Rusya
Putin’in konuşması: kadrolar, “tarihi olarak Rus” bölgeler, “Avrupalı domuzcuklar” ve diğerleri

Putin’in dün Savunma Bakanlığı genişletilmiş kolezyumu oturumunda yaptığı konuşma, birçok açıdan, bu yılın başından beri yapılmış en önemli konuşma ve Rusya’nın resmi pozisyonuna dair en kesin tutum beyanı.
Konuşma, Rusya ordusunun cephe hattı boyunca “düşmanın” “batıdaki askeri merkezlerde eğitim görmüş, batı silahlarıyla teçhiz edilmiş elit grup ve rezervlerini” ezerek kesin bir stratejik üstünlük sağladığını ve bu yılın başından beri 300’den çok yerleşim noktasının ele geçirildiğini vurgulayarak başlıyor.
Putin hemen arkasından Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti devlet işleri başkanı “yoldaş” Kim Çen In’ın kararıyla Kursk oblastinin kurtarılması için gönderilen ve “Rusyalı savaşçılarla omuz omuza çarpışan” Koreli askerlere teşekkür ediyor.
Verili anda ABD’nin “arabulucu” tutumu nedeniyle onun savaşın çıkmasında ve devamındaki rolü Trump öncesi yönetimle sınırlandırılıyor olsa bile harekatın gerçekte bütün bir batıya, özel olarak da NATO’ya ve Avrupa’ya karşı bir savaş muhtevası kazandığı düşüncesi konuşmanın tamamına damgasını vuruyor. Konuşmanın ana bölümü de öyle başlıyor: “Kiev rejiminin arkasında dünyadaki en büyük askeri-siyasi blok olan NATO’nun üye devletlerinin potansiyeli bulunduğunu biliyoruz. Devasa askeri yardım aralıksız devam ediyor, danışmanlar, uzmanlar, paralı askerler gönderiliyor, istihbarat verileri iletiliyor.”
Konuşma boyunca Rusya ordusunun düşman karşısındaki parlak başarılarının altını özenle çiziyor, ancak bunu hamasetten uzak durarak yapma, savaşla ilgili değerlendirmelerinde soğukkanlılığını koruma çabası gene de dikkat çekici. Buna daha önce, 2023 sonunda “Giden yıl, gelen yıl, iktidar” başlığı altında bir dizi yazıda değinmiş ve Rusya liderinin “hamaset yerine hesap vermeyi tercih ettiğini” vurgulamıştım. Doğrudan veya dolaylı olarak askeri meselelerde mutlak bir üstünlük tanımlamıyor, bunun yerine sürekli ve niteliksel iyileştirmelerden söz ediyor ve belki daha önemlisi, bunu, yeni kadrolar ve personel atamalarına değil bu alanlardaki mevcut kadro ve personelin tecrübe birikimine dayandırıyor; belki de tam bu nedenle yolsuzluk, suiistimal, rüşvet, irtikap gibi suçlar dışında ve ayyuka çıkan bir liyakatsizlik olmadığında rotasyona bile nadiren gidiliyor. Bütün devlet yönetiminde bu yaklaşım hâkim aslında, ancak en çok orduda gözleniyor.
Belki bir o kadar önemli olan yanı, devam eden çatışmanın yönetiminin birçok açıdan Büyük Anavatan Savaşı yönetimiyle paralellik göstermesi. O zaman da savunma sanayisinin, ulaştırma yollarının, üretimin vb. katlanarak artırılmasına en azından askerî harekatların yürütülmesi kadar önem veriliyordu. Aradaki fark, kuşkusuz, 1941-1945 arasındaki yılların doğrudan doğruya, neredeyse iç savaş yıllarının savaş komünizmine benzer bir sosyalist savaş ekonomisi olarak planlanmasıydı. Bugün durum bu değil; ancak benzerliği tamamlayan bir başka şey var: hizmet sektörleri (ve büyük ölçüde finans) dışında hemen bütün sektörlerin (imalat, madencilik ve ulaştırma) yüksek kâr oranları öngören kapitalist devlet ekonomisi içinde planlanması.
Konuşma elbette bunlardan söz etmiyor, ancak bu bağlam içinde anlam kazanıyor. Savunma sanayisinin çıktıları arasında füze kompleksleri, yüksek hassasiyetli topçu sistemleri, dronlar, robot teknolojisi, havadan havaya ve havadan karaya füzeler, başta stratejik füze taşıyıcısı Prens Pojarskiy olmak üzere bu yıl donanmaya yeni katılan 19 gemi vb. özel olarak sayılıyor ve çıktıda yüzde 80’in üzerinde artış olduğu belirtiliyor. Küresel gündem olan Oreşnik, Burevestnik ve Poseydon da bunlar arasında. Bütün bu sistemlerin “Rusya’nın stratejik paritesini, güvenliğini ve küresel pozisyonunu onlarca yıl ileriye taşıdığı” vurgulanıyor. Bu çerçevede Birlik devletinin (Rusya ve Belarus) Zapad-2025 tatbikatı özel olarak anılıyor ve “Birlik devletinin potansiyel dış saldırıya karşı savunması görevlerinden” söz ediliyor. Bütün bunlar da NATO ülkelerinin tutumuyla ilişkilendiriliyor: “Bugün dünyadaki jeopolitik durumun gerginliğini korumaya devam ettiğini, bir dizi bölgede ise düpedüz kritik seviyede olduğunu görüyoruz. NATO ülkeleri taarruz kuvvetlerini aktif bir şekilde artırıyor ve modernize ediyor, yeni tip silahlar yaratıyor ve uzay da dahil olmak üzere konuşlandırıyor.”
Burada belirgin bir “NATO ülkeleri” vurgusu var; bununla birlikte konuşmanın bütününe damgasını vuran ağırlık noktası Avrupa: “Avrupa’da insanların kafalarına Rusya ile kaçınılmaz bir çatışma konusunda korkular sokuluyor; güya büyük bir savaşa hazırlanmak gerekiyormuş.” Putin, Avrupa’da muhtelif görevlerde bulunmuş veya bulunmakta olan kişilerin sorumluluklarını unuttuğunu söylüyor, çünkü bunların hareketlerine “kendi halklarının menfaatleri değil anlık, kişisel ve grupsal siyasi menfaatler” yön veriyor. “Avrupa ülkelerine yönelik sözümona Rusya tehdidi düpedüz yalan, hezeyan, ancak bu bilinçli bir şekilde yapılıyor.”
Putin ardından Rusya’nın en zorlu şartlarda bile çatışmaları diplomatik ve barışçıl yoldan çözmek için en ufak şartlardan bile yararlanmaya çalıştığını ileri sürüyor; ona göre “bu şansın kullanılmamasının sorumluluğu… bizimle güç dilinden konuşulabileceğine inananlarda”.
Arkasından, Rusya’nın hem ABD hem de Avrupa ülkeleriyle, “bütün bir Avrasya bölgesinde birleşik bir güvenlik sistemi kurulması” için ve karşılıklı yarar getirecek ve eşit haklara dayanan bir işbirliğinden yana olduklarını belirtiyor ve burada, şimdiki ABD yönetimini Avrupa’dan kesin çizgilerle ayırarak “bu yönetimle diyalogda ilerleme görüldüğünü” vurguluyor. Oysa: “Ne yazık ki Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun yönetimi için bu söylenemez.”
Tam burada bir kez daha “Rusya’nın egemenlik ve bağımsızlığının, güvenliğinin ve geleceğinin, stratejik paritesinin yegâne garantörünün silahlı kuvvetlerimiz” olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla, “askeri temas hattındaki durumun dinamiklerini de göz önüne alarak askerî inşa alanında hangi görevleri önümüze koymak gerektiğini” sıralıyor. Konuşma boyunca bu temaya birçok defa dönüyor — doğal olarak, çünkü konuştuğu yer Savunma Bakanlığı; bununla birlikte askeri-sınai kompleksin durumu ve bütün bir savunma çıktısının niteliği (özellikle hava savunma ve füze savunma sistemleri, komuta ve elektronik muharebe vasıtaları, bütün alanlarda insansız araçlar “ve elbette bizim için öncelik stratejik nükleer kuvvetlerin modernizasyonudur”), dolayısıyla devlet organizasyonu üzerinde ısrarla duruyor; başka deyişle devlet organizasyonu büyük ölçüde ordunun ihtiyaçlarına göre yürütülüyor.
İlk görev, özel askerî harekatın (Ukrayna savaşının) hedeflerine kayıtsız şartsız erişilmesi. Putin’e göre Rusya bunu, çatışmanın temel nedenlerini diplomasinin yardımıyla ortadan kaldırarak yapmayı tercih ediyor; ancak: “Karşı taraf, onların yabancı hamileri esasen görüşmeyi reddederse Rusya da kendi tarihi topraklarının kurtarılmasını askeri yoldan gerçekleştirir. Bir tampon güvenlik bölgesinin kurulması ve genişletilmesi görevi de tutarlı şekilde çözülecektir.”
Dünkü konuşmadaki en önemli noktalardan biri bu. Kiev yanlısı (yani bütün batılı ve ufku oradaki diğer) basın bunu neredeyse tek bir ağızdan toprak genişlemesi beyanı olarak yorumladılar. Bu doğru değil. Dünkü Kremlin yönetimi (yani aynı zamanda bugünkü yönetim) daha Maydan darbesinden çok öncesinden beri Ukrayna meselesini iki ana başlıkta ele aldı. İlki, NATO’nun genişlemesiydi. Rusya’nın bunu kategorik olarak reddettiği 2007 Münih konuşmasından ve 2008 Gürcistan savaşından beri gayet açık seçik biliniyor. Meselenin ikinci başlığı Ukrayna’nın o zamanki devlet sınırları içindeki sosyal, siyasi, kültürel problemlerdi. Rusya bunların da Ukrayna içinde çözülmesi, ancak bunun yapılması için başta Ruslar ve Rusça konuşanlar olmak üzere Ukrayna içindeki bütün halkların milli (siyasi, sosyal, kültürel) haklarının teminat altına alınması gerektiğini savundu. Yani Rusya açısından ideal çözüm, meselenin Ukrayna sınırları içinde çözümüydü ve BM onaylı Minsk 1 ve özellikle Minsk 2 anlaşmaları bu yaklaşımın sonucuydu. Bu çözümün şartları tamamen ortadan kalktıktan sonra, yani Maydan’dan sonra, yani Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra bile bu yaklaşımdan vazgeçmedi ve çokça sanılanın aksine Donbass “ayrılıkçılarına” da kayda değer bir destek sunmadı.
Bugünkü çatışma ancak 2021 sonundan itibaren bir önceki Amerikan yönetiminin NATO provokasyonu ve eş zamanlı olarak Donbass’ta Kiev kuvvetlerinin kapsamlı bir taarruz hazırlığıyla başladı. Yani Kremlin açısından Rusya’nın toprak genişlemesi sonucuna yol açan şey bir tercih değil bir zaruret haliydi.
Putin’in bu ifadesinde “Rusya’nın kendi tarihi toprakları” ifadesindeki belirsizliğe de dikkat çekmeli. Tarihi açıdan, Ukrayna’nın batısı ve doğusu hiçbir zaman aynı halkın meskûn olduğu aynı ülke olmadı. Kırım’ın durumu zaten biliniyor (Hruşçov’un destalinizasyonun daha başında Ukrayna milliyetçiliğini yedeklemek için verdiği hediye). Donbass bölgesinin durumu da farklı değildi; daha 1919 başında, Alman, Fransız ve Yunan işgaline karşı bir “savunma cephesi” (Lenin’in ifadesidir bu) kurmak gerekiyordu, Ukrayna’da bir Sovyet devleti kurmak gerekiyordu, oysa Donetsk-Krivoroj Sovyet Cumhuriyeti (Rusya’ya katılan dört federal bölgeden başka Ukrayna’nın bugünkü Harkov, Summı ve Dnyepropetrovsk oblastlerini de kapsıyordu), yani Donbass’ın proletaryası olmaksızın böyle bir devletin kurulması mümkün değildi. Yani Donbass, Ukraynalı olduğu için değil tam tersine Rus olduğu için (kömür madenleri, çelik sanayisi, proletarya) Ukrayna Sovyet cumhuriyetine dahil edilmişti. Dolayısıyla bütün bu bölgelerin tarihi olarak Rus olduğuna şüphe yoktur. Aynı şekilde sosyal olarak Rus olduğuna da şüphe yoktur: 2019 nüfus sayımına göre Çernigov oblastinin yüzde 82’si, Summı’nın 63’ü, Harkov’un 94’ü, Lugansk’ın 96’sı, Donetsk’in 97’si, Zaporoje’nin 94’ü, Herson’un 91’i, Nikolayev’in 87’i, Odessa’nın 96’sı evlerinde Rusça konuşuyordu.
Ama gene de Putin’in konuşmasında bu “kurtuluşun” bu bölgelerin Rusya’ya katılmasıyla yapılacağı şartı yok. Aslında sadece şunu söylüyor: Rusya’ya katılan dört bölge dışında (onların kaderi artık tamamen tartışma dışıdır) “tarihi olarak Rus” olan bölgelerin Ukrayna içinde kalıp kalmayacağı ancak Ukrayna içinde bu meseleye barışçıl bir çözüm bulunup bulunmayacağına bağlıdır; eğer bulunmazsa askeri yoldan kurtarır ve daha sonra onların güvenliğini sağlamak için bu bölgelerin Ukrayna sınırlarından itibaren ileriye yayılacak tampon güvenlik bölgesi oluştururuz.
Çatışma Rusya yönetimi açısından hiç kuşkusuz bir sosyal ve siyasi konsolidasyonu da sağlıyor. Bu, çatışmanın başında ileri sürdüğüm gibi, ilk iki yıl boyunca (daha önce liberal muhalefetin kitle tabanını teşkil eden şehirli eğitimli küçük ve ortaburjuvazinin) yeniden formasyonu şeklinde cereyan etti; bunların büyük bölümü servetlerinin büyüklüğüne göre farklı ülkelere kaçtılar ve büyük çoğunluğu da oralarda yerleşti. Onlardan arta kalan boşluğu önemli ölçüde yeni bir sınıf doldurdu. Bu, konsolidasyon programının (bunun planlı olması gerekmiyor) bir parçasıdır. Konsolidasyonu sağlayan ikinci unsur hızla artan reel ücretler oldu. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Üçüncü unsur ise savaşa katılanların ve onların aile üyelerinin en üst seviyeden sosyal garantilerinin sağlanmasıdır. Bu sadece artık belki de milyonlarla ifade edilen bir sosyal kesim değil, aynı zamanda ileride devlet yönetiminin tevdi edilebileceği yeni bir güvenilir kadro rezervi anlamına geliyor. Dolayısıyla Putin’in konuşmasında bu konu üzerinde uzun uzadıya durulmasının nedeni, bir vicdani sorumluluğun yansımasından ziyade burada yatıyor.
Putin’le silahlı kuvvetler ve en genelde siloviki arasındaki ilişkiler daha 2001 yılbaşı günü helikoptere atlayıp Çeçenistan’daki birlikleri ziyaret ettiğinden beri hep özel olmuştur; ordu ve genel olarak siloviki, Yeltsin döneminin aşağılanma, küçümsenme ve yozlaşmasından Putin döneminde kendilerine sunulan yeni güven ve sağlanan itibarla çıkmışlardı. Bugün bu süreç yeni bir biçimde yeniden hız kazanıyor.
Putin’in konuşmasında Rusya yönetimi açısından yakın tarihin en travmatik olayı, kaçınılması gereken en önemli tehdit, devletliliğin korunmasını ve devlet aygıtının güçlendirilmesini zaruri kılan şey: Sovyetler Birliği’nin dağılması da kendine bir yer buluyor.
Putin’in konuşmalarında sıkça rastladığım, belki benzerine bugün rastlamak imkânsız olduğu için bana hâlâ şaşılacak kadar samimi görünen neredeyse naif bir doğruculuk da konuşmanın ikinci bölümünde öyle çıplak yansıyor ki, uzunca bir çeviriyi kesinlikle hak ediyor.
Bu kısmı neredeyse eksiksiz olarak aktaracağım; ancak özel olarak, bugünkü Amerikan yönetiminin 2022’de iktidarda kendisi bulunsaydı bu savaşın çıkmayacağı iddiasını Putin’in doğrulamadığına, bunu “belki de” diye geçiştirdiğine dikkat çekmek gerek. Dikkat çekmek istediğim ikinci nokta ise Ukrayna silahlı kuvvetlerinin “silahlı harekatların potası içinden geçmekte oldukları” ifadesi. Bunu belki de bir tür düşmana saygı ifadesi saymak gerek. Ukraynalıların (Putin’in 2021 temmuzundaki önemli makalesinin başlığında söylediği gibi) “kardeş halk” sayılıyor olması yüzünden bunun ileride ne olur ne olmaz diye siyasi bir kurnazlık ve hazırlık olduğunu kabul etmek de mümkün elbette; ne var ki ben, Sovyetler Birliği’nin efsanevi dışişleri bakanı Gromıko’nun hatıralarında aktardığı, Stalin’in yaklaşımıyla paralellik olduğunu düşünüyorum. Stalin, Gromıko’nun da katıldığı bir toplantıda şöyle demişti: “Tarih bize, en sebatkâr askerin Rus askeri olduğunu söyler, sebatkârlıkta ikinci sırada Almanlar gelir, üçüncü sırada ise… Polonyalılar.” Gromıko bu sözleri neredeyse 40 yıl sonra şöyle yorumlar: “Stalin, Alman askeri hakkında, olgulara dayanarak ve her tür duyguyu bir kenara koyup tarihi planda bir değerlendirmede bulunmuştu.” Bana öyle geliyor ki Putin de Ukrayna askeri hakkında benzer bir değerlendirme yapıyor.
Yozlaşan uygarlık ailesi, yalanlar, domuzcuklar ve altın klozetler
“Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra bize, uygar denilen Avrupa halkları ailesinin, en genelde uygar batı ailesinin büyük bir hızla üyeleri olacakmışız gibi geliyordu. Bugünse orada uygarlık filan olmadığı, orada sadece tam bir yozlaşma olduğu ortaya çıkıyor. Ama bu önemli değil. O zamanlar bu iyi bir şeymiş ve biz de bu ailenin tam teşekküllü, eşit haklara sahip bir parçası olacakmışız gibi geliyordu. Hiç de öyle bir şey olmadı, meseleyi anlıyor musunuz? İlgisi yok, biz bu ailenin eşit haklara sahip bir parçası olmadık.
“Hayır, tam tersine, Rusya’yı her taraftan, üstelik gitgide daha şiddetli baskı altına almaya devam ettiler. Rusya’yla ilgili her şey fiilen güç pozisyonundan çözülüyordu. Omzunu pışpışlıyor, çeşitli etkinliklere davet ediyorlardı, ama batı, Rusya istikametindeki kendi menfaatlerini tam da güç yoluyla dayatıyordu, silahlı güç de dahil.
“Nasıl peki? … Teröristler silahla, parayla teçhiz edildi, bunlara bütün alanlarda siyasi ve enformasyon desteği sağlandı. …
“Ben şahsen çok iyi hatırlıyorum. ‘Nasıl olur, ülkemizi terörizme karşı savunmak zorundayız,’ dediğimizde bize diyorlardı ki: hayır, ne isterseniz yapın ama bu olmaz, bu olmaz, bu yasak, yoksa size kredi filan yok, yoksa imtiyazlı rejimlerin uzatılması filan da söz konusu olmaz. Ekonomi alanında doğrudan zora dayanan bir baskı, sınırlama.
“Rusya’nın iç siyasetine etki etmek ve Rusya’yı içeriden sarsmak için de yıkıcı vasıtalar kullanıldı — tamamen bile isteye. Kimi başka ülkelerde de görmekte olduğumuz gibi iç siyasi durumu sarsmak için vasıtalar yaratıldı ve kullanıldı.
“Ve elbette, savaş sonrası dönemde yaratılmış şeylerin hiçbiri işe yaramıyordu. Her şey büyük bir hızla yozlaşmaya başladı, bütün kuralları ve BM şartını umursamamaya başladılar. Yugoslavya’daki olaylar — neyin nesidir bu, nerede BM şartı, kuvvet kullanımı? Bunun üzerine defalarca konuştum, ama vakıa şudur: hiçbir şey yok, sadece lüzumlu saydıklarını yapıyorlardı. Dayatmayı, oylatmayı başarabildiler mi, iyi; başaramadılar mı, umurlarında değildi. Ve sonunda Yugoslavya’yı lime lime ettiler, Sırpları lime lime ettiler — tek bir halkı farklı devlet daireleri arasında parçaladılar, hepsi bu.
“Nihayetinde (NATO’nun genişlemesinden bahsetmiyorum bile, bu apaçık ortada) bugün bize şöyle diyorlar: kendi güvenlik meselelerinizi kendi istediğiniz gibi çözmeye ve onları kendi istedikleri gibi yapma hakkından mahrum bırakmaya hakkınız yok. Biz kimseyi hiçbir haktan mahrum bırakmıyoruz. Ve kimseden özel bir şey de talep etmiyoruz. Biz sadece bize verilen sözlerin yerine getirilmesinde ısrar ediyoruz. NATO’nun doğuya hiçbir genişlemesi olmayacağı kamuoyu önünde ilan edildi. Peki sonra? Umurlarında değildi, bir genişleme dalgasını diğeri takip etti. …
“Neticede iş Ukrayna’da bir devlet darbesine vardı. Onlarca yıldır kulaklarımıza döktükleri demokrasi nerede burada? Bildiğiniz silahlı darbe. Seçime gitmiş olsalardı, daha önce de yüzlerce defa söylediğim gibi, seçimleri kazanırlardı, engel yoktu, kesinlikle kazanırlardı. Hayır, bildiğiniz güç gösterisi yaptılar, hepsi bu.
“Sonra güneydoğuyu, güneydoğu bölgelerini güçle bastırmaya başladılar, fiilen savaş başlattılar. 2022’de savaşı başlatanlar biz değiliz, Ukrayna’daki batı destekli yıkıcı güçlerdir — esasen bizzat batı bu savaşı başlattı. Biz sadece sone erdirmeye, bitirmeye çalışıyoruz. Üstelik, hatırlayacağınız gibi, önce barışçıl vasıtalarla, Minsk’teki görüşmelerle yapmaya çalıştık, sonra da askeri bileşeni dahil etmek zorunda kaldık, çünkü bizi aldatmakta olduklarını anladık. Ve bu aldatmaca ortaya çıktı: kamuoyu önünde en baş yetkililer tarafından, hiç çekinmeden, hiçbir şeyi yerine getirme niyetleri olmadığı, sadece Ukrayna silahlı kuvvetlerini silah ve teçhizatla donatmak için bir ara verdikleri söylendi. Devlet darbesine yol açtılar, askeri eylemleri bilinçli olarak başlattılar — savaşa bilinçli olarak yol açtıklarına eminim.
“Başkan Trump, o zaman kendisi başkan olsaydı böyle bir şeyin olmayacağını söylüyor. Belki de öyledir. Çünkü o zamanki yönetim meseleyi bilinçli şekilde silahlı çatışmaya götürdü. Bence nedeni de anlaşılır. Herkes Rusya’yı kısa bir zaman diliminde yıkacaklarını, dağıtacaklarını sanıyordu ve Avrupalı domuzcuklar da ülkemizin yıkıntıları üzerinde semirme, bir önceki tarihi dönemde kaybettiklerini geri kazanma ve rövanşı alma umuduyla eski Amerikan yönetiminin bu işine hemen dahil oldular. Bugün herkes için aşikâr olduğu gibi, Rusya’ya yönelik bütün bu girişimler, bütün bu yıkıcı planlar başarısız oldu, tamamen. …
“Evet, Ukrayna silahlı kuvvetleri askerî harekatların potasından geçiyor, ama ne yazık ki Ukrayna’nın devletliliği dağılıyor, altın klozetlerden görülüyor bu, silahlı kuvvetler de bozuluyor. Firarilerin giderek artan sayısı da bunu gösteriyor: firarlar yüzünden Ukrayna’da 100 binin üzerinde sadece ceza davası açıldı ve firarilerin toplam sayısı da yüzbinlerle sayılıyor. Bu, bozulmanın kesin bir işareti.”
Rusya
Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.
Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.
Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.
Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.
“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”
Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.
Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.
Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.
“Gelin dostça yaşayalım”
Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.
Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.
Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.
Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.
“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”
Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.
Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.
Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.
“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”
Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.
Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.
Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.
“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”
Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.
Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.
Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.
Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.
“BM daha az demokratik yönetiliyor”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.
Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.
Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.
“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”
Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.
Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.
Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.
İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”
Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.
Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.
“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”
Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.
Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.
Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.
Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.
Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.
2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.
Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.
Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.
Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.
Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.
Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.
Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.
Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.
Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.
Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.
Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.
Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.
Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.
Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.
Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.
Rusya
Duma yeni döneme başladı: Putin’den sosyal taahhüt ve kalite vurgusu

Rusya Devlet Duması dokuzuncu yasama dönemine başlarken Vladimir Putin milletvekillerinden sosyal vaatlerin karşılanmasını ve yasa kalitesinin korunmasını istedi. Seçimlerde 349 sandalye ile anayasal çoğunluğu koruyan Birleşik Rusya’nın yanı sıra dört parti daha meclise girdi. Putin genel kurulun ardından Kremlin’de parlamento temsilcilerini kabul etti.
Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, dokuzuncu yasama döneminin ilk genel kurul toplantısını gerçekleştirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, genel kurula hitabında milletvekillerine seslenerek seçmenlerin güvenini boşa çıkarmama ve vatandaşlara yönelik sosyal taahhütleri eksiksiz yerine getirme çağrısı yaptı.
Putin, devletin temel kalkınma alanlarında öncü konuma ulaşması için kamu kurumlarının mevzuatı geliştirmek üzere eş güdüm içinde çalışması gerektiğini söyledi.
Hızlı teknolojik dönüşüm çağında Rusya’nın bu tür değişimlerin ön saflarında yer alması gerektiğini savunan Putin, ülkenin bunun için gereken olanaklara, birikime ve iç kaynaklara sahip olduğunu dile getirdi.
Devlet Duması’nın hükümet, bölgesel parlamentolar ve uzman çevrelerle ortaklık temelinde çalışacağını belirten Rus lider, anayasal çoğunluğu elde eden Birleşik Rusya partisinin diğer gruplarla ilişkilerinde demokratik ilkelere bağlı kalacağına inandığını kaydetti.
Milletvekillerinin öncelikli görevleri arasında demografi ve ailelerin refah düzeyini yükseltme hedeflerini öne çıkaran Putin, bütçe hazırlıklarında kalıcı ekonomik büyüme ile yeni yatırım döngüsünün esas alınmasını istedi.
Yasa yapım sürecinde farklı görüşlerin ve toplumun taleplerinin gözetilmesi gerektiğini belirten Putin, “Süreler elbette mühim, hiçbir şeyi geciktirmemek gerekir. Ancak her yasanın niteliği ve işlerliği bundan da mühimdir” dedi.
18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarına göre, yüzde 5’lik seçim barajını beş parti aştı.
Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre Birleşik Rusya 349 sandalye kazanırken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37, Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 23, Yeni İnsanlar 19, Adil Rusya ise 17 milletvekilliği elde etti. Tek sandalyeli seçim bölgelerinden gelen dört bağımsız aday ile Rodina partisinden bir temsilci de meclise girdi.
Putin, genel kurulun ardından mecliste temsil edilen siyasi partilerin yöneticileriyle Kremlin’de bir araya geldi. Toplantıya Devlet Duması Başkanlığı görevine yeniden aday gösterilen Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Genel Başkanı Dmitriy Medvedev, KPRF lideri Gennadiy Zyuganov, LDPR Genel Başkanı Leonid Slutskiy, Yeni İnsanlar Genel Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov ve Adil Rusya Birinci Genel Başkan Yardımcısı Aleksandr Babakov katıldı.
Görüşmede seçim sürecini değerlendiren Putin, seçim komisyonlarının sınır bölgelerinde ve çatışma şartlarında görev yaptığını belirterek, üç günlük oylama yöntemi ile elektronik sistemlerin katılımı kolaylaştırdığını ve sandığa giden on milyonlarca seçmenin sonuçlara tartışmasız meşruiyet sağladığını söyledi.
Toplantıda söz alan KPRF lideri Zyuganov, partinin Devlet Başkanı ve Başkomutanın talimatlarını yerine getireceğini ifade etti.
Sandalye sayısını artıran LDPR’nin Genel Başkanı Slutskiy, 2021 seçimlerine kıyasla 2 milyon daha fazla oy aldıklarını ve askeri harekat katılımcılarına destek sağlayacaklarını kaydetti.
Adil Rusya temsilcisi Babakov meclisteki diyalog zeminini överken, Yeni İnsanlar temsilcisi Davankov katılım oranının neredeyse yüzde 60 düzeyine ulaştığını vurguladı.
Birleşik Rusya lideri Medvedev ise oylamayı sabote etme girişimlerinin ters teptiğini öne sürerek, 2032 yılına kadar ilhak edilen bölgelerin kalkınma düzeyini ülke geneline ulaştırmayı hedeflediklerini belirtti.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’







