Rusya
Putin’in konuşması: kadrolar, “tarihi olarak Rus” bölgeler, “Avrupalı domuzcuklar” ve diğerleri

Putin’in dün Savunma Bakanlığı genişletilmiş kolezyumu oturumunda yaptığı konuşma, birçok açıdan, bu yılın başından beri yapılmış en önemli konuşma ve Rusya’nın resmi pozisyonuna dair en kesin tutum beyanı.
Konuşma, Rusya ordusunun cephe hattı boyunca “düşmanın” “batıdaki askeri merkezlerde eğitim görmüş, batı silahlarıyla teçhiz edilmiş elit grup ve rezervlerini” ezerek kesin bir stratejik üstünlük sağladığını ve bu yılın başından beri 300’den çok yerleşim noktasının ele geçirildiğini vurgulayarak başlıyor.
Putin hemen arkasından Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti devlet işleri başkanı “yoldaş” Kim Çen In’ın kararıyla Kursk oblastinin kurtarılması için gönderilen ve “Rusyalı savaşçılarla omuz omuza çarpışan” Koreli askerlere teşekkür ediyor.
Verili anda ABD’nin “arabulucu” tutumu nedeniyle onun savaşın çıkmasında ve devamındaki rolü Trump öncesi yönetimle sınırlandırılıyor olsa bile harekatın gerçekte bütün bir batıya, özel olarak da NATO’ya ve Avrupa’ya karşı bir savaş muhtevası kazandığı düşüncesi konuşmanın tamamına damgasını vuruyor. Konuşmanın ana bölümü de öyle başlıyor: “Kiev rejiminin arkasında dünyadaki en büyük askeri-siyasi blok olan NATO’nun üye devletlerinin potansiyeli bulunduğunu biliyoruz. Devasa askeri yardım aralıksız devam ediyor, danışmanlar, uzmanlar, paralı askerler gönderiliyor, istihbarat verileri iletiliyor.”
Konuşma boyunca Rusya ordusunun düşman karşısındaki parlak başarılarının altını özenle çiziyor, ancak bunu hamasetten uzak durarak yapma, savaşla ilgili değerlendirmelerinde soğukkanlılığını koruma çabası gene de dikkat çekici. Buna daha önce, 2023 sonunda “Giden yıl, gelen yıl, iktidar” başlığı altında bir dizi yazıda değinmiş ve Rusya liderinin “hamaset yerine hesap vermeyi tercih ettiğini” vurgulamıştım. Doğrudan veya dolaylı olarak askeri meselelerde mutlak bir üstünlük tanımlamıyor, bunun yerine sürekli ve niteliksel iyileştirmelerden söz ediyor ve belki daha önemlisi, bunu, yeni kadrolar ve personel atamalarına değil bu alanlardaki mevcut kadro ve personelin tecrübe birikimine dayandırıyor; belki de tam bu nedenle yolsuzluk, suiistimal, rüşvet, irtikap gibi suçlar dışında ve ayyuka çıkan bir liyakatsizlik olmadığında rotasyona bile nadiren gidiliyor. Bütün devlet yönetiminde bu yaklaşım hâkim aslında, ancak en çok orduda gözleniyor.
Belki bir o kadar önemli olan yanı, devam eden çatışmanın yönetiminin birçok açıdan Büyük Anavatan Savaşı yönetimiyle paralellik göstermesi. O zaman da savunma sanayisinin, ulaştırma yollarının, üretimin vb. katlanarak artırılmasına en azından askerî harekatların yürütülmesi kadar önem veriliyordu. Aradaki fark, kuşkusuz, 1941-1945 arasındaki yılların doğrudan doğruya, neredeyse iç savaş yıllarının savaş komünizmine benzer bir sosyalist savaş ekonomisi olarak planlanmasıydı. Bugün durum bu değil; ancak benzerliği tamamlayan bir başka şey var: hizmet sektörleri (ve büyük ölçüde finans) dışında hemen bütün sektörlerin (imalat, madencilik ve ulaştırma) yüksek kâr oranları öngören kapitalist devlet ekonomisi içinde planlanması.
Konuşma elbette bunlardan söz etmiyor, ancak bu bağlam içinde anlam kazanıyor. Savunma sanayisinin çıktıları arasında füze kompleksleri, yüksek hassasiyetli topçu sistemleri, dronlar, robot teknolojisi, havadan havaya ve havadan karaya füzeler, başta stratejik füze taşıyıcısı Prens Pojarskiy olmak üzere bu yıl donanmaya yeni katılan 19 gemi vb. özel olarak sayılıyor ve çıktıda yüzde 80’in üzerinde artış olduğu belirtiliyor. Küresel gündem olan Oreşnik, Burevestnik ve Poseydon da bunlar arasında. Bütün bu sistemlerin “Rusya’nın stratejik paritesini, güvenliğini ve küresel pozisyonunu onlarca yıl ileriye taşıdığı” vurgulanıyor. Bu çerçevede Birlik devletinin (Rusya ve Belarus) Zapad-2025 tatbikatı özel olarak anılıyor ve “Birlik devletinin potansiyel dış saldırıya karşı savunması görevlerinden” söz ediliyor. Bütün bunlar da NATO ülkelerinin tutumuyla ilişkilendiriliyor: “Bugün dünyadaki jeopolitik durumun gerginliğini korumaya devam ettiğini, bir dizi bölgede ise düpedüz kritik seviyede olduğunu görüyoruz. NATO ülkeleri taarruz kuvvetlerini aktif bir şekilde artırıyor ve modernize ediyor, yeni tip silahlar yaratıyor ve uzay da dahil olmak üzere konuşlandırıyor.”
Burada belirgin bir “NATO ülkeleri” vurgusu var; bununla birlikte konuşmanın bütününe damgasını vuran ağırlık noktası Avrupa: “Avrupa’da insanların kafalarına Rusya ile kaçınılmaz bir çatışma konusunda korkular sokuluyor; güya büyük bir savaşa hazırlanmak gerekiyormuş.” Putin, Avrupa’da muhtelif görevlerde bulunmuş veya bulunmakta olan kişilerin sorumluluklarını unuttuğunu söylüyor, çünkü bunların hareketlerine “kendi halklarının menfaatleri değil anlık, kişisel ve grupsal siyasi menfaatler” yön veriyor. “Avrupa ülkelerine yönelik sözümona Rusya tehdidi düpedüz yalan, hezeyan, ancak bu bilinçli bir şekilde yapılıyor.”
Putin ardından Rusya’nın en zorlu şartlarda bile çatışmaları diplomatik ve barışçıl yoldan çözmek için en ufak şartlardan bile yararlanmaya çalıştığını ileri sürüyor; ona göre “bu şansın kullanılmamasının sorumluluğu… bizimle güç dilinden konuşulabileceğine inananlarda”.
Arkasından, Rusya’nın hem ABD hem de Avrupa ülkeleriyle, “bütün bir Avrasya bölgesinde birleşik bir güvenlik sistemi kurulması” için ve karşılıklı yarar getirecek ve eşit haklara dayanan bir işbirliğinden yana olduklarını belirtiyor ve burada, şimdiki ABD yönetimini Avrupa’dan kesin çizgilerle ayırarak “bu yönetimle diyalogda ilerleme görüldüğünü” vurguluyor. Oysa: “Ne yazık ki Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun yönetimi için bu söylenemez.”
Tam burada bir kez daha “Rusya’nın egemenlik ve bağımsızlığının, güvenliğinin ve geleceğinin, stratejik paritesinin yegâne garantörünün silahlı kuvvetlerimiz” olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla, “askeri temas hattındaki durumun dinamiklerini de göz önüne alarak askerî inşa alanında hangi görevleri önümüze koymak gerektiğini” sıralıyor. Konuşma boyunca bu temaya birçok defa dönüyor — doğal olarak, çünkü konuştuğu yer Savunma Bakanlığı; bununla birlikte askeri-sınai kompleksin durumu ve bütün bir savunma çıktısının niteliği (özellikle hava savunma ve füze savunma sistemleri, komuta ve elektronik muharebe vasıtaları, bütün alanlarda insansız araçlar “ve elbette bizim için öncelik stratejik nükleer kuvvetlerin modernizasyonudur”), dolayısıyla devlet organizasyonu üzerinde ısrarla duruyor; başka deyişle devlet organizasyonu büyük ölçüde ordunun ihtiyaçlarına göre yürütülüyor.
İlk görev, özel askerî harekatın (Ukrayna savaşının) hedeflerine kayıtsız şartsız erişilmesi. Putin’e göre Rusya bunu, çatışmanın temel nedenlerini diplomasinin yardımıyla ortadan kaldırarak yapmayı tercih ediyor; ancak: “Karşı taraf, onların yabancı hamileri esasen görüşmeyi reddederse Rusya da kendi tarihi topraklarının kurtarılmasını askeri yoldan gerçekleştirir. Bir tampon güvenlik bölgesinin kurulması ve genişletilmesi görevi de tutarlı şekilde çözülecektir.”
Dünkü konuşmadaki en önemli noktalardan biri bu. Kiev yanlısı (yani bütün batılı ve ufku oradaki diğer) basın bunu neredeyse tek bir ağızdan toprak genişlemesi beyanı olarak yorumladılar. Bu doğru değil. Dünkü Kremlin yönetimi (yani aynı zamanda bugünkü yönetim) daha Maydan darbesinden çok öncesinden beri Ukrayna meselesini iki ana başlıkta ele aldı. İlki, NATO’nun genişlemesiydi. Rusya’nın bunu kategorik olarak reddettiği 2007 Münih konuşmasından ve 2008 Gürcistan savaşından beri gayet açık seçik biliniyor. Meselenin ikinci başlığı Ukrayna’nın o zamanki devlet sınırları içindeki sosyal, siyasi, kültürel problemlerdi. Rusya bunların da Ukrayna içinde çözülmesi, ancak bunun yapılması için başta Ruslar ve Rusça konuşanlar olmak üzere Ukrayna içindeki bütün halkların milli (siyasi, sosyal, kültürel) haklarının teminat altına alınması gerektiğini savundu. Yani Rusya açısından ideal çözüm, meselenin Ukrayna sınırları içinde çözümüydü ve BM onaylı Minsk 1 ve özellikle Minsk 2 anlaşmaları bu yaklaşımın sonucuydu. Bu çözümün şartları tamamen ortadan kalktıktan sonra, yani Maydan’dan sonra, yani Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra bile bu yaklaşımdan vazgeçmedi ve çokça sanılanın aksine Donbass “ayrılıkçılarına” da kayda değer bir destek sunmadı.
Bugünkü çatışma ancak 2021 sonundan itibaren bir önceki Amerikan yönetiminin NATO provokasyonu ve eş zamanlı olarak Donbass’ta Kiev kuvvetlerinin kapsamlı bir taarruz hazırlığıyla başladı. Yani Kremlin açısından Rusya’nın toprak genişlemesi sonucuna yol açan şey bir tercih değil bir zaruret haliydi.
Putin’in bu ifadesinde “Rusya’nın kendi tarihi toprakları” ifadesindeki belirsizliğe de dikkat çekmeli. Tarihi açıdan, Ukrayna’nın batısı ve doğusu hiçbir zaman aynı halkın meskûn olduğu aynı ülke olmadı. Kırım’ın durumu zaten biliniyor (Hruşçov’un destalinizasyonun daha başında Ukrayna milliyetçiliğini yedeklemek için verdiği hediye). Donbass bölgesinin durumu da farklı değildi; daha 1919 başında, Alman, Fransız ve Yunan işgaline karşı bir “savunma cephesi” (Lenin’in ifadesidir bu) kurmak gerekiyordu, Ukrayna’da bir Sovyet devleti kurmak gerekiyordu, oysa Donetsk-Krivoroj Sovyet Cumhuriyeti (Rusya’ya katılan dört federal bölgeden başka Ukrayna’nın bugünkü Harkov, Summı ve Dnyepropetrovsk oblastlerini de kapsıyordu), yani Donbass’ın proletaryası olmaksızın böyle bir devletin kurulması mümkün değildi. Yani Donbass, Ukraynalı olduğu için değil tam tersine Rus olduğu için (kömür madenleri, çelik sanayisi, proletarya) Ukrayna Sovyet cumhuriyetine dahil edilmişti. Dolayısıyla bütün bu bölgelerin tarihi olarak Rus olduğuna şüphe yoktur. Aynı şekilde sosyal olarak Rus olduğuna da şüphe yoktur: 2019 nüfus sayımına göre Çernigov oblastinin yüzde 82’si, Summı’nın 63’ü, Harkov’un 94’ü, Lugansk’ın 96’sı, Donetsk’in 97’si, Zaporoje’nin 94’ü, Herson’un 91’i, Nikolayev’in 87’i, Odessa’nın 96’sı evlerinde Rusça konuşuyordu.
Ama gene de Putin’in konuşmasında bu “kurtuluşun” bu bölgelerin Rusya’ya katılmasıyla yapılacağı şartı yok. Aslında sadece şunu söylüyor: Rusya’ya katılan dört bölge dışında (onların kaderi artık tamamen tartışma dışıdır) “tarihi olarak Rus” olan bölgelerin Ukrayna içinde kalıp kalmayacağı ancak Ukrayna içinde bu meseleye barışçıl bir çözüm bulunup bulunmayacağına bağlıdır; eğer bulunmazsa askeri yoldan kurtarır ve daha sonra onların güvenliğini sağlamak için bu bölgelerin Ukrayna sınırlarından itibaren ileriye yayılacak tampon güvenlik bölgesi oluştururuz.
Çatışma Rusya yönetimi açısından hiç kuşkusuz bir sosyal ve siyasi konsolidasyonu da sağlıyor. Bu, çatışmanın başında ileri sürdüğüm gibi, ilk iki yıl boyunca (daha önce liberal muhalefetin kitle tabanını teşkil eden şehirli eğitimli küçük ve ortaburjuvazinin) yeniden formasyonu şeklinde cereyan etti; bunların büyük bölümü servetlerinin büyüklüğüne göre farklı ülkelere kaçtılar ve büyük çoğunluğu da oralarda yerleşti. Onlardan arta kalan boşluğu önemli ölçüde yeni bir sınıf doldurdu. Bu, konsolidasyon programının (bunun planlı olması gerekmiyor) bir parçasıdır. Konsolidasyonu sağlayan ikinci unsur hızla artan reel ücretler oldu. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Üçüncü unsur ise savaşa katılanların ve onların aile üyelerinin en üst seviyeden sosyal garantilerinin sağlanmasıdır. Bu sadece artık belki de milyonlarla ifade edilen bir sosyal kesim değil, aynı zamanda ileride devlet yönetiminin tevdi edilebileceği yeni bir güvenilir kadro rezervi anlamına geliyor. Dolayısıyla Putin’in konuşmasında bu konu üzerinde uzun uzadıya durulmasının nedeni, bir vicdani sorumluluğun yansımasından ziyade burada yatıyor.
Putin’le silahlı kuvvetler ve en genelde siloviki arasındaki ilişkiler daha 2001 yılbaşı günü helikoptere atlayıp Çeçenistan’daki birlikleri ziyaret ettiğinden beri hep özel olmuştur; ordu ve genel olarak siloviki, Yeltsin döneminin aşağılanma, küçümsenme ve yozlaşmasından Putin döneminde kendilerine sunulan yeni güven ve sağlanan itibarla çıkmışlardı. Bugün bu süreç yeni bir biçimde yeniden hız kazanıyor.
Putin’in konuşmasında Rusya yönetimi açısından yakın tarihin en travmatik olayı, kaçınılması gereken en önemli tehdit, devletliliğin korunmasını ve devlet aygıtının güçlendirilmesini zaruri kılan şey: Sovyetler Birliği’nin dağılması da kendine bir yer buluyor.
Putin’in konuşmalarında sıkça rastladığım, belki benzerine bugün rastlamak imkânsız olduğu için bana hâlâ şaşılacak kadar samimi görünen neredeyse naif bir doğruculuk da konuşmanın ikinci bölümünde öyle çıplak yansıyor ki, uzunca bir çeviriyi kesinlikle hak ediyor.
Bu kısmı neredeyse eksiksiz olarak aktaracağım; ancak özel olarak, bugünkü Amerikan yönetiminin 2022’de iktidarda kendisi bulunsaydı bu savaşın çıkmayacağı iddiasını Putin’in doğrulamadığına, bunu “belki de” diye geçiştirdiğine dikkat çekmek gerek. Dikkat çekmek istediğim ikinci nokta ise Ukrayna silahlı kuvvetlerinin “silahlı harekatların potası içinden geçmekte oldukları” ifadesi. Bunu belki de bir tür düşmana saygı ifadesi saymak gerek. Ukraynalıların (Putin’in 2021 temmuzundaki önemli makalesinin başlığında söylediği gibi) “kardeş halk” sayılıyor olması yüzünden bunun ileride ne olur ne olmaz diye siyasi bir kurnazlık ve hazırlık olduğunu kabul etmek de mümkün elbette; ne var ki ben, Sovyetler Birliği’nin efsanevi dışişleri bakanı Gromıko’nun hatıralarında aktardığı, Stalin’in yaklaşımıyla paralellik olduğunu düşünüyorum. Stalin, Gromıko’nun da katıldığı bir toplantıda şöyle demişti: “Tarih bize, en sebatkâr askerin Rus askeri olduğunu söyler, sebatkârlıkta ikinci sırada Almanlar gelir, üçüncü sırada ise… Polonyalılar.” Gromıko bu sözleri neredeyse 40 yıl sonra şöyle yorumlar: “Stalin, Alman askeri hakkında, olgulara dayanarak ve her tür duyguyu bir kenara koyup tarihi planda bir değerlendirmede bulunmuştu.” Bana öyle geliyor ki Putin de Ukrayna askeri hakkında benzer bir değerlendirme yapıyor.
Yozlaşan uygarlık ailesi, yalanlar, domuzcuklar ve altın klozetler
“Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra bize, uygar denilen Avrupa halkları ailesinin, en genelde uygar batı ailesinin büyük bir hızla üyeleri olacakmışız gibi geliyordu. Bugünse orada uygarlık filan olmadığı, orada sadece tam bir yozlaşma olduğu ortaya çıkıyor. Ama bu önemli değil. O zamanlar bu iyi bir şeymiş ve biz de bu ailenin tam teşekküllü, eşit haklara sahip bir parçası olacakmışız gibi geliyordu. Hiç de öyle bir şey olmadı, meseleyi anlıyor musunuz? İlgisi yok, biz bu ailenin eşit haklara sahip bir parçası olmadık.
“Hayır, tam tersine, Rusya’yı her taraftan, üstelik gitgide daha şiddetli baskı altına almaya devam ettiler. Rusya’yla ilgili her şey fiilen güç pozisyonundan çözülüyordu. Omzunu pışpışlıyor, çeşitli etkinliklere davet ediyorlardı, ama batı, Rusya istikametindeki kendi menfaatlerini tam da güç yoluyla dayatıyordu, silahlı güç de dahil.
“Nasıl peki? … Teröristler silahla, parayla teçhiz edildi, bunlara bütün alanlarda siyasi ve enformasyon desteği sağlandı. …
“Ben şahsen çok iyi hatırlıyorum. ‘Nasıl olur, ülkemizi terörizme karşı savunmak zorundayız,’ dediğimizde bize diyorlardı ki: hayır, ne isterseniz yapın ama bu olmaz, bu olmaz, bu yasak, yoksa size kredi filan yok, yoksa imtiyazlı rejimlerin uzatılması filan da söz konusu olmaz. Ekonomi alanında doğrudan zora dayanan bir baskı, sınırlama.
“Rusya’nın iç siyasetine etki etmek ve Rusya’yı içeriden sarsmak için de yıkıcı vasıtalar kullanıldı — tamamen bile isteye. Kimi başka ülkelerde de görmekte olduğumuz gibi iç siyasi durumu sarsmak için vasıtalar yaratıldı ve kullanıldı.
“Ve elbette, savaş sonrası dönemde yaratılmış şeylerin hiçbiri işe yaramıyordu. Her şey büyük bir hızla yozlaşmaya başladı, bütün kuralları ve BM şartını umursamamaya başladılar. Yugoslavya’daki olaylar — neyin nesidir bu, nerede BM şartı, kuvvet kullanımı? Bunun üzerine defalarca konuştum, ama vakıa şudur: hiçbir şey yok, sadece lüzumlu saydıklarını yapıyorlardı. Dayatmayı, oylatmayı başarabildiler mi, iyi; başaramadılar mı, umurlarında değildi. Ve sonunda Yugoslavya’yı lime lime ettiler, Sırpları lime lime ettiler — tek bir halkı farklı devlet daireleri arasında parçaladılar, hepsi bu.
“Nihayetinde (NATO’nun genişlemesinden bahsetmiyorum bile, bu apaçık ortada) bugün bize şöyle diyorlar: kendi güvenlik meselelerinizi kendi istediğiniz gibi çözmeye ve onları kendi istedikleri gibi yapma hakkından mahrum bırakmaya hakkınız yok. Biz kimseyi hiçbir haktan mahrum bırakmıyoruz. Ve kimseden özel bir şey de talep etmiyoruz. Biz sadece bize verilen sözlerin yerine getirilmesinde ısrar ediyoruz. NATO’nun doğuya hiçbir genişlemesi olmayacağı kamuoyu önünde ilan edildi. Peki sonra? Umurlarında değildi, bir genişleme dalgasını diğeri takip etti. …
“Neticede iş Ukrayna’da bir devlet darbesine vardı. Onlarca yıldır kulaklarımıza döktükleri demokrasi nerede burada? Bildiğiniz silahlı darbe. Seçime gitmiş olsalardı, daha önce de yüzlerce defa söylediğim gibi, seçimleri kazanırlardı, engel yoktu, kesinlikle kazanırlardı. Hayır, bildiğiniz güç gösterisi yaptılar, hepsi bu.
“Sonra güneydoğuyu, güneydoğu bölgelerini güçle bastırmaya başladılar, fiilen savaş başlattılar. 2022’de savaşı başlatanlar biz değiliz, Ukrayna’daki batı destekli yıkıcı güçlerdir — esasen bizzat batı bu savaşı başlattı. Biz sadece sone erdirmeye, bitirmeye çalışıyoruz. Üstelik, hatırlayacağınız gibi, önce barışçıl vasıtalarla, Minsk’teki görüşmelerle yapmaya çalıştık, sonra da askeri bileşeni dahil etmek zorunda kaldık, çünkü bizi aldatmakta olduklarını anladık. Ve bu aldatmaca ortaya çıktı: kamuoyu önünde en baş yetkililer tarafından, hiç çekinmeden, hiçbir şeyi yerine getirme niyetleri olmadığı, sadece Ukrayna silahlı kuvvetlerini silah ve teçhizatla donatmak için bir ara verdikleri söylendi. Devlet darbesine yol açtılar, askeri eylemleri bilinçli olarak başlattılar — savaşa bilinçli olarak yol açtıklarına eminim.
“Başkan Trump, o zaman kendisi başkan olsaydı böyle bir şeyin olmayacağını söylüyor. Belki de öyledir. Çünkü o zamanki yönetim meseleyi bilinçli şekilde silahlı çatışmaya götürdü. Bence nedeni de anlaşılır. Herkes Rusya’yı kısa bir zaman diliminde yıkacaklarını, dağıtacaklarını sanıyordu ve Avrupalı domuzcuklar da ülkemizin yıkıntıları üzerinde semirme, bir önceki tarihi dönemde kaybettiklerini geri kazanma ve rövanşı alma umuduyla eski Amerikan yönetiminin bu işine hemen dahil oldular. Bugün herkes için aşikâr olduğu gibi, Rusya’ya yönelik bütün bu girişimler, bütün bu yıkıcı planlar başarısız oldu, tamamen. …
“Evet, Ukrayna silahlı kuvvetleri askerî harekatların potasından geçiyor, ama ne yazık ki Ukrayna’nın devletliliği dağılıyor, altın klozetlerden görülüyor bu, silahlı kuvvetler de bozuluyor. Firarilerin giderek artan sayısı da bunu gösteriyor: firarlar yüzünden Ukrayna’da 100 binin üzerinde sadece ceza davası açıldı ve firarilerin toplam sayısı da yüzbinlerle sayılıyor. Bu, bozulmanın kesin bir işareti.”
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek







