Bizi Takip Edin

Diplomasi

Parlamento raporu: İngiliz istihbaratı ‘denetim krizi’ yaşıyor

Yayınlanma

İngiltere Parlamentosu İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu (ISC), ülkenin ulusal güvenlik mimarisini ve istihbarat topluluğunun faaliyetlerini mercek altına alan kapsamlı yıllık raporunu yayımladı.

2023 yılından bu yana yayımlanan ilk rapor olma özelliği taşıyan belge, MI5, MI6 (SIS) ve GCHQ gibi kurumların karşı karşıya olduğu operasyonel zorlukları ve değişen tehdit algısını detaylandırırken, denetim mekanizmalarındaki ciddi aksaklıklara dair çarpıcı veriler sundu.

Raporda, devlet kaynaklı tehditlerin, terör tehdidinin ve siber saldırıların eş zamanlı olarak yükselişe geçtiği bir dönemde, bu faaliyetleri parlamento adına denetlemekle yükümlü olan Komisyon’un “statülerinden kaynaklanan işlevlerini yerine getiremeyecek” noktaya geldiği belirtildi.

Denetim mekanizması kaynak krizinde

Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, İngiliz İstihbarat Topluluğu’nun bütçesi ve personel sayısı hızla artarken, onları denetleyen Komisyon’un küçülmeye gitmek zorunda bırakılması oldu.

Belgeye göre, istihbarat kurumlarının bütçesi 2014 yılına kıyasla yıllık 3 milyar sterlin artış gösterirken, Komisyon’un bütçesi aynı dönemde reel olarak yüzde 23 oranında azaldı.

Benzer şekilde, MI5, GCHQ ve diğer güvenlik birimleri personel sayılarını ikiye katlarken, Komisyon personelinin yüzde 40 oranında azaldığı kaydedildi.

Komisyon üyeleri, bu durumun sadece idari bir mesele olmadığını, parlamentonun “gizli yürütülen ve kamu bütçesinden finanse edilen faaliyetleri” denetleme kabiliyetine doğrudan bir darbe vurduğunu vurguladı.

Raporda, Komisyon’un bağımsız bir ofise sahip olması gerektiği ve Kabine Ofisi’nin Komisyon personeli üzerindeki kontrolünün “kabul edilemez” olduğu ifade edildi.

Çin tehdidi ve “Bütüncül Devlet” yaklaşımı

Komisyon, Çin’in İngiltere’nin ulusal güvenliğine yönelik oluşturduğu tehdidi “kapsamlı ve karmaşık” olarak nitelendirdi.

Raporda, Çin istihbaratının “neredeyse kesinlikle dünyadaki en büyük istihbarat aygıtı” olduğu ve İngiltere’nin çıkarlarını “agresif ve üretken” bir şekilde hedef aldığı iddia edildi.

Pekin yönetiminin “bütüncül devlet” (whole-of-state) yaklaşımı kullandığına dikkat çekilen raporda, devlete ait şirketlerin, akademik kuruluşların ve hatta sıradan vatandaşların “casusluk ve müdahale operasyonlarına dahil edilebildiği” öne sürüldü.

Komisyon, İngiliz hükümetinin bu tehdide karşı geliştirdiği stratejiyi yetersiz bulduğunu ve politika geliştirme hızının tehdidin boyutuna kıyasla çok yavaş kaldığını belirtti.

Raporda, hükümetin Çin politikasına ilişkin şu ifadelere yer verildi:

“Hükümetin raporumuza yanıt verme çabasını memnuniyetle karşılıyorum. Ancak hükümetin yaptığı gibi, bulgularımızın güncelliğini yitirdiğini ima etmek yanıltıcıdır. Yayınlanmadan iki ay öncesine kadar ilgili tüm gelişmeleri izledik ve rapor boyunca not ettik. Hükümetin Çin politikasının geliştiği buzul hızı göz önüne alındığında bunu yapmak zor olmadı.”

Komisyon, hükümetin Çin’i, yeni yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası kapsamındaki “Yabancı Nüfuz Kayıt Programı”nın (FIRS) “Geliştirilmiş Kademe”sine (Enhanced Tier) dahil etme konusunda isteksiz davranmasını eleştirdi.

Rusya ve İran detayları

Belgede, Rusya ve İran kaynaklı tehditlerin de yüksek seviyede seyrettiği iddia edilerek Rusya’nın “Ukrayna’ya verilen batı desteğini istikrarsızlaştırmak amacıyla Avrupa genelinde sabotaj kampanyalarına giriştiği” savunuldu.

İngiltere’nin Mayıs 2024’te Rus askeri ataşesini sınır dışı ettiği ve Rusya’ya ait bazı mülklerin diplomatik korumasını kaldırdığı hatırlatıldı.

İran’ın ise İngiltere topraklarında muhaliflere yönelik “suikast ve adam kaçırma planlarına devam ettiği” öne sürüldü.

Terör tehdidi “ciddi” düzeyde

İngiltere’deki terör tehdit seviyesinin “CİDDİ” (SUBSTANTIAL) düzeyinde kalmaya devam ettiği belirtildi. MI5 ve polis teşkilatının Mart 2017’den Mart 2025’e kadar 43 adet ileri aşamadaki terör saldırısı planını engellediği açıklandı.

Rapora göre, ülkedeki birincil tehdit kaynağı halen İslamcı terörizm olmaya devam ederken, Aşırı Sağcı Terör (ERWT) tehdidi de varlığını koruyor.

İsrail ve Hamas arasındaki çatışmaların İngiltere’deki aşırılık yanlısı gruplar üzerinde “rezonans etkisi” yarattığı ve El Kaide ile IŞİD gibi örgütlerin bu durumu kendi propagandaları için kullandığı ifade edildi.

Kuzey İrlanda bağlantılı terör tehdidinin ise “CİDDİ” seviyesine düşürüldüğü, ancak Yeni IRA gibi grupların saldırı niyetini koruduğu ve güvenlik güçlerinin baskısının sürdürülmesi gerektiği not edildi.

Başbakan ile görüşme krizi

Rapor, Komisyon ile Başbakan arasındaki ilişkilerde yaşanan kopukluğu da belgeledi. Komisyon’un 1994’teki kuruluşundan itibaren 20 yıl boyunca Başbakan ile yıllık düzenli toplantılar yaptığı, ancak son toplantının Aralık 2014’te gerçekleştiği belirtildi. On yılı aşkın süredir devam eden bu kopukluğun, denetim mekanizmasını zayıflattığı ifade edildi.

Ancak raporda, Temmuz 2024’teki genel seçimlerin ardından göreve gelen yeni Başbakan’ın bu durumu değiştirmek üzere adım attığı ve Komisyon ile görüşme talebini ilettiği bilgisine yer verildi. Komisyon, bu girişimi “olumlu bir angajman” olarak nitelendirdi.

Yasama ve yetki tartışmaları

Komisyon, 2023 Ulusal Güvenlik Yasası ve 2024 Soruşturma Yetkileri (Değişiklik) Yasası süreçlerine aktif katılım sağladığını belirtti. Özellikle “Üçlü Kilit” (Triple Lock) mekanizmasında yapılan değişiklikler sırasında, Başbakan’ın yetkilerinin devredilmesine ilişkin hükümetin önerdiği geniş yetkilere itiraz edildiği ve daha sıkı güvencelerin yasaya eklenmesinin sağlandığı vurgulandı.

Ayrıca, 2013 Adalet ve Güvenlik Yasası kapsamında imzalanan Mutabakat Zaptı’nın (MoU) güncelliğini yitirdiği eleştirisi getirildi.

İstihbarat faaliyetlerinin giderek daha fazla politika departmanlarına kaydırıldığı (örneğin Yatırım Güvenlik Birimi gibi), ancak bu birimlerin Komisyon’un denetim yetkisi dışında kaldığı belirtildi.

Komisyon, hükümetin “istihbarat ve güvenlik faaliyetlerinin tamamının denetlenmesi” taahhüdüne sadık kalması çağrısında bulundu.

“Yapay zeka, siber saldırıların hacmi ve etkisini artırdı”

GCHQ ve Ulusal Siber Güvenlik Merkezi’nin (NCSC) faaliyetlerine de değinilen raporda, yapay zekanın siber saldırıların hacmini ve etkisini artırmak için kullanıldığı uyarısı yapıldı.

Devlet destekli aktörlerin ve siber suçluların, yapay zeka araçlarını kullanarak daha karmaşık saldırılar düzenleyebileceği öngörüldü. Özellikle fidye yazılımı (ransomware) saldırılarının İngiltere’nin kritik ulusal altyapısına yönelik en acil tehdit olmaya devam ettiği belirtildi.

Raporda ayrıca, Çin merkezli “APT31” grubunun İngiliz milletvekillerini ve Seçim Komisyonu’nu hedef alan siber casusluk faaliyetlerine ve Rusya bağlantılı “Star Blizzard” grubunun “hackle ve sızdır” operasyonlarına dikkat çekildi.

İngiliz İstihbarat Topluluğu’nun (MI5, SIS, GCHQ) toplam bütçesinin 2023-24 mali yılında yaklaşık 4,9 milyar sterlin seviyesinde gerçekleştiği bilgisi de rapordaki mali veriler arasında yer aldı.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English