Diplomasi
Petrol piyasasında Donald Trump için kabus senaryosu

Hürmüz Boğazı’nda savaşın yeniden başlaması ve ABD ile İran arasındaki çatışmalar, küresel petrol piyasalarında yeni bir kriz dalgası başlattı. Savaş esnasında dünya genelindeki petrol rezervlerinden yaklaşık 1 milyar varil tüketilirken, stratejik stokların yenilenememesi tedarik endişelerini artırıyor. Fortune dergisi, kasım ayındaki ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarını düşürmeyi hedefleyen Trump yönetiminin zorlu bir süreçle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.
Küresel enerji piyasalarında hafta başında fiyatlarda yaşanan düşüş ve Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin yeniden başlamasıyla sağlanan geçici ateşkes, İran ile yaşanan savaşın son bulduğu algısını yarattı.
Ancak Fortune dergisinin analizine göre çatışma sürecinde dünya genelindeki petrol rezervlerinden yaklaşık 1 milyar varil tüketildi.
Çatışmaların yeniden alevlenmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin tekrar yavaşlaması sebebiyle boşalan stoklar yenilenemiyor.
Bunun yanı sıra bölgede faaliyet dışı kalan ve hasar gören çok sayıda petrol rafinerisi henüz çalışmaya başlamadı. Diğer yandan Çin’in yakın zamanda petrol ithalatında mevsimsel bir artışa gitmeye hazırlanması da piyasalar üzerindeki baskıyı artırıyor.
Fortune, tüm bu gelişmelerin kasım ayındaki kongre ara seçimleri öncesinde İran meselesini geride bırakmak ve akaryakıt fiyatlarını düşürmek isteyen Donald Trump yönetimi için adeta kabus senaryosuna dönüşebileceğine dikkat çekiyor.
Analistlerin değerlendirmelerine göre İran konusunda uzun vadeli bir barış anlaşmasının yakın zamanda yapılması öngörülmüyor. Bu durum, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının önümüzdeki aylarda normale dönme olasılığını zayıflatıyor.
Piyasanın daha önce telaffuz edilen 200 dolarlık felaket senaryolarından kaçınmayı başarmasına rağmen petrol fiyatlarının varil başına 90 dolara kadar yükselebileceği öngörülüyor.
“Hesaplaşma zamanı geliyor”
Raymond James Enerji Grubu Başkanı Marshall Adkins, fiyatların kendi beklentisinden daha sert düştüğünü kabul ederek “Hesaplaşma zamanı geliyor” dedi.
Adkins, piyasada her şeyin normale döndüğü yönünde bir algı oluştuğunu ancak İran’ı uzun yıllardır takip eden biri olarak bunun gerçekleşeceğine inanmadığını ifade etti.
Bunun İran’ın son 45 yıldır sergilediği klasik davranış modeli olduğunu belirten Adkins, Tahran yönetiminin boğazdan geçişler için ücretli bir sistem, yani bir tür hizmet bedeli talep edeceğini ve bunun da trafiği normal hacminin yarısına düşüreceğini öngördü.
Pickering Energy Partners Kurucusu ve petrol analisti Dan Pickering ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) petrol akışının bir kısmını boru hatlarına yönlendirmesi halinde bile bunun en az bir yıl alacağını ifade etti. Pickering, “İranlılar zaman kazanma ve herkesi yıpratma konusunda oldukça başarılı” diyerek Tahran’daki rejimin ciddi bir zayıflık emaresi göstermediğini ekledi.
Çin’in stratejik rezervlerine güvenerek petrol ithalatını günde yaklaşık 5 milyon varil azalttığına dikkat çeken Pickering, Pekin’in petrol tüketimini değil, yalnızca ithalatını düşürdüğünü ve bu ayrıntının genellikle gözden kaçtığını vurguladı.
Pickering, Çin’in ağustos sonuna doğru yeniden büyük hacimli petrol alımlarına başlayacağını tahmin ediyor.
Stratejik rezervlerde kritik seviye
ABD’nin stratejik petrol rezervleri, İran ile savaşın başlangıcındaki 415 milyon varil seviyesinden 300 milyon varilin altına gerileyerek 1983 yılından bu yana en düşük seviyesine indi.
Analistler, talebi artıracağı gerekçesiyle Trump yönetiminin kasım ayındaki ara seçimlerden önce bu rezervleri yeniden doldurmaya başlamasını beklemiyor.
Oklahoma’daki Cushing depolama tesisindeki stokların da 19.6 milyon varile düşerek petrolün önemli bir kısmının kullanılamaz kabul edildiği 20 milyon varillik kritik sınırın altına gerilediği bildiriliyor.
PPHB Yönetici Direktörü Jim Wicklund, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını modern tarihin en büyük enerji arz şoku olarak nitelendirerek varil başına 5 dolarlık jeopolitik risk priminin uzun vadede fiyatların içinde kalacağını ifade etti.
Savaş sahasında ise tansiyon yükseliyor. ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz günü İran’a yönelik saldırıların yeniden başlamasının ardından yaptığı açıklamada, Tahran ile varılan mutabakat zaptının “artık yürürlükte olmadığını” belirterek müzakereleri “zaman kaybı” olarak nitelendirdi.
12 Temmuz gecesi Pentagon, Kıbrıs bayraklı “M/V GFS Galaxy” adlı konteyner gemisine Hürmüz Boğazı’nda yapılan saldırıya yanıt olarak İran’a yönelik son bir haftadaki üçüncü hava harekatını düzenledi.
ABD ordusu üç gece boyunca İran’a ait askeri limanlar, mühimmat depoları ve sahil güvenlik noktaları dahil olmak üzere 300’den fazla hedefi vurdu.
Bu saldırılara misilleme olarak İran Devrim Muhafızları Ordusu, Kuveyt, BAE, Katar, Ürdün ve Bahreyn’deki ABD askeri tesislerini hedef aldı.
Dünya petrol ve doğalgaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin gerçekleştirildiği Hürmüz Boğazı, yaşanan bu çatışmalarla yeniden krizin merkez üssü haline geldi.
Devrim Muhafızları Ordusu, kimlik bildirim sistemleri kapalı şekilde izinsiz rotadan geçmeye çalıştığını iddia ettiği “M/V GFS Galaxy” gemisiyle yaşanan hadiseyi gerekçe göstererek boğazı yeni bir duyuruya kadar kapattığını ilan etti.
Tahran yönetimi, boğazdan geçişin tek güvenli yolunun kendi kara suları olduğunu belirterek ABD bölgedeki müdahalelerine son verene kadar boğazın kapalı kalacağını açıkladı ve her türlü saldırıya karşı “Sert bir yanıt verileceği” yönünde uyarı yaptı.
Buna karşın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Hürmüz Boğazı’nın deniz hukuku normlarına uygun şekilde uluslararası sulardan geçen tüm gemiler için açık olduğunu duyurdu.
Yaşanan bu gerilim küresel petrol piyasasını doğrudan etkiledi. Hafta başında varil başına 70 doların hemen üzerinde seyreden Brent petrolün fiyatı, 8 Temmuz itibarıyla 78 dolara yükselirken, ardından yaşanan kısmi düzeltmeyle 76 dolar seviyesinde dengelendi.
Diplomasi
Konut skandalı iddiaları Ukraynalı elçiyi istifaya götürdü

Ukrayna’nın Washington Büyükelçisi Olha Stefanişına’nın, ailesinin Kiev’de piyasa değerinin çok altında bir fiyatla lüks konut satın almasına ilişkin soruşturma nedeniyle görevinden ayrılacağı bildirildi. Financial Times’a göre diplomatın yerine Başbakan Yuliya Svırıdenko’nun atanması bekleniyor. Ukrayna basınında yer alan haberlere göre Stefanişına, diplomatik görevinden kendi rızasıyla ayrılma kararı aldı.
Ukrayna’nın Washington Büyükelçisi Olha Stefanişına’nın, ailesinin başkent Kiev’de piyasa değerinin oldukça altında bir bedelle lüks konut satın almasıyla ilgili yürütülen soruşturma nedeniyle görevinden ayrılacağı bildirildi.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Ağustos 2025’te bu göreve atanan diplomat hakkındaki suçlamaları reddetti. Stefanişına, ABD’deki görevinden önce Ukrayna Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı olarak görev yapıyordu.
Ukrayna merkezli yayın kuruluşu Hromadske tarafından haziran 2025’te yayımlanan araştırmada, Stefanişına’nın annesi Nadya Kravets’in 2022 yılının sonbaharında piyasa fiyatının çok altında bir bedelle daire satın aldığı öne sürüldü. Satışın yapıldığı dönemde Stefanişına, başbakan yardımcılığı ve adalet bakanlığı görevlerini eş zamanlı yürütüyordu.
Gazetecilerin ulaştığı resmi belgelere göre, Kiev’deki Lvivska Ploşça adlı konut kompleksinde yer alan yaklaşık 100 metrekarelik üç odalı dairenin tescil edilen satış bedeli 3,04 milyon grivna (sözleşme tarihindeki kurla yaklaşık 83,2 bin dolar) olarak gösterildi.
Ancak inşaat firmasının verilerine göre, Ekim 2022’de aynı sitedeki benzer üç odalı dairelerin asgari satış fiyatı yaklaşık 12 milyon grivna (yaklaşık 300 bin dolar) seviyesinde seyrediyordu.
Yayın kuruluşuna değerlendirme yapan bir gayrimenkul uzmanı, söz konusu bölgedeki dairelerin metrekaresinin en az 2 bin dolardan satıldığına dikkat çekerek, resmi kayıtlardaki bu düşük alım bedelinin gerçek dışı olduğunu ifade etti.
Beyan edilmeyen taşınmazlar tartışma yarattı
Hromadske’nin haberinde, söz konusu dairenin Stefanişına’nın mal varlığı beyannamesinde yer almadığı belirtildi. Ukraynalı diplomatın beyannamesinde annesine ait Kiev’deki 74 metrekarelik bir başka daireyi gösterdiği, ancak tapu sicil kayıtlarında bu gayrimenkule dair 2008 yılından kalma bir verinin yer almadığı kaydedildi.
Gazeteciler, bu durumun tapu sicil sisteminin tam kapasiteyle çalışmaya başladığı 2010’lu yıllardan önce yapılan işlemlerin sisteme aktarılmamasından kaynaklanabileceğini bildirdi.
Gazetecilerin ulaştığı anne Nadya Kravets ise Stefanişına’nın kendisine ait dairelerden birini kullandığını doğrulamakla birlikte, bunun hangi konut olduğunu netleştirmedi.
Daha sonra araştırmacı gazetecilik projesi Bihus.Info‘ya açıklama yapan Stefanişına, ailesinin Lvivska Ploşça kompleksindeki daire için yatırımı henüz 2019 yılında, metrekare fiyatının yaklaşık 29 bin grivna olduğu dönemde taksitle gerçekleştirdiğini savunarak suçlamaları geri çevirdi.
Yeni adres Washington olabilir
Ukrayna basınından Interfax-Ukrayna ajansı, 12 Temmuz’dadiplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Stefanişına’nın kendi isteğiyle diplomatik görevinden ayrılmaya hazırlandığını duyurdu.
Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Gonçarenko da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Stefanişına’nın görevden alınacağını öne sürerek, gerekçenin yakın zamanda netleşeceğini yazdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, 12 Temmuz Pazar günü Başbakan Yuliya Svırıdenko’ya görevinden ayrılmasını önerdi. Svırıdenko’ya hükümetteki çalışmalarından dolayı teşekkür eden Zelenskiy, kendisine kilit bir ortakla ilişkileri yönetecek yeni ve önemli bir diplomatik görev teklif etti.
Svırıdenko görevden ayrılacağını doğrularken, Milletvekili Yaroslav Jeleznyak, Svırıdenko’nun büyük olasılıkla Ukrayna’nın yeni Washington Büyükelçisi olacağını kaydetti.
Diplomasi
Stavridis’ten NATO’ya Trump döneminde iki yıl ara önerisi

Eski NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı James Stavridis, ABD Başkanı Donald Trump’ın ittifaka yönelik düşmanca tutumu nedeniyle örgütün iki yıllık bir ara vermesi gerektiğini belirtti. Emekli amiral, bu süreçte Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını artırarak kendi askeri kapasitelerine odaklanmalarını tavsiye etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya ve ittifak üyesi müttefiklere yönelik çok sayıda eleştirisi bulunuyor.
Eski NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı, ABD Deniz Kuvvetleri Emekli Amirali James Stavridis, Bloomberg için kaleme aldığı “NATO, Trump’a İki Yıllık Bir Ara Vermeli” başlıklı makalesinde, ittifakı hayatta tutabilmek için yönetim kademesinin ve üye ülkelerin liderlerinin ABD Başkanı ile gereksiz görüşmelerden ve polemiklerden kaçınması gerektiğini belirtti. Stavridis’e göre liderler bunun yerine kendi savunma kapasitelerine ve bir dizi girişime odaklanmalı.
Stavridis yazısında şu değerlendirmede bulundu:
“Bazen evli çiftlerin ilişkisinde fırtınalı dönemler yaşandığında, çözüm tamamen ayrılmak değildir. Bunun yerine verilecek bir ‘ara’, öfkeli laf sokmalardan kaçınarak nefes almayı sağlayabilir. NATO müttefikleri, 77 yıllık paktı korumak istiyorlarsa bu doğrultuda düşünmelidir.”
Emekli amiral, bu iki yıllık süreçte Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını, daha önce hedef olarak belirlenen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 2’sinin oldukça üzerine çıkarması gerektiğine inanıyor.
Stavridis, “Yüzde 3,5’i salt askeri kapasiteye, yüzde 1,5’i ise destekleyici altyapıya ayrılacak şekilde belirlenecek yüzde 5’lik yeni bir hedef tamamen ulaşılabilir bir nitelik taşıyor” ifadesini kullandı.
“Avrupalıların, askeri teçhizatlarının büyük bölümünü mümkün olan en kısa sürede kendilerinin üretebilmesi için güçlü bir savunma sanayisi tabanı geliştirmeye devam etmesi de son derece hayati önem taşıyor” diyen Stavridis; Avrupa ülkelerinin insansız hava araçları (İHA), nükleer denizaltılar ve nükleer caydırıcılık araçları konusunda kendi üretim kapasitelerini artırmaları, ayrıca askeri amaçlı yapay zeka çalışmalarına yatırım yapmaları gerektiğini detaylandırdı.
Emekli amiral ayrıca, Avrupalıların ve Kanadalıların Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlemek için güçlerini bu bölgeye yönlendirmesi ve Çin ile mücadele kapsamında Pasifik Okyanusu’ndaki varlıklarını güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
Eski komutan önerisini şöyle sürdürdü:
“Ancak mevcut koşullarda bu tür operasyonların NATO bayrağı altında yürütülmesi, bazı üye devletlerin Basra Körfezi’nde ABD’ye yardım edilmesine karşı çıktığı Brüksel’de tartışmalara yol açacaktır. Bunun yerine bu ülkeler, ya belki de ortak bir İngiliz-Fransız girişimi liderliğinde bir ‘gönüllüler koalisyonu’ olarak ya da bir Avrupa Birliği misyonu şeklinde bölgeye intikal etmelidir.”
Bunun yanı sıra Stavridis, Avrupa’nın Ukrayna’yı desteklemek için ayıracağı kaynakları NATO kanalları yerine yalnızca AB mekanizmaları üzerinden aktarmasını tavsiye etti.
Emekli amiral, “ABD yardımları Trump döneminde önemli ölçüde azaldı; neyse ki müttefikler bu yardımı 230 milyar doların üzerinde bir tutarla artırdı. İyi tasarlanmış bir AB askeri yapısını kullanmak ve birliği, en azından başlangıç aşamasında, Ukrayna’yi kabul etmeye teşvik etmek mantıklı bir yaklaşım olacaktır” dedi.
Stavridis son olarak, NATO’nun bu ara döneminde toplantı ve etkinliklerin sıklığını azaltması gerektiği görüşünü paylaştı. Gelecek birkaç yıl boyunca yeni bir liderler zirvesine ihtiyaç duyulmadığını açıklayan amiral, savunma bakanlarının yılda bir kez toplanmasının yeterli olacağını ifade etti.
Stavridis, alt düzeydeki olağan toplantı yoğunluğuna da gerek olmadığını, ittifak bünyesindeki komitelerin günlük çalışmalarının kolayca askıya alınabileceğini ekledi.
Amiral makalesini şu sözlerle tamamladı:
“Zamanla NATO’da bir yeniden başlama mümkün mü? Elbette, ancak işlerin her zamanki seyrine dönmesi, en azından Washington’da yeni bir yönetimin göreve gelmesine kadar ertelenmek zorunda kalacak. Avrupalı ve Kanadalı müttefikler, bu arayı kendi savunmalarını güçlendirmek ve Atlantik’in her iki yakasında askeri dengeyi kurmak için kullanabilirler.”
NATO müttefikleri Ankara’da Ukrayna’ya yeni yardım taahhüt etti
NATO ülkeleri, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen zirvenin ardından yayımladıkları deklarasyonda, Ukrayna’ya 2026 yılında 70 milyar avro, bir sonraki yıl ise en az bu miktarda yardım taahhüdünde bulundu. Bu yardımın çok büyük bir kısmı, Avrupa ülkeleri ve Kanada tarafından ikili ve çok taraflı destek mekanizmaları vasıtasıyla sağlanacak. Deklarasyonda belirtildiği üzere, yapılacak yardımın “adil, öngörülebilir ve uzun vadede sürdürülebilir” olması gerekiyor.
İttifak üyeleri ortak açıklamalarında, “Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik oluşturduğu uzun vadeli tehdide” işaret etti.
Diplomasi
AB, İsrail yerleşimlerine yönelik ticaret yasağı öneriyor

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısıtlamaları sıkılaştırmak veya İsrail yerleşim yerleriyle ticareti engellemek amacıyla AB hükümetlerine hukuki seçenekler sundu.
Euractiv tarafından incelenen ve “gizli” ibaresi taşıyan Komisyon belgesinde, yerleşim yerlerinden gelen mallar için bir ithalat lisans sistemi, bu malları AB pazarından fiyat açısından dışlamak amacıyla tasarlanmış cezai gümrük vergileri ve uluslararası hukuk uyarınca yasadışı olan İsrail yerleşim yerlerinden kaynaklanan ithalatın tamamen yasaklanması dahil olmak üzere üç seçenek özetleniyor.
Fakat belge, İsrail’e karşı ticari önlemler uygulamak için teknik seçenekleri ortaya koyarken, Komisyon’un böyle bir hamlenin basit bir iktisadi önlemden ziyade siyasi bir adım olacağına inandığını da güçlü bir şekilde ima ediyor.
Bunun nedeni kısmen AB’nin yerleşim yerleriyle yaptığı ticaretin çok az olması.
Bu nedenle belge, AB’nin bu hamleyi dış politika yaptırımları olarak çerçevelemesini öneriyor.
Bu tür yaptırımların kabul edilmesi için 27 hükümetin oybirliği gerekiyor ki bu, ticari önlemlerin gerektirdiğinden daha yüksek bir eşik.
Bir kaynak, Euractiv’e verdiği bilgide, belgenin Kaja Kallas’ın başkanlık ettiği Avrupa Dış Eylem Servisi tarafından değil, Komisyon başkanının kabinesi ve yürütme organının genel sekreterliği tarafından kaleme alındığını belirtti.
Ne var ki, seçenekleri sunmak ve önümüzdeki pazartesi günü yapılacak dışişleri bakanları toplantısında bir konsensüs olup olmadığını belirlemek, AB dış politika şefi Kallas’a düşecek.
İrlanda’dan Hollanda’ya kadar birçok ülke, yerleşim yerleriyle ticareti yasaklamak için ulusal yasalar çıkardı.
Belge ayrıca, yerleşim yerleriyle ticareti kısıtlamanın önündeki pratik engellere de dikkat çekiyor.
Belge, üç seçeneğin de Avrupa’daki ulusal gümrük makamlarının yerleşim yerlerinden gelen ürünleri tespit etme yeteneğine bağlı olduğu konusunda uyarıyor.
İsrailli tüccarlar, malları yeniden etiketleyebilir veya İsrail menşeli ürünlerle karıştırabilir; bu da uygulamanın etkinliğini zayıflatabilir.
En az çatışmaya yol açacak seçenek, İsrail yerleşim yerlerinden gelen mallar için özel bir ithalat lisans rejimi getirilmesi.
Bu tür ürünleri AB’ye ithal etmek isteyen şirketlerin öncelikle ulusal makamlardan onay alması gerekecek.
Gümrük yetkilileri ise malların AB menşe kurallarına ve daha geniş kapsamlı ticaret mevzuatına uygun olup olmadığını doğrulayacak.
Fakat Komisyon, bu sistemin kuralların atlatılmasına karşı savunmasız kalacağı konusunda uyarıda bulundu.
İkinci seçenek, yalnızca yerleşim yerlerinde üretilen mallara uygulanacak özel bir gümrük vergisi rejimi oluşturulmasını ve bu ürünleri AB pazarından fiilen dışlayacak kadar yüksek gümrük vergileri belirlenmesini içeriyor.
Belgede, bu seçeneğin pratikte ithalat yasağıyla aynı hedeflerin çoğuna ulaşacağı ama ticareti resmi olarak yasaklamaya kadar gitmeyeceği belirtiliyor.
Bununla birlikte Komisyon, İsrail’in halihazırda yerleşim yerlerinden ihracat yapanlara geri ödeme yaptığını ve bunun da daha yüksek gümrük vergilerinin etkisini potansiyel olarak azaltabileceğini kaydetti.
En kapsamlı seçenek ise, İsrail yerleşim yerlerinden menşeli tüm malların AB içindeki ithalatını, transit geçişini, pazarlanmasını ve dağıtımını yasaklamak.
Kısıtlamalar, tarım ürünleri gibi belirli sektörleri hedef alabilir veya tüm yerleşim yeri ürünlerine genişletilebilir.
Komisyon’un değerlendirmesine göre, kısmi veya tam bir yasak, AB’nin dış politika yetkileri kapsamında haklı gösterilebilir; zira amaç ticareti düzenlemek değil, İsrail hükümetinin politikasını etkilemek olacak.
Bununla birlikte, yerleşim yeri ihracatının genel AB-İsrail ticaretinin çok küçük bir payını oluşturduğu da belirtiliyor.
Teklifin dış politika gerekçelerine dayandırılması, AB üye devlet hükümetlerinin oybirliğiyle destek vermesini gerektirecek.
2025 yılında Komisyon, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması kapsamındaki ticaret tercihlerinin askıya alınmasını önermiş fakat ulusal hükümetlerin onayını almakta başarısız olmuştu.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby










