçimlerini kaybeden aday Edmundo González’i seçimlerin galibi olarak tanımayı öngören bir karar almıştı.

Karar, “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisinin de dahil olduğu milliyetçi-muhafazakâr Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) tarafından önerilmişti.

Karar, PfE ve AfD’nin öncülük ettiği sağcı Egemen Uluslar Avrupası (ESN) grubunun birkaç üyesinin desteği sayesinde çoğunluğu elde etmişti.

Parlamento Ekim 2024’te Sakharov Ödülü’nü oyladığında, González ve Machado bu ödülü ancak ECR ve PfE’nin desteği sayesinde aldı.

O zamandan beri, sağın bütün renklerini bir araya getiren ve EPP, ECR, PfE ve kısmen ESN’nin desteklediği çoğunluk “Venezuela koalisyonu” olarak adlandırılıyor.

Avrupa’nın göbeğinde Hristiyan fetihçi ideoloji

Machado, bu yıl PfE ile işbirliğini yoğunlaştırdı. Örneğin, 8 Şubat’ta Madrid’de “Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap” başlığıyla düzenlenen büyük bir PfE etkinliğine video konferans yoluyla katıldı.

Etkinlik, Latin Amerika’daki aşırı sağ ile iyi ilişkiler içinde olan İspanyol  partisi Vox tarafından düzenlenmişti. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve Marine Le Pen’in de katıldığı 8 Şubat etkinliğinde, haberlere göre “tüm konuşmacılar göçmenlere karşı sert eleştirilerde bulundu” ve “çoğu yeni bir ‘Reconquista’ çağrısında bulundu.”

Mayıs sonunda Machado, yine video konferans yoluyla bu yılki Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) Macaristan şubesinin etkinliğine katıldı.

Machado, 13-14 Eylül tarihlerinde Madrid’de Vox tarafından düzenlenen bir başka önemli etkinlik olan Europa Viva’ya da bir video konuşmasıyla katıldı.

“Reconquista Başlıyor” sloganıyla düzenlenen toplantıda, Vox başkanı Santiago Abascal, Avrupa Komisyonu’na atıfta bulunarak “Brüksel halifeliği”ni eleştirdi. Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei de toplantıda bir video konuşma yaptı.

Buna karşılık, PfE 10 Ekim’de Nobel Barış Ödülü sahibi Machado’yu tebrik ederek, Machado’nun “adalet ve özgürlüğün zaferi için barışçıl yollarla mücadele eden” “herkes için özel bir ilham kaynağı” olduğunu belirtti.

Machado ile Likud arasındaki iletim kayışı: Yeni Avrupa sağı

Machado’nun ilişkide olduğu İsrail’in yönetici partisi Likud da PfE’de gözlemci olarak yer alıyor.

Machado ve partisi Vente Venezuela, uzun zamandır İsrail’in sağ kanadı ile temaslarını genişletmiş durumda. 21 Temmuz 2020’de, Vente Venezuela’yı temsil eden Machado ve Likud’u temsil eden Eli Vered Hazan, birbirleriyle “ittifak” kurma niyetlerini açıkladıkları bir “Partiler Arası Anlaşma” imzaladılar.

Bu yılın 26 Şubatında, başkanın oğlu Donald Trump Jr., Machado ile röportaj yaptığı bir podcast yayınladı. Machado, en azından başkanın göreve başladığından beri kendisiyle konuşmadı ama Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere ABD Dışişleri Bakanlığının önde gelen yetkilileriyle ayrıntılı görüşmeler yaptı.

Machado, göreve geldiğinden bu yana Venezuela üzerindeki baskıyı büyük ölçüde artıran ve uyuşturucu kartellerine ait oldukları kanıtlanmamış bir bahaneyle birkaç Venezuela gemisini ABD ordusu tarafından batıran Trump yönetiminin eylemlerini onaylıyor.

Bu süreçte Venezuela vatandaşlarının öldürüldüğü tartışmasız bir gerçek olmasına rağmen, buna katılıp katılmadığı sorulduğunda Machado, “bu suç altyapısının ortadan kaldırılmasının” iyi bir şey olduğunu düşündüğünü yineledi. 

Machado, Trump’ı “şimdiye kadar sahip oldukları en büyük fırsat” olarak nitelendirdi.

Nitekim Machado, Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra Trump’ı aradığını ve kendisine teşekkürlerini ilettiğini bildirdi ve ayrıca Trump’ın gelecek yıl bu ödülü “hak edeceğini” de söyledi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English