Rusya
Patruşev: Ukrayna istihbaratı, NATO desteğiyle Rus limanlarına ve ticaret filosuna zarar veriyor

Rusya Donanması’na ait savaş gemileri, İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin korsanvari eylemlerine karşı bir önlem olarak, Manş Denizi’nden geçen Rus petrol tankerlerine refakat etmeye başladı. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta’ya verdiği mülakatta; NATO’nun Karadeniz’de inşa etmeye çalıştığı yeni karşıt mevzileri, Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını Rusya’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarına açmasını, Tokyo’nun İkinci Dünya Savaşı’ndan alması gereken ancak bugün unuttuğu dersleri ve tam 85 yıl önce SSCB ile Japonya arasında imzalanan saldırmazlık paktını değerlendirdi.
Nikolay Platonoviç, son haftaların dünya gündemi adeta bir “deniz günlüğü” niteliğinde: Hürmüz Boğazı’ndaki seyir sorunları, tankerlere ve kuru yük gemilerine yönelik saldırılar… Okyanuslar bir muharebe meydanına dönüşmüş gibi görünüyor. Bu geçici bir kriz mi, yoksa prensipte yeni bir döneme mi tanıklık ediyoruz?
Küresel jeopolitik ve ekonomideki bu çalkantı, Dünya Okyanusu üzerinde tahakküm kurmaya çalışan Batı’nın yapay şekilde tırmandırdığı sorunların kaçınılmaz bir sonucudur.
ABD, İngiltere, Fransa ve müttefikleri; stratejik deniz yolları üzerinde siyasi, askeri ve finansal kontrol sağlama arayışındalar. Bunun somut örneklerinden biri, Londra’nın Rusya ile ticaretle uzaktan yakından bağlantısı olan gemiler için Manş Denizi’ni ulaşıma kapatma kararıdır. Görünen o ki İngilizler, kıyıları boyunca süzülen gemilerden korsan yöntemlerle nemalanan atalarının o karanlık şöhretinden bir türlü kopamıyorlar.
Rusya bu tür hamlelere nasıl bir karşılık veriyor?
Batı’nın, Rusya’nın dış ticaret operasyonlarını yürütmesi için hayati önem taşıyan deniz yollarını bloke etme girişimlerine karşı ülkemiz; siyasi, diplomatik ve diğer gerekli tedbirleri almaktadır. Başbakan Starmer’ın, İngiliz Donanması’na Rus ticaret gemilerine el koyma yetkisi verme kararının ardından Moskova, bu tür eylemlerin kabul edilemezliğini açıkça ilan etti. Ancak Londra’nın uluslararası hukuku kendi lehine yorumlamayı alışkanlık haline getirdiği göz önüne alındığında, geçtiğimiz hafta Karadeniz Filosu’na bağlı bir fırkateyn, Rus petrolü taşıyan tankerlerin Manş Denizi’nden geçişine refakat etti. Ticaret filosunun Deniz Kuvvetleri gemilerince korunmasını öngören bu uygulamalar, Rusya Denizcilik Kurulu toplantısında kararlaştırıldı. Gerektiği takdirde, uluslararası sularda seyir güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarımızı korumak adına başka adımlar da atılacaktır.
Washington’ın birçok ortağı Basra Körfezi’ndeki askeri operasyona katılmayı reddetti. Buna mukabil NATO’nun Avrupalı üyeleri, Rusya kıyılarında oldukça aktifler. Geçtiğimiz hafta Karadeniz’de, ittifakın Rusya karşıtı mahiyetini gizlemediği yoğun deniz tatbikatları sona erdi.
Kuzey Atlantik İttifakı, nisan başında düzenlenen “Sea Shield 2026” tatbikatı kılıfı altında Karadeniz hattında Rusya karşıtı bir altyapı kurmaya devam ediyor. Romanya, Rusya ile cepheleşmek adına Karadeniz’deki ana sıçrama tahtası olarak seçildi.
Şunu da belirtmeliyim ki NATO ülkeleri, Rusya’dan kaynaklandığı iddia edilen hayali tehditleri bertaraf etmeye yönelik senaryolar üzerinde çalışırken; Karadeniz’de asıl kendilerinin karşı karşıya olduğu gerçek tehditleri görmezden geliyorlar. Bölgedeki terör ve askeri tehlikenin ana kaynağı, Karadeniz sularını mayınlarla ve insansız deniz araçlarıyla dolduran Kiev rejimidir. Odessa ve Nikolayev limanlarından koparak sürüklenen Ukrayna mayınları; Türkiye, Bulgaristan ve Romanya kıyılarına giderek daha yakın noktalarda tespit ediliyor. Nisan başında, Türkiye’de bir plaja sadece 60 metre mesafede bir mayın tesadüfen fark edildi.
Zelenskiy’nin Batı medyasına verdiği son röportaj da dikkat çekici; bugün Karadeniz’deki hareketliliğin deniz dronları sayesinde Ukrayna’nın kontrolünde olduğunu küstahça iddia ediyor. Anlaşılan bu söylemlerin dayanağı, Boğaz girişine 15 kilometre mesafede bir Ukrayna insansız deniz aracının Türk tankeri Altura’ya yönelik saldırısıdır. Bu açıklamalar ve eylemler, Türk Akım ve Mavi Akım doğalgaz bor hatlarına yönelik terör saldırısı girişimlerinde Ukrayna izinin bulunduğunu da teyit etmektedir.
Nisan başında Azak Denizi’nde bir İHA, Rus kuru yük gemisine saldırdı. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rus sivil filosuna yönelik “avı” sürüyor mu?
Rus limanlarından çıkan veya bu limanlara yönelen gemilere karşı hukuk dışı eylemlerin ve terör saldırılarının riski artıyor. Ukrayna istihbaratı, NATO ülkelerinin koordinasyonu ve keşif desteğiyle, ülkemizin sivil deniz altyapısına ve ticaret filosuna bilinçli olarak zarar veriyor. Hem aileleri ve yakınları hem de vicdan sahibi her insan için bir trajedi olan üç mürettebatın kaybını Kiev, sinik bir tavırla kendi “zaferi” olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, Rus gemilerine yapılan saldırıları kınamaktan imtina eden bir dizi devletin ve uluslararası kuruluşun riyakâr politikasını da not ediyoruz.
Ust-Luga ve Primorsk gibi Baltık limanlarımıza yapılan son saldırılara bakılırsa, Rus limanları da tehlike altında.
Ukrayna İHA’ları Baltık Denizi’ndeki gemilerin güvertelerinden havalandırılsa dahi, komşu devletlerin bu suçların suç ortağı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir değerlendirelim: Ukrayna’nın kuzey sınırlarından Leningrad bölgesine olan mesafe 1.400 kilometreden fazla. Böyle bir rotanın kat edilmesi ciddi bir hazırlık ve en azından o rotanın geçtiği ülkelerin yönetimlerinin rızasını gerektirir. Öte yandan Estonya halkına, gökyüzünde İHA görülebileceğine dair önceden basılmış broşürler ve SMS bildirimleri gönderiliyor. Topraklarında düşen Ukrayna dronları bulunan Finlandiya ise Ukrayna’dan Leningrad bölgesine yönelik saldırılarını durdurmasını talep etmeyeceğini açıkça beyan etti. Buna söylenecek ne var?
Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını saldırı amaçlı İHA’lara açması, NATO üyesi devletlerin Rusya topraklarına ve altyapısına yönelik saldırılara doğrudan katılımı anlamına gelir. Bunun da kendine has sonuçları ve çıkarımları olacaktır.
İnsansız araçlar konusuna devam edersek; geçtiğimiz hafta bir Japon İHA üreticisinin, Ukrayna ordusunu desteklemek üzere Ukraynalı bir şirketle ortak proje başlattığı öğrenildi. Bugün ise, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından iki ay önce, 13 Nisan 1941’de SSCB ile Japonya arasında imzalanan Karşılıklı Tarafsızlık Paktı’nın 85. yıl dönümü. Japonya bugün yeniden bir askeri tehdit kaynağına mı dönüşüyor?
Evet, maalesef öyle. Vaktiyle Rus-Japon paktı, Sovyetler Birliği’nin iki cephede savaşmasını engellemiş, Japonya’ya ise Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik planlarını netleştirmesi için zaman kazandırmıştı. Japonya’nın o dönemdeki saldırgan emellerinin 1945’te nasıl sonuçlandığı malumdur.
Ancak bugün Japonya, anlaşılan o ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisine getirilen kısıtlamalara artık bağlı kalmadığını düşünüyor. 85 yıl sonra yeniden saldırgan bir askeri-politik oyuncuya dönüşüyor. Japon donanması artık bir “öz savunma gücü” değil; dünyanın en güçlü dördüncü veya beşinci filosu konumundadır. Bünyesinde elliden fazla muhrip, yirmiyi aşkın denizaltı ve hatta geçmişte “helikopter taşıyan muhrip” adı altında kamufle edilen uçak gemileri bulunmaktadır.
Deniz kuvvetleri her yıl daha da gelişmiş denizaltılarla takviye ediliyor. Son modeller Tip-18 ağır torpidolar ve Harpoon gemisavar füzeleriyle donatılmış durumda. Gelecekte Taigei sınıfı denizaltıların, yaklaşık 1.500 kilometre menzilli seyir füzeleriyle teçhiz edilmesi planlanıyor. Şu anda ülke, uzun menzilli füze sistemlerini konuşlandırmaya başladı; lazer silahlarının su üstü gemilerine uyarlanması süreci devam ediyor. Japonya Savunma Bakanlığı, insansız silahların ve yapay zeka temelli sistemlerin donanmaya hızla entegrasyonunu koordine etmek amacıyla nisan ayı içinde özel bir birim kurma kararı aldı.
Bununla birlikte, geçen yıldan bu yana Asuka deney gemisinde, kinetik mühimmatı hipersonik hızlara çıkarabilen elektromanyetik topun yanı sıra bir lazer topunun testleri sürdürülüyor. Bu kadar açık bir silahlanma yarışını artık “adanın öz savunma ihtiyacı” ile açıklamak güç.
Japon otoritelerinin, savunma kapasitesini artırma maskesi altındaki eylemleri, Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğini tehdit eden yeni bir militarizasyon politikasından başka bir şey değildir. Bu faaliyetler uluslararası hukuka ve ulusal mevzuata aykırı olduğu gibi, Japonya’nın teslimiyet belgesi hükümlerini ihlal etmekte ve saldırı silahlarının varlığını reddeden anayasasıyla ciddi şekilde çelişmektedir.
Japonya’yı Asya-Pasifik’teki “batırılamaz uçak gemisi” olarak gören ABD, Japonları ordu ve donanmalarını geliştirmeleri için her yönden kışkırtıyor. Aynı zamanda Washington, geçen yıl imzalanan 400 adet Tomahawk füzesi tedarikine ilişkin sözleşmenin, İran’a yönelik askeri operasyonlar nedeniyle tam olarak yerine getirilemeyebileceğini Tokyo’ya iletti. Bunun yerine Amerikalılar Japonlara, seyir ve balistik füzeler de dahil olmak üzere kendi savunma sanayi kapasitelerini artırmaları gerektiğini dikte ettiler.
Japonya’nın ABD ile olan ittifak ilişkisi, iki devletin geçmişi hatırlandığında biraz tuhaf duruyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndaki karşı karşıya gelişleri göz önüne alınırsa…
Haklı bir noktaya değindiniz. Japonya, Pasifik’teki mutlak Anglo-Sakson hakimiyetine meydan okuduğu için ABD ve İngiltere ile çatışmıştı. Japon İmparatorluğu’nun denizlerdeki hâkimiyet iddiası Batı’yı ürkütmüştü; zira bu askeri makineyi Rusya ve Çin’e karşı koyması için bizzat kendileri inşa etmiş ve eğitmişlerdi. Bugünkü Japonlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında ırkçı ideolojinin Amerikalı mimarlarının, Japonların sözde “doğuştan gelen saldırganlığı ve uzlaşmazlığı” üzerine yayımladığı “araştırmalardan” muhtemelen haberdar değildir.
Ancak Japonya’da pasifist duyguların yeniden hakim olmasını ve Tokyo’nun bu saldırgan stratejiden vazgeçmesini beklemek pek gerçekçi değil, öyle değil mi?
Elbette bu konuda hiçbir illüzyona kapılmıyoruz. Aksine Tokyo’nun, hem tek başına hem de NATO ülkelerinin dahil olduğu geniş koalisyonlar içinde, saldırı odaklı askeri potansiyelini artırmaya devam edeceğini öngörüyoruz.
Öyle görünüyor ki dünyadaki gerilim odakları giderek çoğalıyor. Karadeniz, Akdeniz, Baltık ve Basra Körfezi halihazırda risk altındayken, Pasifik’te de askeri tehdit kaynakları yükseliyor.
Dünya Okyanusu’ndaki durum hızla değişiyor. Uluslararası deniz hukukunun zamanla sınanmış normları ve seyrüsefer özgürlüğü gelenekleri gözlerimizin önünde anlamını yitiriyor. Sağduyulu siyasetçilerin ve iş dünyası temsilcilerinin görevi, uluslararası ilişkiler sisteminin topyekûn bir kaosa sürüklenmesine engel olmaktır. Devletlerarası diyalog, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri üzerine inşa edilmelidir.
Rusya
Ukrayna saldırıları Rusya’yı benzin ithalatına itti

Rusya, Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik saldırılarının ardından Fas’tan yaklaşık 30 bin ton Ai-92 benzin ithal etti. Reuters’a konuşan sektör kaynaklarına göre, Panama bayraklı tankerin taşıdığı sevkiyat Murmansk limanında boşaltılıyor. Aynı dönemde Hindistan ve Kazakistan’dan da benzin tedariki sağlandı.
Rusya, Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik saldırılarının üretimi son 20 yılın en düşük seviyesine indirmesinin ardından Fas’tan yaklaşık 30 bin ton Ai-92 benzin ithal etti.
Reuters ajansına konuşan sektör kaynaklarına göre, Panama bayraklı tanker Temmuz ortasında Fas’ın Tanca limanında yüklenen sevkiyatı şu anda Murmansk limanında boşaltıyor. Tedarikçi olarak Lukoil şirketi gösterildi.
Fas benzininin büyük olasılıkla St. Petersburg Emtia Borsası’nda satışa sunulduğunu belirten Reuters, alıcılara Kola istasyonundan demiryolu ile teslimat yapıldığını aktardı.
Fas, Ukrayna saldırıları nedeniyle Rusya’nın benzin satın almaya başladığı üçüncü ülke oldu.
Reuters kaynaklarının tahminlerine göre Temmuz ayında benzin üretimi iç tüketimin yalnızca yüzde 65’ini karşılarken, toplam yakıt kıtlığı 700-800 bin tona ulaştı.
Temmuz sonunda Murmansk bölgesindeki Vitino limanına Hindistan’dan ilk benzin sevkiyatı geldi. 42 bin tonluk parti Vadinar rafinerisinden satın alındı.
Rusya için benzin taşıyan Varg adlı başka bir tanker ise Süveyş Kanalı’na yöneliyor; burada yük başka bir gemiye aktarılarak Rus limanlarından birine ulaştırılacak.
Hindistan’ın toplamda iki parti halinde yaklaşık 100 bin ton benzin göndermeyi kabul ettiği bildirildi. Sevkiyatların göndericisi, yüzde 49’u Rosneft’e ait olan Nayara Energy şirketi.
Ajansın haberine göre, Rus petrolcüler Temmuz ortasında Hint rafinerilerinden tedarikin artırılmasını talep etti ancak Hindistan devlet petrol şirketleri bu talebi reddetti.
Kazakistan’ın Kondensat tesisi yaklaşık 10 bin ton benzin gönderdi.
Kazakistan toplamda 50 bin ton benzin satmayı kabul etti ve bu “insani yardım” kapsamında değerlendiriliyor.
Rusya
Rus e-ticaret devi Wildberries, saldırıların ardından yatırım programlarını dondurdu

Wildberries & Russ, satıcıların depolarına yönelik saldırılardan etkilenmesi üzerine yatırım programlarını süresiz olarak durdurdu ve yeni varlık satın alımlarına ilişkin görüşmelerini askıya aldı. Şirket kaynakları, sürecin özellikle yeni birleşme ve satın alma anlaşmalarını kapsadığını belirtti. Wildberries, önceliğini iş süreçlerini yeniden yapılandırmaya ve güvenliği sağlamaya verdiğini açıkladı.
Rus e-ticaret devi Wildberries & Russ (RWB), pazar yeri depolarına yönelik saldırıların ardından mağdur olan satıcılara destek sağlanması gerekçesiyle yatırım programlarını süresiz olarak dondurdu ve yeni varlık satın alımlarına yönelik görüşmelerini askıya aldı.
İzvestiya gazetesinin şirketle çalışan bir yatırım bankacısına ve şirkete yakın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre bu adım atıldı. Söz konusu kaynaklar, dondurma kararının özellikle yeni birleşme ve satın alma anlaşmalarını kapsadığını aktardı.
RBK’ya konuşan RWB yetkilileri ise şirketin şu anda “iş ortaklarının ürün devir hızını sürdürmek için iş süreçlerini yeniden yapılandırmaya ve saldırılar sonucu ürünleri zarar gören satıcılara ekonomik dayanıklılıklarını sağlamak amacıyla destek tedbirleri uygulamaya odaklandığını” belirtti.
Açıklamada ayrıca “kaynakların ağır yaralananlara ve hayatını kaybedenlerin ailelerine yardım etmeye yoğunlaştırıldığı” ifade edildi. Yetkililer, “mutlak önceliklerinin şirket tesislerinde güvenliğin sağlanması olduğunu” da sözlerine ekledi.
Wildberries, Nisan ayı başında Citimobil, Taxovichkof ve Gruzovichkof’un ulaşım varlıklarını satın almıştı.
Şirket 2025 yılından bu yana İnguşetya’daki Magas Havalimanı, Riv Goş parfüm mağazaları zinciri ve Eapteka’yı da bünyesine katmıştı.
2026 yılında VTB ile Wildberries, ortak işlerini geliştirmek için stratejik ortaklık kurduklarını duyurmuştu.
Rusya SİHA ve terör riski sigortasında tekil sisteme geçiyor
Rusya
Rus petrolünün Kazak tesislerinde işlenmesi gündemde

Kazakistan Enerji Bakanlığı, Rus petrolünün Kazak rafinerilerinde işlenmesine yönelik olarak Moskova ile görüşmeler yürütüldüğünü bildirdi. Elde edilecek akaryakıtın bir kısmının Kazakistan iç pazarında satılması, bir kısmının ise Rusya’ya ihraç edilmesi planlanıyor. Görüşmelerin Kazak rafinerilerinin kapasite kullanımını ve iç pazarın istikrarını sağlamayı hedeflediği kaydedildi.
Kazakistan Enerji Bakanlığı, Rus petrolünün Kazakistan’daki rafinerilerde işlenmesine ilişkin olarak Rusya ile görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.
Reuters’ın Kazakistan Enerji Bakanlığına dayandırdığı habere göre elde edilecek petrol ürünlerinin bir kısmının Kazakistan iç pazarında satılması, bir kısmının ise yeniden Rusya Federasyonu’na ihraç edilmesi planlanıyor.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Rus menşeli petrolün işlenmesi, elde edilen ürünlerin Kazakistan içinde satılması ve ürünlerin bir kısmının Rusya Federasyonu’na ihraç edilmesi konusunda görüşmeler yürütülmektedir” ifadesi kullanıldı.
Kazakistan Enerji Bakanlığı verilerine göre yürütülen temaslar, Kazak rafinerilerinin kapasitelerinin istikrarlı bir şekilde yüklenmesini ve iç pazarın teminini amaçlıyor.
Bununla birlikte işlenecek petrol hacimleri, anlaşma şartları ve görüşmelere katılan işletmelerin listesi açıklanmadı. Sevkiyat yönlerinin bizzat pazar katılımcıları tarafından belirleneceği kaydedildi.
Akaryakıt tedarikine ilişkin süreç ve kısıtlamalar
Reuters agency, 24 Haziran tarihinde dört kaynağa dayandırdığı haberinde, Moskova’nın Astana ile akaryakıt ithalatı konusunda görüşmeler yürüttüğünü bildirmişti.
Kazakistan Enerji Bakanı Yerlan Akkenjenov ise Kazakistan’ın Rus tarafından akaryakıt tedarikine ilişkin herhangi bir talep almadığını söylemişti.
Geçen hafta Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, ihtiyaç duyulması halinde Kazakistan’daki fazla petrol ürünlerinin Rusya’ya sevk edilebileceğini belirtti.
Novak, bu seçeneğin Kazak meslektaşlarla halihazırda görüşüldüğünü ve söz konusu durumun “küçük hacimleri” kapsadığını ifade etti.
Rusya hükümeti, 30 Temmuz tarihinde benzin, dizel ve diğer akaryakıt türlerinin ihracatına 31 Ocak 2027 tarihine kadar uygulanacak yeni bir geçici yasak getirdi. Bir önceki ihracat yasağının süresi 31 Temmuz tarihinde sona eriyordu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










