Bizi Takip Edin

Diplomasi

Paris’teki Ukrayna toplantısından sonuç çıkmadı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkeleri ile Ukrayna’yı aradan çıkararak doğrudan Rusya ile barış müzakerelerine başlaması üzerine Fransa öncülüğündeki Avrupalılar Paris’te acil eylem planını tartışmak üzere bir araya geldi.

Toplantıya Almanya, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya ve Polonya’nın yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve NATO şefi Mark Rutte de katıldı.

Britanya ve Fransa’nın destekler göründüğü Ukrayna’ya Avrupalı barış gücü gönderme fikrine Berlin’in soğuk baktığı görülüyor. Avrupalı barış gücü askerlerinin konuşlandırılması fikri konusunda Şansölye Olaf Scholz, “Bu tartışmayı şimdi yapmak için tamamen erken ve tamamen yanlış bir zaman… Açıkçası şunu söylemek isterim ki, insanlar henüz gerçekleşmemiş ve Ukrayna’nın evet demediği barış görüşmelerinin sonuçları hakkında Ukrayna’nın kafasından konuşuyor,” dedi.

Savunma harcamaları konusunda ise Scholz, Avrupa devletlerinin savunma için GSYİH’nin %2’sinden daha fazla harcama yapmak istemeleri durumunda, hükümetinin bu harcamaların Avrupa bütçe açığı hesaplamalarında dikkate alınmamasını desteklediğini söyledi.

Almanya Şansölyesi, ABD ve Avrupa’nın güvenlik konusunda bölünmemesi gerektiğini de savundu.

Starmer: ABD olmadan Rusya’yı caydırmak zor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise, Avrupalı liderlerin gerçekleştirdikleri gayri resmi toplantının, “savunma alanında bu meydan okumaya yanıt vermede hayati bir ilk adım” olduğunu savundu.

“ABD’nin NATO’dan ayrılmayacağı açık ama biz Avrupalıların daha fazlasını yapması gerekecek,” diyen İngiliz lider, “yük paylaşımı” meselesinin yeni olmadığını, fakat artık “aciliyet arz ettiğini” ve Avrupalıların hem harcamalar hem de Ukrayna’ya sağladığı kabiliyetler açısından adım atması gerekeceğini kaydetti.

Starmer, Avrupa kendi rolünü oynaması gerektiğini söylerken, kalıcı bir barış anlaşması olması halinde “diğerlerinin yanı sıra İngiliz güçlerini de” sahaya sürmeyi düşünmeye hazır olduğunu, fakat bunun için ABD’nin de desteğine ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Starmer, “Rusya’yı Ukrayna’ya tekrar saldırmaktan etkili bir şekilde caydırmanın” tek yolunun ABD’nin güvenlik garantileri olduğunu savundu.

Macron: Avrupalılar birlikte yatırım yapmalı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupalı liderlerin bu konuda tüm Avrupalılar, Amerikalılar ve Ukraynalılarla birlikte çalışacaklarını söyledi.

Macron, “Avrupalıların hem bugün hem de gelecek için güvenlik ve savunmalarına daha iyi, daha fazla ve birlikte yatırım yapmaları gerektiğine inanıyoruz,” dedi.

Fransız lider Avrupalıların egemenlik, güvenlik ve rekabetçilik için kendi gündemlerinin uygulanmasını hızlandırmak istediklerini de sözlerine ekledi ve “Hem Ukrayna’yı destekleme hem de savunmamızı geliştirme ve yatırım yapma konusunda Avrupa Komisyonu’nun önerileri doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Tusk’tan “savunma kabiliyeti” vurgusu

Toplantıdan önce Ukrayna’ya asker göndermek istemediklerini açıklayan Polonya Başbakanı Donald Tusk, “transatlantik ilişkiler ve ABD ile dostluğun yeni bir aşamada” olduğunu kabul etti.

Tusk, “Bugün bu toplantının aynı zamanda Avrupalı ortaklarımızın Avrupa’nın kendini savunması için çok daha büyük bir kabiliyete sahip olma zamanının geldiğini anladıklarını teyit etmesi kimseyi şaşırtmamalıdır,” diye konuştu.

Tusk ayrıca “savunma harcamalarının artık aşırı harcama olarak değerlendirilmeyeceğine dair… çok önemli bir teyit olduğunu, dolayısıyla aşırı açık prosedürü ve bunun tüm tatsız sonuçları riskiyle karşı karşıya kalmayacağımızı” söyledi.

Danimarka, Rusya’nın Ukrayna’da durmayacağını ileri sürüyor

Tüm Avrupalıların Ukrayna konusunda adım atmasını ve aynı zamanda kendi ülkelerinde savunma harcamalarını artırmasını isteyen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Rusya’nın şu anda “maalesef tüm Avrupa”yı tehdit ettiğini” öne sürdü.

Rusya’nın Ukrayna’da duracağını sanmadığını ve bu nedenle hızlı bir ateşkes yapılması konusunda çok endişeli olduğunu belirten Frederiksen, ateşkesin Putin ve Rusya’ya “geri dönüp tekrar harekete geçme, Ukrayna’ya ya da Avrupa’da başka bir ülkeye saldırma imkanı verebileceğini” öne sürdü.

Danimarkalı lider, “Avrupa’nın savunma harcamaları söz konusu olduğunda, bir dahaki sefere Avrupa Konseyi’nde bir araya geldiğimizde, mali kurallar ve tüm üye devletlerin savunma harcamalarını artırabilmelerini sağlamak için izlenecek yol konusunda bir anlaşmaya varacağımızı umuyorum,” dedi.

Danimarka askerlerinin gönderilmesi ihtimali üzerine ise pek çok farklı konuyu tartışmaya açık olduklarını, fakat bu duruma gelmeden önce netleştirilmesi gereken gerçekten çok fazla şey olduğunu vurguladı.

Leyen: Savunma konusunda “aciliyet zihniyetine” ihtiyacımız var

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez de barış görüşmelerinin AB ve Ukrayna’yı “aktif bir şekilde” içermesini, “çok taraflı düzeni ve uluslararası hukuku” güçlendirmesini ve “aynı zamanda Avrupa’yı da güçlendirmesini” istedi.

Sanchez, “Adil ve kalıcı bir barışla sonuçlanabilecek bu tür görüşmeleri memnuniyetle karşılıyoruz, ancak bunun sahte bir kapanış olamayacağını kendimize hatırlatmalıyız. Geçmişin hatalarını tekrarlayamayız,” dedi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen yaptığı açıklamada, “Bugün Paris’te Ukrayna’nın güç yoluyla barışı hak ettiğini bir kez daha teyit ettik. Bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygılı, güçlü güvenlik garantileri içeren bir barış. Avrupa, Ukrayna’ya askeri yardım konusunda üzerine düşeni yapmalıdır. Aynı zamanda Avrupa’da savunma alanında bir artışa ihtiyacımız var,” diye konuştu.

Leyen, Avrupa’nın savunma konusunda bir “aciliyet zihniyetine” ihtiyacı olduğunu söyledi.

Meloni rest çekti: Toplantılar Trump karşıtı bir formatta yapılamaz

Öte yandan İtalyan haber ajansı ANSA, Başbakan Giorgia Meloni’nin toplantının sonuçlarıyla ve toplantıya davet edilenlerle hemfikir olmadığını yazdı.

Liderler toplantısına en son Meloni’nin geldiğini bildiren ajansa göre, zirvenin ardından başbakan, Brüksel’in, 27 AB üye ülkesinin ortak kararlar alabileceği tek yer olması gerektiğini söyledi.

Ayrıca toplantıların “Trump karşıtı bir formatta” yapılamayacağını vurgulayan Meloni, “Amerika Birleşik Devletleri barışı sağlamak için çalışıyor ve bizim de oynayacak bir rolümüz var,” diye ekledi.

Meloni ayrıca Kiev için yeterli “güvenlik garantileri” olmadan her türlü müzakerenin başarısız olma riski taşıdığını belirtti. Bu nedenle Meloni “diğer yolların araştırılması” ve her şeyden önce ABD’nin devreye sokulması çağrısında bulundu zira kendi ifadesiyle “Avrupa ve Amerika’nın güvenliği Avrupa-Atlantik bağlamına dayanıyor.”

Macron, Trump ve Zelenskiy ile görüştü

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa’nın stratejik özerkliği” gündemi için bastırmakla birlikte, ABD başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi yaptığı açıklandı.

Fransa Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamada “samimi görüşmenin” 20 dakika sürdüğü belirtildi.

Bir Beyaz Saray yetkilisi de görüşmeyi “dostane” olarak nitelendirdi ve iki liderin “Ukrayna Savaşı, yarın yapılacak Avrupa ülkeleri toplantısı ve Suudi Arabistan’da ABD’li ve Rus yetkililer arasında yapılacak görüşmeler” hakkında konuştuklarını söyledi.

Macron ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de telefonda görüştü.

Starmer Washington yolcusu

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı’nın kasım ayında Beyaz Saray’a geri dönmesinden bu yana Donald Trump ile ilk yüz yüze görüşmesi için önümüzdeki hafta Washington’a gidecek.

Starmer’ın, Başbakanlık tarafından teyit edilen ziyareti, ABD’nin Rusya ile Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek üzere müzakerelere başladığı ve Avrupa ülkelerini savunma için daha fazla harcama yapmaya çağırdığı bir döneme denk geliyor.

Gazetecilere konuşan Starmer’ın sözcüsü, “Yeni ABD yönetimiyle üzerinde çalışacağımız çok çeşitli konular olacak. Başbakan ticaret, yatırım ve güvenlik alanlarındaki özel ilişkimizi nasıl derinleştirebileceğimizi görüşmek üzere kısa süre içerisinde Başkan [Donald] Trump ile bir araya gelmeyi sabırsızlıkla bekliyor,” dedi.

Başbakanlık sözcüsü gazetecilere yaptığı açıklamada Starmer’ın Avrupa ülkelerini NATO askeri ittifakında daha büyük bir rol oynamaya teşvik edeceğini ama aynı zamanda Amerika’nın Avrupa güvenliğindeki rolünün kritik olmaya devam ettiğini vurgulayacağını söyledi.

Diplomasi

Türkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Türkiye ve Birleşmiş Milletler, Karadeniz’de seyrüsefer ve liman güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya ve Ukrayna ile ekim ayı başında yeni görüşmeler yapmayı planlıyor. Hazırlıkları New York’taki kapalı toplantıda ele alınan sürecin, 2022’deki tahıl koridoru modeline dayanması öngörülüyor.

Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM), Karadeniz’de ateşkes sağlanması ve ticari seyrüsefer güvenliğinin tesis edilmesi amacıyla Rusya ve Ukrayna ile yeni müzakereler yürütmeye hazırlanıyor.

Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre tarafların katılımıyla planlanan temaslar ekim ayı başında gerçekleşecek. Girişimin temel hedefini ise limanların, sivil gemilerin ve enerji altyapısının korunması oluşturuyor.

Diplomatik sürecin zeminini oluşturmak üzere eylül ayı sonunda BM Genel Kurulu kapsamında basına kapalı bir toplantı yapıldı. Söz konusu görüşmede Türkiye, ABD, Avrupa ülkeleri, Mısır ve Hindistan’dan yetkililer yer aldı.

Toplantıya ait belgelerde, tarafların ticari seyrüsefer özgürlüğünü, limanların ve enerji altyapısının güvenliğini kapsayan, “dar çerçeveli ve karşılıklı fayda sağlayan bir anlaşmayı” ele aldıkları kaydedildi.

Planlanan sürecin, 2022 yılında varılan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması modelini izlemesi öngörülüyor.

Söz konusu dönemde, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin güvenli sevkiyatını sağlayan sözleşmenin yanı sıra Rusya ile BM Sekretaryası arasında Rus gıda ve gübre ihracatının kolaylaştırılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalanmıştı.

Kremlin, kendi ürün ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasına dair maddelerin yerine getirilmediğini savunarak 2023 yılında anlaşmayı askıya almıştı.

Moskova yönetimi, kendi şartları karşılanana kadar tahıl koridoruna dönmeyeceğini belirtiyor.

Ekonomim gazetesi de ağustos ayı sonunda Ankara’nın Karadeniz’deki tahıl girişimini yeniden canlandırmak adına temaslarını yoğunlaştırdığını yazmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise 1 Ekim’de düzenlenen Valday Forumu’ndaki konuşmasında, Rus rafinerilerine yönelik saldırıların durdurulması karşılığında Ukrayna gemilerini vurmama yönündeki teklifleri kabul etmeyeceğini dile getirdi.

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Karadeniz’deki askeri çatışmalara değinen Putin, yalnızca askeri gemileri veya askeri kargo taşıyan tekneleri hedef aldıklarını savundu. İsabet alan gemilerde ikincil patlamalar yaşandığını ve bunun askeri yüke işaret ettiğini öne süren Rus lider, Ukrayna ordusunun sivil yük taşıyan Rus tanker ve gemilerine saldırmaya başladığını iddia etti.

Putin, Ukrayna’nın ilk 10 günde 40 Rus gemisini devre dışı bıraktığını, süreç boyunca hasar gören toplam gemi sayısının ise 100’ü aştığını belirtti.

Rus lider, Moskova’nın bu eylemlere karşılık verdiğini ifade ederek her taraftan gelen saldırıları durdurma çağrılarına tepki gösterdi.

Öte yandan Estonya, Rusya ve Belarus menşeli tahıl ürünlerinin kendi toprakları üzerinden transit geçişini yasakladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Mısır’a askeri yardım konusunda insan hakları şartını kaldırdı

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’a verilecek 300 milyon dolardan fazla tutardaki askeri yardım için insan hakları şartlarından feragat ettiğini belirtti.

Açıklamada bu kararın, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana Kahire’nin “yardımcı rolünü” göz önünde bulundurularak alındığı vurgulandı.

Mısır, 1979 yılında İsrail ile barış antlaşması imzaladıktan sonra ABD’den önemli ölçüde destek almaya başlamıştı.

Ülke, 1980’lerin sonlarından bu yana her yıl yaklaşık 1,3 milyar dolarlık ABD askeri yardımı alıyor.

Bu yardımın bir kısmı, ulusal güvenlik gerekçesiyle feragat edilebilen insan hakları ve demokrasi ile ilgili koşullara tabi.

Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde de dahil olmak üzere fonların kesilmesi, geçmişte Kahire ile Washington arasında gerginliklere yol açmıştı.

Reuters’ın eline geçen, 21 Eylül tarihli ve çeşitli Kongre komitelerine hitaben yazılmış bir mektupta, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “2025 mali yılı Mısır’a yönelik 320 milyon dolarlık Yabancı Askeri Finansman programı kapsamında sertifika şartından feragat etme kararı aldığı” belirtildi.

Bu muafiyet daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı.

Kararı gerekçelendiren ek notta, askeri yardımın bu kısmının “terörle mücadele, sınır güvenliği veya nükleer silahların yayılmasının önlenmesi programları için gerekli olduğu ya da başka şekillerde ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları açısından önemli olduğu” belirtildi.

4 Eylül tarihli ve Rubio’nun imzasını taşıyan notta, “Bu muafiyet yetkisinin kullanılması, özellikle ‘Epic Fury Operasyonu’ sonrasında Mısır’ın üstlendiği yardımcı rol göz önüne alındığında, ABD-Mısır ilişkileri ve ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri açısından hayati önem taşımaktadır,” denildi.

“Epic Fury Operasyonu”, ABD ordusunun Şubat ayı sonlarında İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı harekât için kullandığı isim.

Washington’daki mektubu bilen iki kaynağın gerçekliğini doğruladığı Dışişleri Bakanlığı notunda, Mısır’ın “yardımcı rolü” olarak adlandırılan konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın Mısır’a yönelik askeri yardıma ilişkin yıllık kararı, genellikle 30 Eylül’de sona eren bir önceki mali yıl için ayrılan fonları kapsar.

Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Rubio’nun ABD’nin güvenliği adına bu onaydan feragat ettiğini ve ABD’nin Mısır hükümetiyle çeşitli konularda işbirliğini sürdürdüğünü belirtti.

Sözcü, e-posta yoluyla gönderilen bir açıklamada, “Bu feragat kararı, bölgedeki önemli güvenlik sorunlarının yaşandığı bir dönemde Mısır ile güvenlik işbirliğini sürdürmenin önemini kabul etmektedir,” dedi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili hemen bir yorumda bulunmadı.

İran savaşının yayılma etkisi, Mısır da dahil olmak üzere ABD’nin güvenlik ortaklarına yüksek bir bedel ödettirdi.

Artan yakıt fiyatları ve diğer aksaklıklar nedeniyle Mısır ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor.

Biden yönetimi altında ABD, Mısır’ın insan hakları sicili nedeniyle yıllık askeri ödeneğin bir kısmını birçok kez geri çekmişti.

2024 yılında, Hamas’ın liderliğinde 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırı ve bunun sonucunda Gazze’de çıkan savaşın ardından, Biden yönetimi insan hakları şartlarını bir kenara bırakarak, 1,3 milyar dolarlık tahsisatın tamamını, yönetiminin ilk kez Mısır’a aktarmıştı.

İnsan hakları örgütleri, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yönetimi altında Mısır’ı işkence ve zorla kayıplar da dahil olmak üzere yaygın insan hakları ihlalleriyle uzun süredir suçluyor.

Bu hafta Mısır polisi, bir doğrulama ve araştırmacı medya kuruluşundan altı gazeteciyi, yasaklanmış Müslüman Kardeşler adına yanlış bilgi yaymakla suçlayarak gözaltına aldı.

Mısırlı yetkililer, insan hakları sorunlarını ele almak için adımlar attıklarını belirtiyor. Sisi, istikrarın her şeyden önemli olduğunu ve hükümetin temel ihtiyaçları karşılamaya çalışarak insan haklarını desteklediğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English