Ortadoğu
Pezeşkiyan: İsrail bana suikast girişiminde bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği özel mülakatta, İsrail’in kendisine suikast girişiminde bulunduğunu ve ABD ile yürütülen müzakereleri kasten torpillediğini dile getirdi. Nükleer silah peşinde olmadıklarını ve bunun dini bir fetvayla yasaklandığını yineleyen Pezeşkiyan, Washington ile yeniden masaya oturmak için İsrail’in tekrar saldırmayacağına dair güvence beklediklerini belirtti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği özel mülakatta, Washington ile Tahran arasındaki gerilime, nükleer programa ve İsrail’in bölgedeki rolüne ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
İsrail’in kendisine yönelik suikast girişiminde bulunduğunu iddia eden Pezeşkiyan, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD ile yürütülen diplomasi sürecini kasten yok ettiğini savundu. Pezeşkiyan, müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduklarını ancak bunun için ABD’den güvence beklediklerini ifade etti.
‘İsrail bana suikast girişiminde bulundu’
Tucker Carlson’ın “İsrail hükümetinin size suikast düzenlemeye çalıştığına inanıyor musunuz?” sorusuna Pezeşkiyan, “Evet, denediler ve buna göre hareket ettiler ama başarısız oldular,” yanıtını verdi.
Girişimin arkasında ABD’nin olmadığını, doğrudan İsrail’in olduğunu belirten Pezeşkiyan, olayın ayrıntılarına ilişkin şunları söyledi:
“Bir toplantıdaydım, ileriye dönük atılacak adımları tartışıyorduk. Sahip oldukları casusların istihbaratı sayesinde toplantı yaptığımız bölgeyi bombalamaya çalıştılar. Ama daha önce de söylediğim gibi, bir insanın ne zaman öleceğine Yüce Allah karar verir.”
Bu tür saldırılardan korkmadığını ve ülkesinin egemenliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı için canını feda etmeye hazır olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, “Ancak kan dökmek, suikast düzenlemek, başkalarını öldürmek bölgeye güvenlik getirir mi? Bu, bölgeye barış, huzur ve istikrar getirir mi?” diye sordu.
‘Müzakere masasını Netanyahu devirdi’
Pezeşkiyan, ABD ile yaşanan gerilimi diplomasi yoluyla çözmeye istekli olduklarını ancak bu çabaların İsrail tarafından sabote edildiğini kaydetti.
Müzakerelerin ortasında İsrail’in nükleer tesislere saldırdığını belirten Pezeşkiyan, yaşanan süreci şöyle anlattı:
“ABD ile görüşmelerin tam ortasındaydık. ABD Başkanı bizi barış için bu tür görüşmelere davet etti. Müzakereler sırasında bize, ‘İsrail’e izin vermediğimiz sürece size saldırmayacaklar’ denildi. Çok yakında bir sonraki turu yapacaktık ama tam ortasındayken İsrail aniden müzakere masasını torpilledi. Bu olduğunda biz müzakere masasındaydık. Bunu yaparak diplomasiyi tamamen mahvettiler ve yok ettiler.”
‘Nükleer bomba dini liderin fetvasıyla yasak’
İran’ın nükleer programına ilişkin iddiaların İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından 1984’ten beri yaratılan “yanlış bir zihniyet” olduğunu savunan Pezeşkiyan, Tahran’ın hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmadığını belirtti.
Pezeşkiyan, “Gerçek şu ki, ne geçmişte, ne şimdi ne de gelecekte nükleer bomba geliştirmenin peşinde olmadık. Zira bu yanlış. Bu, İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri tarafından çıkarılan dini kararnameye, yani fetvaya aykırıdır. Dolayısıyla nükleer bombanın peşine düşmemiz dinen yasaktır,” ifadelerini kullandı.
‘UAEA’ya güvenimiz sarsıldı’
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğinin, nükleer tesislere yönelik “yasa dışı saldırılar” nedeniyle sekteye uğradığını belirten Pezeşkiyan, kuruma karşı güvensizlik duyduklarını dile getirdi.
Pezeşkiyan, “UAEA’nın faaliyetleri konusunda karamsardık çünkü bir şekilde İsrail’in, UAEA tarafından yürütülen denetimlerden bilgi alabildiğini fark ettik,” dedi.
UAEA’nın son raporunun hazırlanış biçiminin İsrail rejimine “bir bahane verdiğini” ve saldırılara zemin hazırladığını dile getiren Pezeşkiyan, “Ajans bu saldırıları kınamayı veya durdurmayı başaramadı. Bu durum İranlılar, milletvekilleri ve kamuoyu arasında yaygın bir güvensizliğe yol açtı,” değerlendirmesinde bulundu.
McGovern: İran’ın nükleer silah yapması için dini fetvayı tersine çevirmesi gerekir
‘Müzakerelere yeniden başlamanın bir şartı var’
Pezeşkiyan, ABD ile müzakerelere yeniden başlamakta bir sorun görmediklerini ancak öncelikle güven sorununun aşılması gerektiğini vurguladı.
İsrail’in sadece İran’a değil, tüm bölgeye yönelik “zulümleri” nedeniyle bir krizle karşı karşıya olduklarını söyleyen Pezeşkiyan, şu şartı öne sürdü:
“ABD’ye yeniden nasıl güveneceğiz? Müzakerelere yeniden girersek, görüşmelerin ortasında İsrail rejimine bize tekrar saldırması için izin verilmeyeceğini nasıl kesin olarak bilebiliriz?”
”Amerika’ya ölüm’ sloganının anlamı farklı’
İran’daki “Amerika’ya ölüm” sloganlarının Amerikan halkına yönelik olmadığını savunan Pezeşkiyan, “Bu slogan atıldığında Amerikan halkına ya da yetkililerine ölüm kastedilmiyor. Suçlara ölüm, öldürmeye ve katliama ölüm, başkalarını öldürmeyi desteklemeye ölüm, güvensizliğe ve istikrarsızlığa ölüm kastediliyor,” diye konuştu.
Son 200 yıldır İran’ın hiçbir ülkeyi işgal etmediğini hatırlatan Pezeşkiyan, bölgede IŞİD’i ABD’nin kurduğuna işaret etti.
‘ABD’li yatırımcılara kapımız açık’
Yönetime geldiğinde önceliğinin iç birliği sağlamak ve komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmek olduğunu belirten Pezeşkiyan, ABD’li yatırımcıların İran’a gelmesinin önünde bir engel olmadığını söyledi.
Dini Lider ile yaptığı görüşmede, ABD’li yatırımcıların İran’a gelip yatırım yapmasını engelleyen hiçbir şeyin olmadığının vurgulandığını aktaran Pezeşkiyan, “Eğer bir sınırlama varsa, bu bizim tarafımızdan değil, ABD’nin yaptırımlarından kaynaklanıyordu,” bilgisini paylaştı.
‘Trump, Netanyahu’nun oyununa gelmemeli’
ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeyi barışa ya da “bitmeyen savaşlara” yönlendirebilecek bir konumda olduğunu belirten Pezeşkiyan, şu çağrıda bulundu:
“Benim ABD’ye önerim, kendi savaşı olmayan bir savaşa karışmaktan kaçınmasıdır. Bu Amerika’nın savaşı değil, Netanyahu’nun savaşıdır. Netanyahu’nun tüm bölge için şeytani entrikaları ve insanlık dışı bir gündemi var. Bu da bitmeyen savaşlardır. ABD, Netanyahu tarafından kandırılmamalı ve bu tür bir savaşa sürüklenmemelidir.”
Ortadoğu
Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.
Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.
“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.
Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.
İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek
Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.
Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.
Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.
Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.
“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim
LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.
Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.
“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.
Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.
Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.
Sağdan salvolar, soldan eleştiriler
Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.
Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.
Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.
Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.
Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.
Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.
Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.
Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi









