Bizi Takip Edin

Diplomasi

Nvidia CEO’su Pekin ziyaretinde meşhur deri ceketini çıkardı, Çin’in yapay zeka teknolojisini övdü

Yayınlanma

Nvidia CEO’su Jensen Huang çarşamba günü, Pekin’e yaptığı ziyaret sırasında ülkenin üretim gücü ve yapay zeka teknolojisini överek, Çin’e daha gelişmiş çipler satmayı umduğunu söyledi.

Huang, Pekin’de gazetecilere verdiği demeçte, “H20’den daha gelişmiş çipleri Çin’e satmayı umuyorum” dedi.

Çin pazarı için özel olarak tasarlanmış bir grafik işlem birimi (GPU) olan H20’nin şirketin en iyi ürünü olmadığını kabul eden Huang, ancak bu ürünün kullanıcı komutlarına dayalı içerik üretme süreci olan çıkarım için “hala inanılmaz derecede iyi” olduğunu söyledi.

“Çin’de satmamıza izin verilen her şeyin zamanla daha da iyi hale gelmesi mantıklı” dedi.

Huang, yapay zeka silahlanma yarışına giren ABD ve Çin’i aynı anda idare etmeye çalışırken hassas bir denge politikası izliyor. Nvidia, yapay zeka sistemlerini eğiten ve çalıştıran veri merkezi sunucularında kullanılan GPU pazarında hakim konumda.

Çarşamba günü erken saatlerde Huang, Çin Uluslararası Ticaret Konseyi tarafından düzenlenen Çin Uluslararası Tedarik Zinciri Fuarı’na katıldı. Huang, marka haline gelen deri ceketinin yerine siyah geleneksel Çin kıyafeti giydi ve açılış töreninde konuşmasının bir bölümünü Mandarin dilinde yaptı.

Nvidia CEO’su Huang, Washington ile müzakerelerde Çin’i temsil eden Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile görüştüğünü söyledi. “Çin’in yabancı şirketleri buraya yatırım yapmaya ve iş kurmaya davet ettiğini ve Çin’in açık ve istikrarlı bir ülke olduğunu konuştuk” dedi.

Nisan ayında Trump yönetimi, önceki Biden yönetimi tarafından getirilen kısıtlamaları karşılamak için geliştirilen H20’nin ihracat kontrollerini sıkılaştırdı. Çin gezisi öncesinde Huang, Donald Trump ile bir araya geldi. Huang’a göre Trump, Nvidia’nın 4 trilyon dolarlık piyasa değerine ulaşmasını kutladı ve “iyi yolculuklar” diledi.

Pazartesi günü Nvidia, ABD hükümetinin Çin’de H20 GPU satışının yeniden başlaması için lisansların verileceğini garanti ettiğini açıkladı. Yeniden başlama duyurusu, salı günü Nvidia’nın hisselerini %4 artırdı.

Bu tepki, yerel teknoloji şirketlerinin yapay zeka sistemleri geliştirmek için kıyasıya rekabet ettiği ve bu sistemlerin daha sonra geniş imalat sektöründe uygulandığı Çin pazarının önemini vurguladı.

Huang, “Çin, yeni teknolojileri hızlı bir şekilde icat etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu teknolojileri entegre edip uygulamaya da hızlı bir şekilde geçiyor” dedi. DeepSeek’in R1 akıl yürütme modelini “devrim niteliğinde” olarak nitelendiren Huang, bu modelin dünya çapında sağlık ve tıbbi görüntüleme gibi çeşitli uygulamalara indirilip uyarlanmakta olduğunu söyledi.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, H20 çip ihracatının yeniden başlamasının, Çin’in ABD’ye nadir toprak mıknatısları ihracatındaki kısıtlamaları hafifletmek için yapılan anlaşmanın bir parçası olduğunu belirtti. Lutnick, CNBC’ye verdiği demeçte, “Çinlilerle yapılan mıknatıs anlaşmasında, bunları yeniden satmaya başlayacağımızı söyledik” dedi ve Çinli geliştiricilerin “Amerikan teknoloji yığınına” güvenmeye devam etmelerinin önemli olduğunu ekledi. Washington daha önce, Çin’in Huawei Technologies tarafından üretilen yapay zeka çiplerini kullanan ülkeleri, ABD’nin ihracat kontrollerini ihlal etme riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri konusunda uyarmıştı.

Huang, Huawei’yi “mükemmel çip tasarımı” ve mühendislik yeteneklerine sahip “müthiş” bir rakip olarak nitelendirdi ve Nvidia’nın aksine kendi bulut hizmetini sunduğunu belirtti.

Nvidia CEO’su daha önce, ABD’nin kısıtlamalarının başarısız olduğu uyarısında bulunarak, Çin’i engellemenin aksine ülkeyi kendi yerel yapay zeka teknolojisini geliştirmeye ve ABD’ye olan ihtiyacını azaltmaya ittiğini söylemişti.

ABD ve Çin’in mayıs ayında imzaladığı ticaret anlaşması ağustos ayında sona erecek ve yeni bir müzakereye varılmazsa, iki ülke arasında ek gümrük vergilerinde keskin bir artış ortaya çıkabilir.

ÇKP’li profesör Harici’ye konuştu: Ticaret savaşı, Çin’in bilim ve teknoloji sektörlerinin gelişimini hızlandırdı  

Diplomasi

Ukrayna ekonomisi, 2022’den bu yana ilk kez küçülmeye gidiyor

Yayınlanma

Ukrayna Merkez Bankası, Rus saldırılarının ticari faaliyeti vurması nedeniyle ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 0,4 daralacağını tahmin ederek faiz artışına gitti. Gelecek yılın bütçesini 47,5 milyar dolar açıkla onaylayan hükümet azami tasarruf rejimine geçerken Kiev, AB’nin vaat ettiği 90 milyar avroluk kredinin şimdiye kadar yalnızca 19,8 milyar avrosuna erişebildi.

Bloomberg’in Ukrayna Merkez Bankasının tahminine dayandırdığı habere göre Ukrayna ekonomisi 2022’den bu yana ilk kez küçülecek.

Banka, bu yılın sonunda ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 0,4 daralacağını öngörüyor.

Ukrayna Merkez Bankası daha önce ekonominin yüzde 1,8 büyüyeceğini tahmin ediyordu.

Ülke ekonomisindeki son daralma, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 30’dan fazla eridiği 2022 yılında kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Merkez Bankası tahminin kötüleşmesini, Rus saldırılarının “iş aktivitesinde keskin bir düşüşe” yol açmasıyla açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıyı hedef aldığını defalarca vurguladı.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna altyapısına yönelik saldırılarının etkili ve zamanında adımlar olduğunu, zira askerlerin önlerindeki muharebe görevlerini çözmelerine yardımcı olduğunu söyledi.

Ukrayna Merkez Bankası, ekonominin savunma sanayisine ve diğer projelere yönelik yatırımların artması sayesinde gelecek yıl yeniden yüzde 0,4 büyüme patikasına girmesini bekliyor.

Bloomberg’in aktardığına göre Ukrayna Merkez Bankası, kötüleşen ekonomik tahminlerin ardından politika faizini artırdı.

Merkez Bankasının güncellenen değerlendirmeleri daha önce beklenenden daha yüksek bir enflasyona işaret ediyor.

Hükümet harcamaları kesti ve tasarruf moduna geçti

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, eylül ayı sonunda ülkenin azami tasarruf rejimine geçtiğini ve acil olmayan bütün harcamaları ertelediğini duyurdu.

Koretskiy daha önce ülkenin kamu maliyesindeki tablonun kritik seviyeye yaklaştığını dile getirmişti.

Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna, yani 47,5 milyar dolarlık açıkla kabul edildi.

Yaklaşan 2026 kışını ülke için “nesnel biçimde zorlu” olarak niteleyen Koretskiy, kış dönemi öncesinde Ukrayna’nın enerji sektöründeki finansman açığının yaklaşık 650 milyon avro seviyesinde kaldığına dikkat çekti.

Ukrayna Maliye Bakanlığı, 2026-2029 döneminde ülkenin gereksinim duyduğu dış finansman miktarını neredeyse 146 milyar dolar olarak hesaplıyor.

Uluslararası Para Fonu ise Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan bir finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Avrupa Birliği yılın başında Kiev için 60 milyar avrosu savunma harcamalarına, 30 milyar avrosu ise bütçe ve ekonomi desteğine ayrılan 90 milyar avroluk bir kredi paketinde uzlaştı.

Ukrayna, kararlaştırılan krediden 14 Ekim itibarıyla toplam tutarın yalnızca yüzde 22’sine denk gelen 19,8 milyar avro alabildi.

Moskova yönetimi Kiev’e verilen askeri desteği kınıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, AB’nin Ukrayna’ya sağladığı krediyi değerlendirirken bu politikanın Avrupa devletlerini “egemenliklerini nihai olarak kaybetmeye” sürüklediğini öne sürdü.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’ya “bütün Batı’nın” yardım ettiğini ifade etti.

Putin, teslim ettikleri silahların Rusya topraklarına yönelik saldırılarda kullanılmasına izin veren ülkelerin askeri tesislerine karşı Rusya’nın silah kullanma hakkını saklı gördüğünü belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada, AB ile “giderek daha yakın” ilişkiler kurmak istiyor

Yayınlanma

Kanadalılar, AB ile daha yakın işbirliğinin getireceği iktisadi fırsatları, düzenleyici zorlukları ve kimlik meselelerini değerlendiriyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’yı, ticaret, güvenlik, teknoloji ve halklar arası bağların güçlendirilmesine odaklanan iki günlük bir zirve için ağırlıyor.

Liderlerin, Kanada ile AB arasında “Gelecek İttifakı” olarak adlandırılan ve “her zamankinden daha yakın bir birliktelik” olarak tanıtılan önerileri de içeren iddialı yeni bir ortaklığı ilerletmeleri bekleniyor.

Peki, Kanadalılar bu yeni anlaşma hakkında ne düşünüyor?

Rapporteur’ün aktardığına göre anket şirketi Abacus Data’nın Şubat 2026’da yaptığı bir ankette ortaya çıktı ki, Kanadalıların %74’ü dış politika, savunma ve ekonomik öncelikler konusunda AB ile daha yakın işbirliğini destekliyor. Sadece %10’u buna karşı çıkarken, %15’i kararsız kalıyor.

Bu geniş destek, farklı siyasi tutumları gizliyor. Ankete göre, Liberal seçmenlerin %60’ı AB’yi Kanada’nın en önemli iki ortağı arasında sayarken, %36’sı ABD’yi bu listeye dahil ediyor.

Muhafazakârlar arasında ise rakamlar tersine dönüyor: %65’i ABD’ye öncelik verirken, AB’yi öncelikli görenlerin oranı %36’da kalıyor.

Abacus Data’nın araştırmasına göre, Kanadalıların %48’i AB üyeliğini desteklerken, %28’i buna karşı çıkıyor.

Anket şirketi Rapporteur’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“ABD, Kanadalıların düşünce yapısında hâlâ merkezi bir yer tutuyor ama bu durum değişmeye devam ediyor. Bugün hâlâ en önemli ortak olarak görülüyor fakat artık tartışmasız bir konumda değil.”

Kanada Ticaret Odası’nın Stratejik Politika ve Küresel Ortaklıklar Başkan Yardımcısı Catherine Fortin LeFaivre, Donald Trump döneminde Avrupa’ya yönelmeye istekli olsa da AB’nin bürokratik engelleri konusunda endişeleri var:

“Kanada’nın ABD ile ilişkisi her zaman son derece önemli olacak ama son iki yıl, çeşitlendirmenin gerekliliğini görmezden gelinemez hale getirdi. Avrupa, iktisadi bağları derinleştirmek için doğal bir yer. Fakat istemediğimiz şey, ek bir regülasyon katmanına kapı açmak.”

Ontario’lu çiftçi Hannah Hutchings de bu endişeyi paylaşıyor.

“ABD hâlâ vazgeçilmez bir iş ortağıdır,” diyen Hutchings, AB ile daha yakın bağların, daha fazla rekabet ve regülasyon yaratmadan çiftçilere iktisadi fayda sağladığı takdirde, Kanadalı tarım ürünlerinin Avrupalı tüketicilere ulaşmasına yardımcı olabileceğini savundu.

2017 yılından bu yana geçici olarak uygulanan AB-Kanada Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması (CETA), ticaret engellerini azaltmış olsa da Kanadalı ihracatçılara her pazarı açmadı.

Kanada Tarım-Gıda Ticaret Birliği’nin genel müdürü Michael Harvey, “Daha yakın ilişkiler, AB ile ticaret olanakları üzerinde çalışmak için bir fırsat sunuyor ve müzakerelerde bize daha fazla pazarlık gücü sağlıyor. Bazı tarım ürünleri için, tarife dışı engeller hâlâ pazara erişimi engelliyor çünkü AB, kendi kriterlerini tüm dünyaya dayatmak istiyor,” dedi.

Harvey, AB’nin büyüme hormonları ve bitki koruma ürünleri üzerindeki kısıtlamalarına değindi:

“Bu yakınlaşma döneminde, bu konular üzerinde çalışmalıyız. Daha yakın ilişkiler halk tarafından büyük ölçüde olumlu karşılanıyor, ancak ayrıntılar fark yaratacak. Bu, her iki taraf için de kazançlı bir durum olmalı.”

Hutchings de tarımsal inovasyon ve sürdürülebilirlik alanlarında işbirliği fırsatları gördüğünü belirterek, artan maliyetler, işgücü kıtlığı, iklim değişikliği ve genç nesilleri tarıma çekme gibi ortak zorluklara dikkat çekti.

Kanadalı işletmeler için Avrupa’nın cazibesi, öngörülebilirliğinde de yatıyor.

Fortin LeFaivre, “ABD ile ticaretin maliyetini tahmin etmek zor hale geldi. Avrupa daha güvenilirdir ve iş planlaması yapmaya, pazara giriş maliyetini anlamaya ve ticaret koşullarını öngörmeye imkân tanır,” dedi.

Kanada Ticaret Odası, işletmelerin özellikle Avrupa’da yeni ihracat fırsatlarını belirlemelerine yardımcı olan “Trade Explorer” adlı bir araç geliştirdi.

Quebec merkezli kayak üreticisi Ferreol’un kurucu ortağı ve CEO’su Jonathan Audet, 2025 yılının sonlarında Fransız pazarına girdi ve satışlarının %5’ini buradan elde etti.

Audet, Avrupa’daki pazar payının zamanla Kanada’yı geçeceğini öngörüyor:

“İş ortamı ABD’dekinden daha elverişli. AB ile daha yakın bağlar kurmak, ihracatı artıracak ve ticari ortaklıklar ile ortak inovasyon ortaklıkları kurmamızı sağlayacak.”

Fakat Audet, özellikle Avrupa’daki ticaret misyonlarına ürün numuneleri götürürken idari prosedürlerin daha basitleştirilmesini istiyor.

“Onları satmayacağız, sadece ürünleri sergilemek için götürüyoruz, ancak gümrük açısından bu iş karmaşık. Mallar için bir tür pasaport olan ATA Karnesi’ne başvurmak zorundayım,” diyerek gecikmelerden, ücretlerden ve havaalanı gümrük işlemlerinden bahsetti.

Öğrenciler de fırsatlar görüyor. Ottawa’daki Carleton Üniversitesi öğrencisi ve öğrenci birliği yönetim kurulu başkanı Alex Simion, Avrupa’daki eğitim ve istihdam olanaklarına daha kolay erişimi destekliyor.

“Carleton, mühendislik öğrencisi sayısı fazla olan bir üniversite. Öğrenciler, AB ile daha yakın bağların kurulmasını coşkuyla karşılıyorlar,” diyen Simion, vize işlemlerinin basitleştirilmesini ve öğrenci konutlarına daha iyi erişim sağlanmasını talep etti.

Fakat belirsizlik hâlâ ortadan kalkmış değil. Simion, “Çoğumuz Brexit süreci yaşanırken liseye başladık, bu yüzden büyürken AB’de bir sorun olduğunu gördük,” dedi.

Onun için bu tartışma, Kanada kimliği hakkında daha derin sorular da gündeme getiriyor.

“Kanadalı olmak ne demektir? Hâlâ bunu anlamaya çalışıyoruz,” diyen Simion, AB üyeliğinin Kanada’nın kendine özgü kimliğini zedeleyip zedelemediğini sorguladı:

“Daha yakın bir bağ, AB’ye katılmadan önce Kanadalı olmanın ne anlama geldiğine bir cevap bulmamızı daha da önemli hale getiriyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya, AB-Kanada ‘ortak üye’ açıklamasına sert tepki gösterdi

Yayınlanma

Almanya ve diğer üç ülke, Kuzey Amerika ülkesini bloğun ilk “ortak üyesi” yapmayı öneren AB-Kanada ortak bildirisine itiraz etti.

Bu itiraz, salı sabahı otomatik olarak kabul edilmesi planlanan metnin sürecini durdurdu. Bildirinin şimdi yeniden kaleme alınması gerekecek.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ortak üyelik kavramını ilk olarak Eylül ayında gündeme getirmişti.

O zamandan beri bu tanım, bu hafta Montréal’de yapılacak AB-Kanada zirvesi öncesinde en tartışmalı konulardan biri haline geldi ve bu statünün pratikte ne anlama geleceğine dair netlik olmaması nedeniyle hem Brüksel’de hem de Ottawa’da şaşkınlık yarattı.

Almanya, bu terime en şiddetli şekilde karşı çıkan ülkeler arasında yer aldı.

Birkaç AB diplomatının Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, itiraz, AB’nin “sessizlik prosedürü” olarak adlandırılan diplomatik mekanizmanın son başvuru süresinden önce geldi.

Bu mekanizma kapsamında, bir üye zamanında itiraz etmediği sürece metin otomatik olarak onaylanır.

İtalya, Fransa ve Yunanistan olmak üzere üç ülke de bildirgeye itiraz etti.

Dört üyenin itiraz ettiği taslak, üye devletlerin pazartesi günü metni tartışmasının ardından, farklı tutumlar arasında uzlaşma sağlanması amacıyla dağıtıldı.

Diplomatların belirttiğine göre, 26 Ekim tarihli ve Rapporteur tarafından incelenen son versiyon, “Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Ortak Üye” kavramını tanımlamak amacıyla yürütülen çalışmalara atıfta bulunuyordu.

Bu da, ulusal başkentlerin iç anlaşmazlıktan uzaklaşmaya çalışırken, bu unvanın sahipliğini fiilen yeniden AB yürütme organına devrediyordu.

Pazartesi günkü taslakta, 2027’deki bir sonraki AB-Kanada zirvesi öncesinde bu kavramı tanımlama taahhüdü hâlâ yer alıyordu.

Bu unvan daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın da öfkesini tetiklemişti.

Trump, Eylül ayında bu fikri “gülünç” olarak nitelendirmiş ve bunu “düşmanca bir eylem” olarak değerlendirerek AB’ye “çok ağır gümrük vergileri” uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English