Rusya
Putin’in konuşması: kadrolar, “tarihi olarak Rus” bölgeler, “Avrupalı domuzcuklar” ve diğerleri

Putin’in dün Savunma Bakanlığı genişletilmiş kolezyumu oturumunda yaptığı konuşma, birçok açıdan, bu yılın başından beri yapılmış en önemli konuşma ve Rusya’nın resmi pozisyonuna dair en kesin tutum beyanı.
Konuşma, Rusya ordusunun cephe hattı boyunca “düşmanın” “batıdaki askeri merkezlerde eğitim görmüş, batı silahlarıyla teçhiz edilmiş elit grup ve rezervlerini” ezerek kesin bir stratejik üstünlük sağladığını ve bu yılın başından beri 300’den çok yerleşim noktasının ele geçirildiğini vurgulayarak başlıyor.
Putin hemen arkasından Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti devlet işleri başkanı “yoldaş” Kim Çen In’ın kararıyla Kursk oblastinin kurtarılması için gönderilen ve “Rusyalı savaşçılarla omuz omuza çarpışan” Koreli askerlere teşekkür ediyor.
Verili anda ABD’nin “arabulucu” tutumu nedeniyle onun savaşın çıkmasında ve devamındaki rolü Trump öncesi yönetimle sınırlandırılıyor olsa bile harekatın gerçekte bütün bir batıya, özel olarak da NATO’ya ve Avrupa’ya karşı bir savaş muhtevası kazandığı düşüncesi konuşmanın tamamına damgasını vuruyor. Konuşmanın ana bölümü de öyle başlıyor: “Kiev rejiminin arkasında dünyadaki en büyük askeri-siyasi blok olan NATO’nun üye devletlerinin potansiyeli bulunduğunu biliyoruz. Devasa askeri yardım aralıksız devam ediyor, danışmanlar, uzmanlar, paralı askerler gönderiliyor, istihbarat verileri iletiliyor.”
Konuşma boyunca Rusya ordusunun düşman karşısındaki parlak başarılarının altını özenle çiziyor, ancak bunu hamasetten uzak durarak yapma, savaşla ilgili değerlendirmelerinde soğukkanlılığını koruma çabası gene de dikkat çekici. Buna daha önce, 2023 sonunda “Giden yıl, gelen yıl, iktidar” başlığı altında bir dizi yazıda değinmiş ve Rusya liderinin “hamaset yerine hesap vermeyi tercih ettiğini” vurgulamıştım. Doğrudan veya dolaylı olarak askeri meselelerde mutlak bir üstünlük tanımlamıyor, bunun yerine sürekli ve niteliksel iyileştirmelerden söz ediyor ve belki daha önemlisi, bunu, yeni kadrolar ve personel atamalarına değil bu alanlardaki mevcut kadro ve personelin tecrübe birikimine dayandırıyor; belki de tam bu nedenle yolsuzluk, suiistimal, rüşvet, irtikap gibi suçlar dışında ve ayyuka çıkan bir liyakatsizlik olmadığında rotasyona bile nadiren gidiliyor. Bütün devlet yönetiminde bu yaklaşım hâkim aslında, ancak en çok orduda gözleniyor.
Belki bir o kadar önemli olan yanı, devam eden çatışmanın yönetiminin birçok açıdan Büyük Anavatan Savaşı yönetimiyle paralellik göstermesi. O zaman da savunma sanayisinin, ulaştırma yollarının, üretimin vb. katlanarak artırılmasına en azından askerî harekatların yürütülmesi kadar önem veriliyordu. Aradaki fark, kuşkusuz, 1941-1945 arasındaki yılların doğrudan doğruya, neredeyse iç savaş yıllarının savaş komünizmine benzer bir sosyalist savaş ekonomisi olarak planlanmasıydı. Bugün durum bu değil; ancak benzerliği tamamlayan bir başka şey var: hizmet sektörleri (ve büyük ölçüde finans) dışında hemen bütün sektörlerin (imalat, madencilik ve ulaştırma) yüksek kâr oranları öngören kapitalist devlet ekonomisi içinde planlanması.
Konuşma elbette bunlardan söz etmiyor, ancak bu bağlam içinde anlam kazanıyor. Savunma sanayisinin çıktıları arasında füze kompleksleri, yüksek hassasiyetli topçu sistemleri, dronlar, robot teknolojisi, havadan havaya ve havadan karaya füzeler, başta stratejik füze taşıyıcısı Prens Pojarskiy olmak üzere bu yıl donanmaya yeni katılan 19 gemi vb. özel olarak sayılıyor ve çıktıda yüzde 80’in üzerinde artış olduğu belirtiliyor. Küresel gündem olan Oreşnik, Burevestnik ve Poseydon da bunlar arasında. Bütün bu sistemlerin “Rusya’nın stratejik paritesini, güvenliğini ve küresel pozisyonunu onlarca yıl ileriye taşıdığı” vurgulanıyor. Bu çerçevede Birlik devletinin (Rusya ve Belarus) Zapad-2025 tatbikatı özel olarak anılıyor ve “Birlik devletinin potansiyel dış saldırıya karşı savunması görevlerinden” söz ediliyor. Bütün bunlar da NATO ülkelerinin tutumuyla ilişkilendiriliyor: “Bugün dünyadaki jeopolitik durumun gerginliğini korumaya devam ettiğini, bir dizi bölgede ise düpedüz kritik seviyede olduğunu görüyoruz. NATO ülkeleri taarruz kuvvetlerini aktif bir şekilde artırıyor ve modernize ediyor, yeni tip silahlar yaratıyor ve uzay da dahil olmak üzere konuşlandırıyor.”
Burada belirgin bir “NATO ülkeleri” vurgusu var; bununla birlikte konuşmanın bütününe damgasını vuran ağırlık noktası Avrupa: “Avrupa’da insanların kafalarına Rusya ile kaçınılmaz bir çatışma konusunda korkular sokuluyor; güya büyük bir savaşa hazırlanmak gerekiyormuş.” Putin, Avrupa’da muhtelif görevlerde bulunmuş veya bulunmakta olan kişilerin sorumluluklarını unuttuğunu söylüyor, çünkü bunların hareketlerine “kendi halklarının menfaatleri değil anlık, kişisel ve grupsal siyasi menfaatler” yön veriyor. “Avrupa ülkelerine yönelik sözümona Rusya tehdidi düpedüz yalan, hezeyan, ancak bu bilinçli bir şekilde yapılıyor.”
Putin ardından Rusya’nın en zorlu şartlarda bile çatışmaları diplomatik ve barışçıl yoldan çözmek için en ufak şartlardan bile yararlanmaya çalıştığını ileri sürüyor; ona göre “bu şansın kullanılmamasının sorumluluğu… bizimle güç dilinden konuşulabileceğine inananlarda”.
Arkasından, Rusya’nın hem ABD hem de Avrupa ülkeleriyle, “bütün bir Avrasya bölgesinde birleşik bir güvenlik sistemi kurulması” için ve karşılıklı yarar getirecek ve eşit haklara dayanan bir işbirliğinden yana olduklarını belirtiyor ve burada, şimdiki ABD yönetimini Avrupa’dan kesin çizgilerle ayırarak “bu yönetimle diyalogda ilerleme görüldüğünü” vurguluyor. Oysa: “Ne yazık ki Avrupa ülkelerinin çoğunluğunun yönetimi için bu söylenemez.”
Tam burada bir kez daha “Rusya’nın egemenlik ve bağımsızlığının, güvenliğinin ve geleceğinin, stratejik paritesinin yegâne garantörünün silahlı kuvvetlerimiz” olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla, “askeri temas hattındaki durumun dinamiklerini de göz önüne alarak askerî inşa alanında hangi görevleri önümüze koymak gerektiğini” sıralıyor. Konuşma boyunca bu temaya birçok defa dönüyor — doğal olarak, çünkü konuştuğu yer Savunma Bakanlığı; bununla birlikte askeri-sınai kompleksin durumu ve bütün bir savunma çıktısının niteliği (özellikle hava savunma ve füze savunma sistemleri, komuta ve elektronik muharebe vasıtaları, bütün alanlarda insansız araçlar “ve elbette bizim için öncelik stratejik nükleer kuvvetlerin modernizasyonudur”), dolayısıyla devlet organizasyonu üzerinde ısrarla duruyor; başka deyişle devlet organizasyonu büyük ölçüde ordunun ihtiyaçlarına göre yürütülüyor.
İlk görev, özel askerî harekatın (Ukrayna savaşının) hedeflerine kayıtsız şartsız erişilmesi. Putin’e göre Rusya bunu, çatışmanın temel nedenlerini diplomasinin yardımıyla ortadan kaldırarak yapmayı tercih ediyor; ancak: “Karşı taraf, onların yabancı hamileri esasen görüşmeyi reddederse Rusya da kendi tarihi topraklarının kurtarılmasını askeri yoldan gerçekleştirir. Bir tampon güvenlik bölgesinin kurulması ve genişletilmesi görevi de tutarlı şekilde çözülecektir.”
Dünkü konuşmadaki en önemli noktalardan biri bu. Kiev yanlısı (yani bütün batılı ve ufku oradaki diğer) basın bunu neredeyse tek bir ağızdan toprak genişlemesi beyanı olarak yorumladılar. Bu doğru değil. Dünkü Kremlin yönetimi (yani aynı zamanda bugünkü yönetim) daha Maydan darbesinden çok öncesinden beri Ukrayna meselesini iki ana başlıkta ele aldı. İlki, NATO’nun genişlemesiydi. Rusya’nın bunu kategorik olarak reddettiği 2007 Münih konuşmasından ve 2008 Gürcistan savaşından beri gayet açık seçik biliniyor. Meselenin ikinci başlığı Ukrayna’nın o zamanki devlet sınırları içindeki sosyal, siyasi, kültürel problemlerdi. Rusya bunların da Ukrayna içinde çözülmesi, ancak bunun yapılması için başta Ruslar ve Rusça konuşanlar olmak üzere Ukrayna içindeki bütün halkların milli (siyasi, sosyal, kültürel) haklarının teminat altına alınması gerektiğini savundu. Yani Rusya açısından ideal çözüm, meselenin Ukrayna sınırları içinde çözümüydü ve BM onaylı Minsk 1 ve özellikle Minsk 2 anlaşmaları bu yaklaşımın sonucuydu. Bu çözümün şartları tamamen ortadan kalktıktan sonra, yani Maydan’dan sonra, yani Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra bile bu yaklaşımdan vazgeçmedi ve çokça sanılanın aksine Donbass “ayrılıkçılarına” da kayda değer bir destek sunmadı.
Bugünkü çatışma ancak 2021 sonundan itibaren bir önceki Amerikan yönetiminin NATO provokasyonu ve eş zamanlı olarak Donbass’ta Kiev kuvvetlerinin kapsamlı bir taarruz hazırlığıyla başladı. Yani Kremlin açısından Rusya’nın toprak genişlemesi sonucuna yol açan şey bir tercih değil bir zaruret haliydi.
Putin’in bu ifadesinde “Rusya’nın kendi tarihi toprakları” ifadesindeki belirsizliğe de dikkat çekmeli. Tarihi açıdan, Ukrayna’nın batısı ve doğusu hiçbir zaman aynı halkın meskûn olduğu aynı ülke olmadı. Kırım’ın durumu zaten biliniyor (Hruşçov’un destalinizasyonun daha başında Ukrayna milliyetçiliğini yedeklemek için verdiği hediye). Donbass bölgesinin durumu da farklı değildi; daha 1919 başında, Alman, Fransız ve Yunan işgaline karşı bir “savunma cephesi” (Lenin’in ifadesidir bu) kurmak gerekiyordu, Ukrayna’da bir Sovyet devleti kurmak gerekiyordu, oysa Donetsk-Krivoroj Sovyet Cumhuriyeti (Rusya’ya katılan dört federal bölgeden başka Ukrayna’nın bugünkü Harkov, Summı ve Dnyepropetrovsk oblastlerini de kapsıyordu), yani Donbass’ın proletaryası olmaksızın böyle bir devletin kurulması mümkün değildi. Yani Donbass, Ukraynalı olduğu için değil tam tersine Rus olduğu için (kömür madenleri, çelik sanayisi, proletarya) Ukrayna Sovyet cumhuriyetine dahil edilmişti. Dolayısıyla bütün bu bölgelerin tarihi olarak Rus olduğuna şüphe yoktur. Aynı şekilde sosyal olarak Rus olduğuna da şüphe yoktur: 2019 nüfus sayımına göre Çernigov oblastinin yüzde 82’si, Summı’nın 63’ü, Harkov’un 94’ü, Lugansk’ın 96’sı, Donetsk’in 97’si, Zaporoje’nin 94’ü, Herson’un 91’i, Nikolayev’in 87’i, Odessa’nın 96’sı evlerinde Rusça konuşuyordu.
Ama gene de Putin’in konuşmasında bu “kurtuluşun” bu bölgelerin Rusya’ya katılmasıyla yapılacağı şartı yok. Aslında sadece şunu söylüyor: Rusya’ya katılan dört bölge dışında (onların kaderi artık tamamen tartışma dışıdır) “tarihi olarak Rus” olan bölgelerin Ukrayna içinde kalıp kalmayacağı ancak Ukrayna içinde bu meseleye barışçıl bir çözüm bulunup bulunmayacağına bağlıdır; eğer bulunmazsa askeri yoldan kurtarır ve daha sonra onların güvenliğini sağlamak için bu bölgelerin Ukrayna sınırlarından itibaren ileriye yayılacak tampon güvenlik bölgesi oluştururuz.
Çatışma Rusya yönetimi açısından hiç kuşkusuz bir sosyal ve siyasi konsolidasyonu da sağlıyor. Bu, çatışmanın başında ileri sürdüğüm gibi, ilk iki yıl boyunca (daha önce liberal muhalefetin kitle tabanını teşkil eden şehirli eğitimli küçük ve ortaburjuvazinin) yeniden formasyonu şeklinde cereyan etti; bunların büyük bölümü servetlerinin büyüklüğüne göre farklı ülkelere kaçtılar ve büyük çoğunluğu da oralarda yerleşti. Onlardan arta kalan boşluğu önemli ölçüde yeni bir sınıf doldurdu. Bu, konsolidasyon programının (bunun planlı olması gerekmiyor) bir parçasıdır. Konsolidasyonu sağlayan ikinci unsur hızla artan reel ücretler oldu. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Üçüncü unsur ise savaşa katılanların ve onların aile üyelerinin en üst seviyeden sosyal garantilerinin sağlanmasıdır. Bu sadece artık belki de milyonlarla ifade edilen bir sosyal kesim değil, aynı zamanda ileride devlet yönetiminin tevdi edilebileceği yeni bir güvenilir kadro rezervi anlamına geliyor. Dolayısıyla Putin’in konuşmasında bu konu üzerinde uzun uzadıya durulmasının nedeni, bir vicdani sorumluluğun yansımasından ziyade burada yatıyor.
Putin’le silahlı kuvvetler ve en genelde siloviki arasındaki ilişkiler daha 2001 yılbaşı günü helikoptere atlayıp Çeçenistan’daki birlikleri ziyaret ettiğinden beri hep özel olmuştur; ordu ve genel olarak siloviki, Yeltsin döneminin aşağılanma, küçümsenme ve yozlaşmasından Putin döneminde kendilerine sunulan yeni güven ve sağlanan itibarla çıkmışlardı. Bugün bu süreç yeni bir biçimde yeniden hız kazanıyor.
Putin’in konuşmasında Rusya yönetimi açısından yakın tarihin en travmatik olayı, kaçınılması gereken en önemli tehdit, devletliliğin korunmasını ve devlet aygıtının güçlendirilmesini zaruri kılan şey: Sovyetler Birliği’nin dağılması da kendine bir yer buluyor.
Putin’in konuşmalarında sıkça rastladığım, belki benzerine bugün rastlamak imkânsız olduğu için bana hâlâ şaşılacak kadar samimi görünen neredeyse naif bir doğruculuk da konuşmanın ikinci bölümünde öyle çıplak yansıyor ki, uzunca bir çeviriyi kesinlikle hak ediyor.
Bu kısmı neredeyse eksiksiz olarak aktaracağım; ancak özel olarak, bugünkü Amerikan yönetiminin 2022’de iktidarda kendisi bulunsaydı bu savaşın çıkmayacağı iddiasını Putin’in doğrulamadığına, bunu “belki de” diye geçiştirdiğine dikkat çekmek gerek. Dikkat çekmek istediğim ikinci nokta ise Ukrayna silahlı kuvvetlerinin “silahlı harekatların potası içinden geçmekte oldukları” ifadesi. Bunu belki de bir tür düşmana saygı ifadesi saymak gerek. Ukraynalıların (Putin’in 2021 temmuzundaki önemli makalesinin başlığında söylediği gibi) “kardeş halk” sayılıyor olması yüzünden bunun ileride ne olur ne olmaz diye siyasi bir kurnazlık ve hazırlık olduğunu kabul etmek de mümkün elbette; ne var ki ben, Sovyetler Birliği’nin efsanevi dışişleri bakanı Gromıko’nun hatıralarında aktardığı, Stalin’in yaklaşımıyla paralellik olduğunu düşünüyorum. Stalin, Gromıko’nun da katıldığı bir toplantıda şöyle demişti: “Tarih bize, en sebatkâr askerin Rus askeri olduğunu söyler, sebatkârlıkta ikinci sırada Almanlar gelir, üçüncü sırada ise… Polonyalılar.” Gromıko bu sözleri neredeyse 40 yıl sonra şöyle yorumlar: “Stalin, Alman askeri hakkında, olgulara dayanarak ve her tür duyguyu bir kenara koyup tarihi planda bir değerlendirmede bulunmuştu.” Bana öyle geliyor ki Putin de Ukrayna askeri hakkında benzer bir değerlendirme yapıyor.
Yozlaşan uygarlık ailesi, yalanlar, domuzcuklar ve altın klozetler
“Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra bize, uygar denilen Avrupa halkları ailesinin, en genelde uygar batı ailesinin büyük bir hızla üyeleri olacakmışız gibi geliyordu. Bugünse orada uygarlık filan olmadığı, orada sadece tam bir yozlaşma olduğu ortaya çıkıyor. Ama bu önemli değil. O zamanlar bu iyi bir şeymiş ve biz de bu ailenin tam teşekküllü, eşit haklara sahip bir parçası olacakmışız gibi geliyordu. Hiç de öyle bir şey olmadı, meseleyi anlıyor musunuz? İlgisi yok, biz bu ailenin eşit haklara sahip bir parçası olmadık.
“Hayır, tam tersine, Rusya’yı her taraftan, üstelik gitgide daha şiddetli baskı altına almaya devam ettiler. Rusya’yla ilgili her şey fiilen güç pozisyonundan çözülüyordu. Omzunu pışpışlıyor, çeşitli etkinliklere davet ediyorlardı, ama batı, Rusya istikametindeki kendi menfaatlerini tam da güç yoluyla dayatıyordu, silahlı güç de dahil.
“Nasıl peki? … Teröristler silahla, parayla teçhiz edildi, bunlara bütün alanlarda siyasi ve enformasyon desteği sağlandı. …
“Ben şahsen çok iyi hatırlıyorum. ‘Nasıl olur, ülkemizi terörizme karşı savunmak zorundayız,’ dediğimizde bize diyorlardı ki: hayır, ne isterseniz yapın ama bu olmaz, bu olmaz, bu yasak, yoksa size kredi filan yok, yoksa imtiyazlı rejimlerin uzatılması filan da söz konusu olmaz. Ekonomi alanında doğrudan zora dayanan bir baskı, sınırlama.
“Rusya’nın iç siyasetine etki etmek ve Rusya’yı içeriden sarsmak için de yıkıcı vasıtalar kullanıldı — tamamen bile isteye. Kimi başka ülkelerde de görmekte olduğumuz gibi iç siyasi durumu sarsmak için vasıtalar yaratıldı ve kullanıldı.
“Ve elbette, savaş sonrası dönemde yaratılmış şeylerin hiçbiri işe yaramıyordu. Her şey büyük bir hızla yozlaşmaya başladı, bütün kuralları ve BM şartını umursamamaya başladılar. Yugoslavya’daki olaylar — neyin nesidir bu, nerede BM şartı, kuvvet kullanımı? Bunun üzerine defalarca konuştum, ama vakıa şudur: hiçbir şey yok, sadece lüzumlu saydıklarını yapıyorlardı. Dayatmayı, oylatmayı başarabildiler mi, iyi; başaramadılar mı, umurlarında değildi. Ve sonunda Yugoslavya’yı lime lime ettiler, Sırpları lime lime ettiler — tek bir halkı farklı devlet daireleri arasında parçaladılar, hepsi bu.
“Nihayetinde (NATO’nun genişlemesinden bahsetmiyorum bile, bu apaçık ortada) bugün bize şöyle diyorlar: kendi güvenlik meselelerinizi kendi istediğiniz gibi çözmeye ve onları kendi istedikleri gibi yapma hakkından mahrum bırakmaya hakkınız yok. Biz kimseyi hiçbir haktan mahrum bırakmıyoruz. Ve kimseden özel bir şey de talep etmiyoruz. Biz sadece bize verilen sözlerin yerine getirilmesinde ısrar ediyoruz. NATO’nun doğuya hiçbir genişlemesi olmayacağı kamuoyu önünde ilan edildi. Peki sonra? Umurlarında değildi, bir genişleme dalgasını diğeri takip etti. …
“Neticede iş Ukrayna’da bir devlet darbesine vardı. Onlarca yıldır kulaklarımıza döktükleri demokrasi nerede burada? Bildiğiniz silahlı darbe. Seçime gitmiş olsalardı, daha önce de yüzlerce defa söylediğim gibi, seçimleri kazanırlardı, engel yoktu, kesinlikle kazanırlardı. Hayır, bildiğiniz güç gösterisi yaptılar, hepsi bu.
“Sonra güneydoğuyu, güneydoğu bölgelerini güçle bastırmaya başladılar, fiilen savaş başlattılar. 2022’de savaşı başlatanlar biz değiliz, Ukrayna’daki batı destekli yıkıcı güçlerdir — esasen bizzat batı bu savaşı başlattı. Biz sadece sone erdirmeye, bitirmeye çalışıyoruz. Üstelik, hatırlayacağınız gibi, önce barışçıl vasıtalarla, Minsk’teki görüşmelerle yapmaya çalıştık, sonra da askeri bileşeni dahil etmek zorunda kaldık, çünkü bizi aldatmakta olduklarını anladık. Ve bu aldatmaca ortaya çıktı: kamuoyu önünde en baş yetkililer tarafından, hiç çekinmeden, hiçbir şeyi yerine getirme niyetleri olmadığı, sadece Ukrayna silahlı kuvvetlerini silah ve teçhizatla donatmak için bir ara verdikleri söylendi. Devlet darbesine yol açtılar, askeri eylemleri bilinçli olarak başlattılar — savaşa bilinçli olarak yol açtıklarına eminim.
“Başkan Trump, o zaman kendisi başkan olsaydı böyle bir şeyin olmayacağını söylüyor. Belki de öyledir. Çünkü o zamanki yönetim meseleyi bilinçli şekilde silahlı çatışmaya götürdü. Bence nedeni de anlaşılır. Herkes Rusya’yı kısa bir zaman diliminde yıkacaklarını, dağıtacaklarını sanıyordu ve Avrupalı domuzcuklar da ülkemizin yıkıntıları üzerinde semirme, bir önceki tarihi dönemde kaybettiklerini geri kazanma ve rövanşı alma umuduyla eski Amerikan yönetiminin bu işine hemen dahil oldular. Bugün herkes için aşikâr olduğu gibi, Rusya’ya yönelik bütün bu girişimler, bütün bu yıkıcı planlar başarısız oldu, tamamen. …
“Evet, Ukrayna silahlı kuvvetleri askerî harekatların potasından geçiyor, ama ne yazık ki Ukrayna’nın devletliliği dağılıyor, altın klozetlerden görülüyor bu, silahlı kuvvetler de bozuluyor. Firarilerin giderek artan sayısı da bunu gösteriyor: firarlar yüzünden Ukrayna’da 100 binin üzerinde sadece ceza davası açıldı ve firarilerin toplam sayısı da yüzbinlerle sayılıyor. Bu, bozulmanın kesin bir işareti.”
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









