Bizi Takip Edin

Diplomasi

McGovern: İran’ın nükleer silah yapması için dini fetvayı tersine çevirmesi gerekir

Yayınlanma

Eski CIA analisti Ray McGovern, ABD’yi Gazze’de yaşanan soykırıma olanak sağlamakla suçladı ve herkesi harekete geçmeye çağırdı. McGovern, ABD’nin Ukrayna’ya silah sevkiyatını durdurduğunu belirtirken, Avrupalı liderleri ‘beyin ölümü gerçekleşmiş’ olarak nitelendirerek Kiev’e destek olamayacaklarını savundu. Ayrıca Almanya’nın artık Rusya’nın “baş düşmanı” haline geldiğini ifade etti.

Eski ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) analisti Ray McGovern, ülkesi ABD’nin Gazze’de devam eden soykırıma olanak sağladığını belirterek, “Soykırım, biz konuşurken bile devam ediyor. Bu soykırım, benim ülkem ve telefonu açıp bunu durdurabilecek diğerleri sayesinde yaşanıyor,” dedi.

McGovern, herkesi sadece durumu analiz etmekle kalmayıp somut adımlar atmaya çağırdı.

Schiller Enstitüsü tarafından düzenlenen Uluslararası Barış Koalisyonu toplantısında konuşan McGovern, ABD’nin Ukrayna’ya silah sevkiyatını durdurmasını “uzun zamandır beklenen bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Avrupalı liderlerin ABD’nin yerini doldurabileceği fikrini eleştiren McGovern, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz gibi isimlerin oluşturduğu koalisyonu “beyin ölümü gerçekleşmiş” olarak tanımladı.

‘Nuh prensibi: Gemi inşa edenlere ödül verin’

Konuşmasında Gazze’deki duruma odaklanan McGovern, katılımcıları sessizliğe ve harekete geçme taahhüdüne davet etti.

“Nuh Prensibi” olarak adlandırdığı bir ilkeye atıfta bulunan McGovern, “Yağmuru tahmin ettiğiniz için daha fazla ödül yok, ödüller sadece gemi inşa edenler için. Bu toplantıdan ayrıldığımızda, hepimiz kendi küçük gemilerimizi inşa etmeye başlayalım. Soykırımı durdurmak için elimizden geleni yapmak ahlaki bir zorunluluktur,” ifadelerini kullandı.

‘Avrupa’nın beyin ölümü gerçekleşmiş liderleri var’

McGovern, geçen haftanın en önemli gelişmelerinden birinin eski ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir saatlik bir telefon görüşmesi yapması olduğunu belirtti.

ABD’nin Ukrayna’ya silah sevkiyatını durdurma kararını da önemli bir gelişme olarak değerlendiren McGovern, Avrupalı liderlere yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a güvenmediğini söyleyen McGovern, “Seleflerinin Minsk Anlaşmaları’na nasıl ihanet ettiği düşünüldüğünde, Macron’un Putin nezdinde hiçbir itibarı yok,” dedi.

Avrupalı liderler Merz, Macron ve Starmer’ı “dava vekili bir hukuk bürosuna” benzeten McGovern, “Onlar ambulans kovalayıcılar. Bu koalisyon, benim gözümde beyin ölümü gerçekleşmiş bir koalisyondur. Artık bir rolleri olmayacak çünkü ne silahları ne de paraları var. Ukrayna’ya ABD’nin yerini alabilecekleri fikrini vermeleri hem ahlak dışı hem de aptalca,” değerlendirmesinde bulundu.

‘Almanya artık Rusya’nın baş düşmanı’

McGovern, Rus kamuoyunda önemli bir değişiklik yaşandığını ve Almanya’nın ABD’nin yerini alarak Rusya’nın “baş düşmanı” (Glavnivrag) konumuna geldiğini ifade etti.

Bu değişimi, Başbakan Scholz yönetimindeki Almanya’nın, ABD’nin orta menzilli nükleer kapasiteli balistik füzeleri Alman topraklarına yerleştirmesini kabul etmesine bağlayan McGovern, Scholz için de “beyin ölümü gerçekleşmiş” ifadesini kullandı.

‘İran’ın nükleer silah için fetvayı değiştirmesi gerekir’

İran konusuna da değinen McGovern, Tahran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerini ülkeden çıkarmasının ardından nükleer program üzerindeki denetimin uydularla sınırlı kaldığını belirtti.

Bu durumun, ABD istihbaratının “İran nükleer silah üzerinde çalışmıyor” şeklindeki uzun süreli değerlendirmesini geçersiz kıldığını söyledi.

McGovern, İran’ın dini liderinin nükleer silahları yasaklayan fetvasının önemine dikkat çekerek, “İranlı dostlarıma bir fetvanın Katolik geleneğindeki bir genelge gibi olup olmadığını sordum. Güldüler ve ‘McGovern, sen delisin’ dediler. Hayır, fetva fetvadır. Tüm İranlıları bağlar,” dedi.

McGovern’a göre, İran’ın nükleer silah yapmaya karar vermesi durumunda dini liderin bu fetvayı kamuoyuna açık bir şekilde tersine çevirmesi gerekeceğini ve henüz böyle bir adım atılmadığını vurguladı.

‘Tektonik bir güç kayması yaşandı’

Konuşmasının sonunda dünyadaki güç dengelerinde “tektonik bir kayma” yaşandığını belirten McGovern, Rusya ve Çin’in daha önce hiç görülmemiş bir şekilde işbirliği yaptığını ve bunun “bire karşı iki” durumu yarattığını söyledi.

McGovern, “Umarım ABD’li karar alıcılar, Rusya’yı Çin’e veya tam tersini oynamaya devam edemeyeceklerini anlarlar. Biraz sağduyuya ihtiyaçları var,” diyerek sözlerini tamamladı.

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English