Ortadoğu
Pezeşkiyan: İsrail bana suikast girişiminde bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği özel mülakatta, İsrail’in kendisine suikast girişiminde bulunduğunu ve ABD ile yürütülen müzakereleri kasten torpillediğini dile getirdi. Nükleer silah peşinde olmadıklarını ve bunun dini bir fetvayla yasaklandığını yineleyen Pezeşkiyan, Washington ile yeniden masaya oturmak için İsrail’in tekrar saldırmayacağına dair güvence beklediklerini belirtti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği özel mülakatta, Washington ile Tahran arasındaki gerilime, nükleer programa ve İsrail’in bölgedeki rolüne ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
İsrail’in kendisine yönelik suikast girişiminde bulunduğunu iddia eden Pezeşkiyan, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD ile yürütülen diplomasi sürecini kasten yok ettiğini savundu. Pezeşkiyan, müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduklarını ancak bunun için ABD’den güvence beklediklerini ifade etti.
‘İsrail bana suikast girişiminde bulundu’
Tucker Carlson’ın “İsrail hükümetinin size suikast düzenlemeye çalıştığına inanıyor musunuz?” sorusuna Pezeşkiyan, “Evet, denediler ve buna göre hareket ettiler ama başarısız oldular,” yanıtını verdi.
Girişimin arkasında ABD’nin olmadığını, doğrudan İsrail’in olduğunu belirten Pezeşkiyan, olayın ayrıntılarına ilişkin şunları söyledi:
“Bir toplantıdaydım, ileriye dönük atılacak adımları tartışıyorduk. Sahip oldukları casusların istihbaratı sayesinde toplantı yaptığımız bölgeyi bombalamaya çalıştılar. Ama daha önce de söylediğim gibi, bir insanın ne zaman öleceğine Yüce Allah karar verir.”
Bu tür saldırılardan korkmadığını ve ülkesinin egemenliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı için canını feda etmeye hazır olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, “Ancak kan dökmek, suikast düzenlemek, başkalarını öldürmek bölgeye güvenlik getirir mi? Bu, bölgeye barış, huzur ve istikrar getirir mi?” diye sordu.
‘Müzakere masasını Netanyahu devirdi’
Pezeşkiyan, ABD ile yaşanan gerilimi diplomasi yoluyla çözmeye istekli olduklarını ancak bu çabaların İsrail tarafından sabote edildiğini kaydetti.
Müzakerelerin ortasında İsrail’in nükleer tesislere saldırdığını belirten Pezeşkiyan, yaşanan süreci şöyle anlattı:
“ABD ile görüşmelerin tam ortasındaydık. ABD Başkanı bizi barış için bu tür görüşmelere davet etti. Müzakereler sırasında bize, ‘İsrail’e izin vermediğimiz sürece size saldırmayacaklar’ denildi. Çok yakında bir sonraki turu yapacaktık ama tam ortasındayken İsrail aniden müzakere masasını torpilledi. Bu olduğunda biz müzakere masasındaydık. Bunu yaparak diplomasiyi tamamen mahvettiler ve yok ettiler.”
‘Nükleer bomba dini liderin fetvasıyla yasak’
İran’ın nükleer programına ilişkin iddiaların İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından 1984’ten beri yaratılan “yanlış bir zihniyet” olduğunu savunan Pezeşkiyan, Tahran’ın hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmadığını belirtti.
Pezeşkiyan, “Gerçek şu ki, ne geçmişte, ne şimdi ne de gelecekte nükleer bomba geliştirmenin peşinde olmadık. Zira bu yanlış. Bu, İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri tarafından çıkarılan dini kararnameye, yani fetvaya aykırıdır. Dolayısıyla nükleer bombanın peşine düşmemiz dinen yasaktır,” ifadelerini kullandı.
‘UAEA’ya güvenimiz sarsıldı’
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğinin, nükleer tesislere yönelik “yasa dışı saldırılar” nedeniyle sekteye uğradığını belirten Pezeşkiyan, kuruma karşı güvensizlik duyduklarını dile getirdi.
Pezeşkiyan, “UAEA’nın faaliyetleri konusunda karamsardık çünkü bir şekilde İsrail’in, UAEA tarafından yürütülen denetimlerden bilgi alabildiğini fark ettik,” dedi.
UAEA’nın son raporunun hazırlanış biçiminin İsrail rejimine “bir bahane verdiğini” ve saldırılara zemin hazırladığını dile getiren Pezeşkiyan, “Ajans bu saldırıları kınamayı veya durdurmayı başaramadı. Bu durum İranlılar, milletvekilleri ve kamuoyu arasında yaygın bir güvensizliğe yol açtı,” değerlendirmesinde bulundu.
McGovern: İran’ın nükleer silah yapması için dini fetvayı tersine çevirmesi gerekir
‘Müzakerelere yeniden başlamanın bir şartı var’
Pezeşkiyan, ABD ile müzakerelere yeniden başlamakta bir sorun görmediklerini ancak öncelikle güven sorununun aşılması gerektiğini vurguladı.
İsrail’in sadece İran’a değil, tüm bölgeye yönelik “zulümleri” nedeniyle bir krizle karşı karşıya olduklarını söyleyen Pezeşkiyan, şu şartı öne sürdü:
“ABD’ye yeniden nasıl güveneceğiz? Müzakerelere yeniden girersek, görüşmelerin ortasında İsrail rejimine bize tekrar saldırması için izin verilmeyeceğini nasıl kesin olarak bilebiliriz?”
”Amerika’ya ölüm’ sloganının anlamı farklı’
İran’daki “Amerika’ya ölüm” sloganlarının Amerikan halkına yönelik olmadığını savunan Pezeşkiyan, “Bu slogan atıldığında Amerikan halkına ya da yetkililerine ölüm kastedilmiyor. Suçlara ölüm, öldürmeye ve katliama ölüm, başkalarını öldürmeyi desteklemeye ölüm, güvensizliğe ve istikrarsızlığa ölüm kastediliyor,” diye konuştu.
Son 200 yıldır İran’ın hiçbir ülkeyi işgal etmediğini hatırlatan Pezeşkiyan, bölgede IŞİD’i ABD’nin kurduğuna işaret etti.
‘ABD’li yatırımcılara kapımız açık’
Yönetime geldiğinde önceliğinin iç birliği sağlamak ve komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmek olduğunu belirten Pezeşkiyan, ABD’li yatırımcıların İran’a gelmesinin önünde bir engel olmadığını söyledi.
Dini Lider ile yaptığı görüşmede, ABD’li yatırımcıların İran’a gelip yatırım yapmasını engelleyen hiçbir şeyin olmadığının vurgulandığını aktaran Pezeşkiyan, “Eğer bir sınırlama varsa, bu bizim tarafımızdan değil, ABD’nin yaptırımlarından kaynaklanıyordu,” bilgisini paylaştı.
‘Trump, Netanyahu’nun oyununa gelmemeli’
ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeyi barışa ya da “bitmeyen savaşlara” yönlendirebilecek bir konumda olduğunu belirten Pezeşkiyan, şu çağrıda bulundu:
“Benim ABD’ye önerim, kendi savaşı olmayan bir savaşa karışmaktan kaçınmasıdır. Bu Amerika’nın savaşı değil, Netanyahu’nun savaşıdır. Netanyahu’nun tüm bölge için şeytani entrikaları ve insanlık dışı bir gündemi var. Bu da bitmeyen savaşlardır. ABD, Netanyahu tarafından kandırılmamalı ve bu tür bir savaşa sürüklenmemelidir.”
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









