Bizi Takip Edin

Asya

Okyanus dibinde ‘Soğuk Savaş’

Yayınlanma

Yaklaşık 1,4 milyon kilometrelik metal kaplı fiber kablolar, okyanusların dibinde internet trafiğini sorunsuz bir şekilde sağlıyor. Bu kabloların temini ve montajı Fransa, ABD ve Japonya menşeili şirketlere ait.

Çin hükümeti küresel pazara başarılı bir şekilde girmeye başladı. Ancak teknoloji alanında ABD bu durumdan rahatsız. Nedenini ise casusluk endişeleri olarak açıklıyor.

ABD yatırımını içeren uluslararası deniz altı kablo projelerinden rutin olarak engellenmesine rağmen Çinli şirketler, Çin ve birçok müttefik ülke için kablo üretimine devam etti.

Bu, küresel internet ağının temelini oluşturan altyapının sahibi ve yöneticisi konusunda tehlikeli bir bölünme korkusu yaratmış durumda.

Çinli şirketler konsorsiyumdan çıkarıldı

2018’de Amazon, Meta ve China Mobile, Kaliforniya’yı Singapur, Malezya ve Hong Kong’a bağlayan bir kablo üzerinde birlikte çalışmaya karar verdi. Ancak Washington’da Çin’in ABD kablolarına katılımını engellemek için bir dizi manevra, China Mobile’ın konsorsiyumdan çekilmesine yol açtı.

2021 yılında, 12.000 km’lik Cap-1 kablo hattının büyük bir kısmı halihazırda inşa edilmiş olmasına rağmen, Cap-1 başvurusu tamamen geri çekildi. Tartışmalar hakkında bilgi verilen iki kişiye göre, Çin’in başlangıçtaki müdahalesi ABD hükümeti için bir güvenlik endişesi olmaya devam etti.

İptal edilen projede yer alan bir kişiye göre, “Pasifik’te yüz milyonlarca dolar battı.” Meta ve China Mobile, yorum taleplerine yanıt vermezken. Amazon konuyu gündeme dahi taşımadı.

Son beş yılda, Çin ve ABD arasında arasındaki gerilim tırmanırken, Washington’da “Çin casusluğuna” karşı korkusu sürekli tırmanış gösterdi. ABD hükümeti on yıllar boyunca uluslararası işbirliğiyle gelişen iç içe geçmiş bir internet kabloları ağını son zamanlarda parçalamaya çalışıyor.

Çinli şirketlere olan ihtiyaç devam ediyor

Çin, Pakistan, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere birçok ülke, hükümetlerinin üzerinde daha fazla kontrole sahip olacağı daha merkezi bir internet altyapısı oluşturma isteklerini birçok kez dile getirdiler. Ancak ABD’nin Çinli şirketleri dünyanın internet omurgasından dışlama çabaları güçlüklerle dolu. Financial Times’a göre, ABD yönetimi Pekin’e karşı fiberoptik savaşını sürdürürken bile, Çin’in sahip olduğu ve kullandığı gemiler, ABD’nin sahip olduğu fiber hatlarda karmaşık onarım çalışmaları yapmaya devam ediyor.

Kıtalararası verilerin yüzde 99’unu taşıyan ve dünya çapında yaklaşık 1.400 kıyı istasyonuna ulaşan 500’den fazla aktif ve planlanan denizaltı kablosu hattı var. Sektöre danışmanlık yapan TeleGeography, bu kablolar aracılığıyla her gün 10 trilyon dolardan fazla finansal işlemin iletildiğini tahmin ediyor.

Yıllardır, deniz altı kablo sektörü, büyük ölçüde devlete ait telekom operatörlerinin yatırımları tarafından yönlendirildi, ancak son on yılda teknoloji grupları onların yerini aldı. Google, Meta ve Microsoft dahil olmak üzere ABD teknoloji devleri, 2016 ile 2022 yılları arasında kablolara yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yaptı ve dünya çapındaki toplamın yüzde 15’ini oluşturdu. Önümüzdeki üç yıl içinde, 3,9 milyar dolar daha yatırım yapılacak.

ABD ve Çin rekabeti okyanus dibinde mi sürecek?

Çin telekomünikasyon şampiyonu Huawei’nin, Birleşik Krallık merkezli denizaltı kablo tesisatçısı Global Marine ile neredeyse eşit bir şekilde sahip olduğu ortak girişimi, Huawei Marine aracılığıyla bir zamanlar denizaltı kablo pazarında başarılı bir şekilde ilerliyordu.

2019’da Trump yönetimi, Huawei’ye ve denizaltı kablosu ortaklığına ait telekom grubuna yaptırımlar uyguladı. Az bilinen bir Çinli kablo üreticisi olan Hengtong Group, Huawei Marine’i satın aldı ve adını HMN Tech olarak değiştirerek bu engeli aşmak istedi.

2020’de ABD hükümeti, ABD’yi doğrudan Çin’e veya Hong Kong’a bağlayan yeni kabloları fiilen yasaklayan Temiz Ağ girişimini de oluşturdu. ABD’yi Hong Kong’a bağlamak için Meta ve Google tarafından inşa edilen bir dönüm noktası niteliğindeki kablo hattı, inşaat çalışmaları devam ederken Washington tarafından engellendi. Geçen yıl hayata geçen Pasifik Hafif Kablo Ağı şimdi Filipinler ve Tayvan’a kadar uzanıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Küresel internetin sağlığının devam etmesi, güvenilir telekomünikasyon altyapısının kolaylaştırdığı sınırlar arası serbest veri akışına bağlıdır. Ülkeler, kablosuz ağlar, karasal ve deniz altı kabloları, uydular, bulut hizmetleri ve veri merkezleri dahil olmak üzere tüm veri ekosisteminden güvenilir olmayan sağlayıcıları dışlayan uygun politika ve düzenleyici çerçeveler koyarak ulusal güvenlik, veri güvenliği ve mahremiyete öncelik vermelidir” ifadelerine yer verdi.

Çin’in deniz altı kabloları için küresel pazarda önemli bir rakip olma hırsı engellenmiş olsa da Pekin hala zemin kazanmanın yollarını arıyor.

Sektördeki kaynaklar, Çin hükümetine ait telekom şirketlerinin odak noktalarını hâlâ ticari ve siyasi etkiye sahip oldukları bölgelere kaydırmaya çalıştıklarını söylüyor.

Financial Times’a göre Çin hükümetine yakın bir kaynak, “Çin, bazı Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde projelere liderlik edebiliyor” dedi.

Bant genişliği talebinin ve onu taşıyan kabloların dünyadaki diğer birçok bölgeden daha hızlı büyüdüğü Asya’da, China Telecom, China Mobile ve China Unicom şu anda Çin’i Singapur ve Japonya’ya bağlayacak iki büyük kablo projesi de dahil olmak üzere birçok büyük kablo projesine liderlik ediyor.

Bununla birlikte, Çinli şirketlerin bugün Batılı gruplarla bir kablo inşa etme ve onu Avrupa limanlarına bağlama konusunda da aynı engeller ile karşılaması mümkün.

Geçtiğimiz yıl Pakistan’ı Kenya üzerinden Fransa’ya bağlayan bir kablo hattı, tamamen finanse edildi ve HMN Tech de dahil olmak üzere Çinli şirketler tarafından inşa edildi.

Çin’in bu konuda başka kaldıraçları da var. Çin’de projeler üzerinde çalışan iki endüstri yöneticisine göre, Çin suları ve Güney Çin Denizi üzerinden kablo döşeyen şirketlere HMN Tech tarafından üretilen kabloları kullanmaları için çok fazla baskı uygulamaya başladı.

Constable’a göre Çinli şirketler, ülkenin yabancı gemilere olan bağımlılığını azaltmak için kablo döşemek ve bakımını yapmak üzere üç gemi görevlendirdi.

 Casusluk endişeleri  

Kabloların casusluk ve sabotajlara karşı savunmasızlığıyla ilgili artan endişe, bazı hükümetlerin karasuları konusunda daha koruyucu hale gelmesine yol açarak hem kablo döşeme hem de bakım izinlerinin alınmasında gecikmelere neden oldu. Endüstri yöneticileri, Endonezya ve Kanada da dahil olmak üzere birçok ülkenin, yalnızca belirli gemilerin ve personelin kendi münhasır ekonomik bölgeleri içinde kablo döşemesini ve bakımını yapmasını zorunlu kılmaya başladığını söylüyor.

Uzun süredir devam eden bakım anlaşmaları nedeniyle, çoğu zaman ülkelerin en hassas, kritik altyapıları ihtilaflı oldukları ülkeler tarafından onarılıyor. Diğerlerinin yanı sıra ABD telekomünikasyon şirketleri AT&T ve Verizon’a ait büyük bir kıtalararası fiber kabloda geçen yıl meydana gelen bir arıza, Çinli bir gemiden çalışan Çinli mühendisler tarafından onarıldı. Aynı yıl, aynı gemi Doğu Çin Denizi’nde bir kısmı Microsoft ve Japon telekomünikasyon grubu SoftBank’a ait olan başka bir arızalı kabloyu tamir etti.

Sektördeki uzmanlar, bu bakım çalışmalarının gerçekleştirildiği anların, bir kablonun kullanım ömrü boyunca bilgisayar korsanlığına ve hasara karşı en büyük savunmasızlık noktalarından bazıları olduğuna dikkat çekiyor. Bu tür onarımlarda veri yakalamak veya bozmak için cihazlar takılabildiğini iddia ediyorlar.

Snowden olayında ortaya çıkan sızıntılara göre Birleşik Krallık istihbarat servisi GCHQ daha önce İngiliz sahilindeki uluslararası kablo iniş istasyonlarından toplu veri toplamıştı.

Bazıları, deniz altı kablolarına ve iniş istasyonlarına kimin sahip olduğunun tartışmalı bir konu olduğunu, çünkü verilerin nispeten düzensiz bir şekilde sınırlar arasında dolaştığını ve bir ülkenin topraklarından geçerken hâlâ erişilebilir olduğunu iddia ediyor.

Asya

Politbüro toplantısı, Çin ekonomisine ilişkin temkinli güven mesajı verdi

Yayınlanma

Yıl ortasında düzenlenen Çin Komünist Partisi (ÇKP) Politbüro toplantısı, uzun süredir Pekin açısından kritik bir değerlendirme noktası işlevi görüyor. Toplantı, merkezi hükümete yılın ilk yarısındaki gelişmeleri yeniden gözden geçirme ve ülkeyi önündeki aylarda daha gerçekçi bir ekonomik rotaya yönlendirme fırsatı sunuyor.

Üst düzey liderliğin son açıklaması, temkinli bir güvene işaret ediyor. Açıklamadan, politika yapıcıların önceki yıllara damga vuran geniş kapsamlı teşvik önlemleri yerine istikrarlı ve hedef odaklı bir yaklaşımı tercih ettiği anlaşılıyor. Çin, dönüşüm sürecindeki ekonomisini yönetirken Covid-19 sonrasındaki agresif harcama döneminin geride kaldığı açıkça görülüyor. Bunun yerini, kısa vadeli sermaye enjeksiyonları yerine dayanıklılık ve istikrara öncelik veren stratejik ve yapısal bir yaklaşım alıyor.

Politbüro toplantısı sonuçlarına göre, politika yönelimi belirli sektörleri hedef almaya devam edecek. Mali destek, emlak sektörü yerine yapay zekâ ve yarı iletkenler gibi yüksek teknolojiye dayalı yeni sektörlere yönlendirilecek. Emlak sektöründe ise amaç, piyasa güvenini istikrara kavuşturmak ve borç risklerini kontrol altında tutmak olacak.

Altyapı yatırımları da “yeni altyapı” anlayışı doğrultusunda yeniden şekillendiriliyor. Artık mesele yalnızca beton ve fiziki yapılardan ibaret değil; elektrik şebekeleri, bilişim altyapıları ve veri ağları ön plana çıkıyor.

Bu yaklaşım, ekonominin daha durağan sektörlerine yalnızca sermaye pompalamak yerine gelecekteki rekabet gücüne yatırım yapılması anlamına geliyor. Büyümenin yeni itici gücü olan dijital altyapı, kısa vadede iç talebi desteklerken uzun vadede teknolojik rekabet gücünü güvence altına almak gibi ikili bir amaca hizmet ediyor.

Son olarak Pekin, uluslararası ticarette daha uzlaşmacı bir tutumun sinyalini veriyor. Çin yönetimi, Avrupa Birliği gibi ticaret ortaklarının dile getirdiği ve “Çin şoku 2.0” olarak adlandırılan kaygıları azaltmak amacıyla daha dengeli bir ticaret yapısı oluşturmayı hedefliyor.

Gelecek yıl yapılacak kritik liderlik değişikliklerine hazırlanan yönetimin öncelikli odağı, hem ekonomik hem de toplumsal alanlarda istikrar olacak.

Çin, gerçekçi büyüme hedefleriyle sistemsel yeniden yapılandırma arasında denge kurmayı sürdürmeye çalışıyor ve muhtemel dış şoklarla başa çıkmak için politika alanını elinde tutuyor. Pekin’in ekonomi stratejisi, hem iç hem de uluslararası zorluklara ilişkin pragmatik bir değerlendirmeyi yansıtıyor.

Zayıf taleple mücadele eden iç ekonomi, henüz büyümenin yükünü devralabilecek durumda değil. Büyüme büyük ölçüde rekor seviyedeki ticaret fazlası ile yüksek teknoloji ve temiz enerji sektörlerinin etkileyici ihracat performansıyla desteklenmeye devam ediyor. Ancak bu durum bazı ticaret ortaklarının tepkisini çekiyor.

Pekin, iç ekonomik faaliyetleri canlandırmak ve ticari gerilimleri hafifletmek amacıyla tüketime yönelik ilk bağımsız beş yıllık planını açıkladı. Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu ile Ticaret Bakanlığı tarafından temmuz ayında açıklanan plan, perakende satışların 2030 yılına kadar 60 trilyon yuana, yani yaklaşık 8,9 trilyon dolara çıkarılmasını hedefliyor. Bu, 2025 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 20’lik bir artış anlamına geliyor.

Düzenleyici kurumlar, küçük işletmelerin kâr marjlarını iyileştirmek amacıyla platform tekellerini sınırlandırarak ve yıkıcı fiyat savaşlarını önleyerek “içe doğru aşırı rekabet” olarak tanımlanan “involution” sorunuyla mücadele ediyor. Bu yapısal düzenlemelerin sonuç vermesi daha uzun sürebilecek olsa da doğrudan nakit yardımlarına kıyasla daha sürdürülebilir ve etkili bir alternatif sunduğu düşünülüyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya ve ABD, yen alımı için ortak müdahaleyi doğruladı; yeni adımların sinyalini verdi

Yayınlanma

Japonya Maliye Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, Japonya ile ABD’nin koordineli biçimde yen alım müdahalesinde bulunduğunu ve yeni adımlar atmaktan çekinmeyeceğini bildirdi. Böylece, yenin 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesini durdurmayı amaçlayan nadir bir ikili müdahale resmen doğrulanmış oldu.

Analistlere göre bu hamle, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara yayılmasını, özellikle de halihazırda yükselen ABD Hazine tahvili getirileri üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artırmasını önlemek üzere yapıldı.

Bu ortak müdahale, 2011 yılında Japonya’nın doğusunda meydana gelen yıkıcı depremin ardından yeni zayıflatmak amacıyla gerçekleştirilen koordineli müdahaleden bu yana ilk kez yapıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin dostluğun bir göstergesi olarak ve dünya ekonomisine yardımcı olmak amacıyla Japonya’nın yeni desteklemesine yardım ettiğini söyledi.

Analistlere göre müdahale, ABD’nin Asya’daki stratejik müttefiki Japonya’ya destek sağlamasının yanı sıra, yenin olağanüstü ölçüde zayıflamasına ilişkin Washington’ın kaygılarını da giderebilir. Zira yenin değer kaybı, Trump’ın gümrük tarifelerinin sağladığı etkiyi azaltıyor.

Japonya Maliye Bakanlığı açıklamasında, cuma günü ABD Hazine Bakanlığı ile birlikte gerçekleştirilen yen alım müdahalesinin, “son aylarda Japon yeninde görülen aşırı oynaklığa ve düzensiz hareketlere karşı” yapıldığı belirtildi.

Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yeni koordineli müdahalelerde bulunmaktan çekinmeyeceğiz,” dedi.

Açıklamanın ardından yen yüzde 1’den fazla değer kazanarak dolar karşısında 155,20 seviyesine yükseldi. Bu, mayıs ayı başından bu yana görülen en güçlü seviye olurken, geçen ay kaydedilen dolar başına yaklaşık 164 yenlik 40 yılın en düşük seviyesinden de belirgin biçimde uzaklaşıldı. Yatırımcılar yeni bir müdahale ihtimaline karşı teyakkuzda kalmayı sürdürdü.

Katayama, yetkililerin pazartesi günü de piyasaya müdahale edip etmediğine ilişkin soruları yanıtlamadı.

Gözler Japonya Merkez Bankası’nda

Japonya’nın döviz politikasından sorumlu en üst düzey yetkilisi Atsushi Mimura pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ortak müdahale, Japonya’nın ABD ile ittifakının bir sonucudur,” dedi.

Mimura, “Döviz politikasını Japonya Merkez Bankası’nın para politikasıyla uyumlu hale getirmeyi sürdüreceğiz,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, hükümetin yenin değer kaybını durdurmak için merkez bankasıyla yakın işbirliği içinde hareket edeceğine işaret etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de cuma günü gerçekleştirilen müdahaleyi doğruladı ve Washington’ın “gelecekteki ortak müdahalelere katılmaktan çekinmeyeceğini” söyledi.

Bessent, X platformunda yayımladığı ayrı bir açıklamada, “Yenin ciddi ölçüde düşük değerlenmesini düzeltmek amacıyla Japonya’nın attığı kararlı piyasa ve para politikası adımlarını güçlü biçimde destekliyoruz,” dedi. Bessent ayrıca Japonya Merkez Bankası’na faizleri daha da artırma çağrısını yineledi.

Bu açıklamalar, geçen hafta faizleri değiştirmeyen ancak eylül ayındaki bir sonraki politika toplantısında faiz artırımı yapılabileceği sinyalini veren Japonya Merkez Bankası’nı yeniden gündemin merkezine taşıdı.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities’in baş tahvil stratejisti Naomi Muguruma, “Mimura ve Bessent’in açıklamaları, Japonya Merkez Bankası içindeki şahinlerin kulağına müzik gibi gelmiş olmalı,” dedi.

Muguruma, “Eylül ayında faiz artırımının artık kesinleştiğini düşünüyorum. Japonya Merkez Bankası’nın ekim ayına kadar bekleyerek yeni bir yen satış dalgasına yol açması mantıklı olmaz,” değerlendirmesinde bulundu.

Kısa vadeli para politikası adımlarına en duyarlı gösterge olan iki yıllık Japon devlet tahvili getirisi, piyasaların erken faiz artırımı ihtimalini fiyatlamasıyla pazartesi günü kısa süreliğine yüzde 1,545’e çıktı. Bu, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye oldu.

Fed’in likidite imkânı devrede

Japonya, ithalat fiyatlarını yükselten, genel enflasyonu körükleyen, hanehalkı bütçelerini zorlayan ve Başbakan Sanae Takaichi’nin kamuoyu desteğini olumsuz etkileyen yenin kesintisiz değer kaybını durdurmakta zorlanıyor.

Tokyo’nun nisan sonu ile mayıs başı arasında tek taraflı olarak gerçekleştirdiği müdahale, yende yalnızca kısa süreli bir toparlanma sağlamıştı. Japonya Merkez Bankası’nın haziran ayında politika faizini 31 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 1’e çıkarması da zor durumdaki para birimine kalıcı bir destek veremedi.

Japonya Merkez Bankası verilerine göre Japonya, cuma günü ABD ile birlikte yapıldığı doğrulanan müdahaleden önce, perşembe günü New York piyasalarında yen satın almak amacıyla 58,97 milyar dolara kadar döviz satmış olabilir.

Japonya ile ABD arasındaki koordinasyonun daha da güçlendiğine işaret eden bir başka gelişmede Bessent, geçici dolar likiditesi sağlayan ABD Merkez Bankası’nın repo imkânının büyüklüğünün önümüzdeki aylarda artırılmasının değerlendirileceğini söyledi ve bu aracı “önemli bir güvence mekanizması” olarak nitelendirdi.

Bu açıklama, Japonya Maliye Bakanlığı’nın cumartesi günü X platformunda nadir görülen bir paylaşım yaparak, piyasalardaki likidite ihtiyaçlarını karşılamak için Fed’in geçici dolar likiditesi sağlayan repo imkânına erişim de dahil olmak üzere “geniş bir araç yelpazesine” sahip olduğunu belirtmesinin ardından geldi.

Covid-19 salgını sırasında piyasaları istikrara kavuşturmak amacıyla 2020 yılında devreye alınan Fed imkânı, Japonya’nın ABD Hazine tahvillerini doğrudan satmadan dolar likiditesi sağlamasına olanak tanıyor. Bu da Tokyo’nun döviz müdahaleleri için ihtiyaç duyduğu finansman üzerindeki baskıyı hafifletebilir.

Bununla birlikte bazı analistler, son müdahale dalgasının yenin değer kaybına yol açan yapısal unsurları tersine çevirip çeviremeyeceğinden kuşku duyuyor. Bu unsurlar arasında Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle artan yakıt maliyetleri ve Japonya ile ABD arasındaki faiz farkının hâlâ geniş olması yer alıyor.

NLI Research Institute kıdemli ekonomisti Tsuyoshi Ueno, “Ortak müdahalenin açıklanmasının yarattığı etki, Japonya’nın tek taraflı müdahalesinden çok daha büyük,” dedi.

Ueno, “Ancak yenin zayıflamasına yol açan temel dinamikler değişmedi. Bu nedenle müdahalenin ardından yende tek yönlü ve sürekli bir değerlenme görmemiz muhtemel değil,” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Asya

İki dakikalık diziler dünyayı ele geçirdi: Sektör 11 milyar dolara ulaştı

Yayınlanma

Çin’de ortaya çıkan ikişer dakikalık dikey mobil diziler, kısa sürede 11 milyar dolarlık dev bir küresel sektöre dönüştü. Süresi üç dakikayı geçmeyen bu yapımlar, Hollywood devlerinin ve küresel markaların da dikkatini çekerek dünyada en hızlı büyüyen mobil içerik formatı haline geldi. Analiz raporları, mobil kullanıcıların bu uygulamalarda geçirdiği günlük sürenin hızla arttığını gösteriyor.

Bloomberg’in “Çin Bütün Dünyayı İki Dakikalık Mikrodramalara Bağımlı Yaptı” başlıklı haberine göre, bir dönem kalitesiz pembe diziler olarak görülen ikişer dakikalık bölümlerden oluşan mobil yapımlar, 11 milyar dolarlık küresel bir sektöre dönüştü.

Mobil telefonlardan izlenmek üzere dikey formatta çekilen ve her bölümü iki ila üç dakika süren bu mikrodramalar, Hollywood stüdyolarının da radarında.

Dijital ve mobil analiz şirketi Sensor Tower’ın verilerine göre, mikrodrama uygulamalarında geçirilen ortalama günlük süre Nisan 2026 itibarıyla 25 dakikaya ulaştı. Bu rakam, Ocak 2025 kıyasla yüzde 85’lik bir artışa işaret ediyor.

Çinli şirketler küresel pazara yüz milyonlarca dolar yatırdı

İlk örnekleri 2018 civarında Çin’de ortaya çıkan mikrodramaların gelirleri, 2024 yılına gelindiğinde Çin’deki toplam sinema gişe hasılatını geride bıraktı.

Çinli ReelShort ve DramaBox gibi şirketler, uluslararası pazara açılmak için yüz milyonlarca dolar yatırım yaptı.

Satış alanını genişleten kısa drama uygulamalarının sayısı Şubat 2025 itibarıyla yurt dışında 200’ü aştı. Bu sayı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık dört katlık bir artış anlamına geliyor.

Maliyeti onlarca bin doları geçmeyen ve çekimleri genellikle iki haftadan kısa süren bu yapımlar, reklam, abonelik ve bölüm başı ödemeler sayesinde milyonlarca dolar kazanç getirebiliyor. İzleyici kitlesinin en büyük bölümünü ise 18 ile 35 yaş arasındaki kadınlar oluşturuyor.

Sektörün en büyük gelir kaynağı ABD oldu. 2026 yılının başında küresel uygulama içi satın almaların yüzde 37’si ABD’den gerçekleşti. 2025 yılında yapımcılarına 11 milyar dolar kazandıran sektörün büyüklüğünün, 2030 yılına kadar 26 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Hollywood devleri ve dünyaca ünlü markalar formata girdi

Dev akış platformları da dikey formatı uygulamalarına entegre etmeye başladı. NBCUniversal bünyesindeki Peacock, Mayıs ayında mobil uygulamasına lisanslı mikrodramalardan oluşan dikey bir video akışı ekleyen ilk büyük ABD’li yayın platformu oldu.

TikTok, PineDrama adıyla müstakil bir uygulama çıkarırken Fox kanalı ise “Farmer Wants a Wife” adlı yarışma programının bölümlerini My Drama uygulaması için iki dakikadan kısa parçalara bölmeye başladı.

Sadece yayıncılar değil, küresel markalar da bu rüzgara katıldı. Ayakkabı markası Crocs, ReelShort platformuyla ortaklaşa beş bölümlük “Charmed to Meet You” projesini yayınladı. Yapım, platformda ilk 10’a girdi ve 10 milyondan fazla izlendi.

Starbucks, Çin’de “Eski Zamanlarda Starbucks Açmak” adlı altı bölümlük bir mikrodrama başlattı. Dizi, ilk gününde 2 milyon izlenmeye ulaşarak şirketin sezonluk içecek satışlarını artırdı.

Netflix ise 10’ar dakikalık 20 bölümden oluşan Meksika yapımı “Entre padre e hijo” dizisini yayınladı. Yapım, ilk haftasında platformun İngilizce dışındaki içerikler kategorisinde küresel olarak ilk 3’e girdi.

Format Rusya’da da yaygınlaşıyor. 2025 yılında “MTS Media” ve Scroll Studios, mikrodrama formatında diziler üretmek üzere anlaştı. Projelerde drama, komedi, eğitici-eğlence (edutainment), romantizm ve yaşam tarzı temalarına odaklanılacağı duyuruldu. Aynı yıl çevrim içi sinema platformu “Ivi” de bünyesinde mini drama bölümünü faaliyete geçirdi.

Yapay zeka maliyetleri yüzde 90 düşürdü

Tüm bu yükselişe rağmen sektör bazı zorluklarla karşı karşıya. Bölüm başına ödeme modeli Asya ve Latin Amerika’da beklenen ilgiyi görmedi. Öte yandan şirketler, maliyetleri kısmak amacıyla yapay zeka teknolojilerine yöneldi.

Yurt dışı pazarını domine eden Çinli üç dev şirket Kunlun Tech, COL Group ve DramaBox, yapay zekayı stratejilerinin merkezine koydu. Kunlun Tech; ses ve görüntü dahil tüm üretim süreçlerine yapay zekayı entegre ederek dizi başına maliyeti 200 bin dolar seviyesinden 20 bin dolara indirdi ve masrafları yüzde 90 azalttı. Bu adım, şirketin 2026’nın ilk çeyreğinde pozitif operasyonel nakit akışına ulaşmasını sağlasa da net zarar 132 milyon dolar olarak gerçekleşti.

ReelShort kurucusu Joey Jia, 2027 yılına kadar yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin şirketin toplam üretiminin yüzde 90’ından fazlasını oluşturacağını söyledi.

Jia, bu durumun giderleri mevcut seviyenin yüzde 10’una kadar düşüreceğini kaydetti. Rekabetten endişe duyduğunu da saklamayan Jia, “Büyük bir korku hissediyorum. Yapay zeka rekabet ortamını tamamen değiştiriyor” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English